Ali Yıldırım

Ali Yıldırım

Yazar
8.0/10
60 Kişi
·
178
Okunma
·
10
Beğeni
·
1.315
Gösterim
Adı:
Ali Yıldırım
Unvan:
Alevi Araştırmacısı
Ben ne şuralıyım ne buralı.
Adalıyım adalı,
Adam ormanlıktır.
Dostluk yoldaşlık, mertlik ormanı, bütün adamı kaplar.
Erdemin güneşi yirmi dört saat aydınlatır ada 'mı, biz Ada sakinleri bilmeyiz karanlığı.
Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim.
Ve bu sebeble Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik.
Bundan dolayı ölümden korkmuyoruz.
Onu ancak işbirlikçiler düşünsün.
Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün.
Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.
-Hücredeki Adalının Dünyası II -

Cigaram elimi yakıyor.
Maltepe' de etrafı karanlığın cüceleriyle çevrilmiş marş söyleyen iki adalı.
İki Adalının marş söyleyişinde silahlar susar.
Bu ülkenin gerçek yurtseverleri olan devrimcileri kimse kökü dışarıda gösteremez!
Kökü dışarıda olanlar emperyalizmin uşaklarıdır.
Ali Yıldırım
Sayfa 116 - 21 şubat 1971 pazar
Hüseyin, Sinan, Alp, Che, Pera' da ve Benerci' nin dudaklarından sıkıntılı ve acılı bir tebessüm... Emekçiler üzgün, kölelerin boynu bükük. Sivrisinekler memnun ve neşeli...
Bekliyoruz, ne zaman kesilecek bu vızıltı? Bekliyoruz, sıkıntılı, sinirli ve mutlu.
Bir bekleyiş bu...
-Hücredeki Adalının Dünyası-

Taş duvar, demir karyola ve yerde sayısız izmaritler.
Helanın pis kokusu, rutubetli, sıkıntılı, nikotinli, İnsanı serseme çeviren kurşun gibi ağır bir hava,
Duvarlar sanki soğuk dalgaları imal ediyor,
İstediğiniz kadar üzerinize kalın şeyler giyin,
Oligarşinin hücresinde soğuğu yenmek imkansız.
462 syf.
Ne kitap harika bir kitaptır, ne de "günlükler" Deniz Gezmiş'in günlüğüdür; yalnızca Ali Yıldırım isimli şahsın ticari dehasının ürünüdür. Ali Yıldırım isimli arkadaş dönemin olaylarını kitaplardan, gazetelerden öğrendiği kadarıyla (öğrendiği kadarıyla diyorum çünkü öğrenemediği de pek çok şey var, buraya döneceğim) biraraya getirmiş ve "Deniz Gezmiş'in bir günlüğü olsaydı nasıl bir şey olurdu acaba?" diye kendi kendine bir fantezi geliştirmiş ve kitabı hazırlamıştır. Buraya kadar tamam diyebilirdik; eğer kitap piyasaya sürülürken bunun kurgu olduğu belirtilmiş olsaydı.. Yapılan bu açık tahrifata karşı Deniz Gezmiş'in 68 kuşağından 50 arkadaşı bir deklarasyon yayınlamış, bu sahte 'günlüklere' karşı okur kamuoyu uyarılmış ve Ali Yıldırım'ı özür dilemeye çağırmıştı. (http://www.radikal.com.tr/...rmaca-cikti-1066396/) Ancak bunun üzerine yazar ve yayınevi ikinci baskıda ufacık bir yerde kitabın kurgu olduğunu belirtmiş ancak kapağından son sayfasına kadar sahici süsü verilmiş halini basmaya devam etmişti.

Oraya döneceğim demiştim, işte dönüyorum. Madem böyle bir tahrifata kalkıştın, hadi tahrifat demeyeyim, böyle bir işe kalkıştın; döneme hakim olacaksın, olguları iyi bileceksin, saçmalamayacaksın. Deniz Gezmiş'e "Bugün bize de sürpriz oldu, İrfan Uçar tahliye oldu." gibi abuk sabuk bir cümle kurdurursan kendine güldürürsün. İrfan Uçar'ın gördüğü ağır işkencelerden sonra itirafçı olduğunu bileceksin, THKO duruşmaları sırasında mahkemeden "Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının saldırı ihtimaline karşı" korunma istediğinden haberdar olacaksın, "Süleyman Demirel'e gözbebeğimiz gibi bakmalıyız." diyecek kadar döndüğüne vakıf olacaksın, "Bütün ahlaksızları marksizm adına yaptık" ve benzeri laflarının ödülü olarak tahliye edildiğini bileceksin.

Hepsi bir yana; her gün adres değiştirmek zorunda olan, aylarca kaçak yaşayan Deniz Gezmiş gibi bir şehir gerillasının bu günlükleri yazabilecek fırsatı olduğuna; fırsatı da geçtim polisin eline geçtiği takdirde bütün örgütü çökertmesine yarayacak bir günlüğü tutmuş olabileceğine inanan okura ne demeli?

kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
Sen bir kuIsun, kuI oIarak kaIacaksın.(Kayseri vaIisine)

Ve ben 24 yasındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızIığına armağan etmekten onur duyuyorum.

Her öIen, bir kişiIik öIümünü öImüş. (Vietnam’da öIenIer için)

Aşırı soIcudur aşk. Bu yüzden insanIarın soI yanını hedef aIır. Ve aşk bu kadar soIcuyken içinden sağ çıkmak imkansızdır.
Korkunç ellerinle bastirip
yaranı dudaklarını kanatarak
dayanılmakta ağrıya.
Şimdi çıplak ve merhamametsiz ümid...
Ve zafer
Artık hiçbirşeyi affetmeyecek kadar tırnakla sökülüp kopartılacaktır...
Günlet ağır
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Günler haşin zalim ve kurnaz.... diye devam ediyo harika bi kitap
Acemi Okur
Acemi Okur Darağacında Kan Sesleri Bir Celladın Anıları'ı inceledi.
222 syf.
·5 günde·7/10
"Hükmü sultan olmaz ise, gelmez hata cellattan." Osmanlı atasözü.

Kitap 4 bölüm ve 2 ek bölümden oluşmakta.

İlk bölümde yazarın idama karşı olduğuna dair görüşleri ve hukuksal dayanaklara göre gerekçeleri var.

İkinci bölümde ise (benim en zevk aldığım bölümdü) Osmanlı’da uygulanan ölüm cezası türleri (baya çeşit varmış) ve ayrıntılarından bahsediliyor. Hatta burada Ivo Andriç’in Drina Köprüsü romanından bir alıntı kısmı var ki kazığa oturtarak idamı tüm ayrıntıları ile rahatsız edici şekilde vermiş. Okurken insan ciddi ciddi ürperiyor. Bu bölümde yer alan diğer birkaç ilginç bilgiyse kanca çiçeğinin ne olduğu ve kafası kesilerek infaz edilmiş siyasi mahkumların kafalarının ilgili kişilere bozulmadan nasıl götürüldüğünün anlatılmasıydı. Burada geçen bir diğer kitap ise Zuhuri Danışman’ın Cellât Çeşmesi kitabı.

Üçüncü bölümde cumhuriyet dönemindeki ölüm cezalarından bahsediliyor. Bu bölüm daha çok istiklal mahkemelerinin nasıl oluştuğuna ve verdikleri idam cezalarına dair bilgiler içeriyor.

Dördüncü bölüm ise 1960 ve sonrasında meydana gelen siyasi olaylar sonrası yapılan idamları anlatıyor.

2 ek bölüm ise cumhuriyet tarihinin en çok infazını gerçekleştiren cellat Kara Ali’nin anıları ve 12 Eylül celladı olan cellat Hüseyin Yalçın’ın kısa bir röportajından oluşuyor.

Kitap ilginç bir konuyu tarihi olaylarla güzel anlatıyor. Yalnız kitabı yarım bırakmakla bırakmamak arasında gidip geldim. Bunun nedeni de kitabın yazarını merak edip biraz araştırınca yazarın yazdığı bir başka kitap olan Deniz Gezmiş'in Günlüğü isimli kitaptı. Kitabın ilk baskısında sanki Deniz Gezmiş’in gerçekten böyle bir günlüğü varmış gibi yayınlanmış. Daha sonra gerçek ortaya çıkınca yazarın açıklaması özrü kabahatinden beter şekilde olmuş: “Bunun kurgu olduğunu yazmayı insan aklına hakaret olarak düşünmüştüm. Demek ki anlaşılmamış. Yeni baskısında ‘belgesel kurgu’ yazarız.” Bu durumu okuduktan sonra, hele ki tarihi olayları anlatan bir kitap olunca, acaba bu kitapta da benzer bir durum olabilir mi diye insan kuşkuya düşüyor. Bundan dolayı kitabı okurken ara ara bazı olaylara internetten de baktım ve kitapta olmayan bir ek bilgiyi bu sayede edinmiş oldum. Kitapta da geçen ve Atatürk’e suikastten idam olan Ziya Hurşit’in yazar Hakan Günday’ın büyük büyük amcası olduğunu öğrendim. Hatta Hakan Günday da bunu sonradan öğrendiğinde Ziya Hurşit’i Ziyan adlı kitabının kahramanı olarak yazmış. Ziya Hurşit’in de Yozgat İstiklal Mahkemesi üyesi olarak birçok idam kararına imza atması ve sonrasında kendisinin de idam edilerek ölmesi cidden kaderin garip bir cilvesi olmuş.

Velhasıl kitabı tavsiye eder miyim? Evet ederim. Çünkü kitabın içinde çok ilginç bilgiler vardı. Ama bu yazardan bir daha başka bir kitap okur muyum orası meçhul işte.
200 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Aslında kitabın adı Sivas Katliamı olmalıydı. Ateşte Semaha Durmak alt başlık olabilirdi. Yazar o günün anısına ayrı bir değer katmak istemiş olabilir. Sevgili arkadaşlar Pir Sultan Abdal'ın katlinden başlayarak, Maraş katliamını hatırladık. Bugün 2 Temmuz ve insanlık tarihinin en karanlık günlerinden Sivas katliamının yıldönümü. Ne üzüntü vericidir ki bu katliam kendisini Alevi olarak tanımlayan Türk insanına karşı yapılmıştır. Bu yetkiyi de İslam adlı Orta Çağ zihniyetinden almışlardır. Olayın ikinci üzüntü verici tarafı ise Alevi kardeşlerimizin, bilmeden bu ateşe bir odunda kendilerinin atmalarıdır. Şöyle ki; Alevi kardeşlerimiz ibadetlerinde, Allah, Muhammed ve Ali'yi dillerinden düşürmezler. Bilmezler ki insanı yakma Allah'tan başlar, Muhammed ile devam eder ve Ebu Bekir ve Ali ile zirve yapar. Bu sebeple Alevi kardeşlerimizin, Ahlakın ve vicdanın olmadığı bu tür olayları kutsal bilip Anadolu kültürü ile özdeşleştirmeleri uygun bir davranış değildir. Alevi kardeşlerimizin, Anadolu kültürünün bir özelliği olan barış, kardeşlik, eşitlik, adalet ve her türden haksızlığa karşı çıkmayı, ötekinin acısını kendi acısı kabul eden, bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır diyenleri rehber edinmeleri, akıl yoluyla kendi özüne dönmeleri yani Allah'sız, Muhammed'siz ve Ali'siz yollarına devam etmeleri bu topraklarda yaşayan halklara çok daha fazla değer katacak, haklı davalarına da bir haklılık kazandıracaktır.
311 syf.
·Puan vermedi
Osmanlı tarihini bilmeden okuyanlara osmanlının bir gaddar devlet olduğu izlemini bırakacaktır ... osmanlı karsıtı olarak yazıldığı bariz basit idam cezalarinı dahi ortağcağın korkunç engizisyonuna benzetmeye çalisarak kendine güldüren bir yazar
480 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Pir Sultan Abdal’ın deyişlerinden büyük bir hareket, mücadele içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Zulme, baskıya, yoksulluğa karşı deyişleri bir başkaldırı çağrısı, bir manifestodur. Deyişlerinin maddi içeriğini içinde yer aldığı mücadele evreni doldurur. Somut bir hareket içerisinde yer almayan bir ozanın bu denli yoğun mücadele deyişleri söylemesi mümkün olamaz. Ancak ya şayan biri söyleyebilir. Deyişleri var olduğu ortamın ürünüdür.
Bu incelemeyi 2 Temmuz 1993 Pir Sultan Anma törenleri esnasında, madımak otelin de İslamcı yobazlar tarafından katledilen 33 aydının anısına yapıyorum.
311 syf.
Osmanlı'nın ne kadar hoşgörüsüz olduğunu, önemli tarihçilerin yazdıklarını kaynak göstererek anlatan çok değerli bir kitap. Vicdanınız varsa, okuduklarınız sizi çok üzecek...
200 syf.
·8/10
Çok sarsıldım. Çok kötüyüm. Utanıyorum insan ırkından. Canlı canlı insan yakan bu türden her şeyi, her iblisliği bekliyorum. Tiksiniyorum ırkımdan.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Yıldırım
Unvan:
Alevi Araştırmacısı

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 178 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 121 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.