Hazal Taş

Hazal Taş

6.1/10
9 Kişi
·
43
Okunma
·
0
Beğeni
·
1.358
Gösterim
Adı:
Hazal Taş
Unvan:
Yazar
Doğum:
1990
Nasıl bağladın ki kalbimi, hiçbir kilit gözlerin kadar açmadı yüreğimin derinliklerini? Seni sevmek değil ki bu. Bu bildiğin sürgün... Gitmekte zerre tereddüt etmediğim aşk şehrine yani yüreğine sürgün... Ve bu esaret, aşkımın özgürlüğü... Bir ömür esir kalmak ise gönlümün borcu.
Ben eminim aşkımda, tıpkı senin. Ve Rabbim emin bizim kalbimizden. Kimseyi kırmadan çekilen bunca acı kefaretimiz, aldığımız her nefes birbirimize giden yolda bir adım. Öyleyse adın adım, vuslatın vuslatım. Sen benim ezelimdin, artık ahirim...
Susalım şimdilik sıra bize gelmedi. Sırayı aldığımız gün sözüm olsun sana. Susan sevmemiş olsun.

Gözümüzü kapatıp açtığımızda görüşmek üzere...
Annem konuşursa, babam gibi şakaya vuramazdı cümlelerini, yüreğimin en derinine dokunurdu. Çünkü beni en çok da annemin gözyaşları yaralardı. Her bir kelimesinde büyüdüğümü anımsatırdı. Ama kabul edemem ki! Annem hep yanımda olsun, her şeyi her zamanki gibi ona danışayım isterim. Asla ama asla büyümek istemem.
"Ben aşka sahiptim. Öyle bir aşk ki hem de... Benim acımı sadece kaybedenler anlar. Çaresizler anlar. Ben çok iyi bilirim bir hayatın değerini. Çünkü yaşayamadığım bir hayata sahip olunca öğrendim bir yaşamın ne kadar değerli olduğunu. Yaşayamayınca ve yaşatamayınca öğrendim. Bütün hayaller kursağımıza dizilirken öğrendim. Ellerin boş kalmışlığı acıtır kalbi. Yüreğinin gün be gün alışmaya zorlanması mahveder benliği. Unutmak istemezsin ama buna mecbursun. Hayatın devam etmesi diye bir tabir var. Çünkü her gün ölümü hak etmiş oluyorsun. Bu yüzden yaşamalı ve her gün ölmelisin. Çünkü hayat sana bunu layık görüyor.
Öl diyor. Ama bir gün değil her gün...
Yan istiyor. Öyle böyle değil ateşlerin en kızgınıyla yan istiyor.
Sevme istiyor. Bir daha onun gibi kimseyi sevme ki, hayata karşı hep yenik ol istiyor..."
Her defasında hayatı yeni keşfettim derken, yanıldığımı anlamam çok sürmedi. Çünkü hayat çok bilinmeyenli bir denklemdi; er geç anladım. Aşk'la anladım, acıyla anladım,sızıyla anladım. Aşk sızım her saniye yüreğimi deşerken anladım... Velhasıl, iş işten geçtikten sonra anladım!
Unutma! Huzur senin kalbini yenebileceğin o noktada çıkacak karşına. Masum gözleriyle gülümseyecek. Ve sen onu ilk bakışta tanıyacaksın...
.............Kitabı okumakta olanlar veya okumayı düşünenler için sakıncalı içerik.......

Geçen ben bu portalda birilerine ''En kötü kitap bile sana bir şeyler kazandırır'' diye bilmiş bilmiş artistlik taslıyodum. Hah ! işte bu kitap var ya benim tüüüm! o laflarımı bana yedirdi...Buradaki arkadaşlarımın çoğu bilir,Bir cümlenin içinde 3 kere aşk kelimesi geçince benim asabım bozuluyor. Şincik! Sanırm yazar arkadaşımızın ilk kitabı bu. Tarihi roman yazmak zor iştir; Osmanlı Tarihi ile ilgili roman yazmak çetrefilli iştir. Hele ki Sarı Selim ile başlayan dönem sonrasını kaleme dökmekte kusura bakmayın uzmanlık işidir. Bu aralar Türkçeye yeni bir deyim kazandırıldı '' Başkasının yerine utanmak'' diye hah işte bu kitabı okurken bana ondan oldu.

Şimdi gelelim asıl noktaya! Kitap kapağındaki bayanın üstündeki giysi 2012 plaj modası. Örme kazak bildiğin. Hiç bir şey yapamıyosan. Kandır yakın arkadaşını, gidin kına gereçleri malzeme satan bir yere, kiralayın gökemli bir kaftan, bi arkadaşın makyajını yapsın diğeri saçını stüdyoda çektir bi özgün fotoğraf, onu yap kapak çok zor bir şey mi ? Romanda geçişler çok sığ. Edirne deki sarayı cedide'nin terasından haliçe falan bakıyorlar. Topkapıdalar mı, yeni saray da mı nerde bunlar? Kitaptan bir cümle aktarayım size;
Nurbanu'nun yüzünde ki öfke eyvahlar olsun dedirtecek kıvamdaydı.
( orjinalinde bize diyalog olduğunu gösterecek tire yok!!!)
- Haddini bildirmedin mi seher
-Şey, sultanım
- Ne seher ne!!!
Koskoca Nur Banu sultan sanırsın ki kezbanların atası! Kitapta safiye sarı saçlı ak gerdanlı tasvir edilmiş. Kuğu gibi bişey sanırsın Truvalı Helen. İtalyanlardan bahsediyoruz burada ayrıca Baffo ailesinden ki, italyanlara nazaran daha esmer bir soy. Keşke saçmalamadan önce googla safiye sultan yazıp görsellere baksaymış. Porteyi bir inceleseymiş. Sayfa 26 da safiyenin ata binişi sultan muratı şaşırtır ve ardından imrenerek nede olsa baffo kızı der. Baffo kızları ata binmez evde oturur koca bekler... Safi'yenin hizmetinde ki cariyelerden biri İtalyandır ve italyan biriyle nişanlıdır. Türkler bunları kaçırır Aytaçı hareme alır, İtalyan sevgiliyide hadım ederler, o da intihar eder. Çok komik bir senaryo bu. Osmanlı da her önüne gelen adam harem ağası olamaz ve dolayısıyla hadım da edilmez. BU kulvar afroların kulvarı, Kolaydı sanki öyle hareme yaklaşmak, esir düşmüş bir italyanı yanaştırırlar mı ? Sayfa 57 de '' Osmanlının sonu ya nikah, ya isyan'' Diye bir cümle var. Sanki bahsi geçen topluluk, afrika kabilesi, Osmanlı ilk dönemleri hariç, hiç bir zaman siyasette nihaka bel bağlamadı tatlış, hele ki iç isyanların önüne geçmek için.. Bir de kitapta safiye'nin adı müslüman olmadan da da safiye, hiç bir cariye ya da hatun müslüman olmadan müslüman adı alamazz!!! Kitabın ilk sayfalarında sokakta top oynayan çocukların cam kırdığından bahsediliyor. Sanırsın 1980'ler ordan bi amca çıkıp ''keseeyimmi topunuzu dicekmiş gibi'' Cam kırcak kadar, sağlam topun daha doğrusu oyun topunun icadı 1700 lerin ortalarına tekabül ediyor. Tabi çocuklar sokakta şahika topuyla oynamıyorlarsa o ayrı bir mesele; neyse.
Sayfa 72 de Nurbanu'nun tüm gece safiyeye kelime-i şahadet öğretti yazıyor. Bir valide sultan bununla uğraşır mı sence,? Sayfa 78 de Bildiğin bizim sarı selim '' bir süpriz de bizden olsun istedik'' falan diyo. Safiye'nin gelin kınası ve hamamı salı gününe tekabül ediyor. Salı günü bırak hamam sefası kınayı filan, osmanlı da çamaşır bile yıkanmaz. '' Salı sallanır'' sözü nerden gelir anlamını bileydin keşke. Ayrıca perşembe günü nikah yapılar beyaz bir elbise falan giyior safiye. Nikahta Osmanlı'da her renk giyilir beyaz, giyilmez! Ayrıca şehzade falan filanın nikahları cuma günü kıyılır. Kitapta cariyelerden biri olmaz kafamı keser halice atarlar falan diyo. Osmanlı'da cariye kafası kesilmez, daha doğrusu kadın kafası kesilmez. OSmanlı da cariyeler canlı canlı sandala konulur. Halice değil prens adalarının oraya tekne sürülür; ardından cariye çuvala konularak, denizin dibini boylar. Halice atarlarsa 11 gün sonra cesedin kıyıya şişmiş bir biçimde vurur çünküsü. Ön Sözde idda edildiği gibi gerçekten de Osmanlı adetleri yansıtılsaymış keşke. Bir cenaze senaryosu var, sanırsın bakkal reşat amca öldü. Hani kaftanın çıkarılması esnasındaki o incelik? Nerede o devlet erkanının nerede duracağını bilen üyeleri!!
Safiye, Nurbanu karşısında işte kezban kezban trip atıyo, yemeğe falan inmiyo, hatta kitapta bi kaç kez odasından kovup tüm cariyelerin içinde kocan seni ömrü boyunca aldattı, cariye koynundan çıkmadı, sen büyücüsün dedi. Aha! İster 1 ister 80 tane şehzede doğur.. Böyle bir laf söylesen valide sultandan önce seni kocan defe kor defin içinde cumburlop marmara denizi, Hoplatırlar adamı....
Safiye gebeymişmiş, bi anda zambaklara bakarken düşüp bayılıyoo oda ne amanın hamile, kendi haberi de yok. Canısı, bu tür olayların hepsi kayıt altında tutulur. Padişahla ne zaman, ne kadar sürede şey ettin, hepsi hesaplanır. Regl döngünü senden iyi bilirler. Bayıldım, ayıldım hamileyim gibi komiklikler olmaz orda.

Bide sizler için üşenmedim oturdum saydım. Tam 317 yerde gereksiz ünlem işareti kullanmış, ünlem opsesifi galiba. Neyse ya benim sinirim bozuldu. Kısacası kötü kitap,velhassıl vikipedia dan bakıp tarihi roman yazılmıyo işte. Ayrıca kalemi çok kötü ve sıradan.
Bu kitapı okumalısınız. Kendiniz bulabilirsiniz bu hikayede. Sonu çok ilginç bitiyor ve bir yazarın hikayesi bu kitap. Kitaplar yazan bir adamın deli dolu aşkı ve bu aşka kavuşamaması. Sonunda tabi büyük bir tesadüf.

Yazarın biyografisi

Adı:
Hazal Taş
Unvan:
Yazar
Doğum:
1990

Yazar istatistikleri

  • 43 okur okudu.
  • 13 okur okuyacak.