Giriş Yap

Aleksey Tolstoy

Yazar
7.7
132 Kişi
Tam adı
Aleksey Nikolayeviç Tolstoy
Unvan
Rus Şair ve Yazar
Doğum
Pugachyov, Rusya, 10 Ocak 1883
Ölüm
Moskova, Rusya, 23 Şubat 1945
Yaşamı
Babası kont Nikolay Aleksandroviç Tolstoydur (1849-1890). Annesi Aleksandra Leontyevna Turgenyeva (1854-1906), dekabrist Nikolay Turgenyev’in yeğenidir. Soylu bir aileden gelen Aleksey Tolstoy, Lev Tolstoy’un da uzaktan akrabasıdır. İlk öğrenimini evde özel öğretmen rehberliğinde tamamlamıştır. 1897 yılında Tolstoy’un ailesi geleceğin yazarının gerçek bir lise eğitimi alacağı Samara’ya taşınır. 1901 yılında liseden mezun olduktan sonra, öğrenimine devam etmek için Peterburg’a gider. Teknoloji Enstitü’sünün makine mühendisliği bölümüne girer. Bu yıllarda Nekrasov ve Nadson’dan öykünerek ilk şiirlerini yazar. 1907’de diplomasını almasına kısa bir süre kala, kendini edebî çalışmalara adamaya karar verir ve enstitüyü bırakır. “Mavi Nehirler Arkasında” eseri Rus folklörüyle tanışmasının bir sonucudur. Bu dönemde ilk düzyazı tecrübesini gerçekleştirmiştir “Saksağan Masalları”. Tolstoy’un sanatının ilk yıllarında, bu yıllarda arkadaşı olan Voloşin’in etkisi görülür. 1909 yılında ilk öyküsü olan sonraki yllarda “Volga boyunda” adlı derlemesine giren “Turenev’de Bir Hafta” eserini yazar. Daha sonra iki romanı “Tuhaf Adamlar” ve “Topal Ağa” eserlerini yazar. Tolstoy’un eserleri, kuşkusuz büyük ve güçlü bir yazar olarak gördüğü Maksim Gorki’nin dikkatini çeker. Birinci Dünya savaşı Tolstoy’un planlarını değiştirdi.Savaş muhabiri olarak cephede bulunur, daha sonra İngiltere ve Fransa’ya gider. Savaş hakkında bir dizi deneme ve makale yazar (hikayeleri: “Dağda”.1915; “Su Altında”; “Hoş Hanım”,1916). Savaş yıllarında dramaturjiye ve komediye “Şeytan” ve “Şekerim” yönelir. Şubat devrimi olayalrı onun ilgisini tarihle ve Petro dönemiyle ilgilenmesine teşvik eden Rus devletinin Problemlerine çeker. Uzun süre zamanını dönemin asıl olayı olan I. Petro ve kuşatmalarına ışık tutmak için çabalayarak arşivler üzerinde çalışmakla geçirir. Tolstoy Ekim Devrimini düşmanca kabul eder. Çalışmaya devam eder -1918’de onun yaratıcılığında tarihi konu ortaya çıkar (hikayeleri “Sanrı”, “Petro’nun Günü”)-. 1918 yılının sonbaharında ailesiyle Odessa’ya gider, oradan da Paris’e... Mülteci olmuştur. Ailesi hakkında bu dönemde Tolstoy daha sonra şunları yazar: "Göç sırasında hayat benim hayatımın en zor dönemiydi. Orada anladım ki vatanından ayrı bir çift insan olmak kimseye gerekli değil…" 1920 yılında “Nikitina’nın Çocukluğu” öyküsünü yazar. 1921 yılında Berlin’e göç eder ve Arefe grubuna( Sovyet hükümetiyle yapılan savaştan sonra ortaya çıkan, Rus göçmenlerinin, entellektüellerinin toplumsal politik hareketi girer. Bunun sonucunda eski arkadaşları Tolstoy’a yüz çevirirler. 1922’de Berlin’e gelen Gorkiy Tolstoyla dostça ilişkiler kurar. Berlin döneminde “Aelita” romanını, “Kara Cuma” ve “Yatak Altında Bulunan El yazması” hikayelerini yazar. 1923 yılında Tolstoy Sovyet Rusyasına geri döner. Dönüşünden sonra yazdığı eserlerin başında üçlemesi “Azap Yolu” (“Kız Kardeşler”, “Yıl 1918”, 1927-28; “Kederli Sabah”. 1940-41) eserini yazar. Trilojisi yani bu üçlemesi teme olarak “Ekmek” (1937) öyküsünü andırmaktadır. 1925 -1927 yıllarında bilim kurgu romanı “Mühendis Garin’in Hiperboloidi’ni yazar. Tarihsel romanı “Birinci Petro” (1929-1947 tamamlayamamıştır) Sovyet edebiyatında acımasız ve güçlü reform iktidarının savunuculuğunu üstlenen türün en önemli örneği sayılabilir. Tolstoy’un öyküsü “Aelita” (1922-1923) ve romanı “Mühendis Garin’in Hiperboloid’i (1925-1927) Sovyet bilim kurgu klasiklerindendir. Diğer eserleri arasında “Rus Karakteri” (1944), drama eseri-Çar rejimi hakkında fikir ayrımını anlatan “İmparatoriçe’nin Büyüsü” (1925) eserleri bulunmaktadır. Yazarın misafir evinde ilginç, yetenekli, insanlar-yazarlar, aktörler, müzisyenler toplanırdı. Tolstoy 16 yıl üzerinde çalıştığı fakat tamamlayamadığı tarihi romanı “Birinci Petro” eseri ile büyük başarıya ulaşmıştır. İç savaş sırasında sık sık denemeler, makaleler, kahramanları şavaşın zor tecrübelerini yaşamış sıradan insanlardan oluşan hikayeler yazıyordu. Savaş yıllarında drama eseri “Korkunç İvan’ı” yazar (1941-1943). Ağır hastalığı yazarın zafer günlerine kadar yaşamasına müsaade etmez ve Tolstoy 23 Şubat 1945’te Moskova’da ölür.

İncelemeler

Tümünü Gör
234 syf.
·
13 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Yaklaşan Mars Devriminin Ayak Sesleri: Aelita
“Her şey gelip ölüme dayanmış olmamızdan. Ne ondan kaçabiliyoruz ne onu anlayabiliyoruz ne de onun üstesinden gelebiliyoruz.” Rus Edebiyatının önemli kalemleri arasında yer alan Aleksey Nikolayeviç Tolstoy, 1882 doğumludur. Soyadından da anlaşıldığı üzere,
Anna Karenina,
Savaş ve Barış (2 Cilt Takım)
gibi büyük klasiklerin yazarı
Lev Tolstoy
’la akrabadır. Rus Edebiyatının altın çağı olarak adlandırılan dönemde tiyatro oyunları, şiirleri, romanları ve masallarıyla varlık gösterdi ve başarılı işlere imza attı. Aristokrat Tolstoy ailesine mensup olduğu için 1917’deki Ekim Devrimi öncesinde Rusya’dan ayrıldı. 1923 yılında ise sevgi gösterileriyle karşılanarak yeniden ülkesine döndü. 2. Dünya Savaşı’nda Naziler’e karşı bir tutum sergileyen Tolstoy’un yaşanan katliamları belgelemesi ve halkı onlara karşı ayaklanmaya davet etmesi, Rusya’nın siyasi tarihine geçen olaylardan biridir. Bu hareketiyle Nürnberg Yargılamaları’na katkı sağladı ve insanlığıyla ön plana çıktı. 1936’da çocuk edebiyatının klasiklerinden Pinokyo uyarlaması ülkesi içinde oldukça ilgi gördü. Kendi kaleme aldığı eserlerle de okur kitlesi büyüdü. Eserlerinde mizahi bir kimlik de bulunan Tolstoy’un daha önce ülkemizde yayımlanan kitapları arasında önemli nehir romanlar içinde yer alan ve 3 ciltten oluşan “Azap Yolları” da bulunur. (İk cildi için bakınız:
Azap Yolları 1. Cilt
).
Bozgun
adlı romanına ek olarak, Düşman Kapımızda,
Korkunç İvan
ve
Büyük Petro
gibi tarih ve politika alanlarında yazdığı birkaç kitabı da yine dilimize kazandırıldı. Tolstoy ayrıca Rus bilimkurgu geleneğine de önemli bir katkıda bulundu.
Su Adamı
(incelemesi için bakınız: #121870926) ve
Hava Adamı Ariel
(incelemesi için bakınız: #148403300) adlı bilimkurgu romanlarıyla tanıdığımız
Aleksandr Belyaev
henüz bu romanları yayımlamamışken Tolstoy “
Aelita
”yı 1923’de yayımlamıştı. "İnsanoğlunun yurdu. Yaşamın bedeni. Evrenin yüreği. Dünya." (sayfa 225) Aelita Dünya’da başlayıp Mars’ta devam eden bir roman. Kısaca “bir Mars bilimkurgusu” diyebiliriz. Bu da haliyle klişe bir tabir gizi gözükebilir. Fakat unutulmamalıdır ki Tolstoy bu romanı yazdığında Mars’ta geçen öyküler bugünkü kadar popüler değildi. Hatta öyle ki, kızıl gezegen temalı kültleşmiş bilimkurgu öyküleri ve kitaplarının birçoğu da yine Aelita’dan sonra yazıldı. Tolstoy’dan önce bu tema çerçevesinde yazılan en ünlü eser şüphesiz
Edgar Rice Burroughs
’a aittir. 10 yıl önce sinemaya da uyarlanmış olan John Carter serisi bir üçlemedir [bakınız:
John Carter: Mars Prensesi
] ve Mars’ta geçer. Tolstoy’un bir diğer esin kaynağı da
Jack London
'ın
Demir Ökçe
(incelemesi için bakınız: #126768762) romanı olabilir. Oradaki isyan, ayaklanma ve mücadelenin bir benzerini Mars topraklarında yaşarız.
Ray Bradbury
'nin
Mars Yıllıkları
isimli kitabı,
Robert A. Heinlein
'ın "
Kızıl Gezegen
"i ve "
Merih'te Panik
"i,
Isaac Asimov
'un "Mars Yolu" adlı romanı,
Arthur C. Clarke
'ın "
Şafak Projesi Phobos
"u,
Peter Randa
'nın "
Mars’tan Gelen Ölüm
"ü,
Stanley G. Weinbaum
'un öykülerden oluşan
Bir Mars Destanı
adlı kitabı,
Philip K. Dick
'in "
Mars'ta Zaman Kayması
" adlı romanı,
Kim Stanley Robinson
'ın "Mars Üçlemesi" adlı serisi ve çok daha fazlası ise Aelita’dan sonra kalema alınmıştır. Örnekler artsa da değişmeyen tek şey Aelita’nın bu konuda öncü romanlardan biri olduğu gerçeğidir. "Ah, nasıl da kaçırdık fırsatı... Hayatı daha coşkulu, daha kararlı, çok daha ateşli sevmemiz gerekiyormuş demek... Ona sımsıkı sarılmamız ve hiç bırakmamamız." (sayfa 198) 1923’te yazılan Aelita 1 yıl sonra sinemaya da uyarlandı ve Sovyet sinemasında da önemli bir yere sahip oldu. Pek çok dünya diline çevrilen romanda siyaset, din, sosyoloji, psikoloji ve aşk gibi temalar bir potada eritiliyor. Bir bilimkurgu romanı olarak anılmasına rağmen, bilimsel yönlerine oranla macera yönü daha yoğun bir kitap Aelita. Bir Sovyet mucidi ve eski bir Kızılordu mensubu iki arkadaş Mars’a ayak basarlar ve gördükleri birçok şey karşısında hayretler içinde kalırlar. Her anlamda Dünya’dan çok farklı bir gezegendir burası. Mars halkının ilginç yaşamları ekseninde, Dünyalı bakış açısıyla anlatılan olaylar yer yer mizahi ve bazen eleştirel nitelikte çıkıyor karşımıza. Son Rus Devrimi’nde aktif olarak askerlik yapmış olan ve artık mesleğini geride bırakmış olan Gusev, sivil hayattan ve macerasız bir yaşantıdan sıkılır. Tam bu esnada karşısına çıkan Mars ilanı tam da onun isteyeceği türden bir serüvendir. Mars’a seyahati için bir uzay aracı inşa eden mühendis ve mucit M.S. Los’un verdiği yol arkadaşı ilanı, ikilinin yollarının kesişmesini sağlar. Eşinin ölümünden dolayı boşlukta olan Los’un Dünya’yı terk atma amaçlarından biri kalp kırıklığının önüne geçmektir. Diğeri ise Mars’tan geldiğini düşündüğü sinyalleri yerine giderek gözlemlemektir. "Emekçiler yeterince horlandı, aşağılandı; seçkinler de yeterince mutluluğu yaşadılar." (sayfa 190) Komünist Manifesto'nun yayımlanmasından sonra,
Karl Marx
ve
Friedrich Engels
’in hayatlarını adadıkları Komünizm görüşünün Sovyetler Birliği’ne egemen olduğu bir dönemde yazılan romanda Marslılar’ın çökmekte olan uygarlıkları masaya yatırılıyor. Halkın eşitsiz koşullar altında sürdürdükleri yaşamlarının bir isyan ve ardından gelecek olan devrimle değiştirileceğine atıfta bulunuyor Tolstoy ve açık bir komünizm propagandasında bulunuyor. Henüz Soğuk Savaş başlamadığı halde ABD ve Avrupa eleştirileri sezmenin de mümkün olduğu romanda en dikkat çeken unsurlardan biri ise elbette Dünyalı ve Marslı kadın ve erkek arasındaki aşk ilişkisidir. Dünya’dayken aşk konusunda işler istediği gitmeyen mucit karakterimiz Los romanın romantik ve duygusal yönünü taşıyan isim olurken, hayatı savaşlarda geçmiş olan Gusev ise realist bir bakış açısıyla selamlıyor bizi. Marslı uygarlığın prensesi Aelita ile Los arasındaki aşk, halkın isyanı ve savaş ekseninde bir şekilde ayakta kalmaya devam ediyor ve Aelita, Dünyalı karakterlerimize Mars’ı ve halkını tanıtma konusunda önemli bir görev üstleniyor. Kitabın kurgusu yazıldığı dönemin Rus siyaseti temel alınarak incelendiğinde Batı’ya karşı tutumun Marslılar üzerinden anlatıldığını görürüz. "En büyük silah, kararlılıktır. Ve iktidar, onu ele geçirmeye kararlı olanındır." (sayfa 181) Tolstoy’un Mars’ı, orada yaşayan canlıları ve sosyolojik yapıyı ustaca anlatmış olması romanın önemli yanları arasında gösterilebilir. Totaliter bir yönetime karşı ayaklanan halkın, 2 Dünyalı kozmonot tarafından desteklenmesi ve yönetilmesi akıllara devrim öncesi Rusya’nın siyasi atmosferini getiriyor. Ekim Devrimi benzeri bir kırılma noktasına doğru giden Marslılar’ın mücadelesi tüm detaylarıyla anlatılıyor. Romanda ilgi çekici kısımlardan biri de elbette Mars’ın tarihinin anlatıldığı kısımlar. Bu açıdan bakıldığında bilimkurgunun usta kalemlerinden
Stanislaw Lem
'in
Solaris
romanını akıllara getiriyor. Solaris gezegeninin tarihini uzun uzun açıklayan Lem’in, Tolstoy’un Aelitası’nı okumamış olma ihtimali zayıftır. Bir gezegen tarihi oluşturma konusunda esinlendiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Mars’ın tarihinde dikkat çekici ana nokta ise “Yüz Altın Kapı Kenti” olarak da adlandırılan, Dünya’da hakkında sayısız teori bulunan ve kayıp olduğu söylenen Atlantis kıtasının Marslılar’ın geçmişindeki büyük önemidir. Aelita adlı kadın, Dünyalılar’a Mars’ın tarihinden uzun uzun bahseder. "... kısacık anlar hem sonsuzluk denli uzayabilir hem de daha önce hiç tanık olmadığımız kadar mutlulukla dolu olabilir." (sayfa 166) Günümüzde zaman zaman Mars’ta hayat olup olmadığına dair bilimsel tartışmalar sürüyor. Romanın yazıldığı dönemde ise bu kesin olarak bilinmiyordu zira teknolojimiz bunun için yeterli değildi. Haliyle Aelita’yı daha yakın dönemde okuyan okurların bunu göz önünde bulundurmaları gerekir. Şimdi çiğ gözükebilecek olan kitabın kurgusu 100 yıl öncenin bakış açısıyla değerlendirildiğinde orijinal olarak değerlendirilebilir. Elbette bu kitaptan önce de Mars’a dair çeşitli bilimkurgular mevcuttu fakat
Aleksey Tolstoy
’la birlikte daha farklı bir kulvara evrilmiş oluğunu da kabul etmek gerekir.
Jules Verne
ve
H. G. Wells
romanlarını akıllara getiren sürükleyici konusu ve anlatım tarzıyla okuması keyifli ve bilimkurgu tarihi için önemli bir romandır Aelita. Dünya’dan yola çıkarak farklı bir gezegene veyahut uyduya gitme teması olarak baktığımızda ise bu türün diğer kült romanları geliyor aklımıza: Arthur C. Clarke’ın
2001: Bir Uzay Destanı
adlı romanı,
Robert Sheckley
’nin
Mevki Uygarlığı
(incelemesi için bakınız: #105337625) isimli romanı,
Arkadi Strugatski
ve
Boris Strugatski
’nin
Tanrı Olmak Zor İş
’i (incelemesi için bakınız: #106912371) Ursula Le Guin’in
Sürgün Gezegeni
ve
Mülksüzler
gibi romanları,
Philip K. Dick
'in
Ölüm Labirenti
adlı romanı,
Isaac Asimov
'un
Vakıf
’ı ve
Robert A. Heinlein
'ın
Ay Zalim Bir Sevgilidir
’i [incelemesi için bakınız: #111495911] örnek olarak verilebilir ve bu örnekler çoğaltılabilir. Aelita da benzer bir tema çerçevesindeki roman olarak çıkıyor karşımıza. "İnsan, aslında dünyanın özüydü: dünyanın aklının bir meyvesi, onun iradesi, düşü ya da sayıklaması." (sayfa 140) Aleksandr Belyaev, Arkadi ve Boris Strugatski,
Ivan Yefremov
gibi Sovyet bilimkurgu yazarları başta olmak üzere dünyanın birçok noktasında bu türe gönül vermiş yazarları ve okurları etkileyen Aleksey Tolstoy’un Aelita’sının bilimkurgu sinemasındaki yeri de bir hayli önemlidir.
Tim Burton
’ın 1996 yapımı Mars Attacks! filmi ve 2012’de Andrew Stanton yönetmenliğinde çekilen John Carter da dahil olmak üzere Mars sinemasında birçok filmde bu romandan esintiler görmek mümkün. Daha önce 2019 yılında Kuzey Işığı Yayınları tarafından basılan bu eser, 2021 yılında Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın Modern Klasikler Dizisi içine eklendi. Başarılı Rusça çevirmenlerimizden
Mazlum Beyhan
’ın titiz çalışmasıyla Türkçeye kazandırılan Aelita, son olarak kısa bir süre önce Yar Yayınları etiketiyle de yayımlandı. Yazarının ölümünün üzerinden 70 yılı aşkın bir süre geçmiş olması sebebiyle herhangi bir telif hakkı bulunmayan kitabı isteyen her yayınevi basmakta özgür. Bu da haliyle akıllara İthaki Yayınları’nı getiriyor. Önümüzdeki süreçte İthaki Bilimkurgu Klasikleri Dizisi içine dahil edilmesi oldukça muhtemel bir roman Aelita. "... doğada kötülük yoktur; kötülük doğada değil, doğanın yolundan ayrılan akıldadır." (sayfa 141) Günümüzde 100 yıl önce yazılmış olmasına rağmen, bilimkurgu edebiyatı içinde önemli bir yere sahip olan ve kendinden sonraki birçok kitaba ve filme ilham kaynağı olan
Aelita,
Sovyet bilimkurgusu ve Mars bilimkurgusunu aynı noktada tecrübe etmek isteyen okurlara önerilir. Hem politika hem aşk hem mizah hem tarih hem de macera unsurları barındıran ve farklı bir bilimkurgu romanı arayışında olan kişiler de tercih edebilir. Keyifli okumalar dilerim. “Dünya’da yaşamak için çok cesur olmak gerek; her şey kin ve nefretle zehirlenmiştir Dünya’da.” (sayfa 102)
·
Reklam
240 syf.
·
12 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Aelita
Günümüz insanının hala uzayda hayatın olup olmadığını sorgularken,zamanımızın uç teknolojilerini kullarak hala bir avuç yol katedememişken, yıllar önce uzay yolculuğu yapmış aşıklar okudum.:))”Aelita “ Yazar dünyanın kirlenmişliğini görmemek adına çareyi uzay yolculuğunda bulmuş sanırım ve böyle bir roman yazmış diye düşünmeden edemedim:)) Dönemine göre harika uzay bilgisi ve teknoloji bilgisi aktarılarak yazılan eser;Sovyet Rusya’nın Bilim adamı Mstislav Sergenyeviç Los ile eski bir kızılordu askeri olan Aleksey İvanoviç Gusev’in tanışıp birlikte Mars’a yolculuk etmeleriyle heyecan dolu yolculuğun başlayıp ve bu maceranın konu edildiği etkileyici bir Roman . Bilim kurgu türünden sıyrılıp daha çok aşkı hissettiğim cümleler oldu. Aelita Arkadaşlarımla şubat ayı için seçtiğimiz grup okumamızın ilk kitabıydı 1000kitap.com/ladiesbook️ “ Aelita’ya” önyargıyla başlamıştım ama severek okuyup bugün bitirdim.Çokça alıntıladığım bir kitap oldu yine , alıntılarımla biraz sıkmış olabilirim 1000k arkadaşlarımı:)) Önerebilirim severek okuyacağınızdan eminim. Filmini de izledim dün gece dayanamayıp ingilizcem pek iyi olmasa da zor oldu ama güzeldi okuduktan sonra izlemek. Aelita’ya dair sevdiğim cümleyi bırakıp incelememi sonlandırıyorum. “Dünya’da yaşamak için çok cesur olmak gerek;her şey kin ve nefretle zehirlenmiş dünyada” İyi akşamlar sevgiler
240 syf.
·
16 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
Aelita... Kitabın konusunu bildiğimden ve hayran kaldığımda değil de, ismin bende ayrı bir yeri olduğundan başlamıştım kitaba. Ama yazıldığı zamana göre cidden mükemmel bir kitapla karşı karşıya kaldım. Günümüzde yazılsaydı mükemmelliği tartışılırdı gerçi. Kitap Los adında bir bilim adamının ve Gusev adında açığa alınmış bir askerin Mars'a yolculuk yapmasını anlatıyor. Mars'a varıyorlar da. Hem de uygarlığı gelişen, gelişip de artık sonuna bile gelinen... Ve bu arada kitabın bizzat ismi olan Mars Prenses'i Aelita ile tanışıyoruz ve Los aşık da oluyor :) Buraların spoiler olduğunu düşünmüyorum çünkü direkt kitabın arkasında da yazıyor. Neyse, içeriğinden bu kadar bahsetmek yeterli sanırım. Gelelim eleştirilerime, bir kere kitap o kadar yarım ki.. Duygular yarım, olay örgüsü yarım, tüm her şey yarım... Kitabın sonuna doğru mest eden felsefik cümleler bile damağımda kalıyor, eee daha yok mu diyorum resmen. Kitabın başlarında Los'u çok sevsem de, kitabı Gusev'e hayran kalarak bitirdim çünkü resmen filozofa dönüştü yahu adam. Aleksey Tolstoy'un bu kitabı biraz felsefik, biraz romantik, ve ağzı açık bıraktıracak kadar ileri görüşlü.. Hemencecik ve kolayca okunabilir, ama bu kitaptan önce önerebileceğim fazlaca şey var. Yine de son alıntımı okumanızı çok isterim, çünkü hariga bir metinle karşılaşacaksınız. Bu incelemeyi biraz yarım hissediyorum, kitap gibi :') Hoşçakalın, kitaplarla kalın.
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.48