Erdal Atabek

Erdal Atabek

8.1/10
60 Kişi
·
208
Okunma
·
17
Beğeni
·
2.058
Gösterim
Adı:
Erdal Atabek
Unvan:
Tıp Doktoru ve Yazar
Doğum:
Adapazarı, 1930
Dr. Erdal Atabek (d. 1930, Adapazarı), Türk tıp doktoru ve yazar.rnrnErdal Atabek, 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Psikosomatik Hastalıklar ve İç hastalıkları uzmanı olarak görev yaptı. 1965te yazarlığa başladı. Aynı yıl Türk Tabipleri Birliği (TTB) başkanı seçildi. 1966da köşe yazıları Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmaya başladı. Halen yazarlık, seminer, konferans ve araştırmalarını sürdürmektedir.
"Kendine güvenmeye alıştırılmamış, başkasına güvenmesi de korkularla engellenmiş kadının duyduğu ''sürekli güvensizlik'' davranışlarını olumsuz etkilemeyecek midir? Böylece ortaya '''baskıcı toplumun güvensiz kadını ''' çıkmayacak mıdır?"
Eğer insanlar örtünmeyi öğrenmeseydi, ne kadın memesi, ne de insanların cinsel organları böylesine ilgi çekici olmazdı. Olsa olsa onlar da insanların ağzı gibi, burnu gibi bir iki bakıp alışılan normal organlar olurdu.
Tanrı kadını çocuk doğursun, evine baksın diye yaratmıştı öyle mi? Peki, tarlalarda yıllardan beri çalışan kadınlar Tanrı'nın isteğine karşı mı geliyordu?
Savaşlar çıkıp da erkekler cepheye gidince, cephe gerisinde, kentlerde, kasabalarda, köylerde bütün hizmetleri üstlenen kadınlar değil miydi?
Bütün bunları görmezden "kadın olmak" konusuna yanlış bakmaktan kaynaklanıyor kuşkusuz.
Bir insana bir kez bakardınız, sonra o insanın hep öyle olduğunu düşünürdünüz. Oysa yanlıştı bu, o insan aynı insan değildi, olamazdı. Bunu düşünmezdiniz. Sonra da şaşırırdınız. Çok şaşırırdınız.
"O böyle yapmadı."
"Ben onu iyi tanırım, o böyle değildir."
"Hayret bu yanını hiç bilmiyordum."
Azimle inat arasındaki fark, akıldan başka bişey değildir. Akılla direnme azimdir, akılsız direnme inat!
Açık söyleyeyim, yeni kadınları beğeniyorum, çok beğeniyorum. Kadın kimliğini aramalarını beğeniyorum, erkek üstünlüğüne kafa tutmalarını beğeniyorum, atılganlıklarını beğeniyorum.
Sert buluyorsunuz değil mi, aşırı buluyorsunuz. Sertler de ondan, aşırılar da ondan. Öyle olmaları gerekiyor. Anlamanız gereken bu.
Bu öyle uzun sürmüş bir ezilme ki, anlamanız gerekiyor.
Öyle uzun sürmüş bir öfke ki, öyle uzun sürmüş bir baskı ki. Yıllar, yıllar, yıllar boyu sürmüş bir sıkıntının birikimi. Anlamanız gerekiyor.
Biliyor musunuz, galiba en çok susarak yalan söylüyoruz ya da ben öyle yaptığımı düşünüyorum. Susuyorum, suskunluğum ortada hiçbir şey olmadığını söylüyor. Ama düşündüklerimi söylemeye cesaretim yok. Bir iki kez denedim, hiç yararı yok. İnsanların ilişkisi kavga etmekle bozulmuyor. Kavga etmek, tartışmak gene de bir şeylerin kaldığını gösteriyor. Bir ortak yol bulmak isteği belki... Ama artık kavga bile edememek yok mu? Bir konuyu tartışmak bile gereksiz olmuyor mu? İşte o zaman her şeyin bittiğini anlamak gerekiyor. Anlıyorsun ve susuyorsun. İnsana "Yüz Yıllık Suskunluk" gibi geliyor. Keşke "Marquez" bunu da yazsaydı.
Bütün ahlak öğretileri, bütün dinler, "yalan"ı yeriyor, onun "kötülüklerin anası" olduğunu söylüyor ama insanı yalana zorlayan nedenlerin kötülüğünü anlatmıyor.
Kitap iki bölümden oluşuyor.
İlk bölümde "kadın" sosyolojik boyutta detaylı bir şekilde inceleniyor. Bu bölüm müthiş, yazarın casareti ve aktarımı, sunduğu görüşler çok etkileyici. Sırf bu bölüm bile ayrı bir kitap olabilirmiş ki ben bunu tercih ederdim. Ülkemizdeki her birey okumalı diye de not düşüyorum.


Ikinci bölüm daha çok bastırılmış kadın için kişisel gelişim yazılarından oluşuyor. Daha çok genel kitleye hitap eden sorgulama ve düşünmeye iten yazılar.
Ülkemizdeki susturulan gençliğin neden böyle oluştuğunu çok hoş bir şekilde açıklayan ve bir çok öneriler fikirler veren ruhsal ve psikolojik bir yapıt...
Kitabı yıllar önce yeni yetme ergenlik döneminde okumuştum vurucu kısım şuydu;
Erkekliğe adım sünnet davulla zurnayla bando ile
Kadınlığa geçiş ise karanlık ve ıslak sessiz gizli
Sadece bu iki satır bile her şeyi anlatmaya yetiyor
Diğer her şey bunun üzerine temelleniyor
Hani bazen toplumun bazı noktaları gözünüze eksik görünür ve eksik görünen yanları irdelemek için sürekli derine kazmanız gerekir. İşte öyle bir sorular zincirinin sonucunda elime geçti bu güzel kitap. Bir toplumun cinselliğe bakışının yanlış olması, cinselliği tanımaması ne gibi sonuçlar doğurur hepsine yanıt veriyor. Yazar ilk önce; "Tarım toplumunun" cinselliğe ve kadına bakışını yerden yere vuruyor. Kadını "bakire", "erkek bebek doğurucu", "iş gücü için başlık parası ile alınan" gibi kavramların elinden kurtarıyor. Daha sonra ise; "endüstriyel toplum" ile birlikte gelen kapitalizmin cinselliği metalaştırmaya çalışmasıyla mücadele ediyor. Bütün bu sorunların ise toplum içinde ne gibi çarpık bir cinsel anlayış ortaya çıkardığını gözler önüne seriyor. Dr. Erdal Atabek, insana ait olanı insanca yaşamanın yollarını gösteren güzel bir kitap ortaya koymuş.
İhtilal zamanı harcanan aydınlarımız,gençlerimiz ve algı operasyonlarıyla toplumumuza kazandırılan atalet,kompleks gibi olguları işliyor...
Erdal Atabek'in okuduğum ikinci kitabıydı. Aynı zamanda Cumhuriyet gazetesinde takip ettiğim köşe yazarlarından. Dili inanılmaz kıvrak. Kelime oyunlarına mest oluyorsunuz okurken. Aynı zamanda haksızlığa tahammül etmeyip tüm düşünceleriyle de bunu dile getiren dobra yazarlardan. Özellikle psikoloji ve kişisel gelişim alanında yazıyor. Okuduğum ilk kitabı Kırmızı Işıkta Yürümek'ti. İki kitabında yazılış amacının aynı olduğunu farkettim: Kadınlara kadın olduklarını hatırlatmak. Bizlerin hele ki şu dönemde kendimiz gibi olamama sorunumuz var. Farklı görevler ve roller üstleniyoruz cinsiyetçi temele dayanan. Günümüzde bunu eleştiren, adına bakmadığınızda feminist sanacağınız erkek yazarlardan :)
Erkek bir yazar olması ve bu kadar noktasal objektif tespitlerde bulunması etkilemişti okuduğum yıllarda.
Dr. Atabek'in klasik müziğin, bir enstrümanla ilgilenmenin ve bir orkestrada yer almanın çocuk ve ergenlerin yaşamındaki olumlu etkisini incelediği kitap nedense ilgi çekici olamamış. Tavsiye üzerine almıştım ama bildiklerimin üzerine yeni bir şey eklemedi. Elbette "okumalıyım" diye düşünebilirsiniz ama çok daha iyi seçimler yapıp daha fazla bilgi edinebileceğiniz kitaplar bulabilirsiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Erdal Atabek
Unvan:
Tıp Doktoru ve Yazar
Doğum:
Adapazarı, 1930
Dr. Erdal Atabek (d. 1930, Adapazarı), Türk tıp doktoru ve yazar.rnrnErdal Atabek, 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Psikosomatik Hastalıklar ve İç hastalıkları uzmanı olarak görev yaptı. 1965te yazarlığa başladı. Aynı yıl Türk Tabipleri Birliği (TTB) başkanı seçildi. 1966da köşe yazıları Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmaya başladı. Halen yazarlık, seminer, konferans ve araştırmalarını sürdürmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 17 okur beğendi.
  • 208 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 180 okur okuyacak.