Bu kitabı okurken bir felsefe metninden çok, sakin bir yürüyüşte yapılan derin bir sohbetin içindeymişim gibi hissettim. Sokrates Olsa Ne Derdi? okura bilgi yüklemektense, durup düşünmeyi öğreten bir kitap.
Alexander George, Sokrates’i bir otorite gibi konuşturmak yerine, onun en güçlü silahını öne çıkarıyor: soru sormayı. Kitap boyunca verilen örnekler, günlük hayatta sıkça karşılaştığımız ikilemlerden oluşuyor. Bu da okuru, “doğru cevap ne?”den çok, “ben ne düşünüyorum?” sorusuyla baş başa bırakıyor.
Eserde beni en çok etkileyen şey, kesin yargılardan özellikle kaçınılması oldu. Okur olarak yönlendirilmek yerine, düşünmeye zorlanıyorsunuz. Bu bazen rahatsız edici, bazen aydınlatıcı ama her durumda samimi bir deneyim sunuyor. Tıpkı Sokrates’in yaptığı gibi.
Sokrates Olsa Ne Derdi?, felsefenin sadece kitaplarda kalan bir alan olmadığını; gündelik kararlarımızda, vicdanımızda ve sessiz kaldığımız anlarda da var olduğunu hatırlatıyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda net cevaplar değil, daha doğru sorular vardı.