Ali Birinci

Ali Birinci

YazarEditör
8.5/10
6 Kişi
·
16
Okunma
·
6
Beğeni
·
759
Gösterim
Adı:
Ali Birinci
Unvan:
Prof. Dr.: Yakınçağ Tarihi Araştırmacısı; Yazar
Doğum:
Sakarya, 25 Ağustos 1947
İlk mektebin ilk üç senesini köyünde, son iki senesini Hendek'te okudu. Cumhuriyet İlkokulunu (1960), Hendek Orta Okulunu (1963), Ankara Polis Kolejini(1966) bitirdi. Polis Enstitüsü 1. sınıfından ayrılarak girdiği A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, İktisat ve Maliye Bölümünden mezun oldu (1973),

Emniyet Genel Müdürlüğünde (1973 -  1976), Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi (Sivas) Tarih Bölümünde çalıştı (1976 -  1988) . 30 Haziran 1988'de Polis Akademisinde vazifeye başladı. Türk Siyasi Tarihi ve İnkılâp Tarihi dersleri veriyor. 18 Haziran1986' da, Hürriyet ve İtilâf Fırkası başlıklı doktorasını verdi. 1993' de doçent, 2000' de Yakınçağ Tarihi profesörü oldu.3 Ekim 1989- 25 Eylül 1990 arasında Fransa’da Paris’te meslekî çalışmalar yaptı. Atatürk Araştırma Kurumu üyeliğinde ( 1995- 2001) bulundu. 25 Eylül 2002-28 Temmuz 2004 devresinde Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nde ders verdi ve Üniversitenin dergisi Sosyal Bilimler’i  dokuz sayı çıkardı ve bu arada  Kırgızca ve Rusça kurslarına devam etti.

1 Ağustos 2008 tarihinde Türk Tarih Kurumu başkanlığına getirildi ve 4 Ağustos 2008 tarihinde fiilen bu vazifesine başladı.

 Ali Birinci yazı hayatı 1968 senesinde şiirle başladı ve ilk şiiri o zaman Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bulunan öğrenci derneklerinden Hür Düşünce Kulübü ‘nün yayın organı Millî Düşünce dergisinde ( Ocak 1968) çıktı. Daha sonraFikir ve Sanatta Hareket dergisinde ilk denemeleri ve diğer şiirleri basıldı. Doktora tezini verdikten ( 18 Haziran 1986) sonra bilhassa Tarih ve Toplum, Dergâh, Yeni Türkiye, Polemik, Türk Yurdu ve Kebikeç ile Müteferrikadergilerinde yakın devrin siyasî hayatı, tarihî şahsiyetleri ve yazarları hakkında yazılar yazdı. Bu yazılarının 1999 senesi sonuna kadar neşredilmiş  olanları Dergâh yayınları tarafından üç cilt hâlinde basıldı. 2000 senesinden sonra yazdığı yazılardan tercüme-i hâl olanları da  2010 senesinde yine aynı yayınevi tarafından basılmıştır. Tarihin Hududunda ismini taşıyan bir kitabı da baskıya hazırlanmaktadır.

Bu arada başka yazarların eserlerinden yirmi kadarını baskıya hazırladı.

 
Yazdığı veya ortaya koyduğu şeylerin tenkit edilmesini istemeyenlerin yapması gereken tek şey, bu eserlerinin sonuna, şu Latince ibareyi koymaktır: 'Magister dixi' (Üstad böyle buyurdu). Hiç kimsenin tenkit edilmemek gibi bir imtiyazının olmadığı ise asırların bir gerçeğidir.
Unutulmamalıdır ki korunması gereken şey tarihçi değil, en geniş manasıyla tarihtir. Tarihçi fanidir, baki olan yalnız "kalb-i selim ve akl-ı selim" ile yazılan tarihtir.
Tenkit sanatı sağlıklı bir kültür hayatının en büyük ihtiyacı, hatta varlık sebebidir. Bunun olmadığı bir yerde resimden edebiyata kadar hiçbir san'at eseri sağlıklı bir şekilde tartılamaz ve gerçek değerine de kavuşamaz.
Okuyucuların bilgisizliğinin kalitesiz kitaplar için en büyük ve ilk sermaye olduğunu söylemek gerekir. Her şeyden önce bu şekilde piyasa mekanizması iyi ve kötü malları seçemediği için kötü bir kitabın da piyasada alıcı bulması kültür hayatının en büyük çıkmazını teşkil etmektedir.
Bir kitabın satın alınması için gereken ilk şey yazarı hakkındaki bilgi olmaktadır. Halbuki hakkında tek satır bilgi bulunmayan yazıcıların kitaplarının satılması ancak okuyucuların kitap zevklerinin düşük seviyesi ile açıklanabilir.
Hangi bilginin nereden aktarıldığını merak etmemek kaç okuyucu için bahis mevzuudur. Hangi bilgiye, hangi kitap ile ulaşıldığını merak etmeyen zaten okuyucu olamaz ve bu merakı tatmin etmeyen kitap ne dereceye kadar kitap sayılabilir. Dipnot düşmek bir kitaba, makaleye veya manzum veya mensur bir metne hakkını ödemek demektir.
Üniversite mefhumunun hatırlattığı ilk şey kitap olmalıdır. Kitap satın alan, okuyan ve yazan insanların bulunduğu bir müessesenin ismi başka neyi hatırlatabilir veya hatırlatmalıdır düşüncesi ilk bakışta ne kadar abes görünüyor.
Tarihçiler etraflarını kollamaktan tarihi kollamaya bir türlü sırayı getiremiyorlar. Namık Kemal, "Etrafa ihanetten umuma ihanet doğar" demiş, etrafı kollamaktan da tarihe, tarihçiye ve tarih okuyucusuna ve tabii memlekete de ihanet doğmuştur. Daha geniş bir ifade ile söylemek gerekirse ilmin ilim adamlarından daha büyük bir düşmanı bulunmamaktadır.
İndeks koymayacak yazar ve yayınevleri bu tür kitapları basmamalıdır. Çünkü indeks kitabın namusu ve haysiyetidir. Ciddiyetinin ilk delilidir. Güzel kitap bastığı hüsnü zannı içinde bulunanların görmeleri gereken ilk gerçek budur. Üstelik indeksin kitabın sadece ilmi değil, aynı zamanda ticari imkanını da artıracağı açıktır
erhan
erhan Bir Eğitim Tasavvuru Olarak Mahalle/Sıbyan Mektepleri'ni inceledi.
467 syf.
Sitede hemen hiç okunmamış gözüken bir kitap. Üzücü. Yanlış bilmiyorsam Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmenler için hazırladığı okunması gereken kitaplar listesinde de yer alıyor. Eyy öğretmenler neredesiniz! Biz öğrencilere şu güzellikleri anlatmanız gerekmez mi! Okumazsanız bilemez, bilmezseniz anlatamaz, anlatmazsanız da işte böyle kuru kuru gider gelir biz öğrenciler. Gerçi sizler de...

Neyse.

Çok değil bundan bir asır kadar önce çocuklar mahalle okuluna şaşaalı bir şekilde gönderilirmiş. Sanki bir düğün varmış gibi hazırlıklar haftalar hatta aylar öncesinden başlarmış. Kız yahut erkek daha 4 yaşındayken yollanırmış mektebe. 4yaş 4aylıkken yollamaya özen gösterilirmiş çocuklar. Akrabalar, komşular, hocalar ve diğer çocuklar okula başlayacak çocuğun kapısı önünde birikirmiş. Anne ağlamaklı, babanın gözleri dolu; 4 yaşındaki çocuksa ne olduğunu bilmeden söyleneni yapar vaziyette olurmuş. Bu çocuk, bir perşembe günü kapının önüne gelen bir midilliye bindirilirmiş; kız ise bir arabaya. İlahiler eşliğinde mahalle turlanırmış. Arkadan gelen diğer çocuk öğrenciler önden giden ilahicibaşı tarafından edilen dualara "amiiin" diye bağırırlarmış. Bu sebeptendir ki halk bu merasime "amin alayı" dermiş. Çocuğun rahlesini ve minderini önden giden kalfa, başı üzerinde taşırmış. Çocuksa gayet süslü, bayramlıklarını hatta yeni alınan elbiselerini giymiş vaziyette -Ahmed Rasim'in dediği gibi sanki bir şehzadeymişçesine- olurmuş. Kızınsa saçları dahi allanıp pullanır, renkli tokalar takılırmış. Çocukların cüzleri-elifbaları desen hat ve tezhip sanatlarıyla süslü, varaklı olurmuş. Bu şöleni gören diğer çocuklar da tabiatıyla heves edermiş okumaya, aileleriyse bir önce çocuklarının büyümesini.

Çocuk mektebe girdiği vakit hocaefendinin karşısına otururur ve boynunda asılı duran cüz'ünü çıkarıp rahle üzerine koyarmış. Hocaefendi elinde değnek, çocuğun elindeyse süslerle işlenmiş hilâl adı verilen küçük bir çubuk olurmuş ki bu bir nevi hocaefendinin gösterdiği harfleri takip etme amaçlı kullanılırmış. Besmele-i şerif çektikten sonra ilk ders olarak elif'ten ye'ye kadar bir iki defa okunurmuş. Hocaefendi harfleri söyler, çocuk tekrar edermiş. Bazen sadece elif harfini okumakla da iktifa edilirmiş. Rabbi yessir velâ tuassir duası da okunduktan sonra çocuk ilk dersini almış vaziyette eve yollanırmış. Tabii bu sırada diğer çocuklara türlü şekerlemeler ve kuruşlar dağıtılırmış.

Burada çok ama çok kısa kestiğim şu güzel merasimi -mış diye anlatmak insanın hayıflanmasına sebep olmuyor değil. Çocukların ve ailelerinin mekteb hazırlığı esnasındaki heyecanları, mektep sırasında yaşananlar, dualar, hatim törenleri, falaka korkuları, haylazlıklar ve daha neler neler... Bunlar içinde ilgimi ayrıca celb eden bir olay var. Şöyle ki, İnşirah suresine çıkan sabi son ayette "ferğab" deyince diğer çocuklarca başındaki fesi alınıyor ve yerine cüz kesesi geçiriliyor. Kalfayla beraber ailesine bu halde götürülen çocuğu gören aile "evladımız ferğab'a çıkmış" diyerek seviniyor ve hatta sevinç gözyaşı döküyor. Kalfa ve hocaefendi de aile tarafından taltif ediliyor. Harika bir güzellik. Halid Ziya Uşaklıgil'in okul korkusunu, Halide Edip Adıvar'ın kitap okuma maceralarını, Ömer Seyfettin'in haşarılığını görmekse işin ekstra güzel tarafı.

Velhasıl, bize uzak olmamasına rağmen yabancı kaldığımız bu günleri görmek için nazik ve nezih bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Birinci
Unvan:
Prof. Dr.: Yakınçağ Tarihi Araştırmacısı; Yazar
Doğum:
Sakarya, 25 Ağustos 1947
İlk mektebin ilk üç senesini köyünde, son iki senesini Hendek'te okudu. Cumhuriyet İlkokulunu (1960), Hendek Orta Okulunu (1963), Ankara Polis Kolejini(1966) bitirdi. Polis Enstitüsü 1. sınıfından ayrılarak girdiği A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, İktisat ve Maliye Bölümünden mezun oldu (1973),

Emniyet Genel Müdürlüğünde (1973 -  1976), Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi (Sivas) Tarih Bölümünde çalıştı (1976 -  1988) . 30 Haziran 1988'de Polis Akademisinde vazifeye başladı. Türk Siyasi Tarihi ve İnkılâp Tarihi dersleri veriyor. 18 Haziran1986' da, Hürriyet ve İtilâf Fırkası başlıklı doktorasını verdi. 1993' de doçent, 2000' de Yakınçağ Tarihi profesörü oldu.3 Ekim 1989- 25 Eylül 1990 arasında Fransa’da Paris’te meslekî çalışmalar yaptı. Atatürk Araştırma Kurumu üyeliğinde ( 1995- 2001) bulundu. 25 Eylül 2002-28 Temmuz 2004 devresinde Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nde ders verdi ve Üniversitenin dergisi Sosyal Bilimler’i  dokuz sayı çıkardı ve bu arada  Kırgızca ve Rusça kurslarına devam etti.

1 Ağustos 2008 tarihinde Türk Tarih Kurumu başkanlığına getirildi ve 4 Ağustos 2008 tarihinde fiilen bu vazifesine başladı.

 Ali Birinci yazı hayatı 1968 senesinde şiirle başladı ve ilk şiiri o zaman Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bulunan öğrenci derneklerinden Hür Düşünce Kulübü ‘nün yayın organı Millî Düşünce dergisinde ( Ocak 1968) çıktı. Daha sonraFikir ve Sanatta Hareket dergisinde ilk denemeleri ve diğer şiirleri basıldı. Doktora tezini verdikten ( 18 Haziran 1986) sonra bilhassa Tarih ve Toplum, Dergâh, Yeni Türkiye, Polemik, Türk Yurdu ve Kebikeç ile Müteferrikadergilerinde yakın devrin siyasî hayatı, tarihî şahsiyetleri ve yazarları hakkında yazılar yazdı. Bu yazılarının 1999 senesi sonuna kadar neşredilmiş  olanları Dergâh yayınları tarafından üç cilt hâlinde basıldı. 2000 senesinden sonra yazdığı yazılardan tercüme-i hâl olanları da  2010 senesinde yine aynı yayınevi tarafından basılmıştır. Tarihin Hududunda ismini taşıyan bir kitabı da baskıya hazırlanmaktadır.

Bu arada başka yazarların eserlerinden yirmi kadarını baskıya hazırladı.

 

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 16 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 55 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.