Cemal Kutay

Cemal Kutay

Yazar
9.0/10
29 Kişi
·
78
Okunma
·
14
Beğeni
·
2.370
Gösterim
Adı:
Cemal Kutay
Unvan:
Türk Tarihçi ve Yazar
Doğum:
Konya, 1909
Ölüm:
İstanbul, 5 Şubat 2006
Bedirhan Bey'in torunu ve Tahir Muhlis Kutay'ın oğlu olan Cemal Kutay, orta öğrenimini Kadıköy Lisesi'nde tamamladı.

Anadolu Ajansı'nda 1924-1928 yılları arasında muhabirlik, Hakimiyet-i Milliye'de istihbarat şefliği ve fıkra yazarlığı yapan Kutay, Konya'da Yeni Anadolu Gazetesi'ni ve Zaman Dergisi'ni, İstanbul'da Halk Gazetesi'ni, Millet Dergisi'ni çıkardı. Kutay, pek çok gazete ve dergide özellikle tarihi konularda yazılar yazdı.
Tarihin kendilerine "Sizin sonunuz geldi!" haykırmasına rağmen direnen bu bir avuç mecnun (Teşkilat-ı Mahsusa kadrosu demek istiyor) Trablusgarb'ı elde etmek isteyen İtalyanları nasıl durdurmuşlar, ve ancak Balkan Hristiyanlığının el birliğiyle üzerlerine atılarak onları Konstantinopl kapılarına kadar kovalamasından sonra buralardan ayrılmışlarsa, ilk fırsatta gizlice ve çoğu Alman denizaltılarıyla sahillere çıktılar, harbin sonuna kadar da hiç bir yabancı kuvveti sokmadılar.
Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsz milletlerin devamına imkan yoktur. Din vardır ve lazımdır. Temeli sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi, fakat bina uzun asırlar ihmale uğramış. Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat hakikate nasıl inanırsam, buna da öyle inanıyorum. Bizim dinimiz en makul ve tabii dindir ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme, mantığa, tetabuk etmesi lazımdır. Bizim dinimiz buna tamamen mutabıktır. Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir miyar(ölçüt) vardır. Bu miyar işe hangi şeyin bu dine muvafık olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, millet menfaatine muvafıktır biliniz ki o bizim dinimizde de muafıktır.
Zat-ı samilerine evvela şunu arzedeyim ki, ben ne şahsen, ne Harbiye Nazırı olarak, orada din ve devleti korumak için kanlarını döken fedakâr vatan evlatlarını hiçbir vazifeye mecbur etmedim. Onlar, ancak hükümetin ve devletin yapamadığı bir namus vazifesini kendi iradeleri ile yüklenen hamiyyet ve cesaret sahibi civanmertlerdir.
ÖNSÖZ

DESTAN... FAKAT HAKİKAT!

Elinizdeki kitapçık, roman değildir: Çeşitli sebeplerle bugüne kadar ifşa edilmemiş bir kahramanlık destanının hikayesidir. Boğuşanlar, Türkler ve Moskoflardır. Tarihi düşmanlar; İmparatorluğumuzun son devrinde, ordularımıza kumanda eden Enver Paşa'nın şahsında, Ana Vatanda ölüm - kalım mücadelesi yaptılar. Enver Paşa, Anadolu Türklerinin müstevliyi vatanın bağrında boğdukları 26 Ağustos 1922 Cuma sabahı Kızıl'larla savaşırken kalbinden vurularak Türk Ana Vatanında şehit oldu. Hiç bir romana mevzu olamıyacak kadar vak'a ve hareketlerle dolu bir devre, Enver Paşanın yanında bir avuç kahraman, Buharaya geldiği 4 Ekim 1921'den itibaren on ay sürdü... Fakat bu on ayın destanlara mevzu hayatı, Kızıl rejimin zulmü altında inleyen Ana Vatanda, yeni yetişenlere hala fısıldanır... Bugün Enver Paşanın Çöğen Köyündeki taşsız mezarı, devrimiz için yüz karası zulümlerle yok edilmek istenen Kırk Milyon Türk'ün kalbinde kurtuluş ümidi olarak yaşamaktadır. Türk Cumhuriyetinin nesilleri ve bütün dünya, Enver Paşanın Lenin'e karşı yaptığı mücadeleyi bilmelidirler... Cihanın ya hürriyetlere sahip, huzur ve barış içinde yaşamak veya Orta-Çağ karanlıklarına ve görülmemiş istibdada mahkum olarak manen ve maddeten yıkılmak saflarına riyazi kat'iyyetle ayrıldığı şu günlerde, Enver Paşanın macerası, kurtuluş yolunun destanıdır. Komünizm'e karşı savaşmanın, bir kuvvet muvazenesi mevzuu olmadığını anlatmak bahsinde hiçbir muhayyile, Enver Paşanın Türk Ana Vatanında geçen son on aylık ömrü kadar heyecan verici, inandırıcı, güvendirici bayrak eser yaratamaz... Enver Paşanın kanıyla yazdığı bu eser, elbetteki büyük ciltlerin mevzuudur. Biz, bilhassa, o masal kahramanı Enver Paşanın yiğit halefi Kuşçubaşıoğlu Hacı Selim Sami'nin hatıratına istinad ederek büyük destanın esas safhalarının tesbite çalışacağız. "Yeni Turan" yolunda seve seve can vermiş aziz şehitlerin destanlarına bir lahzacık olsun gönlünüzde yer vereceğinize inanarak...

Cemal KUTAY
İdare eden de, kanunu tatbik eden için Haraç Defterini rahatça alacağı kanaatı olursa, adaletin elbette gözü kör olur.
"... Büyük İskender, filozofu ziyaret etmiş, elinde feneri hayalindeki insanı arayan ve bulamadığı için de bir fıçı içinde yaşayan DİYOJEN, kendisinden ne istediğini soran cihan fatihine "Gölge etme başka ihsan istemem!..."
Cemal Kutay
Sayfa 34 - abm yayınları
Ve 1915 Mısır'ın Camiül Ezher'ine benzer bir İslam Darülfünunu (Üniversitesi) Medine'de kurulmuş, siyasi iktidar İttihad Terakki'nin üç paşası, Talat, Enver, Cemal Paşalar açılış törenine Medine'ye gelmişlerdi.
Şereflerine oraların en değerli ikramı olarak develer kesilmişti.
Bu törenler için yetiştirilmiş OSMANCIK TABURU saf tutmuş; paşalar bekleniyordu. Arap bedevi kadınları ellerinde defler yanık seslerle türküler söylüyorlardı. Türkülerin konusu da deve etinin lezzetiydi: Bu etin kebabının, haşlamasının, kızartmasının ne kadar lezzetli olduğu yanık yanık, makam içinde anlatılıyordu.
Töreni tertipleyen Osmanlı Teşkilatı Mahsusa Reisi Eşref Sencer Kuşcubaşı Bey, bir de gördü ki, HAZIR OL vaziyetinde olan Anadolu'nun arslan yapılı Osmancık taburunun erlerinden bazılarının Arapça deve eti kasidesini dinlerken gözyaşları şıpır şıpır damlıyor...
İyi Arapça bilen Eşref Bey şaşırdı, bir ere yaklaştı, sordu:
"- Oğlum, ne ağlıyorsun?"
Hazırol vaziyetinde ki Mehmetçik durumunu değiştirmeden cevap verdi:
"- Kumandanım... Bakınız ne güzel Kur'an okunuyor..."
Bu saf, pırıl pırıl yürekli Anadolu çocuğunun duyguları önünde gözleri dolan Eşref Bey dayanamıyor :
"- Oğlum, o bedevi kadınları kendilerine dağıtılacak deve etlerinin lezzetini anlatan kasideyi makamla okuyorlar. Sil gözyaşlarını..."
300 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Kitap, bugünü anlamamız için düne bakmamız gerektiğini, dünü yaşamamamız için bugün ne kadar uyanık olmamız gerektiğinin reçetesi gibi.

Türk Milletinin başına gelen en büyük felaket olan Balkan Savaşından sonra Istanbul'un halkı ve yöneticilerinin içinde bulundukları maddi ve ruhi sefaleti bütün çıplaklığı ile ortaya koyuyor.

1.Balkan Savaşı bitmiş ve ordu son olarak Çatalca önlerinde direnmeye çalışmaktadır ama burada da direnemeyecegini herkes bilmektedir. Tam bu noktada Trablusgarb'de vatan savunması yapan genç subaylar geri dönerler ve gerilla taktikleri ile bir sıra taarruza başlarlar. Çok kısa süre içinde de bütün Batı Trakya tekrar kurtulur. Fakat büyük devletlerden korkan hükümet ve yöneticiler onlardan bütün başarılarını artlarında bırakarak geri gelmelerini isterler. Bu talep derhal reddedilir ve kendilerini tanımamazlıktan gelen İstanbul Hükümetine inat kendi devletlerini kurarlar.

Tarihteki ilk Türk Cumhuriyeti olması bakımından önemli olan bu devletin her türlü teşkilatı da kurulmuştur. Hatta posta pulu bile bastırılmıştır.

Kitapta en önemli kahraman olarak rahmetli Eşref Sencer Kuşçubaşı ve kardeşi Selim Sami Bey başta olmak üzere Enver Paşa ve daha sonra vatan haini olarak anılacak olan Çerkez Ethem ve ağabeylerinin bu vatan için neler yaptığını gözyaşları ile okuyacaksınız.
280 syf.
Nelere Gülerlerdi adında eski baskısını okumuştum bu kitabın.Diyojen,Akbaba vs. gibi Tanzimat ve Cumhuriyet döneminde yayınlanan dergilerin ortaya çıkış serüveni ve hükümetle çekişmeleri anlatılıyor.İçerisinde gülünç anektodlar var.
Kitapta en ilginç bulduğum bölüm ise Karagöz bahsi.Bizim masum bir orta oyunu olarak benimsediğimiz Karagöz oyunu meğer o dönemde siyasi propaganda malzemesi yapılmış.
318 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitap, Tarblusgarb Harbi ile başlayan ve Milli Mücadeleye kadar devam eden süreçte vatana, millete, devlete unutulmaz katkıları olan Eşref Sencer Kuşçubaşı'nın (Kuşçubaşı Eşref'in) Birinci Dünya Savaşı sırasında aldığı bir gizli vazife ile Yemen'e bir kafile olarak gitmeye çabalamasını anlatıyor.

Kitabın yazıldığı sırada Kuşçubaşı Eşref'inhenüz hayatta olduğunu da belirtmem gerek. Yazar doğrudan kendisinden aldığı bilgileri de sık sık kitapta paylaşıyor.

Tarihe meraklı ya da milli duyguları yoğun olanların mutlaka okuması ve edinmesi gereken bir eser.

Kitabın sayfaları arasında yüzlerce yıl bizden bildiklerimizin ilk badirede bizi nasıl yabancı ve hatta işgalci saydıklarını, Anadolu'nun gencecik fidanlarının çöl kumları üstünde nasıl da kanlarını akıttıklarını, imparatorluğumuzun son anına kadar bir avuç Türk evladının nasıl da vatan uğruna kendilerini feda ederek çırpındıklarını hayret ve dehşetle okuyacaksınız.

Kitabın 1965 basımı olması ve başka basımının da olmaması sebebiyle yoğun şekilde kullanılan Osmanlı Türkçesi kitabın okunmasını bir miktar zorlasa da kitap bittiğinde buna kat kat değdiğini görüyorsunuz.

İyi okumalar.
280 syf.
·82 günde·10/10
Mehmet Akif Ersoy'un sadece bir şair, bir yazar değil bunların yanında vatan savunmasına fiilen katılan bir vatansever olduğunu anlayacağınız bir eser.

Birinci Dünya Savaşı devam ederken ingilizlerin arab yarımadasındaki arap aşiretlerini ayaklandırma planına karşı başlarında Eşref Sencer Kuşçubaşı olduğu halde bir heyetin gizlice bölgeye giderek aşiret ve kanaat önderleri ile temasa geçmesi, ayaklanması muhtemel aşiretleri bundan vaz geçirme, ayaklanma olursa da buna karşı diğer aşiretlerin karşı koymasını temin hedefini giden zorlu yolculuklarının hikayesi.

Bugünümüzü anlamak isteyenlerin göz yaşları ile okuyacakları dünümüzün hikayesi.

Ben kitabın 1955 basımı ilk baskısını okudum. Tarih Yayınları'ndan çıkan kitapta ara bölümlerde Mehmet Akifin çocukluğundan ölümüne kadar geçen süredeki anekdotları ve hatıralarını da okuma fırsatım oldu.

Basım yılı itibari ile kullanılan dildeki Osmanlıca kelime sayısının fazlalığı bu kelimelere aşina olmayanlar için okumayı bazen zorlaştırabilir.

Keyifli okumalar...
317 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Kitap, yakın tarihimizin hiç ama hiç bilinmeyen bir safhasını anlatıyor.

Birinci Dünya Savaşı başlamıştır. Osmanlı Devleti bir çok cephede savaşmaya başlamıştır ve tarih boyunca olduğu gibi yine en zorlu düşmanı Ruslar'dır. Enver Paşa başta olmak üzere bir plan yapılır. Bu plana göre de bir grup Türk Subayı Orta Asya'ya gidecek ve oradaki ırkdaşlarımızı Ruslara karşı kışkırtacaklardır. Böylece Ruslar Türklerle hem doğuda hem batıda savaşacak ve böylece savaş dışı kalacaktır.

Eşref Sencer Kuşçubaşı, başta kardeşi Selim Sami olmak üzere diğer 4 subayı Kaşgar'a gönderir. Kendisi de bu gruba Hindistan' a kadar eşlik eder. Burada Ingilizler'ce gözaltına alınır ama 5 subay Orta Asyaya varmayı başarırlar.

İhanetler, işbirlikçiler vs. derken yıllarca süren savaş ve baskınlarla mücadele devam ederken Türkiye 'den ayrılan Enver Paşa 'nın da katılması ile mücadele daha da alevlenir.

Enver Paşa 'nın şehit düşmesi ile birlikte mücadelenin önderliğini Selim Sami Kuşçubaşı sürdürür.

Selim Sami Kuşçubaşı da bir süre mücadeleye devam etse de daha fazla ırkdaşın kanının dökülmemesi ve mücadelenin beyhude hale gelmesi ile O da Türkiye 'ye döner.

Bir solukta okuyup hayretler içinde kalacağınız gerçek bir feda hikayesi sizi bekliyor. İyi okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cemal Kutay
Unvan:
Türk Tarihçi ve Yazar
Doğum:
Konya, 1909
Ölüm:
İstanbul, 5 Şubat 2006
Bedirhan Bey'in torunu ve Tahir Muhlis Kutay'ın oğlu olan Cemal Kutay, orta öğrenimini Kadıköy Lisesi'nde tamamladı.

Anadolu Ajansı'nda 1924-1928 yılları arasında muhabirlik, Hakimiyet-i Milliye'de istihbarat şefliği ve fıkra yazarlığı yapan Kutay, Konya'da Yeni Anadolu Gazetesi'ni ve Zaman Dergisi'ni, İstanbul'da Halk Gazetesi'ni, Millet Dergisi'ni çıkardı. Kutay, pek çok gazete ve dergide özellikle tarihi konularda yazılar yazdı.

Yazar istatistikleri

  • 14 okur beğendi.
  • 78 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 114 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.