Seran Demiral

Seran Demiral

Yazar
7.7/10
66 Kişi
·
179
Okunma
·
4
Beğeni
·
1.295
Gösterim
Adı:
Seran Demiral
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, 2 Şubat 1989
2 Şubat 1989 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen Seran Demiral, lise yıllarında yazın çalışmalarına başladı. 2003 yılında “Ölümsüzler” isimli antolojide “İblisin Güncesi” kısa öyküsünün yayınlanmasının ardından 200(4). Xasiork Öykü Yarışması’nda “Kediyi Öldüren Merak” isimli hikayesiyle mansiyon derecesi aldı.

2005 yılının güz aylarında bir fantastik kurgu romanı olan “Münzevi” basıldı ve bunu 2007’de “Hissizleşme” isimli eseri izledi. Yine gerçeküstü öğeler içeren bir roman olan Hissizleşme, Başkent Üniversitesi Edebiyat Bölümü’nde Georges Bataille’ın “Edebiyat ve Kötülük” kuramıyla ilişkilendirilen bir lisans tezi dahilinde örnek edebiyat eseri olarak sunuldu.

2007 senesinde Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesi’nden mezuniyetinin ardından Mimar Sinan Üniversitesi’nin Mimarlık Bölümü’nü kazanarak lisans eğitimine başladı. 2011 yazında buradan mezun oldu.

Yazdığı farklı türlerdeki metinler bazı dergiler ve antoloji kitaplarda yayınlandı. Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkmış olan “Bozcaada Öyküleri” (2009) ve “Olimpos Öyküleri” (2010) isimli öykü kitaplarında birer öyküsü yer alan Seran’ın, aynı zamanda “Underground Poetix” ile serbest sanatçı ve yazarlar tarafından hazırlanan, kollektif bir çalışma ürünü olan “Siber Gnosis” isimli fanzinde bilimkurgu hikayeleri yayınlandı.

2006 – 2011 tarihleri arasında Xasiork Öykü ve Roman Yarışmaları jürilerinde yer alan Seran, son yıllarda çocuk ve gençlik yazını ile de ilgilenmektedir. Final Kültür Sanat Yayınları için hazırlamakta olduğu, felsefe ve düşünürlerle şekillenen ilk gençlik romanları serisi olan “Filozof Çocuklar Kulübü” serisinin ilk kitabı ‘Peki Ama Ben Kimim?’in yayına hazırlanmakta olduğu şu günlerde; bir taraftan söz konusu serinin devam kitaplarını yazmakta, bir taraftan ise bilimkurgu romanları üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.
Merak ettiğin şeylere dokunman gerekiyor. Parmak uçlarınla... Yavaşça... Böylece nesnelerin şekillerini anlayabilirsin. Soğuk veya sıcak mazemeleri, pürüzlü veya pürüzsüz yüzeyleri... Artık parmak uçlarınla görmeyi öğrenmen lazım...
İnsanlar birbirlerinin yüzlerine veya gözlerine bakmadan önce giysilerine bakarak önyargılarda bulunuyorlardı .
168 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Işık, Mert ve Doğan adlı üç yakın arkadaşın hikayesinin anlatıldığı bu kitapta büyüme sancıları ve empati ilk sırada yer alıyor.

Doğan doğuştan görme engelli; Işık, annesini kaybetmiş ve üvey annesi, babası ve kardeşiyle yaşarken büyüme sancıları çekiyor; Mert ise geçirdiği hastalık sonucunda görme yetisini kaybedip umutsuzluğa sürükleniyor.

Kitap boyunca bu üç gencin birbirine destek olarak, saygı ve sevgi bağıyla güçlükleri aşmaları anlatılıyor. Tabii okuyucu için de güzel bir deneyim ve empati kaynağı oluyor yaşadıkları süreç. Birbirlerinin sorunlarına akılcı bir yolla çözüm üretmeye çalışan bu gençlerin dostlukları aynı yaş grubunda çeşitli sorunlarla baş etmeye çalışan gençler için de sağlıklı bir bakış açısı kazandıracak nitelikte.

Bunların yanında sinestezi kavramı da ilk kez bir çocuk romanında karşıma çıkıyor. Tudem yayınlarının en sevdiğim yanlarından biri de bu aslında. Bayağı duygusallıktan uzak, bilime ve bilgiye değer veren yapıtları yazın dünyasına kazandırmaları.

Uzatmadan diyebilirim ki özellikle 8. sınıf öğrencilerinin keyifle okuyacağı, kendilerinden bir şeyler bulacağı güzel bir gençlik romanı.
160 syf.
·Puan vermedi
Hafıza kaybı teması, avantajlarının çokluğu sebebiyle çok kullanılmış, o yüzden çabucak klişeleşmiş temalardan. Tek seferde ana karakteri hızlıca tanıtmak, amaç edindirmek ve maceraya çıkmasını sağlamak bu temada bir hayli pratik. Buna “İşin aslı…” tarzında gizemler yapabilmenin kolaylığını, karakter gelişimini sıfırdan başlatabilmenin rahatlığını vs. eklemek de gerek. Kısacası, yazar için de okur için de bir hayli hoşluğa sahip.

Hatırla kurgusunda bunların hepsi var. Fakat temanın sağladığı avantajların rehavetine kapılmak söz konusu değil. Tüm tema, başına sıra dışı bir iş gelen sıradan birinin sıradan hayatındaki kesitler içerisine işlenmiş. Okuru büyük gizemlerin peşinden sürükleme hevesi yok. Heyecanı had safhada tutan gerilimler yok. “Sıradan biri hafızasını kaybederse ne olurdu?” sorusunun sınırları içerisinde, karakter çatışmalarını ve polisiye tatlı gizemi savsaklamadan ilerleyen bir hikâye var.

Cemalettin Sipahioğlu

İncelemenin tamamı: https://kayiprihtim.com/...larin-nahif-sorgusu/
168 syf.
·31 günde·Puan vermedi
Bir kitabı almadan önce beni kapağının kitabın içine çekmesi lazım. Ne kadar dışa önem verilmemeli desekte eğer bir kitap kapağıyla bütünleşmiyorsa eksiktir bana göre. Şöyle düşünürüm hep; içi ne ise dışı da onu yansıtmalı. Ya da tersten düşünebilirsiniz... Bu kitapta da beni kendine çeken en güzel ayrıntı kapağı oldu. Kitabı her okumak için elime aldığımda ya da okuyup bırakmadan önce kapağını uzun uzun incelettirdi. Defalarca okuduğum yerleri tekrar ettirdi diyebilirim. Bu yüzden kitabı severek elime aldim okumak için. Kitapta üç farklı karakter vardı ki her biri bambaşka dünya. Doğan,Mert ve Işık..
Doğan doğuştan görme engelli, Mert geçirdiği hastalık sebebiyle gözlerini sonradan kaybediyor ve Işık ise gözlerinde herhangi bir engeli olmayan ama baktığını göremeyen ve de gördüğünü idrak edemeyecek bir görme engelli..
Bu kitapta şunu çok rahat söyleyebilirim ki; herkesin başlarda Doğan karakterine ısındığı. Ancak ben Işık karakterinde yaşadığımız bu çağı gördüm..
Görme engeli olan insanların sadece gözleriyle bakamadıkları için görmedikleri şeyleri bakıpta zerre kadar bir şey göremeyen körlerden daha iyi bildikleri gerçeğini ortaya koyan çok güzel bir kitap olmuş. Bu yüzden Işık karakteri görmeyi sonradan öğrenen bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Üç farklı yaşam, üç farklı hayat, üç farklı dünya.. Ve çok güzel bir sevgi.. Aralarındaki bağ, dostluk ve birbilerine göstermiş oldukları destek , empati ile çok güzel bir uyum içerisinde
ve bize yaşantımızda bir nebze olsun göz perdelerimizi aralatıyor. Ne kadar çocuk kitabı olarak karşımıza çıksa da her yaş grubu okumalı, okutmalı..
168 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10 puan
“Görmemek, estetik duygulardan yoksunluk getirebilirdi belki; bu işin olumsuz yanıydı. Öte taraftan ahlaki yönden daha saf bir yanı da beraberinde getiriyordu. Ayrımların, hiyerarşinin olmadığı aydınlık bir yerin hayali, karanlığın tam da içinden geçiyordu belki.”
Seran Demiral, son kitabı Parmak Uçları’nda bizi bambaşka bir yaşamla karşılaştırıyor. Aslında yaşamın bambaşka yanlarıyla değil de, görsek de görmek istemeyeceğimiz yanlarıyla yüzleştiriyor dersek daha doğru olur. Günlük hayatta belki defalarca karşılaştığımız engellilerle. Ama bunu yaparken bize öğretici bir üslupla ders verir bir biçimde yaklaşmıyor; samimi, gerçekçi ve sıradanlığın etkileyiciliğiyle içine çekiyor o yaşamların.
Romanda gençleri ilgilendiren birçok unsura yer verilmiş: Ergenlik sorunları, aile içi anlaşmazlıklar, gönül işleri, arkadaş dedikoduları, popüler olmanın getirisi-götürüsü… Bunlar her zaman karşılaştığımız içerikler ancak bunların arasına ustalıkla doğuştan görme engelli Doğan’ı, sonradan görme yetisini kaybeden Mert’i ve ortak arkadaşları hiçbir “engel”i olmayan Işık’ı yerleştirip farklı yönlere çekiyor gençliğin telaşı ve sıkıntılarını.
Ana karakterlere verilen isimlerin bilinçlice yapıldığını hissettiriyor romanın gidişatı. Doğan bir anda Işık’ın kötü yaşamına doğup ona kendini bulmasında rehberlik ediyor; Işık, genç yaşında gözlerini kaybeden Mert’in -kitabın bir yerinde de belirtildiği gibi- yaşam ışığı oluyor. Mert ise Işık ve Doğan’ın desteğiyle mert bir biçimde kısa sürede sıkıntılarının üstesinden gelmeyi başarıyor.
Parmak uçlarıyla hayatın nasıl görülebileceğinin, anlamlandırılabileceğinin anlatıldığı değil, yaşattırıldığı bir yapıt Seran Demiral’ın son kitabı. Kitapta altını çizdiğim o kadar çok bölüm var ki, birini paylaşsam diğerlerine haksızlık olacak gibi geliyor.
Kitap sanki devamı var izlenimi uyandırsa da aslında çok güzel bir sonuca bağlanmış. Yaşamda her an bir devinim, bir değişiklilik olduğunu ve yaşamın bir sürekliliği olduğu gerçeğini hissettiriyor böyle yaparak. Tabii ki istendikten sonra seri haline getirilebilir de ama bu haliyle derdini çok daha iyi anlattığını düşünüyorum.
Her yaştan okurun, yaş farkı gözetmeksizin okumasını istediğim romanlardan birini yazmış genç ve usta yazar Demiral. Özellikle empati yeteneğinin bu kadar güçlü olması kendisini daha da iyi yerlere getirecektir. Yolu açık olsun. Yazımı kitaptan iki görme engelli gencin konuşmasıyla bitirmek istiyorum:
“Keşke görme duyum geri gelse de tat ve kokunun ikisi birden gitse. Razı olurdum.”
“Öyle düşünme Mert. Emin ol, onun da eksikliğini hissederdin. Hem yemeğin tadını almadan yaşanır mı hiç?”
“İyi ama görmek en önemlisi değil mi sence de? Sen eksikliğini hissetmiyor musun?”
“Sen Peru’ya gittin mi hiç?”
“Yoo, ne alakası var ki?”
“Peru’ya gitmedin. Peki Peru’yu özlüyor musun?”
https://hakantokdemir.blogspot.com
168 syf.
·8/10 puan
Doğuştan ve sonradan edinilmiş görme kaybı olan insanları anlamak için okunabilecek güzel bir hikaye. Çocuk ve gençlik kitabı aslında ve çocukların böyle kitaplar okumaları gerektiğini düşünüyorum; ajite etmiyor, duygu sömürüsü yok, dram yok. 10 yaş sonrasına uygun bence.

Keyifli okumalar.
168 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Arkadaşlık üzerine yazılmış tatlı bir kitap. Kitabı okurken “ebeveyn olsam evladıma okutur muyum” diye sordum ve bunun cevabı çok netti. Eğer bir gün anne olursam evladıma okutacağım başlıca kitaplardan biri olacak. Bir öğretmen olarak da ergenliğe girmek üzere olan öğrencilerimize okutabilir diye düşünüyorum. Yazarın dili ise son derece duru “ben biliyorum bu bilgiyi de burada satayım” diye yazdığı tek kelime dahi yok. Çok güzeldi iyi ki okumuşum.
120 syf.
·1/10 puan
Enses gibi sapkın ilişkileri meşru bir gerçeklikmiş gibi sunması, yazar üzerinden LGBT gibi sapıklıkları olumlaması, kendini alamayarak bu konulardaki düşüncelerini ısrarla dile getirmesi bana çocuk istismarını olağan cinsel bir olgu gibi detaylarıyla eserine yansıtan Elif Şafak’ın popülarite şehvetini hatırlattı. Batı’dan alkış almak uğruna üç çocuğunun onurunu, yaşayacakları toplumsal baskıları düşünmeksizin “Biseksüelim” diye amuda kalkan Elif Şafak’ı... Bunun yapılması edebiyatı sırtından bıçaklamaktan başka nedir söyleyin?
168 syf.
·8/10 puan
Görme engelli bireyleri anlamanıza yardımcı olabilecek bir kitap. Güzel ve akıcı bir anlatımının olmasının yanında empati ve farkındalık duygusunu da artıran bir eser.
Herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.. Parmak Uçları Seran Demiral
120 syf.
·Beğendi·5/10 puan
Ursula K.Le Guin
08.11.2020

Henüz eserlerini okuyamasamda kendine dair okuduğum ikinci kitap.Yazarı oldukça etkilediği aşikar.Dört bölümden oluşan çalışma her bölümde yazarın eserlerinden etkilerinden bahsediyor.Yazarın en beğendiğiniz eseri hangisi ?
168 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Çok severek okuduğum bir kitap oldu.
Kitabımızda 3 ana karakter var; Işık, Mert ve Doğan. Doğan doğuştan görme engelli, Mert geçirdiği hastalık sonucu görme engelli, Işık ise şu anki bizlerin olduğu durumda; görüyor ama görmüyor. Güzelliklerin ve kendisinin farkında değil.
Kitap çok güzel, çok sadeydi. Her yaştan insanın okuyabileceği ve okuması gereken bir kitap bence.
Her ne kadar kitaptaki iki karakter görme engelli olsa da kitabın içinde dram yok, acıma yok. Olması gerektiği gibi.
Kitap uzun zamandır kitaplığımda duruyordu ve bu kadar beklettiğim için çok üzgünüm. Eğer kitaplığınızda varsa veya almayı düşünüyorsanız kesinlikle alın, okuyun. Düşünmenize gerek yok.

Yazarın biyografisi

Adı:
Seran Demiral
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, 2 Şubat 1989
2 Şubat 1989 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen Seran Demiral, lise yıllarında yazın çalışmalarına başladı. 2003 yılında “Ölümsüzler” isimli antolojide “İblisin Güncesi” kısa öyküsünün yayınlanmasının ardından 200(4). Xasiork Öykü Yarışması’nda “Kediyi Öldüren Merak” isimli hikayesiyle mansiyon derecesi aldı.

2005 yılının güz aylarında bir fantastik kurgu romanı olan “Münzevi” basıldı ve bunu 2007’de “Hissizleşme” isimli eseri izledi. Yine gerçeküstü öğeler içeren bir roman olan Hissizleşme, Başkent Üniversitesi Edebiyat Bölümü’nde Georges Bataille’ın “Edebiyat ve Kötülük” kuramıyla ilişkilendirilen bir lisans tezi dahilinde örnek edebiyat eseri olarak sunuldu.

2007 senesinde Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesi’nden mezuniyetinin ardından Mimar Sinan Üniversitesi’nin Mimarlık Bölümü’nü kazanarak lisans eğitimine başladı. 2011 yazında buradan mezun oldu.

Yazdığı farklı türlerdeki metinler bazı dergiler ve antoloji kitaplarda yayınlandı. Yitik Ülke Yayınları’ndan çıkmış olan “Bozcaada Öyküleri” (2009) ve “Olimpos Öyküleri” (2010) isimli öykü kitaplarında birer öyküsü yer alan Seran’ın, aynı zamanda “Underground Poetix” ile serbest sanatçı ve yazarlar tarafından hazırlanan, kollektif bir çalışma ürünü olan “Siber Gnosis” isimli fanzinde bilimkurgu hikayeleri yayınlandı.

2006 – 2011 tarihleri arasında Xasiork Öykü ve Roman Yarışmaları jürilerinde yer alan Seran, son yıllarda çocuk ve gençlik yazını ile de ilgilenmektedir. Final Kültür Sanat Yayınları için hazırlamakta olduğu, felsefe ve düşünürlerle şekillenen ilk gençlik romanları serisi olan “Filozof Çocuklar Kulübü” serisinin ilk kitabı ‘Peki Ama Ben Kimim?’in yayına hazırlanmakta olduğu şu günlerde; bir taraftan söz konusu serinin devam kitaplarını yazmakta, bir taraftan ise bilimkurgu romanları üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 179 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 70 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.