Ali Yıldırım

Ali Yıldırım

Yazar
7.9/10
32 Kişi
·
92
Okunma
·
7
Beğeni
·
1.022
Gösterim
Adı:
Ali Yıldırım
Unvan:
Alevi Araştırmacısı
Gençliğe saldırdılar. Gençliği yıldırmak için ellerinden geleni arkalarına koymadılar. Oturup bir değerlendirme yapıyorsunuz. Gençliği, son yıllarda gençliğin başına gelenleri şöyle bir gözden geçiriyorsunuz. Görüyorsunuz, biliyorsunuz ki gençliğe yaşatılanlar hiçte rastlantı değil.
Neden böyle yaptın oğlum? Günlük Kazancı ile geçinen bir aile topluluğu içinde tuzuna haram karışmamış bir çorba bulurdun. Giyecek bir elbisen, yatacak yerin vardı. Hem zaten sen hiç kendini düşünmeyen bir çocuktun. Kardeşlerine alınan bir giysi için kıskanmaz sevinirdin. Diğergam bir yaradılışın vardı, paraya hiç kıymet vermezdin. Hatta bir gün yapmayı tasarladığın bir iş konusunu sofrada konuşurken beni kınamış ve şöyle demiştin: Baba hayatta paraya değer vermiyen insan olarak seni bilirdim"
Doğru siyasi iktidar tüm yurseverlerle, devrimcilerle cenge hazırlanıyor... Fakat dostlarınızla çözüm noktasında ayrılıyorsunuz.

Zora karşı zordan başka bir araç var mı?
Çivi ancak çiviyle sökülmez mi?
'Öyle anlaşılıyor ki ne kadar yurtsever,demokrat insan varsa hepsini cezaevlerine dolduracaklar.Dikensiz gül bahçesi dedikleri bu olsa gerek....'
'Ecevit "hiçbir silah devrimciyi halkın sevgisi kadar koruyamaz" demiş,evet halkın sevgisinden üstün bir şey elbette yoktur.Ama zalimin bir kör kurşununun da gencecik ömürleri kararttığının tartışılacak bir yanı yoktur.'
50 yılın bütün hesabını 20 gençten soruyorlar.Bununla da kalmayarak daha ileri gidiyorlar,üç ayda eşi görülmemiş zamların,vergilerin ve hayat pahalılığının yaratıcısı ve reformların engelleyicisi Parti ve Bakanların üstüne örtü çekilerek dikkatler bizim üzerimize çekilip,biz 20 genç topun ağzına sürülüyoruz.
Ölüm cezası en ince tasarlanmış cinayetten daha korkunç bir cinayet örneğidir. Hiçbir cani kolektif bir biçimde planlayarak, inceden inceye düşünerek, kurbanına hiçbir kurtuluş hakkı tanımayarak ve kurbanına önceden onu öldüreceğini haber vererek bir cinayet işleyemez. Bu en inceden inceye tasarlanmış cinayet işleme yetkisi yalnız ve yalnız devlete aittir.
462 syf.
·1/10
Ne kitap harika bir kitaptır, ne de "günlükler" Deniz Gezmiş'in günlüğüdür; yalnızca Ali Yıldırım isimli şahsın ticari dehasının ürünüdür. Ali Yıldırım isimli arkadaş dönemin olaylarını kitaplardan, gazetelerden öğrendiği kadarıyla (öğrendiği kadarıyla diyorum çünkü öğrenemediği de pek çok şey var, buraya döneceğim) biraraya getirmiş ve "Deniz Gezmiş'in bir günlüğü olsaydı nasıl bir şey olurdu acaba?" diye kendi kendine bir fantezi geliştirmiş ve kitabı hazırlamıştır. Buraya kadar tamam diyebilirdik; eğer kitap piyasaya sürülürken bunun kurgu olduğu belirtilmiş olsaydı.. Yapılan bu açık tahrifata karşı Deniz Gezmiş'in 68 kuşağından 50 arkadaşı bir deklarasyon yayınlamış, bu sahte 'günlüklere' karşı okur kamuoyu uyarılmış ve Ali Yıldırım'ı özür dilemeye çağırmıştı. (http://www.radikal.com.tr/...rmaca-cikti-1066396/) Ancak bunun üzerine yazar ve yayınevi ikinci baskıda ufacık bir yerde kitabın kurgu olduğunu belirtmiş ancak kapağından son sayfasına kadar sahici süsü verilmiş halini basmaya devam etmişti.

Oraya döneceğim demiştim, işte dönüyorum. Madem böyle bir tahrifata kalkıştın, hadi tahrifat demeyeyim, böyle bir işe kalkıştın; döneme hakim olacaksın, olguları iyi bileceksin, saçmalamayacaksın. Deniz Gezmiş'e "Bugün bize de sürpriz oldu, İrfan Uçar tahliye oldu." gibi abuk sabuk bir cümle kurdurursan kendine güldürürsün. İrfan Uçar'ın gördüğü ağır işkencelerden sonra itirafçı olduğunu bileceksin, THKO duruşmaları sırasında mahkemeden "Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının saldırı ihtimaline karşı" korunma istediğinden haberdar olacaksın, "Süleyman Demirel'e gözbebeğimiz gibi bakmalıyız." diyecek kadar döndüğüne vakıf olacaksın, "Bütün ahlaksızları marksizm adına yaptık" ve benzeri laflarının ödülü olarak tahliye edildiğini bileceksin.

Hepsi bir yana; her gün adres değiştirmek zorunda olan, aylarca kaçak yaşayan Deniz Gezmiş gibi bir şehir gerillasının bu günlükleri yazabilecek fırsatı olduğuna; fırsatı da geçtim polisin eline geçtiği takdirde bütün örgütü çökertmesine yarayacak bir günlüğü tutmuş olabileceğine inanan okura ne demeli?

kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
Korkunç ellerinle bastirip
yaranı dudaklarını kanatarak
dayanılmakta ağrıya.
Şimdi çıplak ve merhamametsiz ümid...
Ve zafer
Artık hiçbirşeyi affetmeyecek kadar tırnakla sökülüp kopartılacaktır...
Günlet ağır
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Günler haşin zalim ve kurnaz.... diye devam ediyo harika bi kitap
462 syf.
·Beğendi·10/10
Sen bir kuIsun, kuI oIarak kaIacaksın.(Kayseri vaIisine)

Ve ben 24 yasındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızIığına armağan etmekten onur duyuyorum.

Her öIen, bir kişiIik öIümünü öImüş. (Vietnam’da öIenIer için)

Aşırı soIcudur aşk. Bu yüzden insanIarın soI yanını hedef aIır. Ve aşk bu kadar soIcuyken içinden sağ çıkmak imkansızdır.
222 syf.
·5 günde·7/10
"Hükmü sultan olmaz ise, gelmez hata cellattan." Osmanlı atasözü.

Kitap 4 bölüm ve 2 ek bölümden oluşmakta.

İlk bölümde yazarın idama karşı olduğuna dair görüşleri ve hukuksal dayanaklara göre gerekçeleri var.

İkinci bölümde ise (benim en zevk aldığım bölümdü) Osmanlı’da uygulanan ölüm cezası türleri (baya çeşit varmış) ve ayrıntılarından bahsediliyor. Hatta burada Ivo Andriç’in Drina Köprüsü romanından bir alıntı kısmı var ki kazığa oturtarak idamı tüm ayrıntıları ile rahatsız edici şekilde vermiş. Okurken insan ciddi ciddi ürperiyor. Bu bölümde yer alan diğer birkaç ilginç bilgiyse kanca çiçeğinin ne olduğu ve kafası kesilerek infaz edilmiş siyasi mahkumların kafalarının ilgili kişilere bozulmadan nasıl götürüldüğünün anlatılmasıydı. Burada geçen bir diğer kitap ise Zuhuri Danışman’ın Cellât Çeşmesi kitabı.

Üçüncü bölümde cumhuriyet dönemindeki ölüm cezalarından bahsediliyor. Bu bölüm daha çok istiklal mahkemelerinin nasıl oluştuğuna ve verdikleri idam cezalarına dair bilgiler içeriyor.

Dördüncü bölüm ise 1960 ve sonrasında meydana gelen siyasi olaylar sonrası yapılan idamları anlatıyor.

2 ek bölüm ise cumhuriyet tarihinin en çok infazını gerçekleştiren cellat Kara Ali’nin anıları ve 12 Eylül celladı olan cellat Hüseyin Yalçın’ın kısa bir röportajından oluşuyor.

Kitap ilginç bir konuyu tarihi olaylarla güzel anlatıyor. Yalnız kitabı yarım bırakmakla bırakmamak arasında gidip geldim. Bunun nedeni de kitabın yazarını merak edip biraz araştırınca yazarın yazdığı bir başka kitap olan Deniz Gezmiş'in Günlüğü isimli kitaptı. Kitabın ilk baskısında sanki Deniz Gezmiş’in gerçekten böyle bir günlüğü varmış gibi yayınlanmış. Daha sonra gerçek ortaya çıkınca yazarın açıklaması özrü kabahatinden beter şekilde olmuş: “Bunun kurgu olduğunu yazmayı insan aklına hakaret olarak düşünmüştüm. Demek ki anlaşılmamış. Yeni baskısında ‘belgesel kurgu’ yazarız.” Bu durumu okuduktan sonra, hele ki tarihi olayları anlatan bir kitap olunca, acaba bu kitapta da benzer bir durum olabilir mi diye insan kuşkuya düşüyor. Bundan dolayı kitabı okurken ara ara bazı olaylara internetten de baktım ve kitapta olmayan bir ek bilgiyi bu sayede edinmiş oldum. Kitapta da geçen ve Atatürk’e suikastten idam olan Ziya Hurşit’in yazar Hakan Günday’ın büyük büyük amcası olduğunu öğrendim. Hatta Hakan Günday da bunu sonradan öğrendiğinde Ziya Hurşit’i Ziyan adlı kitabının kahramanı olarak yazmış. Ziya Hurşit’in de Yozgat İstiklal Mahkemesi üyesi olarak birçok idam kararına imza atması ve sonrasında kendisinin de idam edilerek ölmesi cidden kaderin garip bir cilvesi olmuş.

Velhasıl kitabı tavsiye eder miyim? Evet ederim. Çünkü kitabın içinde çok ilginç bilgiler vardı. Ama bu yazardan bir daha başka bir kitap okur muyum orası meçhul işte.
311 syf.
Osmanlı'nın ne kadar hoşgörüsüz olduğunu, önemli tarihçilerin yazdıklarını kaynak göstererek anlatan çok değerli bir kitap. Vicdanınız varsa, okuduklarınız sizi çok üzecek...
311 syf.
·Puan vermedi
Osmanlı tarihini bilmeden okuyanlara osmanlının bir gaddar devlet olduğu izlemini bırakacaktır ... osmanlı karsıtı olarak yazıldığı bariz basit idam cezalarinı dahi ortağcağın korkunç engizisyonuna benzetmeye çalisarak kendine güldüren bir yazar
222 syf.
·8/10
Cellat'ın anıları son bölüm'de,onun öncesinde idam metotları,idam edilen kişiler hakkın da bilgiler,idam biçimleri gibi bölümler yer alıyor. en ilgi çekici yerleri şüphesiz ki Osmanlı idam metotları ve İstiklal mahkemelerin'de 5 bin insanı astığı söylenen kara ali'nin bölümü. Psikolojik bir eser'de olduğu için ilgisi olanlara tavsiye olunur.
311 syf.
·Puan vermedi
Kitap Osmanlı'nın cogu sistematik hareketini ele almis ve her seferinde ayrımcılık, ırkçılık, baskici polika yonunde Osmanlıyı yorumlamıştır. Kitap bana gore fazla Osmanlı karşıtı olarak yazılmış ve açıkçası bu denli yorumlu bir tarih kitabini severek okumadim. Çoğunlukla yazarın yorumunu dinledim. Osmanli da engizisyonun olduğuna ikna etmedi beni.
311 syf.
·Beğendi·8/10
Osmanlı engizisyonu
Ali yıldırım
Engizisyon (Latince: inquisitio, soruşturma, İngilizce inquisitional), Katolik Kilisesi’ne bağlı bir mahkeme sistemiydi. Adı ile sanı ile komple hıristiyan uygulaması olan bu sistem,din ve devlet adına,hatta çoğu uygulama da padişahın canını,malını koruması adına Osmanlıya da geçmiştir.araştırmacı yazar ali yıldırım Anadolu da inançsal zulmün tarihi Osmanlı engizisyonu isimli kitapta,Hurufilerin yakılması,Kızılbaş katliamları,şeyhhülislam ebu suud üzerinden kanuni dönemi kadı divanı ve engizisyona kadar vardırılan kararları,Bektaşi dergahlarının ve insanlarının imhasını,katledilen şairleri,düşüncelerinden dolayı yok edilen hafız ve müderisleri,Osmanlıda ceza sistemi,cellatların teşkilatını,işkenceleri,öldürme şekillerini,yabancıların gözünden Osmanlıyı okuyacağımız bu kitap italik yayınlarından 2013 de basılmıştır.kitap kaynak olarak Osmanlı resmi tarihçilerini,seyyah yazarları ve kitaplarını,alevi Bektaşi nefeslerini,yerli,yabancı yazarların Osmanlı hakkın da yazdıklarından yola çıkarak derlemiş.sayfa 36 da kitapla ilintilimi,değimli birden araya ulaş bardakçının kaçma planını,ulaşın Olcay özsever isimli şahısa güvenmeyip,onu ihbarcı olarak gördüğünü okuyoruz, birden devrimci kuşak birazcık bocalatsa da okuru,devrimci önderlerden ulaşı iki satır da olsa okumak,Osmanlıyı okurken ferah ferah içilen su etkisi yapıyor. Tarihteki her devlet gibi, Osmanlı da şiddeti belirli amaçlar için kullanmaktan çekinmezdi. Osmanlı kanından gelen şehzadeleri kanı kutsaldır diye boğarak öldüren ,tek damla kanı toprağa düşmesin diye titizlenen bu mahlukatlar bebek,çocuk,genç,yetişkin demeden padişah fermanı ile şeriattır denilerek öldürmekten geri durmamıştır.boğularak,kellesi alınarak ani ölümleri sebebi ile şanslıdır .kitaptan alıntı ile bir başka öldürme şeklini okuyunca sizler de ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Tahtadan inşa edilmiş bir kuleye makaralarla ipler yerleştirilir. Yatay tahta direğe, aynı kasapların et asmak için kullandığı çengellere benzeyen, ucu oldukça sivri ve yukarı kıvrık çengeller asılırdı. İnfaz edilecek mahkum genelde çırılçıplak soyulur, elleri bağlanır ve iple bu tahta kulenin en üst noktasına kadar çekilirdi. Sonra ipi çekenler aniden ipi bırakırlardı. Mahkum aşağı doğru düşerken bu çengele artık neresi denk gelirse, saplanırdı. Eğer şanslıysa, çengel hayati organlarına isabet eder ve ona hızlı bir ölüm bağışlardı. Fakat bu nadir görülen bir olaydı. Genelde çengele saplanan mahkumlar, hayati organlarına isabet etmeyen çengel yüzünden hemen ölmez, ve acı içinde uzun saatler içinde ölürlerdi. Mahkum ölene kadar çengelden indirilmezdi. Bu tarz infazlar gizli olarak değil, herkesin göreceği biçimde yapılır ve suça niyetlenenlere ibret teşkil etmesi hedeflenirdi. Bu tahta kuleler genelde İstanbul’da Parmakkapı’da ve Eminönü’nde kurulurdu. Çengel cezasına eşkiyalar ve özellikle de korsanlar çarptırılırdı.ve ne hikmetse Osmanlıya göre bütün Kızılbaşlar eşkıya,haraç vermeyen bütün gayri Müslim topluluklar ise korsan oluyor ve ya çengel,ya kuyu cezasını içinde acı çekerek ölüyorlardı. Kanuni, özellikle Kızılbaşlığa karşı uyguladığı baskı ve zulümde babası Yavuz un kesintisiz bir devamı olarak görülür ve 1553 tarihli şu buyruğun sahibi olarak gösterilir:
Kızılbaş lekesi olanlar hapis ile iktifa edilmemeli, bu gibiler isabetli tedbirlerle elde edilerek habis vücutları ortadan kaldırılmalıdır.
Yeni Osmanlıcılık oynayanlar ,ülkemizi ateşten ateşe atanların en büyük padişahlar olarak saydıkları insanlar aleni Sünni İslam felsefesi güden ve öldürülmeleri için emir vermekten çekinmeyen insanlardı.osmanlı tekrar diritilmeye çalışılıyor. Başarılı olurlarmı,olunmazmı bilinmez fakat,her dönemin yezidi olduğu gibi,karşılarına biat etmeyen Hüseyinler yine çıkacaktır.600 yıl bütün dinler kardeş kardeş yaşadı safsatasını boşa çıkaracak olan bu kitaba göre ,ki alıntı yaptıkları resmi tarih yazıcılarından oluşuyor haracını ,karını,oğlunu,kızını Osmanlıya düzgün verirsen sıkıntı yok,paran ve malın ile eşitleniyorsun…yoksa kuyular,işkenceler,zindanlar şeriat adına seni bekliyor.
Din hukukuna ve siyasal erke karşı gelmek demek ölüm ve zindan ile cezalandırılmak demektir.osmanlıda hoşgörü yalandır.tarih yalan söylemez..yaşanılan acılar ,çekilen işkenceler kayıt altın da,siz kimleri kandırıyorsunuz…geçmişten ders alarak,analiz ederek yaşayan ve bilime inanan insanlarız sizler gibi bizleri sürekli birileri kandıramaz,kitaba dönecek olursak zulüm dolu tarihinizden hoşgörü çıkartamazsınız…oğlunu boğdurtuğunu diziden öğrenen kitlelerin,okumayan,incelemeyen insanların varlığı sizin en büyük şansınız..cehalet dostunuz..sorgulayan,soru soran ise din düşmanı öyle değimli?işte bu din düşmanı diye nitelendirilen,sistemlerine ters geldiği için çeşitli şekillerde öldürülen insanların acı dolu sonlarının öyküsünü yazan ali yıldırımın derlediği bu kitap okunasıdır.
O dönem kesin ölüme götürecek suçları da yazalım
Kızılbaş
Hurifi olmak
Namaz kılmamak
Hutbe dinlememek
Saz çalıp,semah dönüp cem yapmak
Yunus emreden deyişler okumak,(bugün ilahileri dilden dile yayılan özellikle iktidarın kullandığı bu erenin Osmanlı tarafından yasaklı sayılması da ayrı bir ironi)
Yezide lanet okumak(Mehmet metiner tv proğramın da biz yezidin safını tutanlarız demiştir)
Ebu Bekir,ömer,Osman ı sevmemek
İsanın muhammetten üstün olduğunu söylemek
Ezan okunurken bin kez de çağırsan,bizden sana gelecek olan yoktur demek
Kalabalık cennetten ise tenha cennet yeğdir demek
Şarap içmek
Ahrete inanmamak
Gibi uzayıp giden bir sürü ırkçı, şoven,mezhepçi safsata yüzünden kayıtlara göre 350 bin insan katledilmiş…eğer Osmanlıcılık yeniden kurulursa bu sefer nüfüs orantılı sayı daha da artacaktır..batılılar engizisyonu demokrasi götürüyoruz diye bizim bademler ise istikrar adına yapıyor..olan yine alt tabakaya,muhalife,soru sorana,ezilene oluyor…yaşam hep ezen,ezilen savaşına tanıklık etti,kimileri din sosu le bunu örtbas ederek farklı gösterdi oysa ezilenler,ölenler hep aşağı tabaka diye nitelendirdikleri halktandı…aynı acıları yaşamamak adına laikliğe,cumhuriyete,sosyalist fikirlere daha çok sahip çıkılmalı,gericiliğe pirim verilmemelidir.dirençle ve dostlukla kalın…iyi okumalar….
Gürbüz Deniz

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Yıldırım
Unvan:
Alevi Araştırmacısı

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 92 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 63 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.