Bu adam niye böyle yazıyor? Kendimi anladığım bir cehennem sanki onun yazdıkları... Kendimi anlamam için çok çeşitli yollar vardı ama ben çıkmaz bir yola girdim ve bundan hiç pişman olmadım. Bu yolda olduğu gibi, uykusuz gecelerde olduğu gibi oldukça yakın durdum çocukluğuma, çocukluğumdaki kedilerime, en çok Sıpa'ya...Bir derdin oluyor ve sen ondan sonra o dertle yoğruluyorsun. Yoğrulduğun o derdin rengi, hacmi, biçimi seni sen yapıyor ama sen sen olduktan sonra da değişiyorsun ve sen değişirken şaşkın, sakar, huysuz olsan da içinde ufacık mavi bir nokta sımsıcak duruyor, aynı kalıyor. O aynı kalan sıcak ve mavi noktanın kalemini harekete geçirdiği doğru. Bitmeyen, tükenmeyen, azalmayan bir şey var hayatında. Hayatındaki o şey sen Pessoa'yı okudukça sevinç çığlıkları atıyor. Dil ve anlam üzerine kafa yorarken yaşadığın bu karşılaşma kolayca verilmiş bütün kararları iade ediyor ve kendisine karşı koyamadığın, nasıl meydan okuyacağını da bilemediğin bir büyük kararsızlık yaşatıyor. Bu kararsızlığın içinde debelenmezsen, bocalamazsan, çıldırmazsan sen olamazsın diyor. Çattık işte! Hücum edebileceğin, arkanı dönüp gidebileceğin bir kararsızlık değil bu. Yönünü belirlemen, bu kararsızlığı doğru dürüst yaşamayı bilmene bağlı. Bir karara varmak için sözlük anlamlarına baktığın her sözcük seni yanıltacak. Daha başka bir dil ve daha derinleşen anlamlar var bu kararsızlıkta. Kendime Sıpa diyerek durumun yoğunluğunu, olayın karışıklığını bir nebze olsun azaltamadığımı bilsem de türlü türlü şeyler deneyerek bu kararsızlıkta dengemi korumaya çabalıyorum. Dengemi yitirme korkusundan uzaklaşmazsam sözlüklere dönerim. Oysa yapmam gereken bu değil.
Kurguluyorum, kurguluyorum ve içimde kendisine ulaşamamış insanların pişmanlıkları birikmiş de ben onları anlatmak zorundaymışım gibi