Bazı hazineler toprağın altında, paslı sandıklarda ya da tarihin tozlu sayfalarında gizlidir. Onları bulmak için haritalara, kazmalara ve hırslı bir yürüyüşe ihtiyaç duyarsınız... Ama bazen bir kitap okursunuz ve asıl hazinenin, koşulsuz sevgiyle örülmüş bir aileden daha büyük olmadığını anlarsınız. Üstelik bu öyle bir hazine ki, sahip olmak için kan bağına bile gerek yok.
Kaan Koç’un "O Benim Abim" eseri, Bodrum’un arka sokaklarında kimsesiz çocukların dünyasına dokunarak başlıyor. Ancak hikaye, Olgu karakterinin dahil olmasıyla bambaşka bir derinlik kazanıyor. Ailesini bir cinayete kurban vermiş, mirasına göz diken halasının zulmünden kaçan yaralı bir çocuk Olgu... Sokak hayvanlarına yiyecek almak için sakladığı parasını çalmaya çalışanlardan onu kurtaranlar ise, yine onun gibi kimsesiz ama birbirine kenetlenmiş o dev yürekli "abiler ve ablalar" oluyor.
Kitapta sadece bir çocuğun dramını değil, onun intikam hırsıyla dolu kalbinin sevgiyle nasıl yeniden inşa edildiğine şahitlik ediyoruz. Sayfalar arasında ilerlerken yer yer gözlerimin dolduğu, "iyi ki okudum" dediğim o kadar çok an oldu ki... Yazar, define arayışından intikam planlarına,adaletin farklı yollarla sağlanması, geçmişten gelen hesaplaşmalardan ustalıkla kurulmuş kurgulara kadar tempoyu hiç düşürmemiş. Akıcı dili sayesinde bir oturuşta biten, nefes kesen bir yolculuktu
Bu kitap bana bir kez daha gösterdi ki; aile olmak sadece aynı soyadını taşımak değil, birinin yarasına merhem olmak ve ekmeğini karşılıksız bölüşmektir. Annesiz babasız büyümüş o gençlerin birbirine nasıl can yoldaşı olduğunu okurken, gerçek hazinenin yanı başımızdaki sevdiklerimiz olduğunu iliklerime kadar hissettim.
Sadece bir hikaye değil, gerçek bir "koşulsuz sevgi" dersi...