Erdal Atabek

Erdal Atabek

Yazar
7.8/10
113 Kişi
·
421
Okunma
·
22
Beğeni
·
2617
Gösterim
Adı:
Erdal Atabek
Unvan:
Tıp Doktoru ve Yazar
Doğum:
Adapazarı, 1930
Dr. Erdal Atabek (d. 1930, Adapazarı), Türk tıp doktoru ve yazar.rnrnErdal Atabek, 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Psikosomatik Hastalıklar ve İç hastalıkları uzmanı olarak görev yaptı. 1965te yazarlığa başladı. Aynı yıl Türk Tabipleri Birliği (TTB) başkanı seçildi. 1966da köşe yazıları Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmaya başladı. Halen yazarlık, seminer, konferans ve araştırmalarını sürdürmektedir.
Okulların dışındaki okullarda okuyoruz.
Doğruları okulların dışında öğreniyoruz.
Okullarımızda " tek tip insan " yetiştirmek amaçlanıyor.
Okullarımızda " bilinç "in yerine " inanç" öğretiliyor.
Okullarımızda " tartışma " yerine " baş eğme " öğretiliyor.
" Kuşku " yerine " itaat "
" Düşünme " yerine " söyleneni kabul etme "
Çocuklarımızı " okula karşı " eğitmemiz gerekiyor.
Okullarımız çağdaş görünümlü " ortaçağ kurumları " oluyor.
Erdal Atabek
Sayfa 229 - Altın Kitaplar
İnsanı anlamak.
İnsanın korkularını anlamak.
İnsanın susmalarını anlamak.
İnsanın kapanmalarını anlamak.
Güç ama gerekli.
Erdal Atabek
Sayfa 11 - Altın Kitaplar
Kitaplara kapanıyorum, müzik dinliyorum. Onlar beni anlıyor mu bilmiyorum ama hiç değilse ben onları anlamaya çalışıyorum. Bu da bir şeydir.
Erkeğin elinin kınası,kadının yüzünün karası.
Bu söz,kural dışı cinsel ilişki için kullanılıyor.
Erkekler,evlilik dışı bir cinsel ilişkide bulundukları zaman bir kadını daha fethetmiş oluyorlar,zaferlerinden ötürü hoşnutluk duyuyorlar ve kadının saçlarını ( daha kim bilir nelerini) içlerindeki av panosuna asıyorlar ve kıs kıs gülerek,görünmez br tahtaya bir çizik daha atıyorlar.
Bu bir kaçamak oluyor,şirin bir yaramazlık.
Kadınlar evlilik dışı bir cinsel ilişkide bulundukları zaman bütün kutsal varlıkları kirleten bir ihaneti yaşıyorlar,namuslarını kirletiyorlar,suçludurlar ve ve günahın ezikliği (kaçınılmaz tadını da) duyuyorlar.
Bu bir namussuzluktur ve bağışlanmaz.
Erkek için doğru olanın kadın için yanlış olması çok normal çünkü o erkektir ve öteki kadın.
Ama hep erkek için doğal olan,kadın için yanlış oluyor.
Kadın için doğru olanın erkek için yanlış olduğu bir örnek yok.
"Kendine güvenmeye alıştırılmamış, başkasına güvenmesi de korkularla engellenmiş kadının duyduğu ''sürekli güvensizlik'' davranışlarını olumsuz etkilemeyecek midir? Böylece ortaya '''baskıcı toplumun güvensiz kadını ''' çıkmayacak mıdır?"
Toplumsal öğreti, sadece iki durumda kadının bu aşağılanmadan kurtulabileceğini gösterir. Bir erkeğin eşi olmak (eşi olunan erkeğin toplumsal değerine bağlı olarak ) ve anne olmak.
228 syf.
·2 günde
Merhaba 1000k sakinleri. :) Kitabımız “ Kışkırtılmış Erkeklik ve Bastırılmış Kadınlık ” üstüne birkaç kelime etmek planlarım arasında yoktu aslında lakin bazen bazı kitapların bitmesiyle kısada olsa bazı şeyler söyleyesi geliyor insanın. Bu kitapta onlardan biri oldu ve tabiki okuyacak arkadaşlarada neyle karşılaşacaklarını en azından göstermek için birkaç kelime sarfetmeye çalışacağım kitap hakkında.

Yazarımız Erdal Atabek ‘in önceden Kendi Yurdunda Sürgünsün kitabını okumuştum. Kitap daha çok yazarın o dönemki siyasi yazılarını içeriyordu. Yer yer ağırlaşan ve konudan uzaklaşan bir çizgisi vardı ama sonuçta köşe yazılarını derlediği bir kitaptı. Bu kitaba gelirsek aslında yazarın okuduğum iki kitabını da birazda isimlerinin çekiciliğine aldanarak aldığımı itiraf etmeliyim. Kitap iki bölümden oluşmakta ve kitabada ismini veren “Kışkırtılmış Erkeklik ve Bastırılmış Kadınlık “ konusu daha ağırlıklı olarak ilk bölümde geçmekte ikinci bölüm ise şahsi fikrime göre daha basit kalmış ilk bölüme göre. İkinci bölüm biraz daha kadınlara tavsiye noktasında kaleme alınmış. Kadının sürekli, sorunu ve çözümü bir başkasında arama yerine kendine dönmesi gerektiği ifade edilmiş. Kitap kadın merkezli olmasına rağmen erkeği saf dışı bıraktığını düşünmeyin çünkü kadını ortaya koyan toplum aynı şekilde erkeğide meydana getirmektedir.

Yazar kitaba başlarken anne – babaya sorulan “ Neyiniz olsun istiyorsunuz? Kızınız mı? Oğlunuz mu? “ sorusuna yanıt arayıp bu soruya verilen cevapları irdeliyor. Şimdi ben bu ifadelere çok fazla yer vermeden aslında verilen bütün cevapların altında erkek egemen toplumun “ erkek adamın oğlu olur “ ifadesi yatmakta olduğunu hatta bunun bir uzantısınında “erkek adamın erkek damadı olur” kullanımı olduğunu belirtmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Daha sonra ise aslında toplumun yarısını oluşturan kadınların çocukluk fotoğraflarının neden az olduğu üzerinde durulmakta. Bunun sebebinin ise Fallo-krasi oduğunu ifade etmekte. Fallo-krasi nedir diye baktığımızda fallus erkek cinsel organı, krasia ise güç anlamına gelmektedir. Fotoğraflarda genelde sırt üstü yatan çıplak erkek bebeklerinin olmasının en büyük sebebinin Fallo-krasi olduğu üstünde durmaktadır yazar.

Bir diğer değinilmesi gereken konu ise “ sünnet düğünü “ dür. Kadınların genç kadınlığa adım atması noktasında böyle bir “ düğün “ kutlaması olduğunu düşünebiliyor musunuz? Durun hemen gözleriniz kararmasın olur mu öyle bir şey demeyin. Çünkü şu anda olduğunuz toplumun önyargılarını kusuyorsunuz bana. Bu tarz bir kutlama İtalya da mevcut . Bir kız regl olduğunda arkadaşları, akrabaları ve ebeveynleriyle birlikte kutlanıp ona artık “genç kadın” anlamına gelen “ Signorina “ denmektedir. Başka çözümlerde var tabi misal “ sünnet düğünü ” kavramını kültürünüzden ihraç etmek gibi. Bu da mı memnun etmedi sizi. Kadın-erkek eşitliğini pek umursamıyorsunuz o zaman herhalde. Bende daha çok kelam sarfedip kendimi yormayacağım. : )

Benim ilgimi çeken yerlerden biride kadının varolmasının iki noktaya indirgendiğini ifadesi oldu yazarın. Bu iki nokta kadının bir erkeğin eşi olarak yada anne olmak olduğunu ifade ediyor. Hatta bende katkı yapayım bu ifadeye anne olmak noktasında eğer çocuk erkek olursa bu varoluş dahada sağlamlaşmaktadır. Çok mu sert oldu bu ifade bence yumuşak bile kaldı biraz pratiğe dönün.

Kadının sürekli kendini daralttığını söylememe gerek var mı bilmiyorum ama gözlemlediğiniz düşünüyorum hele ki kadınların bunu deneyimlediği konusunda şüphem yok. En basitinden ev paylaşılmaya çalışılsa evin kadınına düşecek yeri bellidir. Neresi olduğunu tahmin ettiniz mi? Tabiki “ mutfak”. Mutfak deyip geçmeyin aslında evin kontrol merkezidir bir çerçevede. Kadının kendi isteğiyle hapsolduğu hücresinden farkı yoktur. Çoğu zaman erkek ve çocuklar o kontrol merkezine sokulmaz bile oysaki kadın aslında kendi hücresinin duvarlarını örmekte ve her seferinde bir tuğla eklemektedir.

Yazarın kitapta vurguladığı ve evli çiftlere yönelttiği bir soru var bende ayni şekilde evli çiftler için paylaşayım: " Bir kere daha dünyaya gelseniz yine aynı erkekle/kadınla mı evlenirdiniz? " Az çok cevapları tahmin ediyorum umarım sizde kendinize dürüst olursunuz. :)

Aslında bu konuda daha çok şey söylenebilir lakin ben daha fazla sizi yormayayım ve yazarın söylediği bir ifadeyle yazımı sonlandırayım.

Erkek kadınla erkek olur.
Kadın erkekle kadın olur.
228 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Kitap iki bölümden oluşuyor.
İlk bölümde "kadın" sosyolojik boyutta detaylı bir şekilde inceleniyor. Bu bölüm müthiş, yazarın casareti ve aktarımı, sunduğu görüşler çok etkileyici. Sırf bu bölüm bile ayrı bir kitap olabilirmiş ki ben bunu tercih ederdim. Ülkemizdeki her birey okumalı diye de not düşüyorum.


Ikinci bölüm daha çok bastırılmış kadın için kişisel gelişim yazılarından oluşuyor. Daha çok genel kitleye hitap eden sorgulama ve düşünmeye iten yazılar.
256 syf.
·Beğendi·8/10
Ülkemizdeki susturulan gençliğin neden böyle oluştuğunu çok hoş bir şekilde açıklayan ve bir çok öneriler, fikirler veren ruhsal ve psikolojik bir yapıt...
Melike
Melike Kışkırtılmış Erkeklik Bastırılmış Kadınlık'ı inceledi.
228 syf.
·3 günde
Bir solukta okunabilecek, cinsiyet eşitsizliği ve öğretilere odaklanmış güzel kitap. İçerisinde iki bölüm yer almakta. Birinci bölümde toplumumuzda kadından bahsediliyor daha çok, bir miktar da erkekten. Tarihsel süreç boyunca olan olayların günümüz kadınını ve günümüz erkeğini meydana getirmekteki etkilerini anlatılıyor. İkinci bölümde ise aşk ile sevgi ile ilgili kısa kısa yazıları yer alıyor, ufak tavsiyelerde bulunuluyor . Her biri farklı tatta, farklı bir pencereden. Kitabı mutlaka okumanızı, okuduktan sonra kitabı okumasını istediğiniz insanlara hediye etmenizi veya ödünç vermenizi tavsiye ediyorum.:)
255 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
90’lı yılların sonunda elime geçen bir kitaptı “Kuşatılmış Gençlik!” Bakıldığında belki de her dönemin sorunu olan “Güvenilmeyen Gençliğin!” hikayesine açılan bir kapı niteliğinde... Bu kitap için bir inceleme yapacaksam işte budur net olarak. Bol şans...
256 syf.
·Beğendi·10/10
İhtilal zamanı harcanan aydınlarımız,gençlerimiz ve algı operasyonlarıyla toplumumuza kazandırılan atalet,kompleks gibi olguları işliyor...
Sadun terlemezler
Sadun terlemezler Kışkırtılmış Erkeklik Bastırılmış Kadınlık'ı inceledi.
228 syf.
·9/10
Kitabı yıllar önce yeni yetme ergenlik döneminde okumuştum vurucu kısım şuydu;
Erkekliğe adım sünnet davulla zurnayla bando ile
Kadınlığa geçiş ise karanlık ve ıslak sessiz gizli
Sadece bu iki satır bile her şeyi anlatmaya yetiyor
Diğer her şey bunun üzerine temelleniyor
seaaa
seaaa Kışkırtılmış Erkeklik Bastırılmış Kadınlık'ı inceledi.
228 syf.
·11 günde·10/10
Tavsiye üzerine okuduğum ve ilk basım yılı 1989 olan Dr. Erdal Atabek'in bu kitabı kadın erkek herkes tarafından mutlak okunması ve okutulması gereken bir kitap.
Elbette ki şu dönemde çoğu kadının bildiği konulara değinilmiş; ancak okuyarak kendimize hatırlatma yapmakta fayda olduğunu düşünüyorum.
Kitabın basımının üzerinden neredeyse 30 yıl geçmiş olmasına rağmen, kitapta bahsedilen sorunların çoğu kadın için hala güncel olması da ayrıca üzücü..
223 syf.
·14 günde·7/10
Hani bazen toplumun bazı noktaları gözünüze eksik görünür ve eksik görünen yanları irdelemek için sürekli derine kazmanız gerekir. İşte öyle bir sorular zincirinin sonucunda elime geçti bu güzel kitap. Bir toplumun cinselliğe bakışının yanlış olması, cinselliği tanımaması ne gibi sonuçlar doğurur hepsine yanıt veriyor. Yazar ilk önce; "Tarım toplumunun" cinselliğe ve kadına bakışını yerden yere vuruyor. Kadını "bakire", "erkek bebek doğurucu", "iş gücü için başlık parası ile alınan" gibi kavramların elinden kurtarıyor. Daha sonra ise; "endüstriyel toplum" ile birlikte gelen kapitalizmin cinselliği metalaştırmaya çalışmasıyla mücadele ediyor. Bütün bu sorunların ise toplum içinde ne gibi çarpık bir cinsel anlayış ortaya çıkardığını gözler önüne seriyor. Dr. Erdal Atabek, insana ait olanı insanca yaşamanın yollarını gösteren güzel bir kitap ortaya koymuş.
256 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Rafta sonunda gözüme çarpıp okuttu kendisini bu eski kitap. Hatta elimde sayfalar dağıla dağıla okudum. Konu baskı altında büyüyen, yeterince bilgilendirilmeyen, yeterince anlaşılmayan, anlaşılmak istenmeyen böyle bir düzenin içinde çırpınan gençler. Bu kitap vesilesiyle o zamanlara ve o zamanın gençlerine şimdilerde empati yapmak garip oldu. Geçmişten günümüze hiçbir şey değişmemiş diyemem. Ama çok şey değişmiş de diyemedim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Erdal Atabek
Unvan:
Tıp Doktoru ve Yazar
Doğum:
Adapazarı, 1930
Dr. Erdal Atabek (d. 1930, Adapazarı), Türk tıp doktoru ve yazar.rnrnErdal Atabek, 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Psikosomatik Hastalıklar ve İç hastalıkları uzmanı olarak görev yaptı. 1965te yazarlığa başladı. Aynı yıl Türk Tabipleri Birliği (TTB) başkanı seçildi. 1966da köşe yazıları Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmaya başladı. Halen yazarlık, seminer, konferans ve araştırmalarını sürdürmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 22 okur beğendi.
  • 421 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 259 okur okuyacak.