• Bazı anlar, sokakta, Ginia birdenbire duruyordu, çünkü birdenbire yaz akşamlarının kokusunu duyar gibi oluyordu; çınarların gölgesi, renkleri, sesler gözünün önünden gitmiyordu. Bunu çamurun ve karın ortasında düşünüyor, köşelerde durup o günleri özlüyordu. "Gelecek elbette, mevsimlerin sonu gelmedi ya," diye düşünüyordu ama şimdi yapayalnızken bu ona pek uzak görünüyordu. "Yaşlının tekiyim. İşte o kadar. Güzel ne varsa bitti.."
    Cesare Pavese
    Sayfa 110 - Can yayınları, 4.baskı
  • 286 syf.
    ·Beğendi·6/10
    Buket Uzuner’in “Yazın Öyküleri” kitabı cep boyuyla yaz tatili için gittiğim küçük bir Ege kasabasının marketinde karşıma çıktı, yanımda okumak için farklı bir roman getirmiştim ancak kitabın ismiyle benim yaz tatilinde oluşumun tatlı tesadüfüyle kitabı aldım ve kısa sürede okudum.
    İtiraf etmek gerekirse ilk bakışta Yaz adında bir karakterin başından geçen hikayeler olduğunu düşünmüştüm. İşin aslı ise edebiyat yerine yazın kelimesini kullanmaya tercih eden yazarımız, kendi kuşağına minik bir selam göndermiş ve bizi de kitabın ismi konusunda şaşırtmış oldu.
    Kitabın elimdeki versiyonu Everest Yayınları’ndan çıkan 4 -6. Basım: Ocak 2019 cep boyu, toplam 286 sayfa. Cep boy kitaplara karşı biraz ön yargılı olmama rağmen taşıma konusunda pratik olduklarını kabul etmek durumundayım.
    Uzun zaman önce Buket Uzuner’in “İki Yeşil Su Samuru”nu ve çok daha yakın bir zaman önce ise “Kumral Ada Mavi Tuna”sını okudum. İlerleyen yıllarda yeniden okuyup yeniden bağ kurmak istediğim bir kitap karakteriyle Tuna. Yazarımızdan kısaca bahsetmek gerekirse; 3 Ekim 1955’te Ankara doğan yazarımız Hacettepe Üniversitesi, (Norveç) Bergen Üniversitesi, (ABD) Michigan Üniversitesi’nde biyoloji ve çevrebilim eğitimi almıştır. Balık İzlerinin Sesi romanı ile 1993 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü' ne lâyık görülen Uzuner, Kumral Ada Mavi Tuna romanı ile 1998 yılında İstanbul Üniversitesi Yılın Romanı ödülünü aldı. Son dönemde Kumral Ada Mavi Tuna adlı romanı, Mediterranean Waltz adı ile İtalya, Yunanistan ve İsrail'de yayımlanmıştır. “İklim değişikliği”- çevre sorunlarını ele aldığı ve Türk Mitolojisi’nden fantastik ögeler kullandığı ‘TABİAT DÖRTLEMESİ’ romanları “Su”, “Toprak”, “Hava” ve “Ateş” yayınlanmaya devam etmektedir.
    Kitabımıza dönecek olursak; kitap, yazarın daha önce ödül alan öykülerini de içeren 15 öyküden oluşuyor. Okurken çok sevdiğim ve pek de sevemediğim öyküler oldu.
    • Bir Yaz Dönümü Gecesi İçin Süit
    İlk öykümüz romantikti, karakterin kafa karışıklığını hissettim. Son kısım ise sürpriz oldu, belki de kendi kendimizin ilacıyızdır kim bilir?
    “Bir de heyecanlarını fazla büyütme. Biliyorsun düş kırıklığı için antibiyotik yapılamıyor.”
    “İnsan sevdiğine teslim olmazsa, kime olur?..”
    “Terk eden, aslında ilk önce terk edilendir. Beni terk ettiğin gün, çok daha önce ben seni bir şekilde terk etmişim demektir. Sevmekse, korkunun yangının söndüren tek organik kimyasaldır.”
    • St. Petersburg’da Feodor Diye Biri
    “Şimdi içinizde belki bir tek kişi çıkar ve inanır bana. Çünkü, insan çok istediği bir şeyi gerçekleştirir.”
    • Şairler Şehri
    • İkizlerden Biri
    • Önceki ve Sonraki Kadın
    Bu öyküyü sevdim, son kısım biraz daha iyi olabilirdi belki veya ilişkinin diğer tarafının ne düşündüğünü öğrensek fena olmazdı.
    Dedi: “Sana ihtiyacı olmasının adına sevgi diyeceksek, seviyordur seni.”
    Dedi: “ ‘Terk etmek’ bana büyük bir söz geliyor. Ben, benden öncekinden kalan boşluğu, benden sonrakine bıraktım: Sana bıraktım. Sen gidersen yerine başkası gelecektir. Çünkü yalnız yaşayamaz o. Yalnız yaşayabilmek kendini güçsüz yanlarınla da kabul edebilmektir.”
    • Mor ve Ötesi
    • Otuz Yedi Yaş
    • İçinden Deniz Geçen Şehir
    En sevdiklerimden biri oldu bu öykü, belki ben de denizi çok sevdiğimden belki de araya zaman ve mekan girdikten sonra yüzleşme yaşanan ilişkileri sevdiğimdendir.
    “Artık yaşanmış ve yalnızca düşlenmiş aşklar arasındaki farkı, aşkların ve ayrılıkların ağızda bıraktığı farklı tatları öfke ile acının insanı nerelerinden bıçaklayabileceğini öğrenmiştim. Büyümüştüm.”
    “Geri dönebilmek ve anlayabilmek için ille de gitmem gerekiyordu.”
    “Oysa sen hiç kimseye ve hiçbir yere ait olmamak için yıllarca mücadele ettin,” dedi.
    “Tanrım, reddetmek bazen ne kadar güçtür. Hele zor zamanlarda reddetmek ne kadar irade ve güç gerektirir. Ve her reddediş yalnızlığın sınırlarını büyütür.”
    • Elvan D.
    • Kırk Yıllık Dostum Sulhi
    Samimiyeti hissettiğim bu öyküden sonra sanki Sulhi benim de uzaktaki bir dostum oldu.
    “Askere gitmeden önce İstanbul’da bir sevgilim vardı. Onunla evlenmedim. Karım olmak onu soldurur diye. Başkasının mutfağında soluyor şimdi, benimkinde değil.”
    • Otuz Yaş
    • Stockholm’de Ölüm
    “Neden o adamla evlenmiyorsun?” diye soruyorsun. “Seninle mutluyum,” diyorum. “Neden bana aşık olmuyorsun?” Bu kez gülmüyoruz. Derin bir nefes alıyorum, “Sen aşık olamayacağım kadar mükemmelsin Lasse,” diyorum.
    “Evlen, olsun bitsin,” diyorum haince gülümsemeyle. “Hayır,” diyorsun, “ben başka şeyler istiyorum.”
    “Gülerken bir ara seni buluyorum, sonra yine kaybediyorum.”
    • Güneş Yiyen Çingene
    • Uzak Kasabaların Gri Hüznü
    “Anlaşılmamak en mutlak yalnızlıktır.”
    • Şiirin Kız Kardeşi Öykü
    “Bitirmek, bir şeyi bitirmek, başlamaktan daha büyük cesaret ister çoğu zaman.”

    Açıkçası karakterler ve olay örgüsü fazla derinleşemeden bittiğinden öykü okumayı çok sevdiğim bir yazın türü olmadı hiçbir zaman. Bu kitapla belki de öykülere tekrar şans vermem gerektiği hissine kapıldım. Öyküler akıcıydı, bazı öykülerin sonu çok benzer şekilde psikolojik rahatsızlıklarla bitiyor ancak bunların farklı zamanlarda birbirlerinden bağımsız şekilde yazıldığını unutmamak gerek. Mutlaka okunması gereken bir kitap olduğunu söyleyemeyeceğim ama elinize fırsat geçerse bir şans verebilirsiniz, bakarsınız bir öykü sizi de tam kalbinizden yakalar…

    Kitaplarla ve sevgiyle kalmanız dileğiyle…
    Kaynakça
    http://buketuzuner.com/tur/bu-hakkinda/
    https://www.biyografi.info/kisi/buket-uzuner
  • Ruhumu yine seninle seyahat ettireceğim, sonu belirsiz rotalarda gezineceğim ve bedenimin tutsaklığını dindireceğim bir yaz başlıyor. Hatırlar mısın, seninle en güzel edebiyat sohbetlerimizi, o uzun roman yolculuklarımızı, yazların vefasına sığınarak yapmıştık son yıllarda…
    Evet, yazının başından beri etrafında dolandığım asıl yaz tarifim bu işte. Vefalı mevsimdir yaz. Sevdikleri kavuşturur, aileleri birleştirir, bedenleri ve ruhları dinlendirir. Bir yılın yükünü taşır da hiç yüksünmez. İzin günlerine bile yarenlik eder yaz ayları…
    İşte bu vefalı mevsime bu kez ben bir vefasızlık yapıyorum. Kırk beşinci buluşmamıza gidemiyor, onu sineğin kanadında yaşıyorum…
  • Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...
    Murathan Mungan
    Sayfa 21 - Metis
  • Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak... 

    Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır...