N. H. Kleinbaum

N. H. Kleinbaum

Yazar
8.7/10
948 Kişi
·
3.380
Okunma
·
66
Beğeni
·
5.058
Gösterim
Adı:
N. H. Kleinbaum
Unvan:
Alman Yazar
Doğum:
A.B.D, 1948
N.H. Kleinbaum çok fazla eseri olmadığından dolayı fazla popüler değildir ve hakkında bilgi mevcut değildir. N.H. Kleinbaum’un en önemli eseri Ölü Ozanlar Derneği'dir.
Tıp, hukuk, işletme, mühendislik… bunlar asil meşgalelerdir ve hayatı sürdürmek için gereklidir. Ama şiir, güzellik, romantizm, aşk. Bunlar, hayatı, uğruna sürdürdüğümüz şeylerdir.”
İnsan, insan ırkının bir üyesi olduğu için şiir okur ve insan ırkı tutkuyla doludur! Tıp, hukuk, bankacılık, bunlar hayatı devam ettirmek için gerekli. Ama şiir, aşk, sevgi, güzellik? Bunlar da bizim yaşama nedenlerimiz!
'Carpe diem' anını yaşa. O anın değerini bil ve ne olursa olsun yapmak isteyeceğin şeyden asla vazgeçme.
"'Eğer bir insan düşlerinin yönetiminde gizlice ilerlerse, bir gün hiç beklenmedik bir anda başarıyla buluşur."
Yarını düşlüyoruz ve yarın gelmiyor
Gerçekten istemediğimiz zaferler düşlüyoruz.
Yeni gün çoktan geldiği halde
Yeni bir gün düşlüyoruz.
Yapılması gereken savaşlardan kaçıyoruz.

Çağrıyı duyuyoruz, ama hiç önemsemiyoruz
Gelecek henüz bir planken, o gelecek için ümitleniyoruz.
Her gün kaçtığımız bilgeliği düşlüyoruz
Kurtuluş elimizdeyken, kurtarıcı için dua ediyoruz.

Ve hala uyuyoruz.
Ve hala uyuyoruz.
Ve hala dua ediyoruz
Ve hala korkuyoruz...
Öhöm öhöm!
Yavrum geçin artık yerinize bakın zil çaldı!
Evladım! Kime diyorum ben acaba?
Bugünkü dersimizde öğretmen öğrenci ilişkilerinden bahsedeceğiz.

Sert tarih hocası gitti İnci Küpeli geldi, her şey yolunda, tamam sakin:))
Bilenler bilir iki yıllık (sakın küçümsemeyin ha:)) öğretmenlik tecrübem var. Bu iki yılda neler neler öğrendim ne güzel duygular tattım bir ben bilirim:)) Bana bu duyguları tattıran miniklerime teşekkürü borç bilirim...

Okul ve iş hayatım boyunca öğrendiğim en önemli şey dersi sevdiren kişinin öğretmenden başkasının olmadığıdır. Ancak bu durum malesef öğretmenlerimiz tarafından göz ardı edilmiş durumda. Fazlasıyla... Öğrencilik hayatımızdan biliyoruz ki annemizden babamızdan daha çok görürüz öğretmenlerimizi ve sınıf arkadaşlarımızı. Ancak okulu, sınıfı sevgi dolu bir yuva haline getirecekleri yere sert yüz ifadesi ile bir sınıfı dize getirebileceğini düşünüyor çoğu öğretmenimiz. İstisnalar var tabii... Peki sadece ders anlatıp hiçbir çocuğun kalbine dokunmadan yapılan öğretmenlik, gerçekten öğretmenlik mi? Çocukları gülümsetmeden, kahkahalarını bilmeden yapılan öğretmenlik, öğretmenlik mi? Nerede kaldı o kutsal meslek?
Hayatta hiçbir şey bir çocuğun gülücüğü kadar güzel olamaz... Ve bir çocuğun gülümsemesi bütün sızıları dindiren bir krem gibidir... ( özlem senin kremlerin gibi:))

Kitabımızda da hayatı yarış atına çevrilmiş yatılı lise öğrencilerinin hayatına misafir oluyoruz. Enfes bir kitaptı ve sonu çok etkileyici bitti... Tüm çocukların hayatını değiştiren bir öğretmen var kitapta. Okurken işte, dedim, bende böyle bir öğretmen olmalıyım, Bay Keating gibi... Kitapta hayatlarını şiirle, sanatla değiştiren, bundan büyük bir keyif alan, hayatın iliğini emen harika öğrenciler var. Özellikle Shakespeare'den yapılan alıntılara kitap daha da bir mükemmelleşiyor...

Atatürk "ÖĞRETMENLER, YENİ NESİL SİZLERİN ESERİ OLACAKTIR!" derken sadece dersleri iyi anlatın demiş olamaz. Altındaki anlamı çok daha fazla düşünüp irdelemek gerekli bence...
Bütün öğretmenlerimize ve öğrencilerimize sevgi ve saygıyla...
Bunu da eklemezsem olmaz:))
https://youtu.be/jTjv1R50GrM
Eğitim çağındaki çocuklar, öğretmenler, aileler, idareciler.. Herkesin okuması gereken kısa ama içinde büyük dersler barındıran bir eser. Eminim herkes çok beğenecektir. Dili de oldukça yalın ve hiç sıkmıyor. Başlanıp çabucak bitirilebilecek bir kitap.
Toplumda kabul görmüş normların ve kemikleşmiş zihniyetlerin sınırını zorlayan, derinine inilirse kafamızdaki at gözlüğünü çıkartıp atan, özgür ruhlu bir eser.
Kim ulan bu Bay Keating?


Ben size söyleyeyim; hayatın içinden çıkan bir süper kahraman, bizlerden biri, bilin bakalım kim ve tabii ki de bu benim, demeyeceğim. Keating; tüm genç kızların hayallerini süsleyen genç, yakışıklı ve sıradışı bir edebiyat öğretmeni felan da değil. Keating, Keating'dir arkadaşlar. Namıdiğer 'Kaptan'. İmaja ve kariyerine önem veren bir akademisyen değil, öğrencilere, hülasa herkese kendi olabilmeyi, kendileri olabilmeyi öğretmeye çalışan örnek bir eğitimcidir. Her şeyden önce Keating'de şu duruma dikkat edilmesi gerekiyor; Keating, nasıl olmak istediğini de, nasıl olmak istemediğini de çok iyi biliyor. Bizler belki olmak istediğimiz kişiler olamayız, ama kimse de bizi olmak istemediğimiz bir kişi olduramasın.


Neden böyle bir giriş yaptığımı sizlere kısaca anlatayım; çünkü kitaba dair var olan 147 incelemenin okuduğum bir kaç başlıca incelemelerinde genellikle şöyle anılmış; güzel bir kitap ve okunmaya değer bir eser, eğitim sistemi, aile baskısı, bıla bıla... Değil arkadaş değil, okunmaya değer felan değil, anlaşılmaya değer bir kitap. Anlaşıldıktan sonra monoton ve ezbere bir yaşama sırt dönülecek, yüzünü yaşama dönecek bir kitap; 'Carpe Diem'i hayat felsefesi haline getirebilecek bir kitap. Alışılagelmiş geleneksel bir yaşam tarzının aksine, anı yaşamayı hayatı olağanüstüleştirmeyi öğütleyen bir kitap. Çünkü bu hayatta gelmişlikten sonra en büyük gerçek bu hayatı terkedişimiz olacaktır, şöyle ya da böyle bizi bekleyen bir ölüm hakikati var, bizden bir şeyler bekleyenlerin de böyle bir hakikati var, herkes için kaçınılmaz bir gerçeklikken ölüm, bu yaşam ancak insanın kendi elleriyle şekillendirilmeli-gerçekleştirmeli. Neden okumak değil de anlamak diye diretiyorum; eğer okursan, sadece böyle bir karaktere imrenebilirsin, ötesine geçmez -geçmesi çok ender rastlanan bir durum olur-. Yok eğer anlarsan, gerek aile ebeveynlerin gerek eğitiminden sorumlu insanlar, en yakın çevren ve diğer tüm herkese karşı; senin kim olmak istediğini veya kim olmanı istediklerinin yerine, senin kim olduğunu gösterebilirsin. Burda şu soruları sorabiliriz;
Başarı bizden istenilen midir, bizim istediğimizdir?
Başarı-mız bizi mi mutlu etmelidir, bizden başarı bekleyenleri mi?



Kitap özetle şöyle; bir şeyleri idraktan sonra, hayata olan bakış açımız değişir ve çoğumuz bir Keating olmayı isteriz, çünkü Keating 'olmasını istediği kişidir' fakat, kimimiz bu yolda Neil gibi bir tercih vermek zorunda kalırız ve sonumuz da ona benzer, kimimiz Neil'in başından geçeni yedirememiş delilerden olur, kimimiz de hain-çiyan-çakal olur (bunlar hiç bitmez sanırsın Allah'ın emri), kimimiz çiyansevmeyenlerden olup, buna karşın yapmış olduklarımızdan bize bir son sunulur. Olay her ne kadar kara kuru bir defterle başlamış olsa da, hikaye öyle kuru kuru ilerlemiyor. Çok basit bir olay örgüsü olduğu halde, içeriği kabinin içine sıkışıp kalmıyor. Karakterler üzerinde işlenmiş duygular; Baskın bir hayat, hayal, özgüven, şımarmak, utanmak-çevresel sindirilmişlik ve hafifmeşreplik olup -bence öyleydi- :) öğrencilerin tümüne farklı kişilikler yüklenmesi, aslında birbirinden farklı kişiler oldukları halde, bazı verilecek kararlar karşısında -bazı küfler haricinde- yek vücut olabilmeleri çok iyi işlenmiş. Kitap bittiğinde kuvvetle muhtemel çevrenizde bu tür sorunlar içerisinde olan arkadaşlarınıza da okutmak isteyeceksiniz. Ve dilinizde anı yaşamak ve sanatın özgürleştiriciliğine dair cümleler olacak.


Peki ya, yazar tüm bu olup bitenlerin neresinde; yazar kitabın ön ve arka kapağı arkadaşlar, ve bence Keating olabilme hayalini kendinde bulunduran kişi de yazar, hayaline ulaşamayacağı çaresizliğiyle Neil karakteri olarak kendini ön plana çıkarmayı başarıyor, bunların gerisinde kalan kahramanlık ve korkaklık durumlarını yine bir diğer karakterler de işlediği taslaklar bütünü bize yazarı tanıtıyor. Okuru ile yazarı arasında edinilen yakınlık yine benzeri az rastlanır durumlardan. Ve yine yazarın geniş bir şiir yelpazesine sahip olduğunu, bizi; Shakespeare, Byron, Shelly ve Keats gibi edebiyat büyüklerinin imgeler ve şiirleri eşliğiyle, güzel ve anlamlı bir yolculuğa çıkarmasında görüyoruz. Herkesin anlayacağı bir dilden yazılmışlığı; sıradanlığından değil, anlaşılması içindir. Tanrı bizi, postu kurdu andıran, çakallar sürüsünden korusun. Kitapta işlenilen eğitim ve ailenin bunda baskıcılığı, elbette ortaya atılan yepyeni bir düşünce değil, ama toplumsal ve kültürel manada yaşamımızı fazlasıyla derinden etkileyen bir konu, biz her ne kadar kendimizi özgür bireyler olarak ilan etsek bile birtakım kuralcıların bizi ikna ettikleri sözleşmeli köleler olduğumuz gerçeğini yadsıyamayız. Bugün eğitim adı altında hükümet elleriyle gerçekleştiriliyor; eğitim sistemi malumunuz, üzerine konuşmaya değer bile bulmuyorum. Asfalta ekmek banılmayacağına, hükümet-devlet denilen zatların sadece binasal ilerlemeler katettiklerinde de çoğumuz hemfikirizdir. Turgut Cansever'in dilediği gibi, şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal edenlerden olmayalım; şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal edersek, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.


Herkese farkındalıklı, bol sorgulamalı okumalar dilerim. Tavsiye etmiş olduğum anlaşılmıştır zaten. Kitabı bana minimanilize ettiği kütüphanesi içerisinden hediye eden Esther. Sema 'ya teşekkürleri borç bilirim, en az filmi kadar kitabı da sevdim.
Ülkemizde eğitim sisteminin, öğretmenin, velinin, öğrencinin sorgulandığı bu dönemde (gerçi her dönemde var ama son yıllarda aşırı bir bozukluk mevcut) bu kitabı okumak herkese iyi gelecektir. Sistem açısından bize vereceği detaylı bir bilgi yok bu kitapta ama eğitimcinin ve eğitim kurumlarının(dolaysıyla sistemin ama genel bağlamda) insana bakışının nasıl olabileceği ile ilgili fikir veren güzel bir eser.
Filmi de en az onun kadar güzel.

Özgür ve can sıkıcı olmayan bir eğitimin öğrencileri olumlu yönde etkileyeceğinin güzel bir örneği. Bu kitapta uygulanan eğitim tarzını ülkemizde uygulamak oldukça güç olacaktır. Zira alt yapısı olmayan ve neyi amaçladığı belirsiz bir ucube sistemimiz var. Ama en azından öğretmen ve öğrenci bu tarz bir yaklaşımı (kitapta kaleme alındığı gibi) sergileyerek eğitimimizdeki sıkıcı ve despot yönlerinin etkisini en alt seviyeye çekebilir. Bu da olmazsa en azından aşağı yukarı doğru bir uygulamanın nasıl olduğunu öğrenmiş olursunuz bu eser sayesinde.

Ayrıca içinde çok güzel (kimi zaman düşündüren, kimi zaman entellektüel, kimi zaman güldüren...) sohbetlerin olduğu bir kitap!

Çoğumuz bu kitabı okumuşuzdur ya da en kötü ihtimal filmini izlemişizdir. Bu yüzden sizi çok sıkmadan burada bitireyim sözlerimi.

Bir sinema tutkunu olarak filmi de alın izleyin derim!

Saygılar.
Eğitim sistemi.. Konu başlığı bu olunca herkesin söyleyecek onlarca şeyi var. Yok efendim sistem mi varmış, böyle mi eğitim olurmuş, çocuğa böyle mi bir şey öğretilirmiş,eğitimciler eskisi gibi değilmiş, mışta mişte.. Herkesin şikayetçi olduğu ama bir türlü elini taşın altına koyup şikayetçi olduğu şeyi değiştirme amacı gütmediği, değiştirmeye çalışana da bir etiket yapıştırıp arkasından konuştuğu kısaca herkesin konuşup kimsenin yapacak bir şey bulamadığı eğitim sistemi..

Şimdilerde eğitim alan bir birey sonrasında ise eğitimci olacak benim bu konuda söyleyecek onlarca şeyim var ama söylemem gereksiz,boşuna,zaman kaybı. Şimdi çoğumuz çevçevenin içinde bulunan resimleriz . Hepimiz sadece kendimizden haberdarız. Ama asıl güzellik çevrenin içinden değil dışından bakıldığında.. Kitapta aynı bunun gibi. Baktın bir şey göremiyorsun yer değiştir yeterli gelmedi mi yeniden yer değiştir. Görebilene kadar aradığın şeyi görüş açını sürekli değiştir. Hem ne kadar çok yerden bakarsan o kadar fazla güzellik görürsün.

Kitabı öneririm dostlar. Herkese hepinize. Öğretmen olana, olmak isteyene.. ebeveyn olana, olmak isteyene.. Herkese..

Keyifli okumalar.: )
Öğrencilerin adeta robot muamelesi gördüğü bir lisede, okula yeni bir İngilizce öğretmeni gelmesiyle kalıplaşmış yaşamlarda yeni kapılar aralanır. Ölü Ozanlar Derneği adı altında bir grup genç gizli bir mağarada toplanıp, ölü ozanların şiirlerini okurlar. Zamanla adeta gözleri dünyaya başka gözlerle bakmaya başlar.
Son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan biriydi. Okumayan çok şey kaybeder. "Carpe Diem" Günü yaşayın, hayatlarınızı olağanüstü kılın...
Ölü Ozanlar Derneği romanı, herkesin mutlaka okuması gereken eserlerden biri. Dili, sade ve anlaşılır. Konusu ve verdiği mesajlar ile etkileyici bir klasik.

Kitabın konusu; İngiltere’de 8taşrada zengin ailelerin çocuklarının okuduğu disiplinli bir okulda geçmektedir. Okulun ismi Welton Akademisidir. Bu akademiye Keating adında bir ingilizce öğretmeni gelir. Keating sıra dışı birisidir, dersleri ve fikirleri 7 öğrenciyi çok etkiler. Bu 7 öğrenci, onun bu okulun eski bir öğrencisi olduğunu ve Ölü Ozanlar Derneği isimli gruba üye olup okuldan atılmış olduğunu öğrenirler. Kendileri de bu derneği tekrar canlandırmaya karar verirler. Böylece ara ara okulun dışında bir mağarada toplanırlar ve şiirler okurlar.

Kitabı okurken aklıma bizim klasik öğretmen dizileri geldi.
Ölü Ozanlar Derneği filmi de kitabı da benim gözümde bir kült. Kleinbaum bu kadar kısa sayılabilecek bir kitaba, inanılmaz şeyleri koskoca HAYATı sığdırmış...Eğitimde gerçek sıradışı ezbere dayanmayan sorgulayan bir sistemi yaşam biçimini hayatı çok güzel özetliyor...Kitabın sonlarında tıpkı film gibi duygulara hakim olmak çok zor...Öğrencilerin sessiz ama yürekli vedaları beni hep etkilemiştir...Keyifle okuyacağınıza inanıyorum...
Öncelikle herkesin okuması gereken bir kitap.Eğiticiler,çocukları okul çağında olan ebeveynler ve öğrenciler için bulunmaz bir kitap.Yazar ailenin çocuk üzerindeki rolünü çok iyi özetlemiş.Dış dünyayla bağlantısı olan gerçekçi bir roman.Şiiri,güzelliği,arkadaşlığı samimi bir şekilde okuyucuya sunulduğu aşikar.Filmi de bir o kadar güzel.Kitabı aratmıyor.İkisini de tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
N. H. Kleinbaum
Unvan:
Alman Yazar
Doğum:
A.B.D, 1948
N.H. Kleinbaum çok fazla eseri olmadığından dolayı fazla popüler değildir ve hakkında bilgi mevcut değildir. N.H. Kleinbaum’un en önemli eseri Ölü Ozanlar Derneği'dir.

Yazar istatistikleri

  • 66 okur beğendi.
  • 3.380 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 1.428 okur okuyacak.
  • 20 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları