Mahmut Baran

Mahmut Baran

Yazar
9.0/10
11 Kişi
·
38
Okunma
·
0
Beğeni
·
1.077
Gösterim
Adı:
Mahmut Baran
Unvan:
Yazar
Doğum:
Batman
Sırf Êzîdî’dir, diye Êzîdîliğin merkezi olan Laleş’te sürülen, dağları Şengal’dan kopartılan dört yüz yılını sürgün yollarında geçiren, yara bere içinde bırakılan bir kabilenin üyesidir.

Müslümanların, yerine göre Hıristiyanların ve dahi Yahudilerin sınır tanımaz zulmüyle inleyen, eriyen, büzülen kendi ırkının ihanetiyle vurulan, satılan, yakılan; bu nedenle güvenmemeyi yaşamın temel ilkesi olarak addeden bir geleneğin, kaskatı bir geleneğin, köredici sadakat vurgunlarına maruz kalan bir ailenin zavallı bir çocuğudur Mahmut Baran… Dobralığı ve riyakârlığı, gözüpekliği ve korkaklığı, mertliği ve namertliği, inkârı ve müsamayı iç içe yakalayan bir Kürttür. Yani bir insandır. Kırkına varmış ama hala içindeki çocuğu ışığa tutmaya çalışan, insanların “deli mi ne?” diyebildiği huzursuz ve tuhaf bir adamdır.

"Ben politik bir tutsağım. İdeallerim, gelecek adına güzel hayallerim var. Bu uğurda 20. yılımı dolduruyorum cezaevinde. Hakikati oluşturan; eşitlik, adalet ve özgürlüktür. Hakikata seslenen ve hakikat adına seslenen ne varsa kabulümdür."

Cezaevinde daima bir boşluk hali var. Geniş, yaygan, derin, uzun, sert ve mutlak! Yazmak bu “hale” karşı isyanın bir biçimidir. Bu boşluğun sesi, rengi, dini, ısısı, kütle yok. Ve hiçliği bir yazgı olarak önüne koyuyor. Hiçbir şey olmamak;”yok hükmünde” yaşamak! İradesiz, duygusuz, sessiz, renksiz, dinsiz bir hayvan gibi! Yazmak, var olduğunun kanıtıdır. Yazmak, korumaktır toplumu korunmaktır toplumdan. Tarihe not düşmektir, “karınca kararınca”. Günün zorluklarına göğüs germek için üç asır, beş asır sonrasını tasavvur etmektir. Mazlumun öfkesini, acılının ahını, sevenin aşkını, ölenin ruhunu geleceğe taşırmaktır. Kendini yakıp etrafını aydınlatmaktır.
İmkansızlığa savrulmuş zarlarımı 
Toplamadan 
Kaçsam rüzgarından 
Saklı tarihe sığınsam 
Sürgün etsem yüzünü 
Mecburi siyaha 
Unutsam hep unutsam 
Olmasan 
Hatırlamasam 
Hiç yapamam 
Yenilmişim çoktan...
Nasıl ki bir ana ceylan,
Vurulmuş yavrusuna içten yanıyorsa
Ve taksaslı bir kız
Vietnam'da öleni Kürdistan'da arıyorsa
İşte öylesine beyaz yeleli bir atın sırtında
Gece demeden gündüz demeden
Durmadan dinlenmeden koşarak
Kokladığın her çiçeği yaprak yaprak
Bastığın her adım toprağı
Parmak parmak dolaşarak
Bir gün ben de seni aramaya çıkacağım
Ahd-i kasemim olsun ki Rûken, tüm asırların kahpeliğine uğrayan halkım, her bir halkın hak ettiği saygıyı görürse ve dağlarında kimyasallar, barutlar yerine keklikler, iğdeler, çiğdemler kokarsa... İşte o zaman tanrıya biat eder gibi yolunda baş koyacağım, kendimi sana adayacağım...

Mahmut BARAN
"Zîn çaresizliğinde büyüdü hıçkırıklarım
Âşka yüklediğim tüm çocukluğum sende kaldı..."
"Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
Mutlu aşk yoktur
Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda..."
Kitabın olay örgüsü örgütün şehir içi yapılanmasıyla başlıyor. Bu faaliyetler kapsamında yapılan bir akşam toplantısında kitabın asıl kahramanları Erdal ve Ruken tanışırlar. Erdal ve Ruken arasında zamanla duygusal bir birliktelik olur. Ancak Erdal uzun süre ''ya aşk ya da devrim'' ikileminde kalmıştır. Erdal ve Ruken bu karşılıklı duygularını zamanla şiirle dile getirmişler.
Erdal, Ruken'in ona yazdığı şiirleri pantolununda yaptığı zulada saklamıştır hep. Ruken'in yazdığı bu şiirleri kutsal bir muska gibi hep yanında taşıyacaktı. Erdal kendisini uğursuzluktan korusun diye adına '' Meleğin Mısraları'' diyecekti.

Daha sonra bir arkadaşının itirafları sonucu Erdal tutuklanıp cezaevine giriyor. İtirafçı olması için cezaevinde işkencelere maruz kalıyor. Bu işkenceler sırasında bile Ruken'in ona yazdığı şiirleri yanında taşımayı başarmıştır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mahmut Baran
Unvan:
Yazar
Doğum:
Batman
Sırf Êzîdî’dir, diye Êzîdîliğin merkezi olan Laleş’te sürülen, dağları Şengal’dan kopartılan dört yüz yılını sürgün yollarında geçiren, yara bere içinde bırakılan bir kabilenin üyesidir.

Müslümanların, yerine göre Hıristiyanların ve dahi Yahudilerin sınır tanımaz zulmüyle inleyen, eriyen, büzülen kendi ırkının ihanetiyle vurulan, satılan, yakılan; bu nedenle güvenmemeyi yaşamın temel ilkesi olarak addeden bir geleneğin, kaskatı bir geleneğin, köredici sadakat vurgunlarına maruz kalan bir ailenin zavallı bir çocuğudur Mahmut Baran… Dobralığı ve riyakârlığı, gözüpekliği ve korkaklığı, mertliği ve namertliği, inkârı ve müsamayı iç içe yakalayan bir Kürttür. Yani bir insandır. Kırkına varmış ama hala içindeki çocuğu ışığa tutmaya çalışan, insanların “deli mi ne?” diyebildiği huzursuz ve tuhaf bir adamdır.

"Ben politik bir tutsağım. İdeallerim, gelecek adına güzel hayallerim var. Bu uğurda 20. yılımı dolduruyorum cezaevinde. Hakikati oluşturan; eşitlik, adalet ve özgürlüktür. Hakikata seslenen ve hakikat adına seslenen ne varsa kabulümdür."

Cezaevinde daima bir boşluk hali var. Geniş, yaygan, derin, uzun, sert ve mutlak! Yazmak bu “hale” karşı isyanın bir biçimidir. Bu boşluğun sesi, rengi, dini, ısısı, kütle yok. Ve hiçliği bir yazgı olarak önüne koyuyor. Hiçbir şey olmamak;”yok hükmünde” yaşamak! İradesiz, duygusuz, sessiz, renksiz, dinsiz bir hayvan gibi! Yazmak, var olduğunun kanıtıdır. Yazmak, korumaktır toplumu korunmaktır toplumdan. Tarihe not düşmektir, “karınca kararınca”. Günün zorluklarına göğüs germek için üç asır, beş asır sonrasını tasavvur etmektir. Mazlumun öfkesini, acılının ahını, sevenin aşkını, ölenin ruhunu geleceğe taşırmaktır. Kendini yakıp etrafını aydınlatmaktır.

Yazar istatistikleri

  • 38 okur okudu.
  • 5 okur okuyacak.