“Papirüsten Başyazılar”: Cemal Süreya’nın Yazı Masasından Sızan Işıklar
Düşünen Bir Şairin Günlükleri Gibi:
Bu kitapta yer alan yazılar, 1960’ların sonlarında ve 70’lerin başlarında Papirüs dergisinde yayımlanmış başyazılardan oluşuyor. Ama öyle kuru, uzak, yukarıdan bakan yazılar değil bunlar. Her biri bir sohbetin, bir dost mektubunun, bir sigara dumanı arasından söylenmiş kelimelerin parçası gibi. Süreya, şiirden sinemaya, edebiyat dergilerinden politikaya, dostluklardan kırgınlıklara kadar uzanıyor; bazen içli, bazen iğneleyici, ama hep zeki, hep içten kalıyor.
Şiir gibi yazdığı denemelerinde, Turgut Uyar’dan Behçet Necatigil’e, Sait Faik’ten Mayakovski’ye, hatta bir meyhanede tanıştığı bir garsona kadar herkese ve her şeye yer var. Çünkü onun için yazmak, yaşamın kendisini anlamlandırmanın bir biçimi. Şiiri, yazıyı, insanı ayrı ayrı değil, iç içe görüyor.
Üslubu: Tatlı Bir Alay, Derin Bir Ciddiyet
Süreya’nın kalemi, her zaman olduğu gibi burada da ne bir öğretmenin kürsüsünden ne de bir entelektüelin yüksek kulesinden konuşuyor. O, sokakta yürürken, bir dostla rakı içerken ya da bir dergi sayfasını karıştırırken söze karışıyor gibi. Kıvrak, biraz oyunbaz, ama son derece dikkatli bir dili var. En sıradan görünen olaylarda bile estetik bir damar yakalıyor.
İroni onun en keskin silahı; ama bu ironi, küçümseyen değil, yüzü gülen bir ironidir. Kimi zaman eleştirdiği şeyin içinde sevgi vardır, kimi zaman sevdiğini bile kıyısından sorgular. Çünkü onun yazı dili, duyguyla aklın tam ortasında, şiirle eleştirinin eşikte durduğu o tatlı yerde doğar.
Papirüs’ün Kalbi: Bir Dönemin Nabzı
Papirüsten Başyazılar, yalnızca Cemal Süreya’nın düşünce dünyasını değil, aynı zamanda bir edebiyat dönemi içinde olup biteni de gösterir. Dergicilik, arkadaşlıklar, kuşak çatışmaları,