Giriş Yap

Serkan Türk

Yazar
4.7
1.040 Kişi
Unvan
Yazar
Doğum
Trabzon, 1977
Yaşamı
Serkan Türk, Trabzon doğumlu. İşletme eğitimi gördü. 1993 yılından beri çeşitli radyo ve TV’lerde program yapımcısı, sunucu ve yönetici olarak çalıştı. Ada dergisinin editörlüğünü yapıyor. Radyo programcılığı, iletişim ve yaratıcı yazarlık dersleri veriyor. Şiir ve öyküleri Almanca, Bulgarca, Felemenkçe ve İngilizceye çevrilip yayımlandı. Bak Önümüzde Yeni Bir Mevsim, Tanrı’nın Yalnız Kırları, Uzak Yaz ve Rüzgârlı Camlar, Serkan Türk'ün okura ulaşan öykü kitapları oldu. Yazarın, Her şeyin Güzel Olma Nedenleri, İçimiz Çölse Biri Geçmiştir ve Uzun Ruhlu Bir Cüce adlı üç şiir kitabı bulunmaktadır. Doğduğu ve yaşadığı şehri anlattığı Güneşli Bayır’ın yanı sıra, Türk sinemasının 100. yılına denk gelen Yüzyıllık Perde adını verdiği 53 yazarın kişisel hikâyeleriyle bir filmi anlattığı proje kitabını hazırlamıştır.

İncelemeler

Tümünü Gör
190 syf.
·
3 günde
Serkan Türk’ün ismini garip bulduğum -Ausgang- romanına başladığımda, ilk sayfalarda bocalasam da, Bergsoncu sezgiyi fark edince mukavemetim çabucak kırıldı. Çünkü parçalanmış kronolojisiyle metinde pozitivist gerçeklik değil, bireyin algıladığı sezgisel gerçeklik vardı. Bir diğer husus da asıl hikâyedeki anlatıcı seçimiydi. Girişteki tasvirin hemen ardında gelen, “Oysa onca yolu otobüsün iki tekeri üzerinde gel­miştin,” cümlesiyle anlatıcı size seslenir. II. Tekil şahıs anlatıcı iki yönlü algılayabileceğiniz bir sestir. Bireyin ayna görüntüsünün -tıpkı alter kişiliği gibi- karşısına ikinci bir kişi olarak kendisini alması ve devamlı kendisine karşı konuşması sarsıcı bir durumdur. Okur yönünden ise, kâh kahramanla özdeşleşir ve anlatıcının söylediklerini üstünüze alınırsınız kâh anlatıcı siz olur, alteri gibi kahramana kızarsınız. Karakterlerin anlatıcının tasviriyle değil, hikâye içinde parça parça -parçalı anlatım- ipuçlarıyla şekillenmesi, kronolojisi bozuk zamanın mekânlar arası gel-gitleriyle olay görgüsünü döngüye sokması ve anlatıcı seçimiyle metin, Yeni Romancılara yakın hissettirdi. Romandaki zaman anlayışının “geçmiş-şimdi-gelecek” sırasıyla değil, Bergsoncu bir sezgiyle geçmiş, şimdi ve geleceğin aynı bilinçte var olması ve bir bütünlük içinde anlatılması, anlatıcının bölük pörçük soruları, tıpkı bir alter kişilik gibi kahramana karşı konuşması, hikâyenin başında tekinsiz bir atmosfer oluşturuyor. Yazarın kurduğu anlatı adacıkları okurda kafa karışıklığı yaratıyor. <<<Neden bir köpeğin aylaklığını hatırlıyorsun? Anılar karıştırıldığında köpeğin kemiğini sakladığı yerden çıkarması gibi tatlı bir sızı mı bulacaksın? Senin gençliğin geçiyor, o adamın yaşlılığıysa çoktan bitip tükenmiş. Köpekse zaten hep ihtiyarı dünyanın.>>> <<<Önce senin hikâyeni mi, yaşlı adamın başına gelenleri mi yoksa köpeğin defalarca gömüp çıkardığı kemikle olan mü­cadelesini mi anlatmamı istersin? Köpekle senin hikâyen birbirine benziyor. Oysa yaşlı Ermeni’nin başına gelenler tuhaf bir mucize>>> O adam kim? Köpekle kurulan bağ sadece bir benzetme mi? Yaşlı Ermeni nereden çıktı? Hikâyenin ilerleyen bölümlerinde hem bu sorulara yanıt buluyorsunuz hem anlatı adacıklarının Ada-kaçış, içe kapanış metaforuna dönüştüğünü kristalize ediyorsunuz. Romana yaşlı Ermeni-Onnik Efendi de günlüğüyle dâhil oluyor. Bir ayağı çukurda, öteki olmanın zorluklarını yaşayan Onnik Efendinin (Ben-kahraman anlatıcılı) hikâyesi ne kadar ferahlık yüklüyse, ismini ancak romanın ortalarında, alterinin sorduğu, “Ya sen Hami Pazarlı, ömrünü harcadığın şeyin ne olduğu konusunda bir fikrin var mı?” sorusuyla ve ismi bir kez geçen başkahraman (protagonist) Hami Pazarlı’nın hikâyesi o kadar buhran yüklü. Onnik Efendi’nin 1990’lara kadar tuttuğu keyfi hatıratı o dönemlere ait ipuçları veriyor. Anlattığı anılarla, mikro hikâyelerle şikâyetsiz, ölüme her daim hazır haliyle kendisiyle barışık. <<<Ben kuyudaki adamın ölüp ölmediğini soruyorum. Yok, ölmedi, diyor Sıdıka. Habere göre kuyuda bulunan kurbağaları yiyip suyu içe­rek yaşamaya devam etmiş.>>> <<<Bu deftere böyle kaç ölümün ardından yazdım. Ben de bir gün yok ola­cağım. Hiç dünyaya gelmemiş gibi. Onnik Efendi’nin hevesi bitti, çekip gitti desinler. Yeller essin, dağlardan tozlar kalksın. Gepegençler binsinler, dünya denen bu otobüse.>>> Kahraman kendisini izole ettiği Adasında, günlerini aynı renkte geçirmenin uğraşını veriyor. Yaptığı Gökçeada gezmeleri tıpkı kendi zihnini, bilinçaltını keşfetmesi gibi kısa ve isteksiz. Hayata küsmüşlük, varlığını sorgulama, gel-gitlerle zihnine doluşan anlık hatıralarla boğuşmasıyla, buhran yüklü Hami Pazarlı’nın yaşamı. <<<Ada’yı. Vahşi tabiatın cömertçe büyüyüp geliştiği, tekrar tekrar küçük kıyametlerin yaşandığı, kuşun kurdu yuttuğu, böceğin karıncayı toprağın altına çektiği, bitkilerin kökleriyle uzayıp her şeyi emdiği bir yer parçası olarak hayal ediyorsun önündeki uzamı.>>> Bir protagonist (Hami Pazarlı)-Antagonist (Onnik Efendi) hikâyesi üstüne kurulmuş bir roman değil Ausgang. Zaten ST kurgusuyla buna imkân tanımıyor. Çünkü Onnik Efendi, Hami Pazarlı’nın hikâyesi içinde, başı ve sonu belirsiz, keyfi hatıratının içine hapsolmuş bir kurmaca metin. Bu haliyle bir handikap yüklenmiş hissi uyandırıyor yazar. Zira zaman ve mekân farklılığı olan ama kurmacada paralelmiş gibi yürüyen hikâyelerdeki en can alıcı zorluk, iki metnin bağlanmasıdır. İşte tam da burada, protagoniste tek taraflı bir dönüşüm yaşatarak ustalığını konuşturmuş Serkan Türk. Onnik Efendi’nin hikâyesi eline geçtiğinde Hami Pazarlı, çoktan bitmiş bir yaşamı okuduğunu biliyordu. Okuduğu metin protagonist için, kurmaca içinde bir kurmaca metindi. Edebiyatın, iyi kurgulanmış kurmaca metinlerin sağaltıcı gücüne bir atıf var romanda. Onnik Efendi hatıratı, Hami Pazarlı için bir ayna işlevi görüyor, Onnik’in hayatı aracılığıyla Hami, kendini yeniden tanımlayıp, kurduğu özdeşlikle kendisine başka bir pencereden bakıyor ve adım adım dönüşüyor. <<<Ağustos: Sıcak ve zalim. Onnik Efendi gibi günlük tutmayı düşünüyorsun bir an. Önündeki deftere yukarıdaki cümleleri karalıyorsun. Ne ge­çiyor aklından, emin değilsin.>>> <<<Eğik ağacın gölgesine sırtını dayamış kitap okuyordun. Telefonun çaldı. Arayanın Fransız kadın olmasını di­ledin içinden.>>> <<<Dışarıdan köpek sesi geliyor. Başını çeviriyorsun sesin geldiği yere. Nedense o anda bu köpeğin, Onnik Efendi’nin evine gelen köpek olduğundan eminsin.>>> <<<Onnik Efendi’nin defterini valizinden çıkarıp karıştırdın. Bazı bölümleri tekrar tekrar okudun. Böyle bir adam gerçek­ten yaşamış mı, yoksa bunlar yazma hevesli birinin kalemin­den mi ortaya çıkmış, diye sordun kendine.>>> Roman boyunca metinlerarasılık bol bol kullanılmış. Romanlardan, şiirlerden alıntılar, bölüm epigrafileri var. Okurla bulmaca yoluyla kurduğu iletişim, romanın adını güya, kurmaca bir TV programından devşirmesi akıllıca kullandığı postmodern oyunlardı. <<< Bir film vardı hatırlıyor musunuz? Adam her şeyi tekrar tekrar yaşıyor. Hafızasında yok olan önemli bulduğu şeyle­ri küçük notlar halinde tutmayı deniyor. Hatta vücudunu not defterine çeviriyor.>>> Christopher Nolan’ın Akıl Defteri-Memento filmini bulmam benim için de güzeldi. <<<Almancasını buldum Sevgi’nin sözlüğünde. Ausgang. Babama bir mektup yazdım. Baba, bizi bıraktığın yerden çıkar, dedim. Öğrendim, dedim. Ausgang, dedim.>>> İçinde bulunduğu kaos nedeniyle kendisine yabancılaşan, yaşadığı toplumla özdeşlik kurmakta zorlanan bireyin dönüşümünün romanı Ausgang, biri buhran diğeri ferahlık yüklü iki hikâyesiyle güzel bir hafta sonu hediyesi oldu. Romanın finalinde Onnik Efendi’ye kurduğu organik bağı okurlara bırakıyor, edebiyatseverlere iyi okumalar diliyorum.
Ausgang
6.5/10 · 303 okunma
·
3 yorumun tümünü gör
Reklam
70 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
yoklama geceleyin sesini duyduğun böcekleri görmek otların üzerinde gündüzleri zamanın ve güneşin beslediği yalnızlık değil,sadece uzayıp içimizi kurutan anlar değiştiriyor ikimizi. Sefiller'i kaçıncı defa. okumak için eğiliyorsun sayfaların arasında maraşlı emmi yakıyor acı tütünü, dumanı bilirmiş gibi her gidenin yürek yaraladığını mutluluk geçici bir alev almadır diyor,daha önce görmediğin biri. kısaca soluk alıp veriyorsun ötelere bakarken aklında sabit tutup bazı görüntüleri büyüyor kolundaki sivrisineğin ısırığı. bir ırmağın aktığını duyup uzaklarda kalbini yokluyorsun o karanlıkta İçinde çok güzel şiirlerin olduğu bir kitap okudum. Şiir severlere okumalarını tavsiye ederim. Kitaplarla ve sevgiyle kalın
Elemlerin Nefesi
9.1/10 · 28 okunma
190 syf.
Uzun bir aradan sonra (bu uzunluk benim okuma zaman birimim, kimine uzun gelmeye bilir..) okumak zorunda kaldığım Ausgang, ne ilginçtir ki kaderin oyunu gibi benim de çıkışım oldu. Boş uğraşlara daldığım uzun bir süre zarfından kurtuluşum; her gün dilimden dökülen kelimeleri ve yaşamın çoğunu yitirdiğim düşüncesine daldıkça çocukluk-gençlik anılarımı eşelediğim de gördüklerimi Ausgang da bulmamla oldu. İki farklı anlatıcıyla yazılan, Serkan Türk’ün şiirsel anlatımı ve dilimize gösterdiği özen benim için çok değerliydi. Seksenlerde çocukluğunu yaşamışlar okurken farklı duygulara muhakkak dalacaklardır. Çok insanca geldi bana, ne anlatıyor diyenler de çıkacaktır, zamanın içinde bir sıralama olmaksızın mekân ve konuların değişmesi bir başlangıç ve bitişi arayanlar için zor gelebilir. Ama başı ve sonu olmadan, insanca hislere, çokça da drama tanıklık edilecek Ausgang aynı zamanda cımbızla toplayacağınız o kadar çok notu saklıyor ki satırların arasında, evet bu da vardı diyorsun geçmişinize yolculuk yaparken… Bilmem uygun düşer mi bir tavsiye, yavaşça okunmalı sonunu merak etmekten öte, okunan bölümdeki satırlara tefekkür edilmeli… O zaman Ausgang’ın rengi değişecektir…
Ausgang
6.5/10 · 303 okunma
·
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42