Ahmet Kot

Ahmet Kot

YazarÇevirmen
8.1/10
21 Kişi
·
85
Okunma
·
0
Beğeni
·
243
Gösterim
Adı:
Ahmet Kot
Unvan:
Şair,çevirmen
Doğum:
Eskişehir, Türkiye, 1 Ekim 1953
Şair, çevirmen. 1 Ekim 1953, Eskişehir doğumlu. İlk ve ortaöğrenimini memleketinde tamamladı. Bir süre ODTÜ'de okudu.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
147 syf.
·4 günde·8/10
Kitaplar dünyayı değiştirebilir mi? Ya da Kitaplar dünyayı nasıl değiştirebilir?

Hep sorulan bir sorudur bu. Ben de kendime birkaç defa sordum ve yanıt aradım. Kendime ait, çok da kelimelere dökemediğim bazı cevaplar da buldum bulmasına... Ancak Malcolm X'in kısa ama dünyayı değiştiren, hadi değiştiren demeyelim de o kelebek etkisi dediğimiz döngü içerisinde en etkili kanat çırpışlarından birini yapan yaşam öyküsüne daha yakından baktığımda çok daha net ve gerçekçi bir cevapla karşılaştım: Evet, kitaplar dünyayı değiştirebilir...

Hikaye, Malcolm Little, yani bilinen adıyla Malcolm X ya da sonradan değiştirdiği üzere Malik el Şahbaz adlı siyahi bir gencin 20'li yaşlarda hırsızlık suçundan hapse düşmesiyle başlıyor. Norfolk Hapishanesi, onun ve koca bir ırkın kaderini değiştirecek yer olarak karşımıza çıkmakta. Bu hapishanenin bir özelliği var. Parkhurst adlı bir milyoner, tüm kitaplarının buraya verilmesini vasiyet ediyor. Kitapların içinde konu çeşitliliği bakımından yok yok ve sayıca o kadar fazla ki, raflarda yer kalmadığı için kutulara, sandıklara istiflenip boş bulunan yerlere yığılıyor.

İşte Malcolm hapishane yıllarını bu kütüphaneyi hatmederek geçiriyor. Özellikle tarih ve din kitaplarını okuyor. Çin ve Mısır başta olmak üzere medeniyetler tarihini araştırıyor. Sora siyah ırkın kökeni ile ilgili çok derinlemesine araştırmalar yapıyor. Etkilendiği kitaplar içinde 1000k'da bulabildiğim kitap Medeniyetin Temelleri, yazar ise H. G. Wells . Tabii bunların dışında başkaları da var... O saate kadar Harlem sokaklarında illegal yollarla yaşamını sürdüren ve bu nedenle hapse düşen bu siyahi adam, işte böyle kitapla iç içe geçen 7 yılın ardından zihni tamamen bambaşka ve yeni bilgilerle dolmuş, bu bilgiler vasıtasıyla dünya hakkında yepyeni fikirler edinmiş bir insan olarak özgür dünyaya geri dönüyor.

Hapishane sonrası süreci kulaktan dolma da olsa herkes bir şekilde duyup bildiği için bu bölümü çok fazla uzatmıyorum. Hapishanede dinini değiştiren ve Müslüman olan Malcolm, önce Siyah Müslüman Hareketi'ne katılıyor. Burada 12 yıl mücadele verdikten sonra görüş ayrılıkları yüzünden buradan çıkıp Afro-Amerikan Birliği Örgütü'nü kuruyor. Orta Doğu ve Arap ülkelerine ziyaretler yapıyor ve kısa zaman içerisinde Siyahi Hareketin lideri konumuna yükseliyor.

AABÖ lideri kimliğiyle çok sayıda salon konferansları gerçekleştiriyor ve özellikle Amerika'da yaşayan siyah halkı örgütleyerek önemli hakların kazanılması yolunda ilk adımları atıyor. Bu konuşmalarında beyaz ırka, özellikle Amerikan ve İngiliz beyazlarına karşı ırkçılığa varan çok sert açıklamalar yapmasına rağmen ne ilginçtir ki(!) ölümü yine Müslümanların elinden oluyor. 1965 yılının şubatında bir salon konuşması esnasında Siyah Müslüman Hareketi üyeleri tarafından tam 21 kurşunla henüz 38 yaşındayken katlediliyor. Görünen sebep, Malcolm X'in bu hareketi reddetmesi...! En yaygın teori ise ters düşerek ayrıldığı bu teşkilatın lideri Elijah Muhammed ile CIA'in işbirliği yaparak bu suikastı gerçekleştirdiği yönünde...

--------------------------

Malcolm X, her ne kadar Afro Amerikan Müslümanların lideri olarak bilinse de ve mücadelesini bu kesim üzerinden yürütse de konuşmalarında vermiş olduğu evrensel mesajlar, kullandığı hak, adalet, eşitlik gibi evrensel kavramlar nedeniyle dünyadaki tüm ezilen, sömürülen, görmezden gelinen halklar üzerinde etkili olmayı başarmış bir lider. Kitabın adının 'Köklerimiz' olmasının nedeni, Malcolm X'in tüm konuşmalarından ortak mesaj olarak bu konuya vurgu yapması. Çok zor olacak ama, tek paragrafla özetlemeye çalışırsam verilen mesaj, şu merkez üzerine odaklanıyor:

Sizler köle olarak doğmadınız, hatta köklerimizi iyi araştırdığımızda göreceksiniz ki medeniyeti biz kurduk, biz geliştirdik. Beyaz adam hala bir hayvan gibi yaşarken bizler medeniydik. Sonra bizim bu gelişmişliğimizden faydalanmak için bizi alıp buraya getirdiler ve bizi köle yaparak kendi başaramadıkları her işe bizi sürdüler. Onlar için savaştık, onlar için pamuk topladık, onların evlerini koruduk ve nesiller boyu onlara hizmet ettik. Şimdi yeniden o kökleri keşfetmemiz ve ait olduğumuz yere dönmemiz gerekiyor (burada dönmek coğrafi anlamda değil). Ancak siz öğrenilmiş çaresizlik batağındasınız ve sizin gibi dedelerinizin de doğuştan pamuk toplayıcısı olduğunu düşünüyorsunuz. Artık uyanmanız gerekiyor.

Bu cümleler birebir ona ait değil. Ben kitaptan okuduklarımdan bir özet yapmaya çalıştım. O yüzden tırnak içine almadım. Sonuç olarak Malcolm X, 300-400 yıl süren, yaklaşık 12 milyon siyah insanın Afrika'dan gemilerle Avrupa'ya ve Amerika'ya getirildiği, yine milyonlarca insanın (115 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor) işkencelerle öldürüldüğü; zamanla şiddetin dozu azalsa da kavramsal olarak varlığını hep koruyan ve çeşitli elbiseler değiştirerek varlığını sürdüren kölelikle muazzam bir hesaplaşmanın içine giriyor. Öfkesi çok büyük olduğu için zaman zaman yanlışlara da düştüğü oluyor tabii. Ancak bu yanlışlar, bu incelemenin konusu değil...

----------------------------------

İncelemeyi sonlandırırken son olarak kitabın kendisinden de kısaca bahsetmek istiyorum. Benim okuduğum kitap Beyan Yayınları tarafından ciltli ve fotoğraflı olarak hazırlanan ve Ekim 2017'de yayımlanan özel bir baskı. Ciltli bir kapak, 'şamua' adı verilen özel bir kağıt kullanılmış. Kitap Malcolm X'in 1960'lı yıllarda yapmış olduğu bir salon konuşmasının deşifresiyle başlıyor. Sonra ikinci bölümde kökene inerken yaptığı araştırmaların izi sürülüyor. Son bölümde farklı zamanlarda yapılmış konuşmalarından sözler ve soru-cevap bölümleri yer alıyor. Beyan Yayınları'na bu özel çalışma için çok teşekkür ediyorum. Ahmet Kot'un çevirdiği, Yusuf Kot'un görsellerle zenginleştirdiği bu kitap için gerçekten de büyük bir emek harcanmış ve mizanpajı titizlikle düzenlenmiş. Dergi okur gibi okuyorsunuz. Her kitaplıkta mutlaka yer alması gerektiğini düşünüyorum. Ufak tefek hata ve eksikler olsa da (kitapta yer alan fotoğrafların telifli sahiplerinin belirtilmemesi gibi) ileriki baskılarda bunların da düzeleceğini ümit ediyorum.

Son söz Malcolm'dan gelsin; "Kitapları belli bir maksatla ve seçerek okumayı öğrenene kadar birçok kitabı rastgele aldım ve okudum. Okuduklarım bana köleliğin dehşetini daha iyi gösterdikçe nasıl sarsıldığımı hiç unutmayacağım.

Okuduğum her kitap, beyaz adamın yeryüzünde yaşayan siyah, kahverengi, kızıl ve sarı insanlara uyguladıkları sömürüyü ve çeşitli zulümleri daha iyi görmemi sağladı.

Okudukça, beyaz adamın kendi Hıristiyanlığını canice fetihlerine basamak yapabilmek için Faustvari entrikalara girişen korsan ruhlu bir fırsatçıdan başka birşey olmadığını gördüm."

Herkese keyifli okumalar dilerim...
128 syf.
·9/10
Bize doğru olduğu söylenenlerden şüphe edelim,içinde bulunduğumuz dünyanın olması gereken olmadığını,oluşturulduğunu ve değiştirebileceğimizi düşünelim.Kurumlaşan ve iktidarlaşan bilgiye isyan edelim.Endüstrileşme ile birlikte neşemizi yaşam coşkumuzu nasıl kaybettiğimizi görelim.Üretim ilişkilerini,üretimin biçimini sorgulayalım.Doağanın sahibi değiliz onun bir parçasıyız onu yok etmeye çalışarak kendimzi yok ediyoruz artık anlayalım.
128 syf.
Endüstrileşmenin; siyasi, ekonomik, üretimsel,hukuki, eğitimsel kısaca maddi ve soyut araçlarının, insan tabiatında yer alan saf doğal değerleri nasıl kurumsallaştırdığını, bu evreyi geçtikten sonra sürekli verim artışı ve büyüme temelli ekonomik politikaların toplumları sonu gelmez ve sürekli katlanarak artan doyumsuzluğa, daha fazla tüketime teşvik ederek onları nasıl endüstrinin sıradan bir dişlisi haline getirdiğini resmeden bir kitap. Yazar kendince bu kısır döngüden ve insanı üretim için kullanılan bir girdi algısından kurtarmanın yolu olarak " şenlikli" olarak kavramsallaştırdığı bir düzeni ve kullanılacak araçları tespit edip hayata geçirilmesini tavsiye ediyor. Şenlikli kavramından ; toplumu oluşturan bireyleri aşırı endüstrileşmeyi kanser gibi öldürücü duruma gelmeden önce engelleyici önlemler almaya sevk edecek, bireylerin kişisel özerkliklerini genişletici , birer üretim aracı yetiştirme kisvesine bürünmüş eğitim ve diğer kurumların insan odaklı yapılandırılması için kullanılacak araçları kastetmektedir. Ağır ilerlemesine rağmen sorgulayıcı ve hazır fikirlere konma tembelliğinden uzak bir bakış açısıyla okunduğunda farklı bir düşünce penceresi edinebilirsiniz.
128 syf.
·43 günde·Beğendi·Puan vermedi
Şenlikli Toplum, 1973 yılında, bir papaz, eğitimci ve felsefeci olan Ivan İllich tarafından yazılmıştır. Kitap, yazarın Türkiye de Okulsuz Toplum dan sonra 1988 de Ayrıntı yayınları tarafından basılan, 128 sayfalık 2. kitabıdır ve sosyolojik inceleme niteliğindedir.

Kitap beş bölümden oluşuyor. Eğitim, sağlık, politika, teknoloji üzerine derin sorgulamaları ve şenlikli bir toplum için yazarın önerileri yer alıyor. Kitapta sade bir dil kullanılmış fakat inceleme olduğu için yavaş ilerliyor.

**Spoiler içerebilir.

Kitap; modernleşmenin, seri üretimin, bürokrasinin insanlar arasındaki yaratıcı ilişkilere etkisine değiniyor. Değişime tamamen karşı olmayan yazar, bunun insanın dengesini bozmayacak şekilde belli sınırlar içerisinde yapılmasının daha faydalı olacağını ve toplumun örf ve adetleri ile de denge içinde olması gerektiğini düşünüyor. Her insanın eşit mal sahibi olmasındansa eşit iş hakkına sahip olmasının, çalıştığı işi de zevk alarak yapabilmesi için kullandığı araçlar üzerinde hüküm kurabilmesi gerektiğini sıkça vurguluyor. Çünkü insanlar araçları kullanmanın ve üretmenin gücünü koruyup yatırım yapma yeteneğinden yoksun bırakılmamalıdır. İnsanların sınırlar içinde yaşaması ve özverili davranması kendine olan güvenini koruyacaktır.

Dilin (kavramlara, durum ve duygulara verdiğimiz adları belki biraz mizah ve neşeli duygularla ön plana çıkarırsak, ezberleri değil de dilin farklı yönlerinikullanırsak), endüstriyel toplumun hızlı büyümesine karşı en kuvvetli araç olarak kullanılabileceğini ve şenlikli yaşamın savunmasını, araçları denetleyebilen insanlarca yapıldığı taktirde mümkün olabileceğini belirten yazar; aşırı ilerleme ve verimlilik adına yapılan korkunç üretim/tüketim çılgınlığının bu şekilde durdurulabileceğini ümit ediyor.

Kitabı incelediği konuların temel sorunlar olması ve yazarın yaklaşımlarını, yaklaşımlarını güçlendirmek amacıyla verdiği örnekleri sevdim. Kitabın inceliğine bakarak, kısa sürede okumaya değil de sindirerek ilerlemeyönelmenin (tabi benim gibi kitabı bir yerlerde unutmamanın da ) daha doğru olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Tuğrul Eryılmaz a da katılıyorum: "Hele hele yeşil ve radikal hareketlerin pek sağlıklı olmasa da yeni yeni filiz vermeye başladığı Türkiye'de, Şenlikli toplum mutlaka ciddiye alınması gereken az sayıda kitaplardan biri."
128 syf.
·4/10
Kitabın çevirisinden yahut konuşmalardan derleme olmasından dolayı mı, nedendir hiç akmıyor, sıkıcı ve zor bitirdiğim bir kitaptı. Okulsuz toplum kitabını destekleyeceğini düşünerek okumama rağmen ciddi bir verim alamadım.
128 syf.
·6/10
Ivan Illich'in eğitime, teknolojiye, bilime karşı bakış açısı önemli. İlginç yorumlarda bulunuyor, ki hak verilmeli. Örneğin hızlı gelişen toplumun ürettiği bilgi stoğuna karşı bakış açısı şöyle: "Bilgi depoları oluşturmak, bir bilgi stoku kurmak, mevcut sorunları daha fazla bilim üreterek alt etmeye çalışmak, bunalımı daha da ileri götürerek çözme yolundaki son girişimlerdir." Görüş şu açıdan ilginç: modern toplumda biz insanlar sürekli ileri gitmek amacıyla yeni yöntemler oluşturup buluşlar yapıyoruz. Bilimin farklı kollara ayrılan alt disiplinlerinde bilim adamları, akademisyenler sürekli bilgi üretiyorlar. Fakat bu bilgi stoğu nasıl kullanılacağı bilinmedikten sonra kafa karıştırıcı bir hal alıyor ve asıl amacın ne olduğuna dair bir belirsizliğe zemin hazırlıyor. Yazarın bu hızlı ve kontrolsüz gelişmeye karşı tezi işte kitabın da adı olan "Şenlikli Toplum".

Şenlikli toplumda araçlar ve makineler herkesin ihtiyacı doğrultusunda özelleşmeli, basitleşmeli; herkes özgür biçimde erişmeli. Eğitimde bir otoritenin boyunduruğundan kurtulunmalı. Okullarda edinilen bilgi stoğu insanı zamana karşı yarışa sokup makineleştirdiği için okuldan uzak durulmalı.

Tekelleşmeye karşı bakış açısı da şöyle yazarın: "Büyük bir aracın doğal yeterliliği saf dışı ettiği yerde, radikal tekel ortaya çıkar. Radikal tekel, zorunlu tüketimi dayatarak kişisel özerkliği kısıtlar. Radikal tekel, ancak büyük kurumların sağlayabileceği standart bir ürünün tüketilmesini dayatmak yoluyla, zorla uygulanan özel bir toplumsal denetim biçimidir." Günümüz tüketim anlayışının dibine barut koyan bir anlayış. Tekele karşı öne sürdüğü yöntem ise insanlara öğrenmeye en çok ihtiyaç duyduğu şeyin öğretilmesi ve insanların aktif ve sorumlu bir hayat sürerek tüketim isteklerini bastırmayı öğrenmeleri. Bunun tersi Illich'e göre radikal tekelin ekmeğine yağ sürüyor.
Aynı zamanda neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veren ideologlar da kişilerin ne istediğini bilmelerine engel oluyor ve onları daima yeniye yöneltiyor.

Kitapta alışılagelmiş üretim yöntemlerine, endüstrileşmeye, eğitim sistemlerine yöneltilen eleştiriler çok sağlam. Ama yazarın yaşadığı dönemde öngöremediği bazı gerçeklikler onun önerilerinin bugün hayata geçirilmesi önünde engel. Artık Illich'in yaşadığı döneme göre çok kalabalığız. Sırf karnımızı doyurmak için bile makinelere ve endüstriye ihtiyacımız var. Kalıplaşmış üretim sistemlerimiz ve ekonomi politikalarımız köklü değişimi kaldıramayacak boyutta oturmuş bir düzene sahip. Daha önce bunu deneyenler genelde halklarını açlığa muhtaç ettiler. Ayrıca Illich'in zamanından beri değişen bir şey var: robotlaşma. Makineler artık insanlar tarafından kontrol edilmiyor. Gelecekte yeni iş kollarının açılmadığını varsayarsak insana düşen görev azalacak. Bu da kalabalıklaşan nüfusun daha çok şeye ihtiyaç duymasını sağlayacak. Belki bu anlamda Illich'in herkesin kendi istediği alanda özelleşmesine katkı sağlayacak fakat kalabalık nüfustaki her bireyin istek ve hobilerine cevap vermek için üretim bu yöntemle devam etmeli. Aksi halde dünyadaki yeraltı ve yerüstü kaynaklar verimli şekilde kullanılamayabilir.
147 syf.
·Beğendi·10/10
Bende bulunan kitabın yeni baskısı, ciltli ve beyan yayınlarından çıkmış. Görsellik açısından da çok iyi. Birçok tarihsel belge ve fotoğrafla zenginleştirilmiş. Malcolm x'in son konuşmalarını da içeren kitapta, Afrikalıların nasıl köleleştirildiği, kökeni ve ellerinden alınan haklar gibi hususlar güzel bir dille anlatılmış. Akıcı bir kitaptır, tavsiye ederim.
147 syf.
·Beğendi·10/10
Saygıdeğer Malcom X'e yani Malik el Şahbaz'a sevgilerimi sunar, Allah'tan rahmet dilerim..

Kendisini önemli kılan şey ise şimdiye kadar siyahilere yapılan zulümlerin arkasındaki bütün kirli oyunları görmüş, detaylı şekilde araştırmış ve bunu kendi halkına birer birer anlatmaya çalışmıştır.. Aynı zamanda müslüman olan koca yürekli adam tabi ki genç yaşında (38) öldürüldü.. Allah rahmet eylesin..

Kitapta siyahilerin ah evet bunu belirtmek istiyorum.. Bu kitaptan sonra zenci kelimesini kullanmama kararı aldım.. Kara benizli, siyahi ya da habeşi (habeşli) sıfatlarından birini kullanacağım.. Bunun sebebini kitap anlatıyor..
Kitap siyahilerin köklerinin nerelerde olduğu üzerine.. Muazzam bir konuşmadır esasen.. Konuşmanın yazılmış hali.. O kadar çok şey öğrendim ki anlatamam.. Ciddi manada bizleri kandırmışlar.. Habeşistan bilinen ilk siyahi medeniyetidir.. Muazzam şekilde zekiler ve fiziksel güçleri de baya bizden yüksek.. Esasen kitabı bir Müslüman ve beyaz biri olarak okuyorsanız bile kendinize çeki düzen verip kendi gücünüzün farkında oluyorsunuz..
Siyahiler hakkında o kadar detaylı bilgileri var ki hepsinin kaynağı mevcut.. Zaten yalanlayamayan amerikalı beyazlar öldürüyorlar genç yaşta :(

Bu kitabı okuduğum için çok mutluyum.. Farkındalığım arttı.. Kitabın tamamını alıntı olarak atabilseydim keşke ama ne mümkün..
Yapılan zulümleri karşılaştırınca Müslümanların da siyahilerle hemen hemen aynı konumda olduğunu gördüm.. Bizi köleleştirmediler daha kötüsünü yaptılar hür fakat aciz birer kukla olduk.. Sayın Müslümanlar.. Uyanın.. Bu kitapla siz de kendinizin farkında olun.. Kardeşini kucakla ve özündeki dehayı artık ortaya çıkart..
Bu kitabı övmeyi hak görsem de okunmadan da anlaşılır olacağını hiç sanmıyorum.. Neresinden alıntı alıp atsam bir yanı yetim kalıyor, öyle iç içe bağımlı cümleler var..
Uyanmak dileğiyle..

Yazarın biyografisi

Adı:
Ahmet Kot
Unvan:
Şair,çevirmen
Doğum:
Eskişehir, Türkiye, 1 Ekim 1953
Şair, çevirmen. 1 Ekim 1953, Eskişehir doğumlu. İlk ve ortaöğrenimini memleketinde tamamladı. Bir süre ODTÜ'de okudu.

Yazar istatistikleri

  • 85 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 157 okur okuyacak.