Yeni ayakkabı, insanı huzursuz eder. yaşam da bundan farklı değil... bizi gafil avlıyor ve istemediğimiz halde, gerek duymadığımız halde bilinmeyene doğruyu yürümeye zorluyor...
Ve sonra, birden her şey değişivermişti. buradaydım: doğduğum kente üç saatten az bir mesafede olmasına karşın daha önce hiç ayak basmadığım bu kentte, oturduğum bu masada; tanıdığım tek bir insan vardı ve herkes benimle uzun yıllardır dostmuşuz gibi konuşuyordu. insanların arasına karışıp böylesine gevezelik edebilme, içebilme ve eğlenebilme yeteneğimin olmasını görmek beni çok şaşırtıyordu...
Tanrı; güneşi her gün yeniden doğdurarak, bizi mutsuz kılan her şeyi değiştirmemiz için zaman tanıyor bize. Oysa biz; her gün, böyle bir zamanın bize bağışlandığını görmezden geliyoruz. bugünün düne benzediği gibi, yarının da benzeyeceğini düşünüyormuş gibi davranıyoruz...
Piedra Irmağı’nın kıyısında oturdum ve ağladım... Efsaneye göre, bu ırmağın sularına düşen her şey; yapraklar, böcekler, kuş tüyleri, bunların hepsi ırmağın yatağında taşa dönüşürmüş. Ahh! Yüreğimi bağrımdan söküp, akıp giden sulara atabilmek için neler vermezdim... Hiç acım kalmazdı o zaman, hiç pişmanlık kalmazdı içimde, anılarım olmazdı hiç...