Tarık Akan

Tarık Akan

8.3/10
324 Kişi
·
990
Okunma
·
107
Beğeni
·
8.468
Gösterim
Adı:
Tarık Akan
Tam adı:
Tarık Tahsin Üregül
Unvan:
Türk Sinema Aktörü, Dizi Oyuncusu ve Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 13 Aralık 1949
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 16 Eylül 2016
Tarık Akan, (d. Tarık Tahsin Üregül, 13 Aralık 1949 - ö.16 Eylül 2016 ), Türk sinema aktör, dizi oyuncusu ve yazardır. Ses Dergisi'nin yarışmasında birinci seçilerek sinemaya girmiştir.

Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği ve Gazetecilik Enstitüsünden mezun oldu. Babası emekli albaydır. 2002 yılında "Anne kafamda bit var" isimli bir kitap çıkarmıştır. 1991 yılında daha önceleri kendisinin de okuduğu taş Özel İlkokulu'nu yap işlet devret sistemi ile alarak Özel Taş Koleji'ni kurdu. Eğitim konusunda da diğer işlerinde olduğu gibi başarılı oldu. Aziz Nesin'in vefatından sonra görevini devir alan oğlu Ali Nesin'den vakıf başkanlığını devir aldı. Bodrum Akyarlar'da manço kulüp yanında taştan bir Rum evini restore edip dostlarını da ağırladığı bir yazlık haline getirdi. Devrimcileri övdükleri için Türkiye'de hapis cezasına çarptırılan sanatçılarla dayanışmak için yapılan yürüyüşe katıldı (2011). Özellikle 70'li yıllarda Yeşilçam Filmlerinde oynadığı "Ferit" karakteri ile bilinen Tarık Akan, sinema oyunculuğunun yanında siyasi olarak Sol görüşe yakınlığı ile tanınmaktadır.
"...İnsanlıkdışı koşullarda yaşayıp etkilenmemek dayanıklılık ya da dirençlilik sayılmaz ki. Hepimizin yaşamları kısıtlandı. Körü körüne bir bekleyiş içindeyiz. Katlanmak her geçen gün zorlaşıyor. İnsanca tepkiler vermekten vazgeçmeye dayanıklılık diyorsanız, gerçekten de dayanıklı değilim öyleyse. Artık nereye gönderileceksem gitmek istiyorum; hapishane ya da her neresiyse..."
Gece yarısını geçtiğini düşündüğüm saatlerde,ayaklarımı sümüklü böcek gibi toplayıp yere kıvrılmışken,birdenbire kapı açıldı.Fırladım ayağa kalktım.Birini üstüme doğru ittiler.Genç bir çocuktu; yirmi-yirmi bir yaşlarında. Kapıya baktım; olağanüstü iri bir polis hücre kapısını kaplamış dikiliyordu.Elleri de kocamandı.Ağabeyim de çok iri yarı biridir, ''Polisin iriliği aklıma yer ettiğine göre ağabeyimden bile yapılıydı demek,'' diye düşünecektim sonradan.
Polis,hücreye getirdiği çocuğa sordu:
''Sen neden geldin lan?''
Ayaktaydım.Merak ve heyecanla izliyordum.
''Benim bir suçum yok,'' dedi çocuk.
''Ne yani lan,suçun yok da seni camiden mi aldılar,pezevenk,neden aldılar?''
''Evden aldılar...Ders çalışıyordum...Tıp fakültesinde okuyorum.Beni aramıyorlar aslında,abimi arıyorlar;ama beni aldılar.''
''Abin kimmiş lan?''
''Mehmet Şener.Ben de Hasan Hüseyin Şener.''
''Başlatma lan Ahmetinden Mehmetinden! Kimmiş lan Mehmet Şener?''
''Ağca'ya silah veren,'' dedi çocuk, övünerek.O ana kadar çocuğu çiğ çiğ yiyecekmiş gibi bakan polisin tüm hırsı tükenmişti.
Ben araya girdim; öfkeyle, ''Bu çocukla beni aynı yere koyamazsınız,'' dedim.
''Sen de kimsin lan?''
''Ben Tarık Akan'ım.''
''Ne olmuş lan Tarık Akan'san? Neden kalamıyormuşsun bununla? Bu insan değil mi?''
Çenemi tutamadım,ettim lafımı:
''Ben bu faşistle kalamam, beni başka yere...''
Mideme yumruk yedim.Ayaklarım yerden kesildi.Neye uğradığımı anlayamamıştım.Kendimi yerde buldum.İki-üç tekme de yerde yedim.Kafamı kolluyordum.Küfrün bini bir para tabii.
Mideme yediğim yumruğun ağrısını bedenimin her yerinde hissedebiliyordum.Derken kapı büyük bir gürültüyle kapandı.Kafamı yavaş yavaş kaldırdım.Çocuk karşımda duruyordu.Bana bakıyordu,Toparlandım.Kuru olan yere çömeldim.Öylece duruyorduk.Uzun bir süre hiç ses çıkarmadan bekledik.Sonra anlamsız,saçma sapan şeyler konuşmaya başladık.Zaman zaman gözlerimiz kapanıyordu, ama sürekli birbirimizi kontrol ediyorduk.
Sabah olmuştu.Yani ben sabah olduğunu tahmin ediyordum.Hücre kapılarının teker teker açıldığını duydum.Bir ses ''Bakkaldan bir şey istiyor musunuz?'' diye soruyordu.Hücrelerden ekmek,beyaz peynir,süt,salam sesleri geldi.Bizim hücrenin de kapısı açıldı.Bakkal ''Ne istiyorsunuz?'' diye sordu.Yan hücrelerden duyduğum şeylerin hepsini söyledim:
''250 gram beyaz peynir,ekmek,250 gram salam,üç kutu süt.''
Bakkal, ''Sen burada yenisin galiba,'' dedi.''Bunlar sana yetmez,sabah,öğlen,akşam yiyeceksin.''
Her şeyi iki katına çıkarttım, parasını verdim.Bakkal yanımdaki çocuğa sordu.
''Benim param yok''
Bakkal da çekip gitti.
Bakkaldan saatin sabah altı olduğunu öğrenmiştim.Bir süre sonra polis teker teker hücrelerin kapısını açıp tuvalet ziyaretlerini başlattı.Hücrelerin tuvalet işi bitince bakkal erzakı dağıtmaya başladı.Açlıktan perişan durumdaydım.Yemekten başka bir şey düşünmüyordum.
Siparişlerim gelmişti.Aç kurtlar gibi yemeye başladım.Çocuk bana bakıyordu.Gözü yediklerimin üzerindeydi.Dayanamadım, onu da çağırdım.Kahvaltıyı paylaştık.
'Yol'un senaryosunun bitiş tarihi 23 Ocak 1980'di. Arkasından 'Dağ' adlı bir senaryoya başlamayı tasarlıyorduk. 'Dağ' hakkında da uzun uzun konuşmuştuk. Onda da oynamamı kararlaştırmıştık. 'Yol'daki rolüm Bingöl'deydi. Onu tamamlayınca Muş'a geçecek, 'Dağ' filmine başlayacaktık.'Dağ'ın yönetmenliğini Zeki Ökten yapacaktı. Öncelikle sansürden geçirmek gerekiyordu. Aldım senaryoyu, gene ben götürdüm Sansür Kurulu'na. Reddedildi. Daha sonra Danıştay'a başvurduk, orada da reddedildi. Gerekçe ikisinde de aynıydı: 'Dağı aşmak, emperyalizme karşı bir savaştır; burada 'dağ' bir simge olarak kullanılmakta, bilinmeyen güçlere karşı savaşmak anlamına gelmektedir' gibisinden iki sayfa dolusu yazmışlardı.
Büyük bir keyif ve mutlulukla planlanan, ama hayata geçirilememiş bu hikâye, dağın ardında kurulu bir köyde başlıyordu. Yolları kardan kapandığı için kuruldu kurulalı bu köyden kışın kimse kasabaya inmemişti. Oynayacağım adamın oğlu ölüm döşeğindeydi. Dört arkadaş, yüzyıllardır kimsenin yapamadığını yapmayı göze alıp hasta oğlanı hastaneye yetiştirmek üzere, hem dağı, hem de köyün kaderini aşmaya karar veriyorlardı.Yolda önce hasta çocuk ölecekti. Ama baba,ötekilerden bunu saklayacaktı. Günler sonra iki ölü daha verilecekti. Her şeye karşın kasabaya inildiğinde baba, sadece, "Başardık," diyecekti... Bu film, 'Yol' kadar büyük bir projeydi ama onun kadar şanslı değildi...
Bir sürü araba, üst üste insanlar, kalabalık...
Herkes birbirinin yaşamından habersiz, bir yol tutturmuş gidiyordu, kimse kimsenin umurunda değildi ; kimse böyle bir çaba içinde de değildi.
''Hapse girmek istiyorum, çünkü bu kalabalığı hiç sevmiyorum,'' dedim içimden.
Bir yerlerde yeni ve güzel bir şeyler vardı ama sanki ben bezginlikle her şeyin dışında duruyordum.
"Baba adı... Baba adı!"
"Yaşar."
"Anne adı?"
"Yaşar."
Savcı sinirlenmişti. İyice bağırdı:
"Anne adını sordum!"
"Yaşar efendim..."
"Peki baba adı ne"
"O da Yaşar... İkisi de Yaşar, efendim..."
Sokaklardan, caddelerden geçiyorduk. Bir sürü araba, üst üste insanlar, kalabalık...
Herkes birbirinin yaşamından habersiz,bir yol tutturmuş gidiyordu, kimse kimsenin umurunda değildi; kimse böyle bir çaba içinde de değildi. Derin bir nefret duydum. "Hapse girmek istiyorum, çünkü bu kalabalığı hiç sevmiyorum,"
Yol filmi, benim kanımca dünyada en zor koşullar altında çekilmiş, üstelik tüm zorlukların ve özverilerin sonucu ortaya çok güzel bir yapımın çıktığı sayılı filmlerden biridir.
Bugün ölüm yıl dönümün ve seni tekrar okudum Tarık Akan. Evet 150 karakteri doldurmam gerekiyor ancak dolmuyor. Sana dair bildiğim sözcükler yetersiz kurduğum cümleler eksik kalır...
Yazarlık konusunda hiç bir iddiası olmayan Tarık Akan'ın, bir solukta okunan, son derece yalın dille yazılmış bir kitabı. Kitap Tarık Akan’ın Almanya dönüşü, 1981 yılında hava alanında tutuklanıp siyasi şubeye götürülmesiyle başlıyor.Tutuklu geçen günlerden Selimiye Kışlasına kadar uzanan bir serüvende yaşadıklarını ve cezaevi koşullarını gözler önüne seriyor. Ayrıca Yılmaz Güney’ in de tutuklu olduğu bir dönemde türlü zorluklarla çekilen Yol filmiyle ilgili anısı da var bu kitapta. 80'li yılları merak edenlere, olayları yaşamış birinin kaleminden okumalarını kesinlikle tavsiye ederim.
Kitabın içeriğinden çok Tarık Akan'ın kalemi ilgimi çekti. Anlatımın bu kadar güzel olabileceğini tahmin edemezdim. Bu ülkede farelere bile! merhamet duyan, gerektiğinde elleriyle besleyebilecek nitelikteki insanları iki taraftan da acımadan harcadılar. Bu fare meselesi kitapta. En ilgimi çeken mesele oldu. Tarık Akan'a hayranlığım bir kez daha arttı. Hayvan seven adamı ne olursa olsun severim... Daha önce kitabı çok duymuştum. Ama içeriğinin bu yönde olduğunu bilmiyordum. Geçen hafta ulucanlar cezaevi müzesini ziyaret ettim. Bu sebepledir ki kitap beni daha da derinden etkiledi.
Yazar olmakla ilgili hiçbir zaman övünmeyen bir sanatçının bir solukta okunacak bir kitap yazması okuyucusunu hiç sıkmadan anılarını bu kadar guzel dile getirmesi... takdir etmemek elde degil.
Yaptığı bir konuşma nedeniyle tutuklanmasıyla başlıyor kitap daha sonra tanıştığı arkadaşlarını ve yol filmini anlatıyor . Gerçek Tarık Akan'ı tanımak isteyen birinin okuması gereken bir kitap.
Kitabının gelirini vakfa armağan ediyor.
"Üç gün evden cıkmadım. Üç gün de her fırsatta günde dört-beş kez annemin önüne çömeldim,
Dizlerine yaslandım, birlikte kafamda bit aradık..."
Saygıyla anıyorum
Tarık Akan’ın 1981 yılında yaptığı bir konuşmanın bir gazetede yayınlanması üzerine tutuklanmasıyla başlayan yargılama sürecindeki yaşadıklarını içten, yalın bir şekilde anlattığı kitaptır Anne Kafamda Bit Var. Bir dönemin belgesi niteliğindedir.

Tutuklandığı andan itibaren yaşadıkları, maruz kaldığı aşağılanmalar, tehditler, cezaevinde uyuma, tuvalet, yemek, yıkanma gibi en basit insani ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyen koşullar, ailesiyle haberleşememesi, mahkumların gördüğü fiziksel ve psikolojik şiddet, gardiyanların kötü davranışları -genç bir mahkumu öldüresiye dövmesi, yapma diyerek uyarmasına rağmen büyük bir mutlulukla abisinin ölüm haberinin bulunduğu gazeteyi mahkuma göstermesi- gibi daha birçok acı olayı anlatmış Tarık Akan.

Beni en çok etkileyen, çaresizliği derinden hissettiren idamlık mahkumlarla ilgili bölümlerdi. İdam edilecek kardeşini son defa görmeye gelen ağabeyin acısı, kardeşinin onu teselli etmesi, oradaki herkesin ölüm sessizliğine bürünmesi. Ne yazık ki bunlar kurgu değil, yaşananlar...

Yakın zamanda kaybettiğimiz sanatçıyı saygı ve sevgiyle anıyorum.
İyi ki Yeşilçam’ın kartpostal çocuğu olarak kalmamış, iyi ki halkın sanatçısı olmuşsun Tarık Akan.

52 yıllık arkadaşıyla yapılan söyleşiyi okumak isterseniz:
http://www.haberturk.com/...-tarik-akanli-yillar
Türkiye'nin en karanlık dönemlerinden 80 darbesi... Tarık Akan darbe sonrası Almanya'da yaptığı bir konuşma yüzünden hakkında yapılan yalan haber ve kurgulanan yalan ifadeler sonrası yurda dönüşte tutuklanıyor. Kitabımız yargılama sürecinde Tarık Akan'ın yaşadıklarını kendi ağzından anlatıyor.

Önce Siyasi Şube sonra Selimiye Kışlası'na götürülüyor Tarık Akan. Bitli koğuşlar, pislik içinde hücreler, işkence, aşağılanma, taciz... Tarık Akan fiziki işkence görmese de gören çocukları, kadınları görüyor ve bu kötü koşullar altında hayatının en kötü zamanlarını yaşıyor.

Kitapta sıkıyönetim zamanı çekilen Altın Palmiye ödüllü Yol filmi ile ilgili bir bölüm de var. Filmin yapım sürecinde çekilen zorlukları anlatıyor Tarık Akan. Yılmaz Güney, Zeki Ökten, Şerif Gören, Atıf Yılmaz gibi önemli sanatçılarla anıları da yer alıyor bu bölümde.

Kitabın dilini, samimiyetini ve akıcılığını çok sevdim. Tarık Akan ilk kez yazmasına rağmen gayet iyi iş çıkarmış. 80 darbesinin toplum ve sanat dünyasına etkisini görmek için okunması gereken bir kitap.
Kitabı alıp okumaya başladığımdan beri boş zaman kolladım,aklım sayfalarda kaldı.. geçen sene bu kitabı okuduğumda aklımda kalan şey buydu.sıkılmadan bir çırpıda okunacak güzel bir dille anlatılmış,bende lirik duygular uyandıran bir kitaptı. Bitince bitti diye üzüldüğüm güzel adamın güzel kitabı. Huzur içinde yat..
Ülkemizin yaşadığı zor dönemlerden biri olan 80 darbesi ve sonrası süreçte Akan'ın yaşadıklarını anlattığı bir kitap. Bu tarz tarihimizin dönüm noktası olan dönemleri anlatan kitapları seçerken her siyasi görüşten aynı dönemi anlatan farklı kitapları okumayı tercih ediyorum. Olanları her görüşten, her düşünceden insanın yaşadıklarından okuyarak kendi mantık süzgecimden geçirmenin en doğrusu olduğu kanaatindeyim.
Kitaba gelince açıkçası bu kadar başarılı bir kitap olduğunu düşünmemiştim. Yaşananların abartıya kaçılıp dejenare edilmeden anlatıldığı düşüncesine sahip oldum okurken. Ünlü kişiliğinin avantajlarını ve yaşananları mistik bir boyuta getirmeden olduğu gibi anlattığını düşünüyorum. Hatta bunun bir roman olduğu hissine kapılarak acaba nasıl bitecek diye düşündüm okurken. Sonra keşke bu ve benzer acıların hepsi bir kurgu olsa diye düşündüm. Ama hayal dünyasında yaşamanın manası yok gerçekler ortada. Her şeyi bilmek, anlamak ve sorgulamak gerek.
O günlere çok farklı bir göz ile bakıp sorgulamak açısından okunması gerek derim.
İyi okumalar.
Anne kafamda bit var kitabı tarık akan 'in ilk kitabı. .
kitabı gece başlayıp ertesi gün öğle sonrasına bitirdim..
okuduğum düz ,akıcı ,kitaplardan biridir..
Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. .
insanların din,siyaset,vb.gorusleri beni ilgilendirmiyor.
dönemin şartları, zorluk ve o An düşünülürse bence tarık akan çok kitap yazmaliydi ve okumali çokça okumaliydik..
Aslında görüşlerin den ziyade bu ülkenin evladı olan birinin Anne Kafamda Bit Var demesinden etkilendiğim için okumaya karar vermiştim

Düşüncelerinden dolayı her türlü eziyeti çeken ne içerde ne de dışarda özgürlüğüne kavuşamayan baskı ortamının hazin hikayesi herkesin hayran kaldığı jön sanatçının kendi kaleminden anlatıyor.

Filmlerde izlediğimiz hücre senaryolarını adeta hissettiriyor
Daha dün ismini ağzına alanların tutuklandığı nazım hikmetten ....
Bugün şiirleri okunmadan başlayamayan siyasi grup toplantılarına..
12 eylül darbesini yaşamayan bizlere eşsiz bir örnek dost bu kitap:))

Yazarın biyografisi

Adı:
Tarık Akan
Tam adı:
Tarık Tahsin Üregül
Unvan:
Türk Sinema Aktörü, Dizi Oyuncusu ve Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 13 Aralık 1949
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 16 Eylül 2016
Tarık Akan, (d. Tarık Tahsin Üregül, 13 Aralık 1949 - ö.16 Eylül 2016 ), Türk sinema aktör, dizi oyuncusu ve yazardır. Ses Dergisi'nin yarışmasında birinci seçilerek sinemaya girmiştir.

Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği ve Gazetecilik Enstitüsünden mezun oldu. Babası emekli albaydır. 2002 yılında "Anne kafamda bit var" isimli bir kitap çıkarmıştır. 1991 yılında daha önceleri kendisinin de okuduğu taş Özel İlkokulu'nu yap işlet devret sistemi ile alarak Özel Taş Koleji'ni kurdu. Eğitim konusunda da diğer işlerinde olduğu gibi başarılı oldu. Aziz Nesin'in vefatından sonra görevini devir alan oğlu Ali Nesin'den vakıf başkanlığını devir aldı. Bodrum Akyarlar'da manço kulüp yanında taştan bir Rum evini restore edip dostlarını da ağırladığı bir yazlık haline getirdi. Devrimcileri övdükleri için Türkiye'de hapis cezasına çarptırılan sanatçılarla dayanışmak için yapılan yürüyüşe katıldı (2011). Özellikle 70'li yıllarda Yeşilçam Filmlerinde oynadığı "Ferit" karakteri ile bilinen Tarık Akan, sinema oyunculuğunun yanında siyasi olarak Sol görüşe yakınlığı ile tanınmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 107 okur beğendi.
  • 990 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 331 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları