Rob Buyea

Rob Buyea

Yazar
8.7/10
46 Kişi
·
120
Okunma
·
5
Beğeni
·
992
Gösterim
Adı:
Rob Buyea
Unvan:
Amerikalı yazar, eğitimci
Rob Buyea, Massachusetts’e taşınmadan önce altı yıl boyunca Bethany, Connecticut’ta üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerine ders verdi. Şimdi eşi ve üç kızıyla burada yaşıyor. Northfield Mount Hermon Okulunda biyoloji öğretmenliği ve güreş koçluğu yapıyor. Sınıftan Yükselen Sesler onun ilk romanı.
Öğretmen bize onlarla birlikte çalışacağımızı ilk kez söylediğinde , Peter'ın onlara beyin özürlüler falan demiş olması ne kadar tuhaf! Ve şimdi de o "beyin özürlülerden" biri Peter i kurtarmak için yardım etti. Bazı insanlar bu kadar iyilikle dolu oldukları için çok şanslıyız.
Annem bana, "Mutsuz ya da üzgün geçirerek harcayabileceğimiz kadar çok günümüz yok. Mutlu olup eğlenmelisin Anna." der.
Kışın gerçekten yaşanmadığı yerlerde insanların baharı gözden kaçırdıklarına bahse girerim.
Bay Terupt, keşke bize bu kadar güvenmeseydi.Bunun nedeni, belki de ilk yılı olmasıydı.Yine de ben nedeninin bu olduğunu sanmıyorum. Bence bunun nedeni, Bay Terupt'un özel bir öğretmen olmasıydı.
272 syf.
·2 günde·8/10
Birkaç aydır instagramda keşfettiğim ve burada da takip edildiğini gözlemlediğim “evladımsanadiyorum/ Alternatif Eğitim Okumaları” grubuyla birlikte eğitim okumaları yapmaya gayret ediyorum. Bu vesileyle hem branşım adına teknik, hem çocuk psikolojisini temel alan çocuk-aile-öğretmen-çevre ilişkileri üzerine kurmaca metinler okuyorum. Aslında birkaç yıldan bu yana çocuk edebiyatındaki eksikliğimi görüp okumalar yapıyordum. Fakat bu, kütüphaneden seçtiğim çoğunlukla ismini duyup merak ettiğim kitapları tercih etmemle ilerleyen bir okuma süreciydi. Şu ara etap etap okuduğum kitapların birbiriyle olan ilişkisini hissedince bu alanda hakikaten kendini yetiştirmiş kimselerin tavsiyesine uyarak ilerlemenin daha faydalı olduğunu gözlemledim kendi adıma. Yani 2. Etap kitaplarının ( Sınıftan Yükselen Sesler Ödül Yok - Ceza Yok ! Bu Nasıl Disiplin? Karne Oyunu ) boşu boşuna bu sırayla seçilmediğini, bir kitapta (eğitim bilimleri/ psikoloji adına) teorik olarak anlatılanın diğer kitaplarla (kurmaca metin/romanlar) sebep ve sonuç ilişkisi içerisinde pratiğe döküldüğünü görmüş oldum ve bu beni ayrıca mutlu etti.

Bu çocuk edebiyatı alanındaki ilk incelemem. Bu sebeple kitabı incelemeden önce çocuk edebiyatı üzerine görüşlerimden bahsetmek istiyorum. Çoğu kişi çocuk kitaplarını, hikayeleri, masalları oldukça basit bulur. Ne var ki canım çocuk kitabı yazmakta, der. Elinin kiridir çocuk kitabı yazmak. Kendi yaşıtlarıyla iletişim kuramayan kimseler çocuğun seviyesine inip, onların zihin ve ruh işleyişini kavrayıp, onlara uygun kitap yazabileceğini iddia eder. Özellikle bizim okul öncesi grubu içinde bu kafayla yazılmış çocuk psikolojisi ve pedagojiden bihaber, edebi zevkten nasibini almamış, -sözde- mesaj kaygısıyla yazılmış öyle kötü eserler var ki… Neyse yaramı deşmiyorum.

Hasıl işin içine girdikçe anlarsınız ki kazın ayağı hiç de öyle değildir. Şöyle ki; biz yetiskinlere hitap eden bir hikaye yada roman yazarı, metnini oluştururken “Acaba bu okurun seviyesine uygun mudur?” kaygısı içine düşmez. Kendisi bir yetişkindir ve yetişkinlere neyi nasıl anlatması gerektiği çok iyi bilir. Anlaşılma derdinden ziyade edebi oyunlar ve metnin kurgusu üzerine yoğunlaşır, edebi açıdan yeni teknikler deneme peşindedir çoğunlukla, daha güzeli bulma gayretindedir, kelimeler onun oyuncağıdır. Yazarken kalemini, edebi zevkini ispata çalışır çoğu yazar. Ama çocuk edebiyatı kurgulamak bambaşka bir bakış açısı ister. Zihni dünyayı yeni yeni kavrayan henüz işlem öncesi yahut somut işlemler dönemindeki bir bireye uygun sağlam bir kurmaca ürün ortaya getirmek hiç de o kadar kolay bir şey değildir. Neyi nasıl anlatacağınızı, hangi kelimeleri tercih etmeniz gerektiğini, cümle uzunluğunu, yapacağınız betimlemenin seviyeye uyumunu, cümlelerinizin somut bir şekilde zihinde canlanabilme gücünü, mizahı ve sayamadığım nice şeyi düşünmek zorundasınızdır. Yaş seviyesi düştükçe, o seviyeye hitap edecek kurguyu hazırlamak o kadar güçleşir ve emek ister. Şimdi bu anlattıklarımın akabinde bakmak istedim Sınıftan Yükselen Sesler kitabına.

Kitabın orijinal adı ‘Because of Mr. Terupt” yani “Mr. Terupt’ın Yüzünden”. Lakin kitap bizde “sınıftan yükselen sesler” olarak çevrilmiş. Kitabı okuduktan sonra orijinal ismini daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Çünkü kitabın adı, kitap boyu karakterlerin ve benim zihnimizde dolanan “Kimin suçu?” sorusunun cevabıymış meğer. Bizim çevirmenler spoiler vermeyelim diye de bu şekilde çevirmiş olabilir pek tabi.
Kitapların kapağına hiç dikkat etmem. Çoğunlukla okuduktan sonra incelerim ve isim ile kapağın kurguyla olan ilişkisine bakarım. Kitabın kapak seçimini de oldukça yerinde buldum. Elinde kar topu olan bir çocuk resmi. Ve kapakta da John Irving “Romandaki üzücü kaza tam anlamıyla bir kaza değil. O da hikaye gibi ustaca hazırlanmış ve sürükleyici bir kurguyla gizlenmiş.” Yorumu aslında kitabı özetler nitelikteymiş. Bu seçimleri beğendim. Neden derseniz, başlayalım.

Hayatta çoğu zaman elimizde olmayan ya da sebebini çözemediğimiz durumlardan dolayı istemediğimiz sonuçlarla karşılaşırız. Karşılaştığımız bu sonuçlar kafamızda genellikle;
Neden böyle oldu?
Bu neden benim başıma geldi?
Bunun sebebi ne? Sebep ben miyim? Ben değilsem kim? Bu olanlar kimin suçu?
Sorularının dolaşmasına sebep olur. İçimize devrilen bu soruların muhatabı olmak bizi öyle ağır gelir ki, ne görmezden gelmek bizi rahatlatır, ne de suçu başkasına yıkmak gönlü serinletir. İstemeden de olsa yaptığımız şeylerin kötü sonuçları altında ezilir, küçücük kalırız. Kalbimizin labirentli yollarında bizi sıkan bu olayların suçlusunu bulmak için delicesine dolaşırken; vicdanımızın, bizi bu asıl sebeplerin el salladığı çıkış kapısına götüremediği her saniye daha da yok olmak, görünmezlik pelerinine bürünmek isteriz. İşte bu içsel muhasebeden çıkış yolunu bulmak her zaman kolay olmaz. Çünkü vicdan, görünmeyen ruhumuzu kaplayan en ağır yüktür. En ufak hatada su almış bir sünger gibi şişiverir. Gelsin, biri sıksın şu süngeri de içimiz boşalsın diye bekleriz. Biraz içgörüye sahipsek ve şansımız da yaver giderse vicdan süngeri sıkılıverir güçlü bir el tarafından. –bunu sıkmaya kendi gücün yetiyorsa ne mutlu tabi. Ezcümle kimse hatalı olduğunu düşündüğü, kendinden şüphe ettiği ama emin olamadığı durumlar karşısında, biri gelip de ona canı gönülden “Senin hatan değildi.” demedikçe vicdanının süngerine birikmiş suyu boşaltamaz. Vicdanının ağırlığından kurtulamaz.

Peki sorunu nasıl çözeceğiz? Bizi istemediğimiz durumlarla baş başa bırakıp bunca sancıyı çekmemize sebep olan şeyi nasıl bulacağız? Beni incelemeyi yazmama iten şey bu içsel muhasebeyi en güzel şekilde yapan kitabın birbirinden mizaca sahip 11 yaşındaki karakterleri Peter, Alexia, Danielle, Luke, Jessica, Anna ve Jeffrey.

Kitap Snow Hill okuluna yeni gelen 5. Sınıf öğretmeni Bay Terupt un okula adım atmasıyla başlar. Sınıf içerisinde dikkati çeker özellikleri olan; zıpır diye tanımlayabileceğimiz Peter, zorba bir kız profili çizen Alexia, içe kapanık Anna, sınıfın zekisi Juke, sınıfın tontik ve bir o kadar temiz yürekli alıngan kızı Danielle, yaşına göre oldukça olgun düşünebilen Jessica, sessiz duygusal çocuk Jeffrey’nin öğretmenleriyle ve birbirleriyle olan iletişimini, yaşadıkları talihsiz olay sonrası bu karakterlerin düşünce ve davranışlarında meydana gelen olumlu yöndeki değişimleri konu alır.

Kitabın daha ilk cümlesinde Peter’in belirttiği gibi yeni ve tecrübesiz öğretmenler çocuklar tarafından her zaman daha çok sevilir. Çünkü onlara göre bu yeni öğretmenin sınırını aşmak, kendilerini kabul ettirmek daha kolaydır. Fakat bu sefer malum öğrencilerimiz sert kayaya çarpar Bay Terupt hiç de öyle çaylak sayılacak türde bir öğretmen değildir. Umarsamaz görünen dikkati ve sınıfa hakimiyeti öğrencilerin gözünden kaçmaz. Bay Terupt’ın ders anlatım biçimi de diğer öğretmenlere benzemez. Öğrenme sorumluluğu çocukların üzerindedir, projelerini kendileri seçer, hazırlar ve sunarlar. Yaparak yaşayarak öğrenirler pek çok şeyi. Bu teknik gitgide çocukların sosyal hayatlarında da yer bulmaya başlar.

Burada Bay Terupt’ın yaptıkları hatalar sonrasında çocuklarla olan iletişimini oldukça sevdim. Çocukların öğretmenlerinden öğrendiklerini, olumlu düşünebilmeyi, bilmedikleri konular/yaşamlar hakkındaki önyargılarını kırma süreçleri oldukça başarılı işlenmiş.

Olaylar yedi çocuğun gözünden anlatılarak ilerliyor kitap boyunca. Burada her çocuğun karakterini dolduran küçük ayrıntıları çok sevdim. Örneğin Luke’un sürekli dolar sözcükleri oyununu hayatının bir parçası yaparak bu sözcülerle konuşması, Jessica’nın babasının mesleği sebebiyle yaşadığı bölümleri tiyatro piyesi gibi anlatması, (1.perde 1.sahne gibi…) Alexie’nın hep felan’lı konuşması karakterlere dair güzel ayrıntılardı. Bu akışta yazar kurgunun içine yedi çocukla birlikte yedi hikaye yerleştirmiş. Ve her bölümde birbirinden farklı özelliklere sahip bu çocukların sergilediği davranışların nedenlerini öğreniyoruz aslında. Yazar hiçbir davranış sebepsiz değildir teorisine ayna tutuyor bir manada. Özellikle çocukların birbirleriyle olan diyaloglarını ve kendi ağızlarından duygularını aktardığı bölümleri oldukça başarılı buldum ben. Yazar karakterlerini ve verebilecekleri tepkileri gerçekçi bir şekilde aktarmış. Özellikle Jeffrey’nin hikayesi, olaylar karşısındaki tepkileri, kardeşinin hastalığı ve ölümü üzerine yaşadığı duygu durumları oldukça etkiledi beni. Çocukların özel eğitim öğrencilerine bakış açıları ve onlarla iletişime geçtikten sonraki hislerini anlattıkları bölümler yürek ısıtan türdendi. Yine burada şunu öğreniyoruz; sorunlu bir davranış sonrasında, davranışını hissetmek/kişiye ayna tutmak ve davranışlarının sonuçlarının sorumluluğunu üstlenmek bizi iyileşmeye götüren yol aslında. Kurgu boyunca da Bay Terupt’ın yaptığı şey buydu. Davranışa ışık tutup çocuğun davranışlarının sorumluluğunu almasını sağlamak, bu bir nevi vicdan güçlendirme sporuydu.

Her şey çok iyi giderken Bay Terupt’ın başına gelen, onun aylarca komada yatmasına sebep olan kaza sonrası yedi çocuğun yapmış olduğu iç muhasebe kitabın bence en başarılı bölümüydü diyebilirim. Kitabın temposu ilk bölümde hızla akarken kazadan sonra göz açıp kapar gibi yanıp sönen film sahneleri gibiydi çocukların o anı anlatışı. Üzüntülerini, o üzerlerine çözen suçluluk hissiyle birlikte ben de ağırlaştım. En çok altını çizdiğim bölümler oldu bu kısımlar.

Çok uzattığımın farkındayım. Yedi farklı karakter ve yedi farklı dünyadan bahsediyoruz. Her bir çocuğun dünyası üzerine konuşulacak o kadar çok şey var ki. Toplantı vakti gelse de şu yedi afacanı çekiştirelim diye bekliyorum. Öyle sevdim, sahiplendim yavrucukları.

Hoş, kitapta öğretmen-öğrenci arasında hele ki 11 yaş çocuğu için bize fazla rahat gelebilecek, “Şşşş, çocuğum, sen hayırdır?” dedirten diyaloglar da yok değil. Ama “Öhömmöhöömm şirin çocuk senii” deyip çok takılmadım oralara. Sonuçta çeviri bir metin okuduğumuz şey ve illa ki kültür farkını yansıtan unsurlar olacaktır.

9-10 yaş üzeri herkesin okuyabileceği, özellikle ebeveynlerin ve çocuklarla ilgilenen herkesin okuması gerektiğine inandığım, dil, kurgu ve anlatım yönüyle keyif aldığım bir kitap oldu Sınıftan Yükselen Sesler.

Niyet edene keyifli ve verimli okumalar olsun.
272 syf.
·3 günde·5/10
Kitabın olay örgüsü ve akışı güzel...
Öğrencilerinin gözünde mükemmeliyet derecesine ulaşmış bir ögretmenin ve sinifinin hikayesi. En sevdiğim karakter Anna oldu. Ona karşi deein bir sevgi hissettim. Ayrica kitap kapağı tasarımını içeriğe uygun bularak çok beğendim.
272 syf.
·3 günde·9/10
Karakterlerle ilgili ipucular içermekte!

Peter, Jessica, Luke, Alexia, Jeffrey, Danielle ve Anna. Hepsi de bambaşka hikayeleri olan çocuklar. Hayatlarında küçücük omuzlarına pek çok şey yüklenmiş. Bunlarla baş etmeyi öğrenene kadar böyle düşünüyorlar. Peter biraz rahat bir çocuk; yaptıklarının, söylediklerinin sebep olabileceği şeyleri öngöremiyor. Ama en son yaptığı şeyin neden olduğu olay onu epey sarstı. Jessica, babasının annesinin yerine bir kız arkadaşı koymuş olmasını kabullenmeye çalışıyor. Onu üzen asıl şeyse babasının kendisini arayıp arayamayacağı. Luke, oldukça akıllı ve çalışkan bir öğrenci. Bu onun bazen hırsına yenik düşmesine sebep olabiliyor. Alexia tam bir baş belası. Kızları birbirine düşürmek en önemli eğlencesi. Onun da babası annesi tarafından evden atıldı ama o, yarasını herkese gösterecek bir kız değil. Jeffrey'in kardeşi Down sendromluydu ve tedavisi için Jeffrey dünyaya getirilmişti. O, hastalığı yenemedi Jeffrey'den alınan kemik iliği ve kök hücrelere rağmen. Anna, annesinin 15 yaşındayken yaptığı bir hataydı(!). Evet insanlar böyle düşünüyorlardı. Ailesi dahil herkes Anna'nın annesine sırtını dönmüştü. Anna buna kendisinin sebep olduğunu düşünüyor. Danielle, şişman bir kız ve bununla dalga geçilmesinden nefret ediyor. Ailesinin aşırı dindar olması arkadaşı Anna'ya önyargılı olmalarına sebep oluyor. Bunlarla karşı karşıya kalan çocuklar yeni öğretmenleri Bay Terupt sayesinde sorunları ile yüzleşmeye; bunlara çözüm üretebilmeye; ailelerine, arkadaşlarına ve etraflarına farklı bir gözle bakabilmeye başladılar.
Bay Terupt sıradan 'müfredat' öğretmeni değil. Matematik öğretmek istiyorsa bunu çocuklar için eğlenceli hale getiriyor. Sıkıcı, birbirinin tekrarı etkinlik kağıtlarıyla değil matematiği ya da diğer dersleri yaşamın içine katarak yapıyor bunu. Çocukların sevgisini de kazandı. Ve onların yaşamlarındaki değişimlere öncü oldu.
Ülkemizde çocuğa bakış esasen daha farklı. Sorumluluğunu çocuğun kendisine vermek yerine ondan almak üzerine kurulu. Kitaptaki gibi hayatında olumsuz şeyler yaşayan çocukların ülkemizde psikolojisinin bozuk olmasının çok normal görüldüğü ve bunun üzerine bir şey yapmanın faydasız olduğu anlayışı hakim. Buna yol açan en önemli faktörün aile olduğu göz ardı ediliyor. Aynı zamanda üzülmesine sebep olacak olayların gizlenmesinin çocuk açısından iyi olacağı düşünülüyor. Kitapta çocuklara gerçekler söyleniyor. Evet gizleme yok. Sonrasında da destek olarak bununla başa çıkabileceği fikri aşılanıyor, onlara sorumluluk veriliyor. Aman çocuğum üzülmesin, yorulmasın; onun yerine ben üzülürüm, ben yaparım gibi düşünceler kesinlikle yok!
Şunu görüyoruz ki çocuğa nasıl davranırsan sana aynı şekilde cevap veriyor. Bay Terupt öğrencilerine bağırmıyor, kızmıyor; onları aşağılamıyor, küçümsemiyor; yanlışları olduğunda konuyu espriyle kapatabiliyor. Böyle davranışlar karşısında çocuklar da kendilerini olumlu ve net bir şekilde ifade edebiliyorlar. Alternatif eğitim okumaları vesilesiyle belki ülkemizde de böyle öğreticiler çoğalır..
272 syf.
·Beğendi·10/10
Bu kitaptaki öğretmenin öğrencilerine olan güveni çok dikkatimi çekti. Yalnız öğrenciler de bunun farkındalar. Özellikle Alexia 'da olan değşim beni şaşkına çevirdi. Bayağı emek verilmiş bir kitap.
272 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Kitabın arka kapağında belirtildiği gibi yedi çocuk, bir sınıf, olağanüstü bir öğretmen ve hayatlarını değiştiren bir okul yılı. Okulun ilk gününden itibaren çocukları sıcacık yüreğiyle saran, cesaretlendiren, çok seven ve güvenen bir öğretmen.İtiraf ediyorum ki bu sınıfta olmak isterdim ve Bay Terupt ile tanışmak, onun öğrencisi olmak. Öğrenme hayatında bilgiler olmazsa olmaz.Sevgi herkesi değiştirebilir. Sınırsız sevgi ve güven. "Öğretmenim olmadan asla..." Bir solukta okunası harika bir kitap.
272 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
Öğrencilerin bakış açısı ile bir öğretmenin komadaki halinin bile onlar üzerindeki etkisi! Ben de öğrencilerime neler verdiğimi onlardan duymayı çok isterdim. Sürükleyici bir hikaye...
272 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Duygu dolu, sıcacık bir hikaye Sınıftan Yükselen Sesler. Öğretmenliğin gerçek anlamını sorgulamamızı sağlıyor. Aslında esas olan görevlerimiz, etiketlerimiz ne olursa olsun "insan olmak" paydasında buluşmak ve farkındalıklarımızı arttırmak. Çocukların duygu dünyalarına dokunabildiğinizde, içlerindeki "can"la temas edebilmelerini sağladığınızda mucize zannettiğimiz değişimlerin ne kadar kolay olduğunu gösteriyor Mr. Terupt. Bizim dünyamızda da böyle değil mi? Dervişin Teselli Koleksiyonu'ndan sonra okumak hikayeyi benim için çok daha anlamlı kıldı. Başımıza gelen felaketlerin, musibetlerin bazen bizim için bir nimet olabileceğini, ruhumuzdaki yaraları fark edip "insan olma" yolunda birbirimize nasıl yardım edebileceğimizi göstermesi yönüyle hikayeyi çok beğendim. Tavsiye ederim.
272 syf.
·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sınıfta Yükselen Sesler iyi ki okudum dediğim kitaplardan. Okula yeni atanan öğretmen .... ve sınıftaki yedi öğrenci üzerinden aktarılıyor. İki dönem ve aylara bölünerek birbirinden farklı karakterlere sahip 7 öğrencinin ağzından aktarılan bölümlerden oluşuyor. Burada tek tek karakterlere girmeyeceğim.
️️ Öğretmenin farklı yaklaşımları ,ders işleme teknikleri, öğrencileriyle olan diyalogları tüm çocukların hayatına sihirli bir değnek gibi dokunuyor. Evet belki kolay olmuyor , zamana yayılıyor ama azimle her şeyin üstesinden gelineceğinin altı da kalın bir çizgiyle çiziliyor. Elbet herşey güllük gülistanlık geçmiyor. Yarı yılda korkunç bir kaza ve sonucunda trajedi yaşanıyor. Ama sonucu söylemem mümkün değil yoksa kitabı okumak keyifli olmaz.
️️️️️️
🆘 Söylemek istediğim bir şey var ; bence okulda okuma listelerine girmesi gereken bir kitap. Ben oğluma okutacağım mutlaka. Sayfa sayısı 265 çok gibi görünse de yazım ,aktarış şekli, kısa bölümler ve farklı kişilerin ağzından anlatımlar bir çırpıda okunmasını sağlıyor.
Yazarla ilgili kısa bir özgeçmiş var kitabın sonunda anladığım kadarıyla kendini anlatmış biraz da kurgu katmış olabilir ,ilk kitabı olma özelliği de taşıyor ayrıca.
.
.
272 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Farklı öğrencilerin ağzından olayları anlatması kitabı daha sürükleyici hale getirmiş. Öğretmenlikle ilgili konuların bir olay örgüsü etrafında verilmesini sevdim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Rob Buyea
Unvan:
Amerikalı yazar, eğitimci
Rob Buyea, Massachusetts’e taşınmadan önce altı yıl boyunca Bethany, Connecticut’ta üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerine ders verdi. Şimdi eşi ve üç kızıyla burada yaşıyor. Northfield Mount Hermon Okulunda biyoloji öğretmenliği ve güreş koçluğu yapıyor. Sınıftan Yükselen Sesler onun ilk romanı.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 120 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 51 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.