Agah Özgüç

Agah Özgüç

9.0/10
12 Kişi
·
22
Okunma
·
2
Beğeni
·
436
Gösterim
Adı:
Agah Özgüç
Unvan:
Türk Eleştirmen, Gazeteci Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1932
Haydarpaşa Lisesi'nden mezun olan Özgüç, 1950'li yıllarda Attila İlhan'ın etkisiyle birçok edebiyat dergisine şiir ve denemeler yazdı. Profesyonel gazeteciliğe geçişi 1961 yılında oldu. O yılların Artist, Sinema, Ses, Perde gibi magazin, sinema dergilerinde yazıları çıktı. Bir takım yazılarında ve bazı kitaplarında "Berna İlhan" takma adını kullandı. Türk basınında yer alan yayın organlarının hemen hemen tümünde yazıları yer aldı. Türk sinema tarihini aydınlatan binlerce belge, bilgi ve dokümanı arşivledi. 40 yıldan fazla süredir sadece yazarlıkla geçinmesine karşın, sarı basın kartını mesleğinin 40. yılında alabildi.İlk evliliğinden 2 oğlu ve 1 kızı bulunmaktadır.

Birçok kitap yazıp yayımlayan ve Sinema tarihine çok önemli katkılarda bulunan Özgüç, Mega Movie, Popüler Tarih ve Milliyet Sanat Dergisi’nde yazıyor ve kitap çalışmalarına devam ediyor.
"Uçurtmayı Vurmasınlar"

Reji: Tunç Başaran
Oyuncular: Nur Sürer, Ozan Bilen, Füsun Demirel, Gü­zin Özyağcılar, Rozet Hubeş, Yasemin Alkaya, Meral Çetinkaya

Son derece duyarlı bir çocuk dünyası üzerine incelikle oturtulmuş "romantik gerçekçi" bir film denemesi. Ve son dönem Türk sinemasında geniş halk yığınlarına ulaşıp, her kesimden seyirciyi etkileyen "gişe filmi". Tunç Başaran'ın öncesi ve yeniden sinemaya dönüş yaptığı dönem dahil ol­mak üzere en niteliklisi. Feride Çiçekoğlu'nun bir eserinden alınmış ve senaryosunu da kendisi yazmış. Tunç Başaran, naifliklerle dolu özünde melodramın ve ucuzluğun kaçınıl­maz tuzaklarına fazla teslim olmadan başarıya ulaşmış.
"Selvi Boylum Al Yazmalım"

Reji: Atıf Yılmaz
Oyuncular: Türkan Şoray, Kadir İnanır, Ahmet Mekin, Hülya Tuğlu, Nurhan Nur.

"Kan bağı olan mı gerçek babadır yoksa çocuğa emek veren, yetiştiren mi?" sorunsalı üzerine kurulup, sonunda emeği savunan, aynntılarla örülü ilginç bir film. Sevgi ve emek çatışması içinde gelişen ve finalde kızın jöne değil de "ikinci adam "a giderek kural dışı bir "son" oluşturan bir de­neme. Cengiz Aytmatov'un bir eserinden uyarlanmış. Yeni yapılan bir baraja kamyonuyla kum taşıyan şoför İlyas'la (Kadir İnanır) eşi Asya (Türkan Şoray) ve çocuklarının öyküsü. Çalıştığı inşaat şirketinin memuresiyle ilişki kuran İlyas, bir gurur meselesi sonucu evini terk edip bir daha dönmez. Ço­cuğuyla yalnız başına kalan Asya, Cemşit'le (Ahmet Mekin) tanışır. Yıllar sonra İlyas çocuğunu almak için çıkagelir. Oy­sa küçük Samet, Cemşit'i babası sanarak büyümüştür. Ve Asya da Cemşit'le nikâhlıdır. İki erkek arasında kalan Asya, İlyas'a mı dönecek, yoksa oğluna babalık yapan Cemşit'in yanında mı kalacaktır? Genç kadın İlyas'ı itip Cemşit'i ter­cih eder. Türkan Şoray'ın ve Atıf Yılmaz'ın ödüllendirildiği filmde Ahmet Mekin ise Cemşit rolüyle bir kez daha dikkati çeker.
"Susuz Yaz"

Reji: Metin Erksan
Oyuncular: Ulvi Doğan, Hülya Koçyiğit, Erol Taş, Hakkı Haktan.

İlk tohumları 1960'lı yıllarınn başında atılan "toplumsal gerçekçilik" akımının önde gelen örneklerinden. Uzun süre sansürle takıştı ve gösterim izni aldıktan sonra "Türkiye'yi temsil etmek niteliğinden yoksun" gerekçesiyle Berlin Film Şenliği'ne katılması engellendi. Ama yurt dışına kaçınlarak, dünyanın en büyük üç festivalinden biri (diğerleri Cannes ve Venedik) olan Berlin Film Şenliği'nde (1964) "birinci" seçilip Alün Ayı ödülünü kazandı. Türk sinema tarihinin gerçek anlamda ilk büyük ödülü. Ve bir Metin Erksan başya­pıtı. Toplumsal içeriğinin yanısıra kırsal kesim cinselliğini, bastırılmış erotik duyguları dışa vuran bir ilk deneme. Ne­cati Cumalı'nın öykü kitabından alman film, ikinci kez Yıl­maz Duru tarafından çekildiyse de (1973) Erksan'ın başarısını, hiçbir açıdan tutturamadı."
"1952, oyuncular açısından da önem taşıyan bir yıldır. Dönemin tek sinema dergisi Yıldız'ın düzenlediği yarışmay­la gelen Belgin Doruk ve Ayhan Işık Türk sinemasında yeni yüzlerdir. Özellikle de Ayhan Işık (1929-1979) oyuncu ola­rak her şeyden önce mesleki açıdan bir "devrim"i oluşturur. Dergi ressamlığından sinemaya geçen Işık'ın oyunculuğu ne kadar tartışmaya açıksa da asıl ağırlığı sinemaya getir­diği sistemdir. Yani Batılı anlamda "star sistemi"nin kurucu­su sayılır. Tipleme açısından Turan Seyfioğlu’nun (1921- 1961) çizgisinde bir oyuncudur. Kaşıyla gözüyle düzgün fizi­ğiyle has bir Türk erkeğidir. Bir "yükseliş filmi" olan "Kanun Namına"dan sonra Yeşilçam yakıştırmasıyla bir adı da "kral'a çıkacaktır. Çağdaşı Belgin Doruk (1936) ise canlan­dırdığı çeşitli tiplemelerden sonra salon filmlerinin burjuva kızlarını üstlenecek ve "küçükhanımefendi" dizilerinde karar kılacaktır."
"Türk sineması gerçekte bir "sürprizler sineması"dır. Çoğu kez bazı aşamalar şaşırtıcı bir düzeyde gelişir. Sürprizler, Türk sinemasındaki altyapısızlığın, yani endüstriyel bir ya­pılanmanın oluşmamasından ve genelde "konfeksiyon türü sinema"nın egemen olmasının elbette ki doğal sonucudur. "
"Şener Şen (1942), Kemal Sunal'la birlikte son dönem Türk sinemasının en güçlü güldürü oyuncusudur. Buna kar­şılık bazı özellikleri nedeniyle Sunal'dan ayrılan bir çizgisi vardır. Şen, çok daha sevecen, daha sıcak ve daha duyarlıdır. "Çıplak Vatandaş"da, "Züğürt Ağa"da, "Selamsız Bandosu"nda ve büyük oyunuyla "Muhsin Bey"de zirveye çıkar."
"...Türkan Şoray "baygın bakışlı, yarı aralık ıslak dudaklı" yapay kadın rollerinin oyuncusudur genelde. Ancak bu dönem içinde üzerine yazılan ısmarlama senaryolardan aktarılan filmler Siyah Gözler (Nejat Saydam), Ölümsüz Kadın (Mehmet Din­ler), Tapılacak Kadın (Nejat Saydam) asıl popüler ününü sağ­layarak, halkın gözünde "efsaneleşecek ve Fatma Girik'le Hülya Koçyiğit'le bir "üçleme"yi oluşturacaktır."
"Sürü"

Reji: Zeki Ökten
Oyuncular: Tarık Akan, Melike Demirağ, Tuncel Kurtiz, Şenel Gökkaya, Levent Yalman, Savaş Yurttaş.

Bir aşiretin kırsal alandan büyük kente geçişini ve gide­rek çöküşünü zengin ayrıntılarla veren destansı, epik bir de­neme. Bir başyapıt. Tüm dünyada ilgi çeken ve Türk sine­masının yurt dışında geniş ölçüde tanıtımını sağlayan, İngi­liz sinema yazarlarının "Epik-lirik yaklaşımı ve belgesel ger­çekçiliğimle tanımlanan ulusal olduğu gibi evrensel nitelik­lere de sahip çarpıcı bir film. Yılmaz Güney'in uzun soluklu senaryosundan, Zülfi Livaneli'nin müziğine, Zeki Ökten'in anlatımına ve en küçük oyuncusuna kadar her şey yerli ye­rine oturmuş. Tarık Akan, Tuncel Kurtiz ve Melike Demirağ, şa­şırtıcı ve paslaşmak bir oyun gösterisi sunuyorlar. Vahşi do­ğunun uçsuz bucaksız yaylalarından, "Güzel Ankara"nın ana caddelerine kadar uzanıp trajik bir çöküşü, bir "son"u yaşayan insanların, bir aşiretin öyküsünü anlatıyor. Tren bö­lümleri ve ihtiyar aşiret reisi Hamo rolündeki Tuncel Kurtiz'in koyun sürüsüyle Ankara'ya girişi, tek başına kalınca da caddelerdeki insan seli arasında oğullarını arayışı unu­tulmaz güzellikte. Türk sinemasında ekip çalışmasının en zengin örneklerinden. Belki de en üstünü (1978).
"Muhsin Bey"

Reji: Yavuz Turgul
Oyuncular: Şener Şen, Uğur Yücel, Şermin Hürmeriç, Os­man Cava, Erdinç Üstün.

Çağının gerisine düşen, buna karşılık eski öz değerleri­ne sıkı sıkıya bağlı bir organizatör eskisinin traji-komik öy­küsü. Yavuz Turgul bu ilginç filmiyle nostaljik bir atmosferi yakalıyor. Alçakgönüllü, iddiasız ama insanı sıcaklığıyla, yalın diliyle kuşatan bir halk filmi örneği. Son yılların gül­dürü ustası Şener Şen'in karşısında ezilmeden bir oyun çıka­ran Uğur Yücel, Urfalı Ali Nazik rolüyle döktürüyor.
"...Ve 1922 yılında Muhsin Ertuğrul'un (1892-1979) devreye girmesiyle Türk sinemasında yeni bir dönem açılır. Tefeyyüz Mektebi, Dar-ül Edep, Soğukçeşme ve Topkapı Rüştiyeleri, Mercan İdadisinde okuyup, 17 yaşında Burhanettin Tepsi topluluğun­da sahneye çıkan Ertuğrul, "tek yönetmen" olarak Türk sine­masına damgasını basar. Belli süreler içinde Almanya ve Sovyetler Birliği'nde oyunculuk yapan, çeşitli filmler çeken Muhsin Ertuğrul 1922 yılında ülkeye dönüp 1939'a kadar olan süre içinde birbiri ardına tam 19 uzun metrajlı film yö­netir. İlk özel yapımevi olan Kemal Film şirketinin kurulu­şunda katkıları olan ve özellikle de Türk Tiyatrosuna büyük hizmet veren Ertuğrul'un bu dönem içinde yaptığı filmler Alman ve Sovyet sinemasının etkilerini taşıdığı açıktır. Ağ­dalı melodramlarla teatral havadan kurtulamaz. Kaldı ki sinema dili de oldukça ilkeldir. Bu çalışmalarında önemli bir destekçisi de yönettiği filmlerin büyük bir bölümünün senaryolarını Mümtaz Osman takma adıyla yazan Nâzım Hikmet'tir (1902-1963)."
Yılmaz Güney'in bir zamanlar yakın dostuluğu olan Agah Özgüç'ten, kısa bir biyografi... Kitap Güney hakkında -özellikle sinemaya başladığı dönemler- gerçekten ilginç bilgiler barındıyor. Buna rağmen başarıları ve hayatının son dönemleri biraz hızlı geçilmiş gibi geldi. Yine de bu çalışma Güney'in filmlerini daha dikkatle tekrar izlememi sağlayacaktır.
Okudukça insanın Türkiye Sineması'nda nereden nereye gelindiğini gösteren bir kitaptır. Hemen hemen elde hiçbir şey yokken oluşturulan onlarca sinema filminden, her biri başyapıt niteliğinde filmlere değin geçen zamanı Agah Özgüç çok iyi anlatmış. Tabi kitabın sayfalarını her çevirişimizde şu an sinemayı alelade bir şey gibi gören ve sadece vakit geçirme aracı olarak değerlendiren anlayışa da cevabı da görüyoruz. Umarım iğrençliği, bayağılığı ve saçma sapan nesneleri sinema diye sananlar bu kitabı okudukça utanırlar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Agah Özgüç
Unvan:
Türk Eleştirmen, Gazeteci Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1932
Haydarpaşa Lisesi'nden mezun olan Özgüç, 1950'li yıllarda Attila İlhan'ın etkisiyle birçok edebiyat dergisine şiir ve denemeler yazdı. Profesyonel gazeteciliğe geçişi 1961 yılında oldu. O yılların Artist, Sinema, Ses, Perde gibi magazin, sinema dergilerinde yazıları çıktı. Bir takım yazılarında ve bazı kitaplarında "Berna İlhan" takma adını kullandı. Türk basınında yer alan yayın organlarının hemen hemen tümünde yazıları yer aldı. Türk sinema tarihini aydınlatan binlerce belge, bilgi ve dokümanı arşivledi. 40 yıldan fazla süredir sadece yazarlıkla geçinmesine karşın, sarı basın kartını mesleğinin 40. yılında alabildi.İlk evliliğinden 2 oğlu ve 1 kızı bulunmaktadır.

Birçok kitap yazıp yayımlayan ve Sinema tarihine çok önemli katkılarda bulunan Özgüç, Mega Movie, Popüler Tarih ve Milliyet Sanat Dergisi’nde yazıyor ve kitap çalışmalarına devam ediyor.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 22 okur okudu.
  • 11 okur okuyacak.