Anksiyete, mental hayatta geniş çapta ve normal bir olgu olarak yer alır. Çocukluğun şekil veren yıllarında önemli tehlikeler belirli bir formla-sinyal anksiyete- ilişkili hale gelir. Bu, beklenen bir korkudur, geçmişteki bir tehlike durumu ile ilişkilendirilen bazı özellikleri taşıyan bir durum söz konusu olduğunda tetiklenir. Kendini koruyucu bir tepkiyi tetikler, bu tepki savunma mekanizmasıdır.
Bir annenin çocuğunun öfkesine karşı her zaman soğuk ve reddedici olduğunu varsayın. Bu çocuk öfke duyguları ortaya çıkma tehdidi baş gösterdiğinde anksiyete sinyalini yaygınlaştırma yeteneği geliştirebilir. Yetişkin olduğunda bu işlem büyük oranda bilinçaltı ve otomatik hale gelir. Öfkeyi fark etmeden önce anksiyeteyi hisseder. Bu anksiyete sinyali bir savunma tepkisini uyarır. Örneğin özellikle çok kibar veya şikayetçi olma (reaksiyon oluşumu) veya öfkeyi kendine çevirme (mazoşizm). Anksiyete tek başına bir semptom olarak görünse de, aynı zamanda diğer düşünceleri, semptomları ve davranışları tetikleyebilir.
“ölümden en fazla korkanlar, ölüme içlerinde pek de dolu dolu yaşanmamış bir hayatla yaklaşanlardır. Bütün hayatı kullanmak en iyisi. Ölüme tortudan, yanıp kül olmuş bir kaleden başka bir şey bırakma.”
Birinci tipte, sinyal anksiyete, ego belli durumları tehlikeli (potansiyel olarak duygusal yönden çok kuvvetli) olarak tanımlamayı öğrenmiştir ve kişiyi tehlikeye karşı uyarmak için küçük miktarlarda anksiyete üretir. Başka bir tip olan travmatik anksiyetede ego tehlike tarafından ezilir ve kontrolü kaybeder. Burada tehlikeden kastımız güçlü seksüel veya saldırgan dürtü gibi içsel veya dışsal bir olaydır.
“Hayranlığımın arttığını hissetmiş olmalı, insanlar gerçekten ilgilendikleri birinin gözlerinde kendilerinin sevilen hayalini görürlerse kendilerini severler.”