Selma Fındıklı

Selma Fındıklı

7.2/10
5 Kişi
·
23
Okunma
·
2
Beğeni
·
997
Gösterim
Adı:
Selma Fındıklı
Unvan:
Yazar
Doğum:
Eskişehir, 19 Kasım 1965
Ölüm:
26 Nisan 2015
Selma Fındıklı, Eskişehir’de doğdu. Lise yıllarının sonuna kadar da bu kentte yaşadı. Daha sonra, Ankara’da Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. 1986 yılından bu yana TRT Ankara Radyosu, Tiyatro Yayınları biriminde dramaturg olarak görevini sürdüren Selma Fındıklı yazmaya 1983 yılında, radyo oyunlarıyla başladı.

Bugüne dek, değişik türlerde otuzu aşkın oyunu yayınlandı. Yazarın, “Kurtuluş Düğünü” adlı oyunu, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Edebi Kurulu’nca 2008’de repertuvara alındı. 1994 yılından başlayarak Nereye Yüreğim (roman, 1994); Loş Sokağın Kadınları (öyküler, 1995, Haldun Taner Ödülü 1996); Gözüm Yaşı Tuna Selidir Şimdi (roman, 1997); Ankara İstasyonu, (öyküler, 1997, İş Bankası Edebiyat Büyük Ödülü, 1998); Saray Meydanı’nda Son Gece (roman, 1999); Gümüşlü Martı (roman, 2001); Gecenin Yalnızlığında (roman, 2002); Kum Gülü (roman, 2004); İmbatta Karanfil Kokusu (öykü, 2006, Sait Faik Hikâye Armağanı 2007); Vardar Rüzgârı (roman, 2009) adlı kitapları okurlarıyla buluştu.
Sıkıntıyla avurtlarıma hava doldurup boşaltıyordum. Amacıma ulaştım çok geçmeden:
-Neyin var? diye sordu.
-Canım sıkılıyor..Mektep tatil olunca oyalanacak bir şey bulamıyorum..
-Bedesten'e git..Babana yardım edersin..
-İstemiyor ki..
-Niçin?
-Para kazanmanın tadını alınca okumaktan vazgeçermişim..
-Geçer misin?
- Aslında geçmem ama sonu yok bu işin.. İstanbul'a göndermeyecek babam beni..
-Ne edeceksin İstanbul'da
-Darülfünunda okumak istiyorum..
-O da neresi?
-Büyük mektep.. İdadiden de büyük..
-Niye göndermiyor baban..
- Yeter bu kadarı, diyor.. Dilediğim anda yüksek bir memur olabilirmişim devlet kapısında..Yıllarca uzakta yalnız yaşamama gönlü razı değilmiş..
-Öyleyse boşuna emek çekme..Şimdiden git Bedesten'e ipek bükmeye başla..
-Ona da izin vermiyor.. İdadi bitmeliymiş mutlaka..
Biraz önceki varlık yokluk davasından uzaklaşabilmek için ortaya attığım darülfunun konusunu anımsamak da ayrı bir sıkıntı vermişti gönlüme. Bundan sıyrılmanın yolunu bulmakta da pek gecikmedim:
-Pazar günü meclis kuralım mı İshak?
Kaşlarını havaya kaldırıyor:
-Olmaz ayin günümüz Pazar
-Unutmuşum, kusura bakma..
-Geceleri de sen çıkmıyorsun..
-Babamı kandırabilecek bir bahane bulamam ki..
-İstiyorsan bizim meclise gel..
-Hangi meclise..
-Klise
Ellisekiz Meydanı'ndaki büyük taş yapı geldi gözümün önüne. Kapısından gizlice baktığım çocukluk çağları dışında içine adım atmış değildim.Üzerleri tütsü kokan, temiz giyimli insanların dağıldığını görürdüm ayin günlerinde, aralarında tanıdığım kişiler olsa bile hiç oyalanmadan uzaklaşırdım oralardan.Şimdi neden gidecektim? Bana göre ne vardı Süryani Tapınağında?
Benim yarim olmadı hiç. Muallim mektebinde yalnız kızlar vardı, dört yıldır öğretmenim, değişen bir şey yok! Okuldaki erkek öğretmenlerin hepsi evli. Hoş, bekar da olsalar kim bakar onlara? Çirkin değilim.. Kısa değilim... Uzun değilim... Niye sevebileceğim biri çıkmıyor karşıma... Aşk neden benim kapımı çalmıyor? Geçen gün gazetede gördüğüm bir reklamı hatırlıyorum. Saçına renk renk güller takınmış güzel bir kız vardı. Resmin üstünde de inandırıcı olmayan bir cümle "PURO Sabunu on dört gün zarfında yüzünüzün cazibesini artırmayı garanti eder." Denesem mi acaba diye gülümserken babam hafifçe koluma vuruyor.
-Kız ne gülisen kendi kendine? Delisen, nesen?
Hemen geçiştiriyorum.
-Yok bir şey baba... Okulda, çocuklardan birinin yaptığı soytarılık aklıma geldi de...
Gümüşlü bir martı geldi, bilmem kaçıncı tekrarlayışında, usulca köşk üstüne kondu. Garipsenecek kadar kıpırtısız oturuyordu korkuluğun ucunda. Türküyü mü dinliyordu ne? Dülgere haber getirmişti belki, bahr-i sefid üzerindeki kara gözlü yarinden... Belki de ta kendisiydi... Esir pazarında görüp de bir kese altın yüzünden alamadığı bir güzel için miydi bu yakınma? Yoksa hiç ulaşamayacağı bir paşa kızı için mi? Binmiş gemiye başka bir erkeğe eş olmaya gidiyordu... Ya da çoktan nikahlanmıştı... Birden sıkıldım uydurduğum ayrılık hikayelerinden. Adını bilmediğim adamla, gerçekte var olmayan bir kadının aşk yarasına derman aramak neyime gerekti benim? Fırçayı hırsla küpe daldırdım, macunla sıkıştırılmış tahtalara aşı boyası çekmeyi sürdürürken, kendi gönlümdeki uçsuz bucaksız boşluğu düşündüm de daha beterdi daraldı içim. Sevdanın gölgesi bile düşmemişti yüreğime. Buydu hayatımda eksik olan Kanım öylesine durgun, kanım öylesine donuktu. Yel esmeyen derin bir vadide, gözlerden ırak bir gölün yavaş yavaş kirlenip katılaşan durgun suları gibi, aklını şaşırıp da oralardan geçecek bir yolcunun küçüçük bir taş atmasını bekliyordu dalgalanmak için. Kıyısında kurumaya yüz tutmuş yapraksız ağaç da canlanırdı o zaman. Köklerinin nereye kadar uzandığını hiç öğrenememiş , yirmi beş yıllık garip bir ağaç...

Yazarın biyografisi

Adı:
Selma Fındıklı
Unvan:
Yazar
Doğum:
Eskişehir, 19 Kasım 1965
Ölüm:
26 Nisan 2015
Selma Fındıklı, Eskişehir’de doğdu. Lise yıllarının sonuna kadar da bu kentte yaşadı. Daha sonra, Ankara’da Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. 1986 yılından bu yana TRT Ankara Radyosu, Tiyatro Yayınları biriminde dramaturg olarak görevini sürdüren Selma Fındıklı yazmaya 1983 yılında, radyo oyunlarıyla başladı.

Bugüne dek, değişik türlerde otuzu aşkın oyunu yayınlandı. Yazarın, “Kurtuluş Düğünü” adlı oyunu, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Edebi Kurulu’nca 2008’de repertuvara alındı. 1994 yılından başlayarak Nereye Yüreğim (roman, 1994); Loş Sokağın Kadınları (öyküler, 1995, Haldun Taner Ödülü 1996); Gözüm Yaşı Tuna Selidir Şimdi (roman, 1997); Ankara İstasyonu, (öyküler, 1997, İş Bankası Edebiyat Büyük Ödülü, 1998); Saray Meydanı’nda Son Gece (roman, 1999); Gümüşlü Martı (roman, 2001); Gecenin Yalnızlığında (roman, 2002); Kum Gülü (roman, 2004); İmbatta Karanfil Kokusu (öykü, 2006, Sait Faik Hikâye Armağanı 2007); Vardar Rüzgârı (roman, 2009) adlı kitapları okurlarıyla buluştu.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 23 okur okudu.
  • 14 okur okuyacak.