“Şarkiyatçılık, tümleyici dürtüsü, söylemsel ve ideolojik dönüşüme çok az yer bırakan, tek ve değişmez bir varlık değil” daha ziyade “karmaşık siyasi ve sosyal değişimler karşısında kendi hegemonyasını garantilemek için her zaman ötekiliğin yeniden dile getirilmesini gerektiren” bir güç ilişkileri ağıdır. Görünüşte “çarşaf sanatına” olan doymak bilmeyen açlık, geleneksel egzotizm biçimlerini açıkça eleştirirken bile, peçe gibi eski mecazların dolaşımından para kazanan yeni kültürel güçlere hitap ediyor. Sonuç olarak, Ortadoğulu sanatçıların Ortadoğu’ya dair basmakalıp algıları yıkmak için bilinçli bir biçimde çaba sarf etmelerine rağmen eserleri Batı’da kadınların haklarından mahrum bırakılmalarının ve Batı tarzı özgürlük ve demokrasi arzularının “otantik” ifadeleri olarak tüketiliyor; bu da Batı’da Ortadoğu toplumlarına yönelik paternalist bir tutumu zımnen onaylayan ve neo-emperyal kurtarma söylemlerini haklı çıkaran bir işlev görüyor. “Çarşaf sanatı” İslam toplumlarına olan basmakalıp görüşleri sorgulayan bir temsil tarzı olarak görülse de Batı’da coşkuyla karşılanması, Müslüman kadınları ve daha geniş anlamda Müslüman toplumları zalim babalardan, kocalardan ve rejimlerden kurtarmak adına yürütülen misyonları haklı çıkarmak için İslam’ın cinsiyetçi ve demokratik olmayan doğası hakkındaki fikir birliğini sürdürmeye yönelik neo-şatkiyatçı yatırımı bariz kılıyor.
Sayfa 264 - Everest Yayınları