Şafak Pavey

Şafak Pavey

Yazar
9.2/10
11 Kişi
·
43
Okunma
·
3
Beğeni
·
1098
Gösterim
Adı:
Şafak Pavey
Unvan:
Diplomat-Yazar
Doğum:
Ankara, 10 Temmuz 1976
Türk diplomat ve siyasetçi.

Ayşe Önal'ın kızıdır. Londra Westminster Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü bitirdikten sonra yüksek lisansınıLondon School of Economics'de tamamlamıştır. Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca ve giriş seviyesinde Arapça, Farsça bilmektedir. Uluslararası işaret diliyle de konuşabilmektedir.[2]

Şafak Pavey, Michelle Obama (sol) ve Hillary Rodham Clinton (sağ) ile2012 Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü töreninde.

Birleşmiş Milletler'deki Engelli İnsan Hakları Sekreterliği görevini bırakarak 15 yıl sonra Türkiye'ye geri dönmüş,[3] 12 Haziran 2011 seçimlerine girip Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul 1. bölge 5. sıradan milletvekili seçilmiştir.[1] İsviçre Zürih'te,Cenevre Üniversitesi'nde sanat eğitimi aldığı dönemde beyin tümörü teşhisi konulmuş arkadaşını trene bindirmeye çalışırken geçirdiği bir kaza sonucu sol kol ve bacağını kaybetmiştir.[4] Bu durumu, Zürih Üniversite Hastanesi'nde tezkonusu olmuştur ve bu çalışma kitap olarak yayımlanmıştır.

Türkiye-Güney Kore Parlamentolararası Dostluk Grubu üyesi ve Türkiye-Norveç Parlamentolararası Dostluk Grubu başkanvekilidir. 30 Temmuz 2012 tarihi itibariyle Cumhuriyet Halk Parti Merkez Yönetim Kurulu'nda Doğa Hakları ve Sosyal Poltikalardan sorumlu Genel Başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir.
Mülteci kampları; yokluk, savaş, ayrımcılık, şiddet ve çeşitli zorluklara maruz kalarak, ülkelerini arkalarında bırakmış, hafızaları acı yüklü insanlarla dolu olmasına rağmen, herkesin birbirine daha sıkı sarıldığı, size ne tip, ne renk ya da ne isimde olduğunuza göre davranılmayan ve insan olduğunuzu bir kere daha hatırladığınız yerlerdir.
Çünkü İran'da rejim muhaliflerini asmak için kimsenin sesini çıkaramayacağı kadar kutsal bir neden vardır: Devlete karşı yapılan eylemler 'Allah düşmanlığı' olarak tanımlanır. İslam devletinde de Allah'a düşmanlık suçunu devlet affetse bile kalabalık radikal muhafazakâr toplum o 'ceza'yı kendi eliyle vermeye hazırdır! Hatta bazı durumlarda devletin asması bile tercih edilebilir.
Kadın sesi bütün kamu alanlarında yasaklanmış, onun şarkı söyleme hayalleri ile birlikte bir sürü müzik aleti (özellikle Batı icadı gitar) ortadan kaybolmuştu.
Eve döndüğümde Şurup içerde beni bekliyordu. Ona beni askerlerle muhatap ettiği için o kadar kızmıştım ki başına siyah oyalı bir yemeni bağlayıp cezalandırdım. Uzun süre patileri ile çıkarmaya çalıştıysa da ben insafa gelinceye kadar cezasını çekmek zorunda kaldı.
Bir dostum Azeri bir taksi şoförüyle konuşurken, İran’daki rejim değişikliğini soruyor. Şoför şöyle özetliyor durumu o zamanlar: "Beyim, İran’ı bir tepsi pilav olarak düşün, Şah döneminde kendisi bu pilavı iyi yemiştir ama kendisi ve etrafındakilerin bir sofra adabı vardı ve pilavı çatalla yerlerdi. Çatalın arasında da yere, bizlerin toplaması için pirinç taneleri düşerdi. Ama şimdiki dönemde mollaların adabı yok beyim. Pilavı kaşıkla yiyor bu güruh. Ve bize yiyecek tek bir tane pirinç düşmüyor.”
Çünkü sakat olduğunuzu ancak size içinde yaşadığınız toplum hatırlatır ve size farklı, hatta ayrımcılık yapan bir şekilde yaklaşırsa gerçekten sakat oluyordunuz aslında.
Hayatında ilk kez rüzgârda saçlarının savrulduğunu, hayatında ilk kez rüzgârdan kulaklarındaki küpelerinin sallandığını hissetmişti. Bu duygular kendisine çok yabancı gelmiş, kendisini tuhaf hissetmişti.
192 syf.
Şafak Pavey’in kitabı olduğundan tesadüfen görene kadar haberim yoktu. Oldukça ilgimi çekti. BM barış gönüllüsü olarak, reform hareketlerinin görüldüğü 2000’li yıllarda büyük bir heyecanla gittiği İran’da başından geçen olayları, izlenimlerini anlatmış.

Anılarını ‘Faydasız Balkonlar Diyarı’, ‘Hicap Hikayeleri’, ‘Nükleer Gurur’, ‘Diplomat Hayatı’, ‘Azınlıklar’, ‘Havuz ve Estetik’, ‘Sanat, Müzik, Sinema’, ‘Hanım Hanım Bacağını Veriver Bi Zahmet’; Wikileaks İran Belgesi’ vd. gibi başlıklar altında toplayarak İran’ın sosyal yaşamı, hava kirliliği, halk sağlığıyla ilgili haberlerin gündemde olmaması, petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip İran’da halkın iyi bir yaşam sürememesi, ilk başlarda doğru uygulamakta ve alışmakta zorlandığı, rejim muhafızları tarafından uyarıldığı hicapla ilgili yaşadıkları, yabancı diplomatların durumları, tatillerin çok olması nedeniyle işini yapamaz hale gelmesi, üç bin yıllık Persopolis kültür, sanat ve tarih mirasının izlerinin silinmekte olduğu, kadınlara ait yasaklar, bireysel yasaklar, yasakların bir şekilde nasıl delindiği, geçici evlilik izni, kadınların estetik operasyon düşkünlüğü, yasaklardan kaçan mültecilerin bazen iade edilip cezalandırılmaları, orada görev yapacak olanlar için hazırlanmış İranlı’ların davranışlarının analizinin yer aldığı eden Wikileas belgesi, istemeden tanık olduğu iki idamın onda bıraktığı izler, havaalanında güvenlik memurlarının kendini tacize varan işkence dolu kendisini çok yaralayan ve dayanamadığı aramaları, bunun son bulması için verdiği uğraş sade, akıcı, bazen hüzünlü, bazen mizahi bir dille okuyucuya aktarıyor.

Havaalanında yaşadığı eziyetlere dair yaptığı iç hesaplaşmasında, bol seyahat içeren mesleğini yaparken bir yandan nelerle karşılaşacağını düşünüp endişelenmesine rağmen, diğer yandan da bir yolunu bulup bununla savaşarak, bu uygulamaya son vereceği düşüncesi baskın gelmektedir. Onun bu yanı yaşamında da insan hakları, barış gibi konularda çalışmalar yapmasında etkili olmuştur.

Başına gelen tren kazasını araştırdığımda hasta bir arkadaşının tedavisi ve sonrasında trene binmesinde yardım ederken bir kolunu ve bir ayağını kaybeden Pavey’i, Ortadoğu, Güney Batı Asya ve Kuzey Afrika’daki çatışma bölgelerindeki zor durumda olan insanlara, insani yardım çalışmalarında bulunmasını, onlar için uğraş vermesini, kendisiyle barışık yaşama güçlü bakışını saygıyla karşıladım.

Kitabın arka kapağından alıntı: “Okuduğunuz bu kitap kimseyi öfkelendirmek için yazılmadı. Kendi çaresizlikleri ile yola çıkmış genç bir insani yardım görevlisinin, görev yaptığı ülkenin çaresizlikleri ile baş etme hikâyesini unutmaması için yazıldı.”

İyi okumalar…
192 syf.
·Beğendi·10/10
Dün kitaplığımda bir kitap ararken karşılaştım Şafak Pavey'in o gülümseyen gözlerine ve dedim ki bu kitap için mutlaka bir inceleme yazmalıyım.

Çoğumuz onu meclisteki konuşmalarıyla tanırız. Belki tek tarafındaki uzuvlarının olmayışının farkına bile varmamışızdır. Herhangi bir vekildir, birşeylerden bahseden!

Peki kimdir bu Şafak Pavey? Bir insanı bu kadar hüzünlü ve bir yandan da umut veren bir cümleyi kitabına başlık arttırmaya iten nedir? Bunu anlayabilmek için yazarımızın yaşamına göz atmanız gerekiyor:

İsviçre'de sanat ve medya eğitimi aldığı dönemde bir trenin altına düşmesiyle başladı herşey onun için... Bu kazada bir kolunu ve bir bacağını yitirdi. Uzun süren ve cesaret isteyen iyileşme sürecindeki sıradışı duruşu ile ilgi çekti. Bu kaza dünyaya bakışını, hayat felsefesini yeniden şekillendirdi. Kendisi için verdiği mücadeleyi yardıma ihtiyacı olan herkes (azınlıklar, engelliler, savaş mağdurları, mülteciler, çocuklar, şiddet gören kadınlar, işkence mağdurları vb.) için de vermeyi tercih etti. BM'deki görevleri sırasında zor durumdaki insanlar için insani yardım çalışmaları yaptı.

Kitabın başlığı gibi içeriği de hem hüzün hem umut yarattı bende. İran'da yaşadıklarını anlatıyor Pavey. Bir kadın, hem de engelli bir kadın olmanın İran'da ne kadar zor olduğunu ilmek ilmek işliyor satırlara! Hüzünlenmemek elde değil! Fakat böyle bir insanın bizim ülkemizde olduğunu düşünmek ise umutlandırıyor insanı !

Pavey kitabından şöyle bahseder:
"Nereye giderse gökyüzünün sahibi olduğuna inanan kederli sürgünleri anmak için yazıldı."

Peki nereye gidersek gidelim gökyüzünü görmek yeterli midir? Özgürlük nedir?
Sadece gökyüzüne sahip olan özgür müdür?
192 syf.
·27 günde·Beğendi·9/10
İrana görevlendirilen ve orada belirli bir süre yaşaması gereken, özgürlüğe kendini adamış, engelleri kafasından silmiş bir Türk kadınının yaşadığı trajik ve trajikomik olayların anlatıldığı bir anı dizisi
160 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Genç yaşında geçirmiş olduğu ağır kazaya rağmen ne kadar içten, ne kadar güçlü bir insan. Hayata tutunuşunu ve halini kabullenişini tüm kalbimle takdir edebilirim ancak. Allah kimseye kaldıramayacağından ağır bir yük vermez derler, canlı örneği karşımızda.

Yazarın biyografisi

Adı:
Şafak Pavey
Unvan:
Diplomat-Yazar
Doğum:
Ankara, 10 Temmuz 1976
Türk diplomat ve siyasetçi.

Ayşe Önal'ın kızıdır. Londra Westminster Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü bitirdikten sonra yüksek lisansınıLondon School of Economics'de tamamlamıştır. Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca ve giriş seviyesinde Arapça, Farsça bilmektedir. Uluslararası işaret diliyle de konuşabilmektedir.[2]

Şafak Pavey, Michelle Obama (sol) ve Hillary Rodham Clinton (sağ) ile2012 Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü töreninde.

Birleşmiş Milletler'deki Engelli İnsan Hakları Sekreterliği görevini bırakarak 15 yıl sonra Türkiye'ye geri dönmüş,[3] 12 Haziran 2011 seçimlerine girip Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul 1. bölge 5. sıradan milletvekili seçilmiştir.[1] İsviçre Zürih'te,Cenevre Üniversitesi'nde sanat eğitimi aldığı dönemde beyin tümörü teşhisi konulmuş arkadaşını trene bindirmeye çalışırken geçirdiği bir kaza sonucu sol kol ve bacağını kaybetmiştir.[4] Bu durumu, Zürih Üniversite Hastanesi'nde tezkonusu olmuştur ve bu çalışma kitap olarak yayımlanmıştır.

Türkiye-Güney Kore Parlamentolararası Dostluk Grubu üyesi ve Türkiye-Norveç Parlamentolararası Dostluk Grubu başkanvekilidir. 30 Temmuz 2012 tarihi itibariyle Cumhuriyet Halk Parti Merkez Yönetim Kurulu'nda Doğa Hakları ve Sosyal Poltikalardan sorumlu Genel Başkan yardımcılığı görevini yürütmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 43 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 39 okur okuyacak.