Ignazio Silone

Ignazio Silone

Yazar
7.8/10
53 Kişi
·
146
Okunma
·
18
Beğeni
·
1.507
Gösterim
Adı:
Ignazio Silone
Tam adı:
Secondo Tranquilli
Unvan:
Yazar
Doğum:
Italya, 1 Mayıs 1900
Ölüm:
Cenevre, 22 Ağustos 1978
Ignazio Silone (d. 1 Mayıs 1900 - ö. 22 Ağustos 1978) İtalyan yazar. Asıl adı Secondo Tranquilli olan yazar Ignazio Silone takma adıyla eserlerini yayınlamıştır. Toplumcu Gerçekçilik akımına yönelik yazdığı romanları Mussolini İtalyasında özellikle güneyli fakir köylülerin hayatını anlatır. Abruzzo bölgesinin kurak coğrafyası, köylülerin batıl inançları ve faşist polisin baskıları sıkça kullandığı ana temalardır. Kendisi de aktif olarak komünist olan yazar, romanlarında komünizmin idealleri ve başarısızlığını da irdelemiştir. Ayrıca yazar, komünizmi savunduğu dönemlerde Mussolini için bilgi taşıyıp muhbirlik yaptığı iddia edilmiştir. Sonraları ise sert bir anti-komüniste dönüşmüştür.
Eserlerinden Ekmek ve Şarap ile Fontamara dilimize çevrilmiştir. Fontamara romanı savaş sırasındaAmerikalılar tarafından İtalyan halkına dağıtılmıştır.
1978 yılında Cenevre'de ölmüştür.

Eserleri

Fontamara (1931)
Ekmek ve Şarap (1937) -- Vino e Pane (Çev. Ahmet Hisarlı, Yay. Remzi Kitabevi)
Il Fascismo, le sue origini e il suo sviluppo (1934)
Un viaggio a Parigi (1935)
La scuola dei dittatori (1938)
Il seme sotto la neve (1942)
Egli si nascose (1944)
Una manciata di more (1952)
Il segreto di Luca (1956)
La volpe e le camelie (1960)
Uscita di sicurezza (1965)
L'avventura di un povero cristiano (1968)
Severina (1981)
... yeni bir vergi konabilecek daha ne kalmış olabilirdi? Her birimiz, kendi hesabına bunu düşünüyor ve bakışlarıyla ötekileri sorguya çekiyordu. Ama hiç kimse bilmiyordu. Sakın ay ışığına olmasın?
«Ama ben gerçek adaleti kastediyorum» dedi, «Herkes için eşit olan adaleti.»
Scarpone kesti attı: «Onu ancak cennette bulursun.»
192 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Yazar bu kitabında bizi, yirminci yüzyılın ilk yarısına, Faşizm yönetimi altındaki İtalya'ya götürüyor.
Fontamara, İtalya'nın güneyinde deyim yerindeyse, dünyadan haberi olmayan , her şeyden uzak kendi dünyalarında yaşayan fakir ve cahil insanların yaşam sürdüğü bir köy. Ülkede olan rejim değişikliğinin bile farkına varılmadığı bir yerleşim yeri. Ama onların da Faşizmle karşılaşmamaları tabii ki mümkün değil. İşte kitapta bu köy halkının Faşizmle tanışmasından sonraki yaşanan olaylar, onların bakış açısıyla ve onların ağzından, trajikomik bir şekilde anlatılmaktadır.

Faşizme bir de bu zavallı insanların gözünden bakmaya ne dersiniz? Faşizm en basit bir şekilde daha nasıl anlatılır bilemiyorum. Olabilecek en basit olaylarla ve herkesin anlayacağı bir dille mükemmel bir Faşizm profili daha nasıl çizilebilir ki ?

Müthiş bir akıcılığa sahip olan bu kitabı ben büyük beğeniyle ve büyük keyif alarak okudum, okunmasını da herkese tavsiye ediyorum.
328 syf.
·42 günde·Puan vermedi
Proleterya, Propaganda, Faşist Dönem İtalya.

Pastörize edilmiş halkların, harmanlanırken birbirlerini bir kez de kendilerinin ezdiğini, sistemin üç ayaklı çiğneyicileriyle de bu işi pekiştirdiğini gösterir kitaptır. Faşist devirde İtalyan köylülerinin hoşnutsuzluktan hoşnutluk duymaya geçiş evreleri anlatılırken, arada sesi klise tarafından kıstırılmış fakir köylülerin şaraba ekmek banışlarının hikayesi.
Nitekim her ülke ve her yerde olduğu gibi sistemlerin ezici gidişine dur diyen, demek isteyen insanlar çıkıyor elbetteki.
Don Paolo ya da gerçek adıyla Spina bu gençlerden biri, genç denebilirse... Tanınmamak için suratını yaşlandırıp devrim hareketlerine rahip elbisesiyle devam eden, bir bakıma kiliseyi de devrimin içine yerleştiren devrimci. Yazarın o kadar samimi bir anlatımı var ki kitabı bir an elinizden bırakırsanız bunun o devrimcilere ayıp olacağını düşünmeye başlıyorsunuz. Hele ki Burhan Arpad' a çeviri için hakkını teslim etmek şart.

Savaşların her zaman bir yıkım barındırması kaçınılmaz ve yazar "" Savaş zamanlarinda evlenmek, dikenler arasına tohum ekmeye benzer "" (syf 11) diyor.
Günümüze bunu uyarlarsak doğan her çocuk, dikenler arasında bir gül, bir çiçektir. Öyle ki ""tek dişi kalmış canavar" ülkelerin barış götürme adına gittikleri yerlerde o çocukların geleceğini çaldığı bilinmektedir. Emperyalizmin had sahfaya çıktığı tarih belki de şu AN yaşadığımız çağa gelmektedir. Her tarafta evrensel dilin sömürge fareleri varken ve onlar suçsuz coğrafyaların eksenlerini kemirirken o yerlerin çocuklarına bakıp nasıl gülebilir insan. Nitekim Mustafa Kemal Atatürk ne güzel sòylemiş:

"Bir ulus kendi gücüne, yalnız kendi gücüne dayanmazsa, şunun bunun oyuncağı olur."

Bugün içinde savaş barındıran tüm ülkeler ulusunun gücünden uzaktadır. Toplum olarak bir olunmadığı müddetçe de bu sömürülüş her zaman devam edecektir.

Yarının ve bugünün çocukları adına, dünya savaşların olmadığı bir yer olsun.
Bu nadir bulunabilecek güzellikteki kitabı herkese tavsiye edebilirim.
Saygılarımla....
192 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Türkiye’de ilk defa 1943 yılında basılan, Sabahattin Ali’nin dilimize kazandırdığı Fontamara’yı, İtalyan yazar Ignazio Silone kendi çocukluğunun geçtiği köyün yaşantısından yola çıkarak yazıyor. Kitap, 1930’lar İtalyasında küçük ve yoksul bir köyde geçiyor. Zengin toprak sahipleri tarafından emeği sömürülen köyülülerin verdikleri yaşam mücadelesi anlatılıyor. Suyu ve elektriği kesilen, ekip biçtiği toprak için kira ödemek zorunda bırakılan köylülerin, toprak sahipleri ve bu egemen sınıfı koruyan adaletsiz düzen ve yasalar karşısında verdikleri mücadele çok gerçekçi bir şekilde aktarılıyor. Derken, Mussolini iktidara geliyor ve faşizm yeniden iktidarda vücut buluyor. Bu kez faşist bir yönetime maruz kalan köylülerin çaresizlik ve umutsuzluklarına tanık oluyoruz. Kitabı çok büyük bir beğeniyle okudum. Yer yer hüzünlü yer yer trajikomik buldum. Coğrafyalar ve tarihler ne kadar farklı da olsa insanlığın sorunları ve acıları aslında nasıl da aynı! Toplumcu gerçekçi eserlerden hoşlananlara mutlaka ama mutlaka tavsiye ederim. Benim en sevdiğim kitaplar arasında yerini aldı Fontamara.
192 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Hicbir beklentim olmadan basladigim bir kitapti, beni nasil bu kadar etkiledi ben bile anlamadim:) italya'nin Fontomara köyünün daha once varligini bilmedikleri "devlet"le tanışma sürecini anlatan, muazzam bir kitap! Sabahattin Ali'de okuyunca çok sevmiş olacak ki turkcemize kazandirmis bu eseri...Ben gercekten cok begendim, umarim sizler de seversiniz;) keyifli okumalar.
Dün siteden bir arkadaşın okuduğunu görünce tekrar okudum bu mükemmel kitabı. Bizim memlekette işler hep korkarak ya da korkutarak yürüyor.
60'larda “Bu kış komünizm gelecek!”.
90'larda “İrtica geliyor!”.
2 binler “PKK!”.
Şimdilerde “FETÖ!”, “Beka meselesi!”, “PKK!”, “HDP!”, “Kürtler!”, “Sandık”, “YSK”, “Çaldılar!” ve dahası…
Ömrümüz hep korkutulmakla ve korkmakla geçiyor kısacası. Neyiin ne olduğunu bilmediğimiz vak’alarda binlerce can yitip gidiyor. Hepsinin acısı içimize çöküyor. Gün geliyor o acılar “haber” bile olmuyor.
‘Ya bir gün korkutamazsam!’ diye sorgulamıyor korku salıcı. Korkuttukça korkutası geliyor hatta. Korkunun dozunu arttırdıkça daha da korkunçlaşıyor.
‘En çok korkutanın en çok korkan, yani kendisi’ olduğunu fark etmiyor. Kendisiyle yüzleşmiyor. Korkularının esiri olmaktan kurtulamıyor.
Edinimlerini kaybetmekten korkuyor haliyle. Kaybetmemek için de daha fazla korkutuyor.
Korkutan kişi bilmiyor ki korkuyla düzen sağlanmaz.
Ve korkutan kişi bilmiyor ki, haksızlığa uğrayan insanlar bir yerden sonra artık “hiç” korkmaz.
FONTAMARA
Toplumcu Gerçekçilik akımına yönelik yazdığı romanlarında Mussolini İtalyasını, özellikle güneyli fakir köylülerin hayatını anlatan Ignazio Silone, Fontamara kitabındaki bu pasajda korkunun ne kadar korkutucu olabileceği bakın nasıl anlatmış:
“Peki ama neden korkuyorlar?”
“Neden olduğunu kimse bilmiyor. Sadece korkudan. Bir milleti bir kere korku sararsa artık bunun izahı yoktur. Bu hastalık herkese geliyor, insanı tepeden tırnağa sarıyor. Bunun için, yalnız rejim düşmanları korkmuyorlar; ötekiler, şu faşist dedikleri adamlar çok daha fazla korkuyorlar. Onlar da bu işin böyle sürüp gidemeyeceğini biliyorlar, hem söylüyorlar, ama bundan korkuyorlar. Ne diye düşmanlarını öldürüyorlar? Korkudan. Ne diye boyuna polisler milislerin sayısını artırıyor? Korkudan. Ne diye binlerce, on binlerce günahsız insanı küreğe mahkûm ediyorlar? Korkudan. Cinayetleri arttıkça korkuları da artıyor. Korkuları arttıkça cinayetleri artıyor.”
“Peki, Papa bunlara ne diyor?”
“Papa da korkuyor. Papa yeni hükümetten iki milyar liret aldı, otomobiller tedarik etti, bir radyo istasyonu kurdurdu, hiçbir zaman seyahat etmediği halde, kendine mahsus bir tren istasyonu yaptırdı, daha başka lüks işlere kalkıştı; şimdi bunlar onu korkutmaya başlıyor. Roma’daki kiliselere, manastırlara bir yazı göndermiş, daha fazla fukara çorbası dağıtılmasını istiyor. Bu, korku çorbasıdır. “Fate-bene-fratelli” müessesesi son zamanlarda her perşembe günü çorbaya birer parça domuz yağı pastırması atıyor. Bu da korku yağıdır. Ama iki milyarı unutturmak için çok çorbalar, çok yağlar lazım!”
Şimdilerde okuduğum bu kitabı bir öğretmene hediye ettiği için Köy Enstitüleri’nin efsane ismi İsmail Hakkı Tonguç hakkında ceza istemiyle soruşturma açılmış.
Neyse ki o kış komünizm gelmemiş.
Ben kitabı henüz yenni okudum ama emin olun bu kış da komünizm gelmez.
Korkmayın, rahat olun…
192 syf.
·6/10
İtalya 'da faşist rejimin kol gezdiği dönemi fakir köylüler üzerinden anlatır Fontamara. İtalya' da yoksul bir köyde, yani Fontamara 'da, çamur, taş, susuzluk, ışıksızlık içinde bir hayatta kalma mücadelesi kitabı. İlk sayfalarda kahramanların isimleri kafamı karıştırdı ve anlatım olarak çok yoğun gelmedi bana, fakat konu itibariyle beni etkileyen bir kitap oldu. Tabiki Sabahattin Ali çevirisi olması kitabı iki kat değerli kılıyor. Köy Enstitülerinin kuruluşunda büyük katkıları olan İsmail Hakkı Tonguç, bir öğretmene hediye etmiş bu kitabı ve bu sebeple hakkında soruşturma başlatılmış, komünizmle suçlanmış.
Güzel bir başkaldırı hikayesi okumak isterseniz okuyun. Ve tarih, maalesef tekerrürden ibaret. Bunu da yine anlamış olduk.
189 syf.
·20 günde·Beğendi·9/10
Kitap 20.yüzyılın başlarında, dünyayı kasıp-kavuran savaş yıllarında, İtalyanın unutulmuş, fakir mi fakir, okuma yazma, hesap kitap yapmasını unutmuş, dalaverecilerin üçkağıtlarına kanıp, zenginlerin silahlı ve avam elaltılarının yağmalamasıyla olan olmaz herşeyini kaybetmekte olan küçük bir köy ve sakinlerinin yaşamını ele alıyor. Ama okadar içten okadar bizden ki..
İlk defadır bir kitabın insanla bukadar samimi olabildiğine şahit oldum. Eee kim çevirmiş.. Sabahattin Ali. Yerinde, ince improvizasyonlarla esere o denli renk katmış ki, insanın içinden "Allah, Allah, elin gavuru benim dedem gibi gonuşuyo" diyesi geliyor.
Eserde pek öyle bi merkezde duran bir kahraman yok. Berardo Viola adlı bi karakter var. Emile Zola'nın Germinal'indeki Etienne karakterini anımsatıyor düşünce ve haraketleri ile. Ve iki noktada küçük bi yer tutan Bilinmeyen büyük adam stratejisini alttan alttan yürütmesile Souvarine'i andırdı.
Ve aslında hiç beklemediğim bir bitiş keşkelerle doldurdu içimi.. mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
192 syf.
·14 günde·Beğendi·Puan vermedi
Mussolini'nin faşist yönetimi altında ezilen yoksul İtalyan köylülerinin dramını kitaplarına taşıyan Ignazio Silone'nin Fontamara kitabına Fakir Baykurt'un öz yaşam öyküsünde rastladım ilk.Ekmek ve Şarap'ı okumayı düşünüyordum aslında.
Çevirisini Sabahattin Ali'nin yaptığı Fontamara romanı, yayımlandığı yıl (1943) büyük bir ilgiyle karşılanmış
Mussolini yönetimine karşı direnen köylülerin hikâyesini oldukça ironik bir dille anlatan Ignazio Silone, düşünceleri nedeniyle sürgün edilmiş.Sonraki yıllarda ise Andre Gide, Koestler gibi yazarlarla birlikte komünizmin karşısında yer almış.
Değişmeyen tek şey değişim sanırım.
1980 yılında aynı adla Carlo Lizzani yönetmenliğinde sinemaya uyarlanmış.

Berardo sordu:
"Korkudan mı? Neden korkuyorlar?"
"Korkudan korkuyorlar?"
Berardo ısrar etti:
"Peki ama neden korkuyorlar?”
“Neden olduğunu kimse bilmiyor. Sadece korkudan... Bir milleti bir kere korku sararsa artık bunun izahı yoktur. Bu hastalık herkese geliyor, insanı tepeden tırnağa sarsıyor.Bunun için, yalnız rejim düşmanları korkmuyorlar; ötekiler, şu faşist dedikleri adamlar çok daha fazla korkuyorlar.Onlar da bu işin böyle sürüp gidemeyeceğini hem biliyorlar, hem söylüyorlar, ama bundan korkuyorlar... Ne diye düşmanlarını öldürüyorlar? Korkudan... Ne diye boyuna polis milislerinin sayısını artırıyor? Korkudan... Ne diye binlerce, on binlerce günahsızı küreğe mahkûm ediyorlar? Korkudan... Cinayetleri arttıkça korkuları da artıyor... Korkuları arttıkça da cinayetleri artıyor.”
Michele merak etmişti:
“Hükümet kuvvetli mi?” diye sordu.
Peygamber:
“Korkusu çok kuvvetli!” diye cevap verdi.
(syf 120)

Kitabın bu bölümü çok tanıdık geldi bana.
176 syf.
·7 günde·2/10
Galiba ignazio sılone kitaplarını bidaha okumayacağım
:( çünkü ; bu ikinci kitabını okuyuşum ve çok ağır aksak giden bir dili var yazarın..............Ignazio Silone
192 syf.
·Puan vermedi
İtalya'da küçük bir kasaba Fontamara. Ne yönetim işlerinden haberdardırlar ne politikalardan ama bir gün karşılarına kapitalizm çıkar.

Kapitalizmin en sade anlatımı ile yaşantılardaki etkisi ile romanlaştırılarak anlatımı söz konusu ve bu yaşam canavarını bu kitapla anlayamayacak zihin kalmasın istiyor yazar.

Kapitalist yönetimin etkilerinin trajikomik örneği.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ignazio Silone
Tam adı:
Secondo Tranquilli
Unvan:
Yazar
Doğum:
Italya, 1 Mayıs 1900
Ölüm:
Cenevre, 22 Ağustos 1978
Ignazio Silone (d. 1 Mayıs 1900 - ö. 22 Ağustos 1978) İtalyan yazar. Asıl adı Secondo Tranquilli olan yazar Ignazio Silone takma adıyla eserlerini yayınlamıştır. Toplumcu Gerçekçilik akımına yönelik yazdığı romanları Mussolini İtalyasında özellikle güneyli fakir köylülerin hayatını anlatır. Abruzzo bölgesinin kurak coğrafyası, köylülerin batıl inançları ve faşist polisin baskıları sıkça kullandığı ana temalardır. Kendisi de aktif olarak komünist olan yazar, romanlarında komünizmin idealleri ve başarısızlığını da irdelemiştir. Ayrıca yazar, komünizmi savunduğu dönemlerde Mussolini için bilgi taşıyıp muhbirlik yaptığı iddia edilmiştir. Sonraları ise sert bir anti-komüniste dönüşmüştür.
Eserlerinden Ekmek ve Şarap ile Fontamara dilimize çevrilmiştir. Fontamara romanı savaş sırasındaAmerikalılar tarafından İtalyan halkına dağıtılmıştır.
1978 yılında Cenevre'de ölmüştür.

Eserleri

Fontamara (1931)
Ekmek ve Şarap (1937) -- Vino e Pane (Çev. Ahmet Hisarlı, Yay. Remzi Kitabevi)
Il Fascismo, le sue origini e il suo sviluppo (1934)
Un viaggio a Parigi (1935)
La scuola dei dittatori (1938)
Il seme sotto la neve (1942)
Egli si nascose (1944)
Una manciata di more (1952)
Il segreto di Luca (1956)
La volpe e le camelie (1960)
Uscita di sicurezza (1965)
L'avventura di un povero cristiano (1968)
Severina (1981)

Yazar istatistikleri

  • 18 okur beğendi.
  • 146 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 208 okur okuyacak.