Çetin Altan

Çetin Altan

YazarÇevirmen
7.7/10
211 Kişi
·
727
Okunma
·
86
Beğeni
·
6,9bin
Gösterim
Adı:
Çetin Altan
Unvan:
Türk Yazar, Gazeteci, Köşe Yazarı, Oyun Yazarı ve Eski Milletvekili
Doğum:
İstanbul, 22 Haziran 1927
Ölüm:
İstanbul, 22 Ekim 2015
Çetin Altan (d. 22 Haziran 1927, İstanbul ö.22 Ekim 2015, İstanbul), Türk yazar, gazeteci, köşe yazarı, oyun yazarı ve eski milletvekilidir. 22 Haziran 1927'de İstanbul'da doğdu. Dedesinin babası Kırım'dan göç eden arabacı Ahmet Qıpçaqskiy, dedesi Tatar Hasan Paşa idi. Babası hukukçu Halit bey, annesi Nurhayat hanımdır. Galatasaray Lisesi'ni, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1943-1944'de Çınaraltı, Varlık, İstanbul ve Kaynak'da şiirleri ve düz yazıları çıktı. İlk kitabı Üçüncü Mevki 1946'da yayınlandı. Ulus gazetesinde muhabir olarak başladığı gazeteciliğe Hür Ses'de fıkra yazarlığı ile devam etti. Daha sonra Halkçı, Tan, Akşam, Milliyet, Yeni Ortam, Hürriyet, Güneş gazetelerinde ve Çarşaf dergisinde köşe yazıları yazdı. 1959 yılında Abdi İpekçi'nin teklifi üzerine Peyami Safa'nın (1899 - 1961) yerine Milliyet gazetesinde yazmaya başlamıştır. Daha sonra Devrim, Akşam, Hürriyet, Güneş, Sabah, Milliyet gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Dünyanın en çok köşe yazısı yazmış yazarlarındandır. Çetin Altan 1965-1969 arasında Türkiye İşçi Partisi'nden milletvekilliği yaptı. Önce dokunulmazlığı kaldırılan, sonra da iade edilen ilk milletvekilidir. Bu dönemdeki anılarını "Ben Milletvekiliyken" adıyla kitaplaştırdı. 1960'lı ve 1970'li yıllardaki köşeyazıları, Taş, Sömürücülerle Savaş, Suçlanan Yazılar, 'Kahrolsun Komünizm' Diye Diye, Onlar Uyanırken, Kopuk Kopuk, Geçip Giderken, Gölgelerin Gölgesi, Şeytanın Aynaları, Bir Yumak İnsan (1978 Türk Dil Kurumu Ödülü), Nar Çekirdekleri adlı kitaplarda toplandı. Bu yıllarda gerçekleşen 27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 askeri darbelerini destekledi. 9 Mart 1971 darbe teşebbüsünü destekleyen "Devrim" gazetesi mensubu olduğu gerekçesiyle, bu "Milli Demokratik Devrim" darbesi planlarına karşı çıkan zamanın 1. Ordu Komutanı Orgeneral Faik Türün tarafından tutuklanarak sorguya çekildi. Altan'ın dört romanı vardır: Büyük Gözaltı (1973 Orhan Kemal Ödülü), Bir Avuç Gökyüzü, Viski ve Küçük Bahçe. Dördü de Fransızcaya çevrilen bu eserlerden Büyük Gözaltı İsveçce, Yunanca, Bulgarca ve İspanyolca; Bir Avuç Gökyüzü ise İspanyolca ve Romence dillerinde yayınlandı. Büyük Gözaltı Fransız liselerinde seçmeli ders kitabı olarak okutuldu. Yazarın tümü oynanmış oyunlarından basılı olanlar; Çemberler, Mor Defter, Suçlular, Dilekçe ve Tahtaravalli, basılmamış olanlar ise, Beybaba, Yedinci Köpek, Islıkçı ve Telefon Kimin İçin Çalıyor'dur. Kavak Yelleri ve Kasırgalar'da çocukluk anılarını anlatan Altan'ın Aşk Sanat ve Servet ve Atatürk'ün Sosyal Görüşleri adlı iki incelemesi vardır. Rıza Bey'in Polisiye Öyküleri ile Türk yazınında pek az denenmiş olan polisiye türünde eser veren yazar Zurnada Peşrev Olmaz'da mizahi yazılarını topladı. 2027 Yılının Anıları ise onun fütürist bir çalışmasıdır. Çok yönlü bir yazar olan Altan'ın gezi yazıları Al İşte İstanbul ve Bir Uçtan Bir Uca adlarıyla yayınlandı. Tarihinin Saklanan Yüzü ise onun Osmanlı tarihi üzerine yaptığı bir araştırmadır. Tüm yapıtlarından örneklerin toplandığı "Seçmeler" 1992'de yayımlandı. 1997'de Seçmeler genişletilerek Dünyada Bırakılmış Mektuplar adıyla tekrarlandı. Son 15 yılın günlük gazete yazıları da Şeytanın Gör Dediği kitabıyla okuyucuya ulaştı. Yazar son olarak çocuklar için özel bir yapıtı gerçekleştirdi, Alfabe. Elli yıllık yazı yaşamında yazılarından ötürü pek çok kez mahkemeye verilen Altan hakkında ağır cezada 300'den fazla dava açıldı. 1972 yılında gözaltı süresi 24 saat olmasına karşın 15 gün gözaltında tutuldu. Üç kez tutuklandı, iki kez mahkûm oldu ve iki yıl cezaevinde yattı. Son olarak hakkında 159. Maddeye dayanılarak açılan davada tek celsede beraat etti. Çetin Altan köşe yazılarına Milliyet gazetesinde devam ediyor. Oğulları Ahmet Altan ve Mehmet Altan’dır. Kızı Zeynep Bakan'dır. Hayat hikâyesi, 1998 yılında eşi Solmaz Kâmuran tarafından İpek Böceği Cinayeti adlı kitapta kaleme alınmıştır.
Çocuk dediğin uslu oturur.
Çocuk dediğin büyüklerin sözünü dinler.
Çocuk dediğin her lafa karışmaz.
Çocuk dediğin "yapma" deyince yapmaz.
Çocuk dediğin "yat" deyince yatar.
Çocuk dediğin önüne konulanı yer.
Çocuk dediğin yeni icatlar çıkarmaz.
Çocuk dediğin ders çalışır.
Çocuk dediğin dik kafalılık etmez.
Çocuk dediğin çok soru sormaz.
Çocuk dediğin karşılık vermez.
Çocuk dediğin paylanınca önüne bakar.
Çocuk dediğin evi dağıtmaz.
Çocuk dediğin her şeyi istemez.
Çocuk dediğin her duyduğunu söylemez.
Çocuk dediğin anasından babasından korkar.
Çocuk dediğin "şimdi seni gebertirim" deyince sus pus olur.
...
...
...
Büyüklere gelince...
Onlar büyüktür, her şeyi yapabilirler.
Ve çocuklar yaşlanıp ölünceye dek, her şeyi sadece büyüklerin yapabileceğine inanarak yaşarlar.
Dedikodunun her yere burnunu sokmasına sebep cazibesidir. Caziptir çünkü, başkasının bacağına ip takıp sürüyenler o esnada birbirlerini mutlaka iadeli taahhütlü şekilde methederler; böylelikle övünme arzuları tatmin olur. Sonra, bir kimseyi yermekle kendi kabili-
yetlerine içten daha çok inanırlar.
İhtiyarların süsü, ortayaşlıların hastalığı, gençlerin özentisidir.
Koltuğa şöyle uzanarak karşısındaki süze süze öğüt vermek ne keyifli ne şatafatlı bir iş!
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Hafiften bir rüzgar esiyor,
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;

Orhan Veli Kanık
Öğrenmekte en büyük kural, bilgi satma yarışına hazırlanmak değil, gerçekten okuduğundan zevk almaktır.. Henüz o düzeye
gelinmediyse, hemen o kitap bırakılıp daha hafif kitaplara geçilmelidir...
Kişideki en büyük suçluluk duygusunun kendine gereken özeni göstermemekten kaynaklandığı, gün günden daha iyi anlaşılıyor...
Gerçekleri konuşursun. Cevap:
- Küstah, kendini beğenmiş, marifet yaptığını zannediyor.
Gerçekleri konuşmazsın. İtham:
- Korkak, eyyâmcı, dümen suyu sandalı.
Haykırsan da, sussan da yaranamazsın.
287 syf.
·6 günde
Rıza Bey emekli bir gemi telsizcisi ve eşini yakın zamanda kaybetmiş kendi halinde amatör olarak polisiye öykü yazan kahramanımız. Kitapta gerek Rıza Bey'in yazdığı gerekse kendi başından geçen kısa kısa polisiye öyküler var. Bazıları da bağlantılı. Çetin Altan'ın okuduğum ilk hikaye kitabı hoşuma gitti diyebilirim ama keşke hikayeleri biraz daha uzun tutsaymış.
192 syf.
·3 günde
1927 doğumlu olan Çetin Altan'ın doğumundan 100 sene sonrası olan 2027 yılının nasıl olacağına dair 1985 yılında yazdığı "2027 Yılının Anıları" ve Ara Güler ile birlikte fotoğraflamak için gezdikleri İstanbul sokaklarındaki anıları ve izlenimlerini anlattığı "Al İşte İstanbul" kitaplarının birlikte basıldığı bir kitap.
2027 Yılının anılarında o yılda torunları ve çocuklarının yaşamını dönemin ne şekilde olacağını tahmin ederek yazmış. Teknolojik gelişmelerle birlikte değişen insan profili ve ortadan neredeyse kalkan ahlak olgusunu anlatmış. Bana biraz Black Mirror dizisini anımsattı hatta bire bir benzer bir olay var ki dedim dizi senaristleri acaba bu kitabı mı okudu. Yinede çoğu geleceği anlatan film ve kitapta olduğu gibi 2020 yılında beklentilere pek yaklaşamamışız en azından teknoloji olarak.
Al İşte İstanbul'da ise 1985'in ve tarihin İstanbul'unu gezdiği tarihi eserler ve semtler ile bize anlatıyor Çetin Altan. Sokakta karşılaştığı insanlarla yaptığı sohbetlerde dönemin panoraması gibi.
214 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
İlk okuduğum, bana okumayı sevdiren kitaplardan biri. Bu kitabı okuduktan sonra hemen gidip bulabildiğim tüm Çetin Altan kitaplarını almıştım ama hiçbiri Küçük Bahçe'nin tadını vermemişti. Tavsiye ederim.
287 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Rıza Bey'in Polisiye Öyküleri, 1998 yılında Çetin Altan tarafından yazılan, ilk olarak kitap halinde yayınlanmadan evvel pazar günü köşe yazıları olarak okuyucuyla buluşmuş polisiye ağırlıklı kitaptır. Çetin Altan bu yazılarında emekli gemi telsizcisi Rıza Bey'in kimisi başından geçen kimisi de kendi yazmış olduğu polisiye öykülerini konu edinmektedir. Sade, anlaşılır ve duru dille anlatılan bu öykülerdeki asıl amaç, eksikliği duyulan polisiye türüne katkıda bulunmaktır. Değişik kurgular içinde karmakarışık düğümlerle beklenmedik çözümlerin görüldüğü bu yazılar, okuyucular tarafından oldukça beğenilmiş ve rağbet görmüştür.
Rıza Bey'in Polisiye Öyküleri kitabı, sade ve anlaşılır bir dil kullanılmasından, gündelik olayları okuyucuya etkili bir şekilde aktarmasından dolayı okunmaya değer bir kitap olarak görülmelidir...
189 syf.
·3 günde
Köyceğiz, bakmasını değil görmesini bilenlere çok şey söyler. Gürültüsüz patırtısız doğasının iç içe bakan aynalar sonsuzluğunda, insanın fiziksel varlığını eritiverir kendi esrarlı derinliklerinde… diyen Çetin Altan 2 yıl önce vefat etti. Giderken bıraktığı kitaplarından biri ve benim okuduğum ilk Çetin Altan kitabı kitapta bir taraftan Köyceğiz'den ve güzelliklerinden bahsederken bir yandan da dönemin (1999-2001) siyasi olaylarını yorumlayıp öngörülerini paylaşıyor. Ve kitabı okuduğunuzda göreceksiniz ki bu öngörülerin çoğu gerçekleşmiş. Siyaseti iyi okuyan bir insan olduğunu anlıyoruz.
287 syf.
·6 günde
- SPOILER -

Uluslararası şilepçilik işletmesindeki telsiz memurluğundan emekli olan Rıza Bey, karısını kaybetmiş, konyağa meraklı, amatör bir polisiye yazarıdır. Polisiye hikayelerini yazarken başına polisiye olaylar da gelir.

- SPOILER -

Çetin Altan'ın kaleminden, Rıza Bey'in hem kendi hikayeleri, hem de başına gelenler ile polisiye içinde polisiye tadında bir kitap. Polisiye sevenler için güzel bir alternatif olabilir.
192 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kitap Çetin Altan’ın yazarlık hayatı boyunca kadınları konu alan yazılarından bir derleme diye biliriz. Özellikle kadın eğitimine önem vermeyen toplumumuzun maruz kaldığı bütün negatiflikleri gayet güzel örneklerle ve kendine has üslubuyla o kadar güzel anlatmış ki. Aaa gerçekten de öyle, diyemeyeceğiniz bir satır bile yok. Onun o ince, kıvrak zekâsı ve inanılmaz evrensel bilgi birikimi her satırı, her yazdığı okunulası bir yazar olmasını sağlıyor bence. Türkiye’nin sahip olduğu gerçek entelektüeller arasında her zaman yerini koruyacak.
287 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Eski gemi telsiz görevlisi Rıza Bey 'in başından geçen ve kendi yazdığı öykülerden oluşuyor kitap. Değişik ve guzel bir tarzı var ben beğendim. Akıcı dili sizi kitabın içine çekiyor.
176 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Çetin Altan'ın 1969 yılında Akşam gazetesinde yayınlamak üzere yazdığı bu yazılara Ara Güler fotoğraflarıyla eşlik etmiş; ya da belki Ara Güler'in fotoğraflarına, Çetin Altan yazı yazmış da diyebiliriz. Gezi kitaplarına her zaman ilgi duydum. Bilmiyorum belki yeterince gezemediğimden, ya da benim gezdiğim yerlerde başkalarının da gezdiklerini ve üstüne böyle bir kitap yazdıklarını bilmenin verdiği haz da olabilir bunun nedeni. Bu kitapta da Ara Güler'in bir karesi Çetin Altan'ın sayfalarca anlattıklarını özetlemiş bir saniyede. Bir insan bir fotoğrafı kaç saniyede algılarsa o kadar sürede anlatıyor sayfalarca yazıyı, tespiti, gözlemi... Bu açıdan fotoğrafın gücüyle yazının gücünü karşılaştırmak ve ikisi bir araya gelince ne kadar önemli bir işe yaptıklarını görmek açısından bu kitap çok önemli. Hele Çetin Altan gibi son derece güçlü bir kalemin ve edebiyatçının Ara Güler'le ortak bir çalışmaya girmiş olması bir daha asla benzeri yapılamayacak eşsiz bir eseri ortaya çıkarmış. Zaten zaman olarak asla bir daha tekrarlanmayacak olması, kitabın kendi türü içinde içerik olarak da özgün ve biricik olmasını sağlıyor. Bu nedenle de o döneme özgü ve artık o dönemde kalmış -ama ilginç bir biçimde hâlâ geçerli olan- insanlık durumları, şehr-i İstanbul'un sosyal ve fiziksel şartları kitapta, Ara Güler'in siyah-beyaz fotoğrafları ve foto muhabirliğinden gelen aktüel bir bakış açısı sayesinde kitap boyunca ardı sıra akıp giden enstantanelere dönüşmüş. Bu niteliği ile "Al İşte İstanbul," çocukluğumun İstanbul'unu anlatan eğlenceli, yer yer sert ve bazen gayet hüzünlü bir belgesel olarak arada dönüp okuduğum bir kitap oldu şimdiden.

"Sanat olmasına gerek yoktur fotoğrafın. Fotoğraf tarih olayıdır.
Tarihi zaptediyorsun. Bir makina ile tarihi durduruyorsun." - Ara Güler

Bu kitabı geç keşfettim. İngilizce'deki yaygın klişe bir deyim gibi "geç de olsa asla olmamasından iyidir" (İng. better late than never) diyerek, böyle bir keşif yapmış olduğuma kendimce çok sevindim. Çünkü bu kitapta, daha önce sadece anılarımda, hafızamda kalmış anlar, görüntüler, sesler, iklimler, durumlar ve belki kokular da dahil olmak üzere, İstanbul ile ilgili aklımda kalan bir çok kırıntıya karşılık buldum. Çocukluğum ve ilk gençlik dönemim Haliç çevresinde, Kasımpaşa'da, Camialtı'nda, Ayvansaray'da, Fener'de, Eyüp'te, Balat'ta geçti. Belki bu yüzden olacak, eskiye dair ne varsa ya yazının satırlarında ya da fotoğrafın bir köşesinde babama da sorabileceğim, onunla paylaşabileceğim bir ayrıntı, bir hatıra saklı. Ayvansaray'daki çekek yerlerinin ya da Eminönü'ndeki sandalların fotoğraflarına baktığımda sadece benim anılarımda kalmış, zamanla kaybolup uzaklaşan ve bu yüzden gerçeklikle bağı gittikçe kopan o görüntülerin, aslında bir zamanlar Çetin Altan'ın yazıp, Ara Güler'in fotoğrafladığı İstanbul olduğunu bilmenin verdiği tarifi zor bir haz ve mutluluk ile kitabı kenara koydum. Hatırladığım İstanbul, -çok özlenesi, şahane bir İstanbul değil ama- yine de kendime ait izlenimlerimde yer ettiği haliyle sanki dile gelip bana "Al İşte İstanbul" diyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Çetin Altan
Unvan:
Türk Yazar, Gazeteci, Köşe Yazarı, Oyun Yazarı ve Eski Milletvekili
Doğum:
İstanbul, 22 Haziran 1927
Ölüm:
İstanbul, 22 Ekim 2015
Çetin Altan (d. 22 Haziran 1927, İstanbul ö.22 Ekim 2015, İstanbul), Türk yazar, gazeteci, köşe yazarı, oyun yazarı ve eski milletvekilidir. 22 Haziran 1927'de İstanbul'da doğdu. Dedesinin babası Kırım'dan göç eden arabacı Ahmet Qıpçaqskiy, dedesi Tatar Hasan Paşa idi. Babası hukukçu Halit bey, annesi Nurhayat hanımdır. Galatasaray Lisesi'ni, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1943-1944'de Çınaraltı, Varlık, İstanbul ve Kaynak'da şiirleri ve düz yazıları çıktı. İlk kitabı Üçüncü Mevki 1946'da yayınlandı. Ulus gazetesinde muhabir olarak başladığı gazeteciliğe Hür Ses'de fıkra yazarlığı ile devam etti. Daha sonra Halkçı, Tan, Akşam, Milliyet, Yeni Ortam, Hürriyet, Güneş gazetelerinde ve Çarşaf dergisinde köşe yazıları yazdı. 1959 yılında Abdi İpekçi'nin teklifi üzerine Peyami Safa'nın (1899 - 1961) yerine Milliyet gazetesinde yazmaya başlamıştır. Daha sonra Devrim, Akşam, Hürriyet, Güneş, Sabah, Milliyet gazetelerinde köşe yazıları yazdı. Dünyanın en çok köşe yazısı yazmış yazarlarındandır. Çetin Altan 1965-1969 arasında Türkiye İşçi Partisi'nden milletvekilliği yaptı. Önce dokunulmazlığı kaldırılan, sonra da iade edilen ilk milletvekilidir. Bu dönemdeki anılarını "Ben Milletvekiliyken" adıyla kitaplaştırdı. 1960'lı ve 1970'li yıllardaki köşeyazıları, Taş, Sömürücülerle Savaş, Suçlanan Yazılar, 'Kahrolsun Komünizm' Diye Diye, Onlar Uyanırken, Kopuk Kopuk, Geçip Giderken, Gölgelerin Gölgesi, Şeytanın Aynaları, Bir Yumak İnsan (1978 Türk Dil Kurumu Ödülü), Nar Çekirdekleri adlı kitaplarda toplandı. Bu yıllarda gerçekleşen 27 Mayıs 1960 ve 12 Mart 1971 askeri darbelerini destekledi. 9 Mart 1971 darbe teşebbüsünü destekleyen "Devrim" gazetesi mensubu olduğu gerekçesiyle, bu "Milli Demokratik Devrim" darbesi planlarına karşı çıkan zamanın 1. Ordu Komutanı Orgeneral Faik Türün tarafından tutuklanarak sorguya çekildi. Altan'ın dört romanı vardır: Büyük Gözaltı (1973 Orhan Kemal Ödülü), Bir Avuç Gökyüzü, Viski ve Küçük Bahçe. Dördü de Fransızcaya çevrilen bu eserlerden Büyük Gözaltı İsveçce, Yunanca, Bulgarca ve İspanyolca; Bir Avuç Gökyüzü ise İspanyolca ve Romence dillerinde yayınlandı. Büyük Gözaltı Fransız liselerinde seçmeli ders kitabı olarak okutuldu. Yazarın tümü oynanmış oyunlarından basılı olanlar; Çemberler, Mor Defter, Suçlular, Dilekçe ve Tahtaravalli, basılmamış olanlar ise, Beybaba, Yedinci Köpek, Islıkçı ve Telefon Kimin İçin Çalıyor'dur. Kavak Yelleri ve Kasırgalar'da çocukluk anılarını anlatan Altan'ın Aşk Sanat ve Servet ve Atatürk'ün Sosyal Görüşleri adlı iki incelemesi vardır. Rıza Bey'in Polisiye Öyküleri ile Türk yazınında pek az denenmiş olan polisiye türünde eser veren yazar Zurnada Peşrev Olmaz'da mizahi yazılarını topladı. 2027 Yılının Anıları ise onun fütürist bir çalışmasıdır. Çok yönlü bir yazar olan Altan'ın gezi yazıları Al İşte İstanbul ve Bir Uçtan Bir Uca adlarıyla yayınlandı. Tarihinin Saklanan Yüzü ise onun Osmanlı tarihi üzerine yaptığı bir araştırmadır. Tüm yapıtlarından örneklerin toplandığı "Seçmeler" 1992'de yayımlandı. 1997'de Seçmeler genişletilerek Dünyada Bırakılmış Mektuplar adıyla tekrarlandı. Son 15 yılın günlük gazete yazıları da Şeytanın Gör Dediği kitabıyla okuyucuya ulaştı. Yazar son olarak çocuklar için özel bir yapıtı gerçekleştirdi, Alfabe. Elli yıllık yazı yaşamında yazılarından ötürü pek çok kez mahkemeye verilen Altan hakkında ağır cezada 300'den fazla dava açıldı. 1972 yılında gözaltı süresi 24 saat olmasına karşın 15 gün gözaltında tutuldu. Üç kez tutuklandı, iki kez mahkûm oldu ve iki yıl cezaevinde yattı. Son olarak hakkında 159. Maddeye dayanılarak açılan davada tek celsede beraat etti. Çetin Altan köşe yazılarına Milliyet gazetesinde devam ediyor. Oğulları Ahmet Altan ve Mehmet Altan’dır. Kızı Zeynep Bakan'dır. Hayat hikâyesi, 1998 yılında eşi Solmaz Kâmuran tarafından İpek Böceği Cinayeti adlı kitapta kaleme alınmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 86 okur beğendi.
  • 727 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 386 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları