Ali Çakıroğlu

Ali Çakıroğlu

Çevirmen
7.3/10
25 Kişi
·
58
Okunma
·
0
Beğeni
·
32
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
663 syf.
Her sene nisan ayında gündemimizi meşgul eden, ABD acaba bu sene Ermeni soykırımi diyecek mi demeyecek mi diye herkesin merak içinde beklediği sorunun yani 1915 Ermeni Tehciri olayının enine boyuna irdelendiği bir eser, olayın Ermenilerin tarafından nasıl gözüktüğü yönünde bize yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.


*Kitap hakkında bilgi içerir*


Yazar, geniş bir araştırmanın sonucunda bu eseri yazdığı kaynakçasının genişliğinden belli oluyor. Kullandığı kaynaklar arasında Türk tarafından da kişilerin beyanları, mahkeme kayıtları, gazete vb gibi yayınlar bulunmaktadır.

Eserde önce Osmanlı'nın teokratik yapısına deginilmis ve bu yapının gereğince gayri muslimlerin ikinci sınıf olarak görüldüğünü yani Müslüman tebaa ile eşit olarak görülmedikleri üzerinde özellikle durulmuş. Tanzimat ve özellikle İslahat Fermanı gibi bu yönde iyileştirme içeren reformların da teokratik yapının bu temel özelliği nedeniyle fiili manada tam manasıyla geçerli olamadığı dile getirilmiş.

Abdülhamid zamanında benimsenen ve devlet politikası haline getirilen ümmetçilik anlayışının kurulan Hamidiye alaylari ile olsun ve de genel olarak başta Kürtler üzerinden olmak üzere Ermenilere yönelik saldırılara yönelik etkisinin olduğu dile getirilmiş. Sason ve Zeytun olayları ve diğer irili ufaklı saldırılar üzerinde durulmuş.

Yabancı devletlerin gerek Ermeni gerek diğer azınlıklara yönelik Osmanlı'dan sürekli reform ve iyileştirme beklentileri ve baskılarinin Osmanlı yönetimi üzerinde azınlıkları, kendi iç işlerine müdahale yolu açan unsur olarak görme yolunu açtığı vurgulanmış. Ayrıca bu yabancı güçlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmalarının onların nezdinde, Ermenilerin durumundan daha öncelikli bir konu teşkil ettiği için Ermenilerin bu ikircikli ve samimi olmayan tutumlardan zarar gördüğü belirtilmiş.

Abdülhamid'in devrilmesinden sonra İttihadçıların yönetiminde özellikle Balkan Harbi'nin kaybedilmesinin sonucunda tüm Balkanlar'in elden çıkışının yarattığı travmanın bir kırılma noktası teşkil ettiği ortaya konmuş. Öyle ki bu savaştan sonra İmparatorluk içerisinde Türkler'den başka kalan milletler Araplar ile Ermeniler olduğu söylenmiş. Bu durum Osmanlicilik politikasının aslında bir nevi iflası gibi bir durum teşkil ediyor demektir. Ayrıca bu tebaa olan azınlıkların birer birer devlet haline gelmesi ve neticesinde daha kısa zaman evvelinde bağlı bulundukları İmparatorluğu büyük bir mağlubiyete uğratmalari Osmanlı yönetiminde ve halkın bir bölümünde azınlıklara karşı öfkeyi, hosnutsuzlugu ve onları tehdit olarak görmeyi artırdığı vurgulanmış. Artan Türkçülük akımı sonucunda, 'Türkiye Türklerindir' politikasının da yerleşmesi ile Ermenilere yönelik izlenen politikanın sertlestigi ve Birinci Dünya Savaşı'nda en üst seviyeye geldiği söylenilmis.

Tehcir sırasında saldırıların olduğu, özellik Teşkilatı Mahsusa'nin burada önemli bir görev üstlendiği, saldırılar için mahkumların serbest bırakılıp gerek bu teşkilat bünyesinde gerek serbest şekilde bölgeye gönderildiği, tehcirin yapıldığı yerlerde ve bu guzergahta gerekli önlemlerin alınmadığı, tehcir öncesinde Ermeni erkeklerin çoğunluğunun askere alınması ile geri kalan Ermenilerin savunmasız bırakıldığı, nitekim gayri muslimlerin silah taşmasına izin verilmemesinin onları zaten savunmasız bıraktığı, askere alınan Ermenilerin çoğunluğunun da öldürüldüğü söylenilmiş.

En önemlisi tüm bunların sistematik ve bir plan çerçevesinde yapıldığı belirtilmiş. Türk tarafının temel savı olduğu söylenilen 'Ermenilerin isyanı ve saldırılarına karşı bir önlem'in geçerli bir sav olmadığı, planın daha önceleri yapıldığını ve bir grubun yaptığı isyanın karşılığında da tüm bir milletin göremeyeceği vurgulanmış ve bunu desteklemek için savaştan sonra Osmanlı bünyesinde kurulan bir mahkemedeki karar örnek gösterilmiş.

Almanların da Osmanlının yürüttüğü bu politikaya ve uygulamaya göz yumdugu, yer yer destek verdiği söylenilmis. Birçok Alman subayının beyanina yer verilmiş. Ayrıca Alman basını ve kimi Alman aydinlar kendi yönetimini bu konuda eleştirmiş olduğu söylenilmis. Ayrıca yabancı ülke sefirlerinin de bu konulardaki gözlemlerine ve beyanlarina sıklıkla yer verilmiş. Osmanlı bünyesinde de tehcirin özellikle Ermenilerin mal ve mulklerinin durumu konusundaki uygulamaların doğru olmadığı yönündeki fikirlere yer verilmiş. Keza savaştan sonra mecliste tehcir kanunun Kanuni Esasi'ye uygun olmadığı için kaldırılması ve Ermenilere yönelik tutumundan ötürü Ittihadçi yönetim eleştirilmis ve suçlanmis olduğu söylenilmiş. Özellikle Talat ve ondan sonra da Enver'in bu konularda baş sorumlu olduğu vurgulanmış.


Kitapta çizilen çerçeve genel olarak böyle özetlenilebilir. Yazım dilimden de anlaşılacağı üzere objektif bir şekilde ve kendi yorumumu katmadan kitabın bir özetini sunmaya çalıştım. Başta da dediğim gibi Ermeni tarafının konu hakkındaki savlarıni ve görüşlerini öğrenmek, bu konuda bilgi sahibi olmak için basvurulabilecek bir eserdir. Konu hakkinda okuma yapmak isteyenlere tavsiye ederim. Ayrıca bu konuda başka okumalarım da olacak.

Keyifli okumalar.
%65 (91/141)
·5/10
Yazar , kitabın adına uygun bir eser çıkarmış .Sırlar sır olarak kalmış farklı bir şey katmadı bana.Bunun yerine arkeolojik belgeselleri izlemenizi tavsiye ederim.Birebir aynıları , üstelik belgesellerdeki görsellik olması da artısı.
141 syf.
·4/10
Bence bu kitap merak edilen bu konulara yanıt getirmemekte yada bilinenden farklı bir açıklama yapmamakta. Bu nedenle rahatlıkla söyleyebilirimki büyük bir hayal kırıklığına uğradım. İçeriği Daniken uslübunca sansasyonel olmadığı gibi bilimsel olarak ileri düzey doyurucu da değil.
288 syf.
·9 günde·5/10
Yazarın yaşadığı dönem sebebiyle 1800lerin sonundan 1900lerin başına kadar olan bir süreçteki Osmanlı'dan bahseden metinlerden oluşan bir kitap. Bana öğretilen, bildiğim, okuduğum, inandığım pek çok şeyin tersini buldum. Değişik zihinsel ve duygusal dalgalanmalara sebep olsa da bambaşka bir bakış açısından bir şeyler okumanın zevkini tattım sonradan. İlerledikçe de savunulan argümanların temeli biraz daha doldu zihnimde en azından.
Tüm kitap Türkiye üzerine değildi. Dönemin Avrupasından da çokça bahsedilmişti. Avrupa'nın politik ve ekonomik gelişimiyle ilgili pek ön bilgim olmadığından o kısımları okurken heyecan duyduğum söylenemez ama bunun sebebi kesinlikle dil değildi. Dil olarak oldukça anlaşılabilir bir kitap.
Kendi yaşadığımız ülkenin tarihine hiç de alışık olmadığımız bir bakış açısıyla dışarıdan bakmış olan bir insanın görüşlerini okumak istiyorsanız buyrun. Yararlı olacaktır.
150 syf.
Gündelik hayatta devrimi yapabilmek için insan hangi sorulara cevap vermekten hangi klişeleri kaldırmaktan başlamalıdır. Temelinde bu soruya yanıtlar arar. Toplum sözleşmesinden, anarşizmden, sosyalizmden örnekler alır. Günümüz gençliği temelinde ele alınmış olabilir başlıkta ama tamamen bireyin toplum içinde ve birey olarak sıradanlıktan kurtulup bir duruş sergilemeye yönlendiriyor. Altı çizilesi çok kesit var. Dili ağır değil bütün okurlara hitap edebilecek türden ama en çok da meraklısına elbette. Keyifli okumalar dilerim.
141 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Oldukça güzel bir tarihi araştırma eseri. Günümüzde bilinen veya tartışılan pek çok olgunun geçmişte ne şekilde tartışıldığını veya üretildiğini anlatıyor. Stonehenge ve Piramit'leri kimin yaptığı, Hitler'in yeğenini öldürüp öldürmediği, Jeanne D'arc'ın işaretinin ne olduğu, matbaayı Gutenberg'in gerçekten icat edip etmediği, Titanik faciasında daha çok insanı kurtarmanın mümkün olup olmadığı, Kolomb'un asıl amacının ne olduğu, Shakespeare'in eserlerini gerçekten onun yazıp yazmadığı, Mozart'ım zehirlenip zehirlenmediği, Neandertallerin atamız olup olmadığı gibi pek çok konuda detaylı bilgiler veriyor. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
456 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Çok uzun veya detaylı bir çalışmanın sonucu olan kitap, oldukça tarafsız yazılmış. Kitabı okurken karakterleri internetten bulmanızı tavsiye ederim. Hayatlarını inandıkları uğruna ortaya koyan bu insanların, birer kitap cümlesinden çok; elle tutulur şekilde bir zamanlar ya da hala hayatta olduklarını görmek insanı etkiliyor.
141 syf.
·10/10
İçinde farklı farklı konularda uzman veya hobi amaçlı uğraşan kişilerin gerçekliklerini sorgulamalarıyla bazılarında sis perdesini kalkmasını sağlayan bazılarında sis perdelemesini yumuşatan genel kültür ve tarih meraklılarına hitap elen bir çalışma.
Not:Tarihe karşı çok meraklı bir insan değilim. 4-5 konuda merak ettiğim için hepsini okudum ve pişmanlık duymuyorum. :D
288 syf.
Yüksek kalite kokar dikkat edelim. Komünizm hakkında bir bebek gibi agugugubugudan öte bir şeyler biliyorsanız, makalelerinin yazıldığı tarihlerde dünyada olan bitenlere yabancı değilseniz buyrun. Tüm dünyanın korktuğu çok az insan olur. Bunlardan kimisi zalimlikleriyle kimisi de zekalarıyla korkutur. Rosa zekasıyla korku salanlardan. Susturulmak için hapislere kondu, susmadı. Tek çareleri onu katletmekti. Rosa yaşasaydı neler değişirdi bilmiyorum. Bu kitaptan aldığım en ilginç bilgi Konya ovasının Almanlar demiryolu geçirebilsin diye kurutulduğu bilgisi oldu. Rosa için yakalım birer dal.
288 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Bir kadın, sosyalist, ömrünü işçi sınıfının ömrüyle koşulsuz birleştiren Roza Lüksemburg çağından ötesine sesleniyor. Bu kitapta yeri geldiğinde eleştirilerini keskin bir şekilde kendi partisine yönelten yeri geldiğinde dünyada meydana gelen çalkantılarda sosyalist olarak nerede durulması gerektiğini gözü kara bir şekilde ortaya koyuyor. Roza, kısasık ömrüne rağmen burjuvazi ve despotlar için tehlikeli olmayı sürdürüyor. Kitaptaki makaleleri okuduğumda o zaman var olan dünya konjonktüründen çağımızın bir şey kaybetmediğini 100 yıl önce başta sorumlu devletlerin çözemediği,`çözülemeyen sorunlarının halen nasıl ortadoğuyu prangaya mahkum ettiğini anlıyoruz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Çakıroğlu

Yazar istatistikleri

  • 58 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 111 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.