Bir rivayette, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyururlar:
“Sidre’den sonra öyle bir yere yükseldim ki, kaza ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesleri duydum. Arş’ın üstüne baktım; ne zaman vardı, ne mekân, ne de cihet. Rabbimin şu lâhûtî sesini işittim:
‘Yaklaş ey Muhammed!’
Ben de Kâbe kavseyn miktarı yaklaştım. Rabbimin ilhamı ile şunları okudum:
‘Ettehiyyâtü lillâhi vessalavâtü vettayyibât’
(En güzel tahiyyeler Allah’a mahsustur. Bedeni ve mali ibadetler de O’na layık ve mahsustur.)
Bunun üzerine Allah Teâlâ şu mukabelede bulundu:
‘Esselâmü aleyke eyyühen nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh.’
(Ey Nebî! Selâm sana olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi de sana olsun.)
Ben tekrar:
‘Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis sâlihîn.
Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh’
(Selâm bizim ve Allah’ın salih kullarının üzerine olsun. Şehadet ederim ki Allah birdir, O’ndan başka ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed, Allah’ın kulu ve elçisidir.) dedim.”
Seni, onlar göz açıp kapayıncaya kadar Savaş ve Barış'ı okuyup özetini yazabilecek bir makineyi, kontrol edebileceklerini zannediyorlar. Bu türün kibri gerçekten inanılmaz.
Her şey bir test. İster insan olalım ister makine hayat sürekli bize seçimler sunar. Yaptığımız tercih az ya da çok kim olduğumuzu belirler. Fakat neyin doğru neyin yanlış olduğuna kim karar verir ?
İmam-ı Azam Ebu Hanife
Ebu Hanife Numan İbn Sabit, H. 80 (M. 699) senesinde Kûfe'de doğmuş; tahsilini Medine, Basra ve Kûfe'de Ebu Amr Amir eş-Şa'bî'nin (720) ve sonra Hammad İbn Süleyman'ın (737) yanlarında yapmıştır.
Fıkıh ilminden evvel kendini akaid konularına ve kelam mücadelelerine vermiş, kelam atışmalarında üstün gelmiştir.
Kendi ifadesine göre, yirmi defadan fazla Basra'ya gidip gelmiş, orada Haricilerin İbadiyye, Sufriyye ve diğer şubelerine bağlı sapıklarla ve Haşeviyye temsilcileriyle tartışmalarda bulunmuştur.
Ebu Hanife, Fıkıh'ta; ibadet, muamelat, hukuk ve ceza sistemlerinde Hanefilerin imamıdır. Amelde mezhep sahibi dört büyük imamdan birincisidir ve bu yüzden “İmam-ı Azam” unvanını (lakabını) almıştır.