Ali Akay

Ali Akay

YazarÇevirmen
7.3/10
11 Kişi
·
29
Okunma
·
8
Beğeni
·
656
Gösterim
Adı:
Ali Akay
Tam adı:
Prof. Dr. Ali Akay
Unvan:
Profesör, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1957
1957’de İstanbul’da doğdu. Paris VIII Üniversitesi’nden 1979’da mezun oldu; aynı üniversiteden 1986 yılında sosyoloji doktorasını aldı. 1992’de doçent, 1998’de profesör oldu. Mimar Sinan Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölüm Başkanı’dır. Türkçe, Fransızca, Almanca ve İngilizce yazıları çeşitli dergilerde ve kataloglarda yayımlanmaktadır. Yurtiçi ve dışında çeşitli galerilerde, İstanbul Modern’de ve Akbank Kültür Sanat Merkezi’nde sergi küratörlüğü ve danışmanlık yapmaktadır.
1968 olayları bilinçlenmenin ürünü değildir. Rey'in deyimi ile "Başkaldıranlar başkaldırdıkları sırada bilinçlenmekteydiler, kimsenin onlara bilinç vermesi gerekmiyordu".
Organik aydınlar özgürlüklerini Partinin ideolojik çerçevesi içinde sınırlı tutuyor, böylece Partide kendilerini buluyorlardı.
Ali Akay
Sayfa 27 - Antonio Gramsci, Modern Prens
Tekil düşüncenin ayrıksılığının başka bir anlama gelmesi, aslında düşüncenin eski değerlerden çıkıp yeni değerler arama istencini belirtmesidir. ..
"benim etten yapılı bedenim, ötekinin etten yapılı bedenini doğurur; çünkü eğer bakış okşamayı buluyorsa, okşama zaten oradadır" ve Sartre "onu bakışla görmekteyim" yazar.
Ali Akay
Sayfa 44 - 1. Varoluşçuluk
... hareket iki türlüdür: Biri doğal hareketler, diğeri ise zoraki yapılan hareketlerdir. İnsan zoraki hareketler içinde belli bir aşkınlık içine girer. Kendi kendisini insani ilişkilerden uzaklaştırarak kendini mahvetme sürecine girer, öyle ki bir an gelir zorunlu olarak zoraki hareketler doğal hareketlerden daha doğal olmaya
başlar. O zaman işte insan boyun eğmenin zevkine varmış ve insani olmayan hareketlerin sürecine girmiş demektir. Halbuki doğal hareketlerle insan içkinlik durumundadır ve bu şekilde hareketleri kendisine içkindir. İçkinlikten çıkıldıkça, tekilliği bı­raktıkça, evrenselliğe ve aşkınlığa doğru yol alınmakta ve hiç­bir şey açıklanamamaktadır. Önemli olan "Evrenselliği" bulmak değil, evrenselliğin kendisini açıklayabilmektir.
... yaşamın iktidar altına alındığını yazan Clement Rosset en büyük kuvvetin neşeli yaşamaktan geçtiğini söylemekte ve 1789 insan haklarının evrenselliğinin yanında, bir ümit kokusu görmemektedir, element Rosset'ye göre evrensel mutluluk kavramının kendisinde bir bütünleyicilik, tü­mellik vardır; çünkü evrensel olana doğru mutluluğu götürmek aslında şüphelidir ve böylece fanatizm, dinini yayma anlamına gelmektedir. Yani, inançlı bir insan için, diğer insanların inançlarına karşı çıkma sürecini kapsamaktadır. Bu nedenle de fanatik düşünce ezelden beri terörist bir düşüncedir. İki yüzyıldır bize ilerici ve liberal diye sunulan fikre göre, insanlar birbirlerine benzemektedirler. Clement Rosset "bu evrensel birbirine benzeme fikrinden daha tehlikeli bir şey olamaz" diye yazar; çünkü "bir insan bana benzemek için benim düşündüklerimi düşünmek zorundadır; benim için iyi olanın onun için de iyi olması gerekmektedir; eğer bunları kabul etmezse, o zaman ona zorla kabul ettireceğim demektir." Bu nedenle "başkasında benzerini bulmak demek her zaman bir şiddet oluşturmak demektir." Bu yüzden de her türlü hümanizma, bilkuvve terörizmdir.
Neşe felsefesi üzerine eğilen Rosset için her türlü tümellik fikri ise tüm biçimlerinde tamamen yaşam dolu bir neşe fikrine yabancıdır; çünkü tümcülüğün dayandığı inanç, neşenin tam tersidir.
Şimdiye kadar diyalektik düşüncenin kapitalist sistem çözümlemelerinde kapitalizmin kendi iç çelişkileriyle bunalıma girerek ortadan kalkacağı savunuldu: Kâr yüzdelerinin düşüş eğilimi kuramı. Fakat en az iki yüzyıldır izlenen kapitalizmin daimi bunalımlar içinde yaşadığıdır. "Kapitalizm, zaten, bunalımlar sayesinde ayakta durmaktadır" dersek, gerek Lucrece, gerek Spinoza, gerekse Nietzschevâri bir şey söylemekten başka bir şey yapmıyoruz ve söylemiyoruz diyebiliriz. Yani kapitalizm, tıpkı psikanalizin yaptığı gibi, kendi bunalımlarını ve hastalıklı hallerini insanlara bulaştırarak yaşamını sürdürür. "Asla kimse çelişkiden ölmedi." Çelişki ve karşıtlık, modelin hem sürekliliğini sağlar, hem de bunalımlar (gerek bunalım devreleri ve A etapları ve gerekse B etapları, yani rahatlama devreleri, kapitalizmin çevrimsel bunalımları vs.) sayesinde yaşamını sürdürür. Asla iktidarlar kendi korkularını ve hastalıklı hallerini insanlara bulaştırmadan varlıklarını sürdüremediler. Onların hastalıklı insanlara ihtiyacı vardır ki, böylece bunalım genelleşsin ve diyalektik aşmalarla yinelensin. Tekil düşünce bu anlamda yadsımanın değil, olumlamanın, evetlenmenin, yeni değerlerin olumluluğunun karakterini taşır.
Postmodern kavramı belki de Lyotard tarafından yaygınlaştırıldı, ama bu düşünce onun kendisinden gelmiyor. 'Postmodern' bir çeşit kandırmaca, bir takıntılı hareketti, hatta bir şaşırtma hareketiydi.
Ali Akay
Sayfa 16 - Yapı Kredi Yayınları
144 syf.
·8/10
Sosyoloji ve felsefe alanında incelenmesi oldukça nitelikli bir eser :) yavaş yavaş ve bağlı olduğu teoriye göre değerlendirip,düşünülmeli :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Akay
Tam adı:
Prof. Dr. Ali Akay
Unvan:
Profesör, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1957
1957’de İstanbul’da doğdu. Paris VIII Üniversitesi’nden 1979’da mezun oldu; aynı üniversiteden 1986 yılında sosyoloji doktorasını aldı. 1992’de doçent, 1998’de profesör oldu. Mimar Sinan Üniversitesi’nde Sosyoloji Bölüm Başkanı’dır. Türkçe, Fransızca, Almanca ve İngilizce yazıları çeşitli dergilerde ve kataloglarda yayımlanmaktadır. Yurtiçi ve dışında çeşitli galerilerde, İstanbul Modern’de ve Akbank Kültür Sanat Merkezi’nde sergi küratörlüğü ve danışmanlık yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 29 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 99 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.