Hatırladığımız yalnızca geçmiş değil, gelecek de aynı zamanda. Hafızanın yüzde ellisi çoktan olmuş olanlara degil, bundan sonra olacaklara hasredilmiş. Randevular, yıl dönümleri, toplantılar, her insanın hayatını oluşturan ardı arkası gelmeyen bütün o taahhütler ve planlar, bütün umutlar ve düşler, bütün o hevesler—yaptıklarımızı hatırlıyoruz ve aynı şekilde yapacaklarımızı da. Yalnızca şimdinin bıçak ağzı için; bükülmez, çelikten bir “sertligi” var denebilir eğer denecekse. Geçmiş ve gelecek akla, fikirlere ait şeylerdir ve fikirler değiştirilebilir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Öldüğümüzde çoğumuzun geride yenmemiş bisküviler, kullanılmamış kahve paketleri, yarısı kullanılmış tuvalet kâğıdı ruloları, buzdolabında ekşiyip gitmeye mahküm açık sütler bırakacağını; o gündelik, işlevsel şeylerin bizden çok daha uzun ömürlü çıkarak yaşamdan kopmaya hiç de hazır olmadığımızı kanıtlayacaklarını; gerçekte akıllı, uyanık ya da kahramanca bir yanımızın fılan olmadığını; olsa olsa birer hayvandan ibaret olduğumuzu ve hayvan bedenlerimizin, hiçbir takvime uymaksızın, bizden izin istemeye bile gerek görmeksizin çalışmayı öylece bırakacağını düşünmek insanı nasıl da aciz bırakıvor.
Her şey değişiyor.
İkinci hayatımın ilk günlerinde, bir telgraf direğinin gölgesinin öğle saatinden akşama uzanan birkaç saatlik süreçte karşıdaki iki evden birinin bahçesinden diğerininkine doğru nasıl yavaş yavaş kaydığını—152 numaranın bahçesinden 150 numaranınkine—fark ettim. Bunu birkaç kez izledikten sonra hemen hesabını yaptım: Gölgenin bir bahçeden diğerine kayması, her iki evin, telgraf direğinin, sokağın ve hepimizin gezegenin yüzü etrafında toplam 1866 kilometre dönmüş olduğumuz anlamına geliyordu. Ayrıca aynı süre içinde uzayda, güneşin etrafında yaklaşık 122.310 kilometre yol almış ve samanyolunun da merkezi etrafında döndüğünü ve ayrıca hareket ettiğini göz önüne alacak olursak aslında çok daha uzun bir mesafe katetmiştik. Kimsenin de ruhu duymamıştı üstelik. Durağan olan hiçbir şey yok, yalnızca değişim var. Dünün burası, bugünün burası değil. Dünün burası belki Rusya'da, belki Kanada'nın balta girmemiş ormanlarında bir yerlerde, belki de Atlantik Okyanusu'nun orta yerinde çalkalanan koyu mavi suların bilinmez bir köşesinde. Güneşin arkasında, uzayın derinliklerinde, yüzlerce, binlerce, milyonlarca kilometre geride. Başımızı koyup uykuya daldığımız yerde gözlerimizi açamıyoruz asla. Evrendeki yerimiz, evrenin kendisi, her şey ama her şey her saniye giderek daha hızlı değişiyor. Bu gezegenin yüzünde duran her birimiz, hepimiz ileriye doğru hareket ediyoruz ve bir daha asla da geri dönmüyoruz. Gerçek şu ki, durağanlık bir fikirden, bir düşten ibaret. Terk etmek zorunda bırakıldığımız bütün o yerlerde o buyur edici, dostane ışıkların hâlâ parıldıyor olduğu zannından ibaret.