Ali Çakıroğlu

Ali Çakıroğlu

Çevirmen
7.3/10
42 Kişi
·
126
Okunma
·
0
Beğeni
·
170
Gösterim
Adı:
Ali Çakıroğlu
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
%41 (102/253)
Kitabın kapağına ve kitabın açıklamasının bir kısmına aldanarak elime aldığım ve yarım bıraktığım kitap. Sadece okumak isteyenlere fikir olsun diye inceleme yazmak istedim.(Okuduğum 100 sayfa kadarıyla)

Kitabın kapağındaki resimle ve açıklamasıyla eserin içeriğinin alakası yok.Yalnız açıklamadaki son metin hariç.

Okuduğum 100 sayfa için ;
Eser , despotizmin ne olduğunu ? Kökeninin nereden geldiğini anlatarak başlıyor. Sonrasında despotik monarşiden bahsediyor sayfalarca.
Despotik monarşi nedir?
Hiçbir yasaya bağlı olmaksızın ve buyrukçunun çıkarlarından başka bir amaç gözetmeksizin verilen çoğunluğu tanrısal buyruklarla sürdürülen yönetim biçimidir. Osmanlı Devleti, İran,Hindistan gibi ülkelerin liderlerinin adları verilmeden yönetimdeki nizamlarından bahsedilmiş. Anlatılan şeyler pek de bilmediğimiz şeyler değil. Mesela; Divana gelen birinin padişahın gözüne bakamaması , kafası aşağıda konuşması gibi , İran'ın ise Osmanlıya göre daha katı ve sert kurallarının bulunduğu.

Yazar , bir de Montesquieu'den yararlanarak eserini oluşturmuş. Montesquieu, despotizmi mutlak bir kötülük olarak , tek adamın yasasız yönetimi gören bir filozofdur.

Ben daha çok yeniçerilerden, Valide Sultanlardan sarayda olanlardan bahseden bir eser olduğunu düşünerek başlamıştım , eğer yönetim şekillerini felsefi eleştiriyle harmanlanmış halini seviyorsanız okuyabilirsiniz.
%65 (91/141)
Yazar , kitabın adına uygun bir eser çıkarmış .Sırlar sır olarak kalmış farklı bir şey katmadı bana.Bunun yerine arkeolojik belgeselleri izlemenizi tavsiye ederim.Birebir aynıları , üstelik belgesellerdeki görsellik olması da artısı.
141 syf.
·4/10
Bence bu kitap merak edilen bu konulara yanıt getirmemekte yada bilinenden farklı bir açıklama yapmamakta. Bu nedenle rahatlıkla söyleyebilirimki büyük bir hayal kırıklığına uğradım. İçeriği Daniken uslübunca sansasyonel olmadığı gibi bilimsel olarak ileri düzey doyurucu da değil.
288 syf.
·9 günde·5/10
Yazarın yaşadığı dönem sebebiyle 1800lerin sonundan 1900lerin başına kadar olan bir süreçteki Osmanlı'dan bahseden metinlerden oluşan bir kitap. Bana öğretilen, bildiğim, okuduğum, inandığım pek çok şeyin tersini buldum. Değişik zihinsel ve duygusal dalgalanmalara sebep olsa da bambaşka bir bakış açısından bir şeyler okumanın zevkini tattım sonradan. İlerledikçe de savunulan argümanların temeli biraz daha doldu zihnimde en azından.
Tüm kitap Türkiye üzerine değildi. Dönemin Avrupasından da çokça bahsedilmişti. Avrupa'nın politik ve ekonomik gelişimiyle ilgili pek ön bilgim olmadığından o kısımları okurken heyecan duyduğum söylenemez ama bunun sebebi kesinlikle dil değildi. Dil olarak oldukça anlaşılabilir bir kitap.
Kendi yaşadığımız ülkenin tarihine hiç de alışık olmadığımız bir bakış açısıyla dışarıdan bakmış olan bir insanın görüşlerini okumak istiyorsanız buyrun. Yararlı olacaktır.
288 syf.
Bir tane Rosa'nın, bir tane de W.Liebknecht'in direkt Türkiye üzerine makalesi haricinde -hadi Mısır üzerine olanı da Osmanlı bakiyesi sınıfından dahil edelim, toplam üç- diğer yazıların pek de Türkiye ile alakası yoktu. Sosyalizm ve kiliseler, Polonya sorunu gibi makaleler hangi mantıkla bu kitaba konmuş anlamadım. Bazısında Türkiye lafı geçiyordu ama bazısında o bile geçmiyordu, ilginç durumlar. Keza sonda okuduğum eklerden biri de baştaki makalenin -bazı kelimeleri değiştirilmiş olsa da- aynısıydı. Bu Rosaistleri anlamak çok zor gerçekten.

Esas makalede Rosa şunu söylüyor mealen: Bugün sırf Rus mutlakiyetçiliğine karşı Türkiye'yi savunmak ilerici bir tavır değildir, bağımsızlık mücadelesi veren uluslar desteklenmeli. Öncesinde bağımsızlığını kazanmış Yunanistan, Romanya gibi ulusların kapitalist gelişimini de bu tezine örnek gösteriyor. Bu tezi, Sosyal demokratların ana tezine muhalefet olarak söylüyor tabi. SD esas itibarıyla Rus monarşisine karşı Osmanlı'nın toprak bütünlüğünü savunuyor. Hatta Rosa'nın bu muhalif yazısı zamanında Wörwarts'da sansürleniyor. Liebknecht de Marx'tan alıntılayarak diyor ki: Türklere karşı isyan eden her koyun hırsızını savunmak doğru bir tutum değil ki bu itiraz da çok doğru tabi. Rosa'nın bu Marx alıntısına cevabı ise, bu lafın Kırım Savaşı döneminde söylendiği, fakat koşulların değiştiği ve dolayısıyla geçerliliğini yitirdiği şeklinde. Bakınca Liebknecht'in basbaya ayetçi tavrına karşın Rosa'nın tavrının daha marksistçe olduğu açık. Aynı Liebknecht'in Marx ve Engels'in Gotha programına eleştirilerini 'Siz ihtiyarlar Londra'dasınız, buradaki güncel siyasetten haberiniz yok, durun hele' diye kulak arkası ettiği de malum. Kaldı ki Liebknecht ve partinin bu tutumunda ulusal hassasiyetler taşıdığı da çok bariz. Çünkü o dönem Almanya'nın Osmanlı'nın hamisi ve dolayısıyla da Çarlığın düşmanı olduğu bir gerçek. Partinin bu tutumunun, sonrasında 1. Paylaşım Savaşındaki teslimiyete dönüşmesi de bence eşyanın tabiatına son derece uygun. Rosa bunu o zamandan görmüş ama buna rağmen yaklaşık yirmi yıl -söz konusu makale 1896 tarihli- boyunca o partide kalması da kendisinin tartışılmaz bir çelişkisi.
150 syf.
Gündelik hayatta devrimi yapabilmek için insan hangi sorulara cevap vermekten hangi klişeleri kaldırmaktan başlamalıdır. Temelinde bu soruya yanıtlar arar. Toplum sözleşmesinden, anarşizmden, sosyalizmden örnekler alır. Günümüz gençliği temelinde ele alınmış olabilir başlıkta ama tamamen bireyin toplum içinde ve birey olarak sıradanlıktan kurtulup bir duruş sergilemeye yönlendiriyor. Altı çizilesi çok kesit var. Dili ağır değil bütün okurlara hitap edebilecek türden ama en çok da meraklısına elbette. Keyifli okumalar dilerim.
141 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Oldukça güzel bir tarihi araştırma eseri. Günümüzde bilinen veya tartışılan pek çok olgunun geçmişte ne şekilde tartışıldığını veya üretildiğini anlatıyor. Stonehenge ve Piramit'leri kimin yaptığı, Hitler'in yeğenini öldürüp öldürmediği, Jeanne D'arc'ın işaretinin ne olduğu, matbaayı Gutenberg'in gerçekten icat edip etmediği, Titanik faciasında daha çok insanı kurtarmanın mümkün olup olmadığı, Kolomb'un asıl amacının ne olduğu, Shakespeare'in eserlerini gerçekten onun yazıp yazmadığı, Mozart'ım zehirlenip zehirlenmediği, Neandertallerin atamız olup olmadığı gibi pek çok konuda detaylı bilgiler veriyor. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
456 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Çok uzun veya detaylı bir çalışmanın sonucu olan kitap, oldukça tarafsız yazılmış. Kitabı okurken karakterleri internetten bulmanızı tavsiye ederim. Hayatlarını inandıkları uğruna ortaya koyan bu insanların, birer kitap cümlesinden çok; elle tutulur şekilde bir zamanlar ya da hala hayatta olduklarını görmek insanı etkiliyor.
141 syf.
·10/10
İçinde farklı farklı konularda uzman veya hobi amaçlı uğraşan kişilerin gerçekliklerini sorgulamalarıyla bazılarında sis perdesini kalkmasını sağlayan bazılarında sis perdelemesini yumuşatan genel kültür ve tarih meraklılarına hitap elen bir çalışma.
Not:Tarihe karşı çok meraklı bir insan değilim. 4-5 konuda merak ettiğim için hepsini okudum ve pişmanlık duymuyorum. :D

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Çakıroğlu

Yazar istatistikleri

  • 126 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 209 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.