Yasin Duman

Yasin Duman
Kafamda bir tuhaflık!
10/10
·534 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 11 Ocak 2026 00:00
Ferdinand Bardamu’nun hikâyesi bir kararla başlamaz; bir itilmeyle başlar, kalabalığın içinden, sloganların gürültüsünden, coşkunun sahte sıcaklığından cepheye doğru sürüklenirken aslında nereye gittiğini bilmez, çünkü kimse bilmez, savaş tam da bu yüzden mümkündür, insanlar bilmeden gider. Céline, savaşın başında ne ideallerle ne bayraklarla ilgilenir; onun baktığı yer, insanın ilk kez kendi korkusunu bu kadar yakından hissettiği o andır. Kurşunlar henüz isabet etmeden önce, ölüm ihtimal hâlindeyken bile, Bardamu’nun içinde bir şey kırılır ve bu kırılma bir daha onarılmaz. Savaş onun için bir felaket değil, bir ifşadır: insanın kendini korumak için ne kadar küçük, ne kadar yalın, ne kadar çıplak bir varlık olduğunu gösteren bir açıklık. Cepheden kaçmak bir kurtuluş değildir; sadece başka bir karanlığa geçiştir. Afrika’da güneş altında çalışan bedenler, tropik hastalıklar, boğucu sıcak ve sömürge düzeninin kayıtsızlığı içinde Bardamu, ölümün burada da farklı bir anlam taşımadığını görür; çünkü ölüm her yerde aynıdır ama insanın ona bakışı değişir. Burada ölüm yorgundur, acele etmez, sabırlıdır; insan hayatı uzun uzun tüketilir, azar azar alınır. Céline’in Afrika’sı egzotik değildir, vahşi değildir; daha kötüsü, sıradandır. Bardamu’nun asıl dehşeti burada başlar: kötülüğün bir karakteri olmadığını, bir yüzü olmadığını, yalnızca bir işleyiş olduğunu fark ettiği yerde. Amerika’ya geçildiğinde dünya birden bire düzene girer; her şey ölçülür, sayılır, tekrar edilir ve bu düzen, Bardamu’nun içindeki boşluğu daha da büyütür. Fabrikalarda akan bantlar, ritimle ilerleyen bedenler, zamanı parçalayan makineler arasında insanın içi sessizleşir. Céline burada açıkça gösterir: modern dünya, insanı acıdan kurtarmaz, sadece acıyı görünmez kılar. Bardamu’nun bu dünyada hissettiği şey
Gecenin Sonuna YolculukLouis Ferdinand Celine · Yapı Kredi Yayınları · 20265,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hesse'nin Hermann Lauscher'i!
9/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2025 59. kitabı
Bazı kitaplar, yazıldıkları dönemi aşarak yazarıyla birlikte düşünmenin aynası olur. Hermann Lauscher, Hesse’nin gençlik çağının aynalarından biridir. Bu aynada gördüğümüz yüz, ne tamamen hayal ne de bütünüyle gerçektir; orada Hesse’nin kendisiyle yaptığı uzun bir iç konuşmanın izlerini buluruz. Lauscher’ın sesi, süslü bir anlatının peşinde koşmaz. Onun cümleleri, çoğu zaman kısa bir nefes gibi, bazen de derin bir iç çekiş gibi çıkar. Çocukluğa dair söyledikleri, okuyucuya kendi geçmişini hatırlatır; çünkü Hesse, çocukluk anılarını yalnızca betimlemez, onları sorgular. Neyi kaybettik? Neyi yanlış hatırlıyoruz? O günlerde hissettiğimiz mutluluk, gerçekte mutluluk muydu yoksa sadece bilmediğimiz acının yokluğundan mı ibaretti? Hesse’nin anlatımında dikkat çeken bir başka şey, içsel dürüstlük. Hermann Lauscher’da kahraman, duygularını saklamaz; utançlarını, küçük sevinçlerini, boşluklarını olduğu gibi ortaya koyar. Bu dürüstlük, kahramanı romantik bir kahraman yapmaz; tam tersine, onu kırılgan ve sıradan kılar. Fakat Hesse, tam da bu sıradanlığın içinde insanın asıl derinliğini görür. Lauscher’ın yalnızlığı, kitaptaki en güçlü damar. Yalnızlık burada bir kusur değil, bir yaşam biçimi olarak anlatılır. İnsanların arasındayken bile kendini ayrı hisseden birinin, bu ayrı oluşu kabullenişini izleriz. Hesse, bu noktada kendine özgü bir sakinlik taşır; yalnızlığı yargılamaz, yüceltmez, dramatize etmez. Sadece ona bakar, onu anlamaya çalışır. Belki de bu yüzden Hermann Lauscher, okurda içe dönük bir yankı bırakır. Kitap, olay örgüsüyle değil, düşünce anlarıyla hatırlanır. Hesse, büyük cevaplar vermek yerine küçük sorular bırakır: Bir insan kendi içindeki yabancıyla nasıl yaşar? Geçmişin yükü, hangi noktada geleceğe karışır? Okurken farkına varırız ki, bu kitap genç bir
Hermann LauscherHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 2020134 okunma
Korkulu Ustalık: Şiirin Gölgesinde Bir Düşünce Kitabı
9/10
·728 syf.··
2025 51. kitabı
Alaattin Karaca'nın, Turgut Uyar'ın şiir üzerine yazılarını, söyleşilerini ve soruşturmalarını derlemesinden meydana getirdiği "Korkulu Ustalık". Turgut Uyar, "Korkulu Ustalık"taki yazılarında yalnızca şiirin değil şiir düşünen insanın da anatomisini çıkarır. Bu yazılar, bir şairin kendi sesini ararken başkalarının seslerini dinleyişinin, kendi içinden geçerken dönüp dışarısını sorgulayışının tanıklığıdır. Uyar’ın buradaki metinleri, bir şiir kitabı değildir; ama şiirin ruhuna, varlığına, görevine, acemiliğine ve kurnazlığına dair kurulmuş bir metinler evrenidir. Bir Poetikanın Gölgesinde: “Ustalık”, şairin gözünde bir ödül değil, bir tehlikedir. Turgut Uyar bu kavramı, “yeniliği yitirme korkusu”, “durgunlaşma tehdidi” ve “şairliğin sıradanlaşma riski” ile yan yana düşünür. Kitabın adı bu yüzden yalnızca bir başlık değil, aynı zamanda bir poetik bildiridir: Korkulu Ustalık. Şair, “ustalaşmak” yerine acemilikte ısrar etmeyi seçer; çünkü acemilik, daima arayışa açık olanın hâlidir. Ona göre ustalaşan şair, kendini tekrar etmeye, kendi şiirinin parodisine dönüşmeye mahkûmdur. Bu yüzden kitabın satır aralarında, ustalığın içinde gizlenen çürümenin kokusu duyulur. > “Ustalaşmak, tıpkı bir kedinin kendi doğasına yabancılaşarak yavrularını yemesi gibidir.” Bu cümle, kitabın ruhunu bütünüyle açığa vurur: Uyar, kendi şiirini yemekten korkan bir şairdir. Şiir Üzerine Bir Düşünce Seyahati: Korkulu Ustalık, doğrudan şiir yazmayan ama şiir üzerine düşünen bir metinler toplamıdır. Uyar’ın 1950’lerden 1980’lere dek kaleme aldığı yazılar, söyleşiler, soruşturma yanıtları ve notlar bu kitapta bir araya getirilmiştir. Fakat bu yazılar, yalnızca poetik beyanlar değil; aynı zamanda döneminin edebiyat ortamına dair sosyolojik ve felsefî gözlemlerle örülüdür. Yapıtta şiirin, sadece
Korkulu UstalıkTurgut Uyar · Yapı Kredi Yayınları · 2009156 okunma
cemal süreya!
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2025 45. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2025 00:00
“Papirüsten Başyazılar”: Cemal Süreya’nın Yazı Masasından Sızan Işıklar Düşünen Bir Şairin Günlükleri Gibi: Bu kitapta yer alan yazılar, 1960’ların sonlarında ve 70’lerin başlarında Papirüs dergisinde yayımlanmış başyazılardan oluşuyor. Ama öyle kuru, uzak, yukarıdan bakan yazılar değil bunlar. Her biri bir sohbetin, bir dost mektubunun, bir sigara dumanı arasından söylenmiş kelimelerin parçası gibi. Süreya, şiirden sinemaya, edebiyat dergilerinden politikaya, dostluklardan kırgınlıklara kadar uzanıyor; bazen içli, bazen iğneleyici, ama hep zeki, hep içten kalıyor. Şiir gibi yazdığı denemelerinde, Turgut Uyar’dan Behçet Necatigil’e, Sait Faik’ten Mayakovski’ye, hatta bir meyhanede tanıştığı bir garsona kadar herkese ve her şeye yer var. Çünkü onun için yazmak, yaşamın kendisini anlamlandırmanın bir biçimi. Şiiri, yazıyı, insanı ayrı ayrı değil, iç içe görüyor. Üslubu: Tatlı Bir Alay, Derin Bir Ciddiyet Süreya’nın kalemi, her zaman olduğu gibi burada da ne bir öğretmenin kürsüsünden ne de bir entelektüelin yüksek kulesinden konuşuyor. O, sokakta yürürken, bir dostla rakı içerken ya da bir dergi sayfasını karıştırırken söze karışıyor gibi. Kıvrak, biraz oyunbaz, ama son derece dikkatli bir dili var. En sıradan görünen olaylarda bile estetik bir damar yakalıyor. İroni onun en keskin silahı; ama bu ironi, küçümseyen değil, yüzü gülen bir ironidir. Kimi zaman eleştirdiği şeyin içinde sevgi vardır, kimi zaman sevdiğini bile kıyısından sorgular. Çünkü onun yazı dili, duyguyla aklın tam ortasında, şiirle eleştirinin eşikte durduğu o tatlı yerde doğar. Papirüs’ün Kalbi: Bir Dönemin Nabzı Papirüsten Başyazılar, yalnızca Cemal Süreya’nın düşünce dünyasını değil, aynı zamanda bir edebiyat dönemi içinde olup biteni de gösterir. Dergicilik, arkadaşlıklar, kuşak çatışmaları,
Papirüs’ten BaşyazılarCemal Süreya · Can Yayınları · 2025333 okunma
KIRIK SOKAKLARDA YÜRÜYEN HAYATLAR!
8/10
·139 syf.··
2025 32. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2025 00:00
Orhan Kemal'in "Sarhoşlar"ı Üzerine: Bazı kitaplar vardır, sayfalarını çevirdikçe bir roman değil, bir mahalle geziyormuş gibi hissedersiniz. Meyhane köşelerinde iç çekişleri, dar sokaklarda umut kırıntılarını, rutubetli duvarlarda kuruyan düşleri görürsünüz. İşte Sarhoşlar, tam da böyle bir kitaptır. Orhan Kemal’in kaleminden çıkan bu öykü kitabı, hayattan alınmış değil, hayatın ta kendisidir. Orhan Kemal, büyük olayları değil, küçük insanların büyük dertlerini anlatır. Onun karakterleri gazete manşetlerine çıkmaz, çıkamaz; ama bir meyhanenin loşluğunda, bir çocuk ayakkabısının yırtık ucunda, bir annenin sessiz ağlayışında büyürler. Sarhoşların dünyasında herkes biraz yorgundur, ama bu yorgunlukta bile yaşamakta ısrar eden bir inat vardır. Yazar, kahramanlarını süslemeye çalışmaz. Onlar nasılsa öyle yaşarlar: eksik, kırık, ama sahici. Kitabın adını taşıyan öyküde, sarhoşluk yalnızca içkinin getirdiği bir sersemlik değil, hayatın getirdiği bir sersemlemedir. Orhan Kemal’in sarhoşları, düşkünlükten çok düşürülmüşlüğün içindedir. Bir meyhane masasında edilen birkaç laf, bir anlık dostluk sıcaklığı, bir bardak rakının başında kurulan dost hayaller... Yoksulluğun içinde bile bir nevi asaleti taşır bu insanlar. Düşerken bile kimseye çarpmazlar, kimsenin alanına sarkmazlar. Sessizce kaybolurlar karanlığın içinde. Öykülerde zaman hep geç kalmış gibidir. Hep bir şeyler kaçırılmış, bir yerden dönülememiş, bir söz söylenememiştir. Ama belki de güzelliği de buradadır bu hikâyelerin: hayat, her zaman tamamlanmaz; bazen eksik kalması onun en hakiki hâlidir. Orhan Kemal, eksik olanı anlatırken tamamlayıcı olur. Biz okurlar, boşlukları kendi yüreğimizle doldururuz. Ve dil... Yazarın dili ne süslüdür ne de kuru. Sade ama içli bir Türkçeyle konuşur. Bir işçinin sırtından damlayan
SarhoşlarOrhan Kemal · Everest Yayınları · 2010475 okunma