Ali Sinan Çulhaoğlu

Ali Sinan Çulhaoğlu

Çevirmen
8.5/10
97 Kişi
·
198
Okunma
·
0
Beğeni
·
130
Gösterim
Adı:
Ali Sinan Çulhaoğlu
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
251 syf.
·13 günde·Puan vermedi
500 yıl önce kesilmiş bir ağaç, geride kalan kütüğü sayesinde halen yaşıyor olabilir mi? Ağaçlar besin alışverişi için koloniler kurabilir mi? Tek başına bir ekosistem oluşturamayan bazı ağaçlar, orman olup topluluk ruhu ile mi yaşamak zorunda? Ağaçlar sosyal varlıklar mı yani? Ya da bir başka ağaç tek başına asırlarca bir tarlanın ortasında yaşayabilir mi? Münzevi diyebilir miyiz ona?
Hasta olan ağaçlar, fil sürüleri gibi sağlıklı olanlar tarafından tekrar ayaklanana kadar yalnız bırakılmıyor, hasta ağaçlara enerji akışımı sağlıyor? Bazı ağaçların çürüyüp toprağa karışması onlarca yıl sürerken, bazı ağaçlar yosunlu taşlar sayesinde asırlar boyu hayatta mı kalıyorlar? Doğa neden her ağacın yaşam standardını farklı hale getirmiş? Nasıl yani; ağaçlar arasında da mı sınıfsal ayrım var? Hadi canım!
Ağaçlar türlerini ve yaşamlarını sürdürebilmek için yapraklarıyla beslenen böceklere, tırtıllara karşı ne kadar acımasız olabiliyorlar? Ağaçlar işkencecimi yoksa sadece öz savunma mı yapıyorlar? Yoksa bazı ağaçlar diğer ağaçlara karşı soykırım mı yapıyor? Ne yani ağaçlar faşist mi?
Yok canım! İnsanoğlundan çok yıllar önce iletişim yollarını bulup mantarlar sayesinde internet ağımı kurmuşlar? Mantarlar yok olursa ormanlara ne olur? Mantarlar neden zehirlidir peki? Birbirlerine rakip olan ağaçlar bile, eğer söz konusu olan hayatta kalmak ise belirli sürelerle dost olabiliyorlar mı? Ağaçlarda mı politik davranıyorlar yani her devrin ağacı mı bunlar?
Sessizce göğe yükselen ağaçların hiç ses çıkarmadığını mı düşünüyorsunuz? Ağaçların yanlarında üreyen küçük ağaççıkları orman işçileri kestiği zaman ağaçların kökü hava alıyor, ve mutlu olduklarını mı zannediyorsunuz?
Şehirlerde kaldırımları süslemek için ektiğimiz ağaçlar ekosisteme faydalımı, peki köklerini salacak yer bulamayan bu zavallılar ne kadar mutlu? Ellerimizle diktiğimiz ağaçları toprağa dikerken köklerine zarar verirsek diğer ağaçlarla iletişim kurmasını engelleyip ağacı yalnızlığa mı mahkum ediyoruz? Peki kültür bitkilerinin sesi var mıdır?
Ormandan koparıp götürdüğümüz bir meşe palamudunun ya da evimizde dekorasyon olarak kullandığımız, özene bezene boyayıp sanat yaptığımızı zannettiğimiz bir çam kozalağının kış boyu beslenmek zorunda olan hamile bir ağacın kışlık besini olmadığını nereden biliyoruz? Ağaçlarda ensest üreme var mı? Ya doğum kontrolü? Yada öğrenme yeteneği? Eğitimlerini ebeveynlerinden alıyor olabilirler mi? Susuz kalan ağaçlar ne yapıyor acaba? Aman tanrım! Çığlık mı atıyorlar?
Bencil kayınlar, yalnızlığı seven meşe ağacı, yaşamın tadını çıkara çıkara büyüyen ladinler, tutumluluk ve sabrın simgesi porsuk ağacı. Her birinin kendilerine özgü karakterleri var ve bu karakterleri ile bizler onların doğup, büyümelerine ve eceli ile ölmelerine izin verdiğimiz süre içinde eko sistemi koruyabiliriz ancak. Eceli ile ölüm?
Kitap bugüne kadar ağaçlar hakkında doğru bildiğimiz ne kadar çok yanlış olduğunu anlatıyor bizlere. Yazar Peter Wohlleben bir orman mühendisi. Yıllarca Hümmel köyünde yönettiği ormanda yaptığı gözlemleri sonucu ortaya çıkarmış bu kitabı. Burada bilimsel gerçeklik geliyor tabi aklımıza. Gözlem ile elde edilen veriler bilimsel gerçeklik midir? Tabi ki yeterli değildir. Şunu da dip not olarak paylaşmakta yarar görüyorum. Yazarın bir çok gözlemi laboratuvar ortamında deneye tabi tutulmuş ve doğrulanmıştır. Bu bilim kuruluşlarını da kitabında belirtmiş yazar. Peter Wohlleben bu konuda yalnız değil. Suzan Simard ki bu konunun öncülerinden ve Paul Stamets ve bir çok bilim insanı aynı görüşteler kitabın yazarı ile. Fakat bir çok bilim insanı da bu görüşü paylaşmamakta. Fakat bu görüşü savunmayan bilim insanlarının karşı çıkış nedenleri hakkında sağlıklı bir bilgiye ulaşamadım. Söz konusu kapitalizm ise ve ormanlar üretilecek bir mal ise korunmalarına karşı çıkmak sistemin bir getirisi olabilir elbette.
Ormanlara bakış açımızı değiştirecek Ted konuşmalarını eklemek konunun daha kolay anlaşılmasına yardımcı olacaktır diye düşünüyorum.
Suzanne Simard’ ın TED konuşması
https://www.ted.com/...language=tr#t-180889
Paul Stamets
https://www.ted.com/...language=tr#t-693166
Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü’ eklediği bir TED konuşması.
https://www.facebook.com/...os/1703993666302694/
Kitap Ali Sinan Çulhaoğlu’ nun bence oldukça başarılı çevirisi ve Tema Vakfının katkıları ile Kitap Kurdu Yayınları tarafından piyasaya sürülmüş. Dönüşümlü kağıt kullanıldığını varsayıyorum çünkü kitabın her hangi bir yerinde böyle bir açıklamaya rastlamadım. Sunu ve Önsöz ile birlikte 36 bölümden oluşuyor kitap. Bazı bölümleri gereksiz şekilde uzatmış yazar ama kitabı yıllar boyunca, ormanın her hücresini hissederek gözlemlediği varsayılırsa eğer, daha kısa yazmak mümkün mü tartışılır tabi.
Kitap oldukça rahat okunur bir dille yazılmış. Hatta bilimsel açıklamalar bile konu ile ilgisi olmayan okurları dahi zorlamayacak sadelikte.
Son zamanlarda doğa ile ilgili kitaplar okumayı tercih ediyorum. Belki sıkıldım romanlardan, şiirlerden ya da insan belli bir yaşa gelince tüm izmleri hayatından çıkarıp doğanın gücünü, onun koruyuculuğunu, sessizliğini daha derinden hissediyor. Ağaçların Gizli Yaşamından önce okuduğum kitaplardan özellikle All Gore’ un Gelecek #31226337 ve Henry David Thoreau’ nun Doğal yaşam ve Başkaldırı #32313492 kitapları en çok etkilendiklerim. O nedenle her iki kitaba yaptığım incelemeyi de eklemek istedim. Her iki kitabın da doğaya ve dünyaya bakış açımızı değiştireceğini tahmin ediyorum. Ve son olarak Peter Wohlleben kitabı sayesinde de ormanlara daha farklı bakmayı, ormanda yürürken daha dikkatli adımlar atmayı, kopardığım bir yaprağın kilometrelerce öte de bir ağacın canını yaktığını fark ettim. Sırf bu nedenlerle bile okunmalı bu kitap.
Bir daha ki sefere ormanda yürüyüşe çıktığımızda hafif bir çıtırtı duyarsak eğer, dikkat edelim zira bu duyduğumuz şey, sadece rüzgarın sesi olmayabilir.
Kitabın incelemesini burada sonlandırabilirdim ama kitabı okuduktan sonra yaptığım araştırmaları ve doğa hakkında düşüncelerimi de eklemek istedim. O nedenle dilerseniz buradan sonra okumama hakkınızı kullanabilirsiniz.
Ormanlar hakkında bizlere öğretilen yalanlar, ormanları üretilebilecek meta olarak görmemizi sağlıyor ve bilgi eksikliğinden dolayı ağaçlara acı çektirilirken ya da onların ömürleri kısaltılırken sessiz kalmamıza neden oluyor. Bu yalanların en acımasızı ‘’Ormanların gençleştirilmesi’’. Ormanlarda ki yaşlı ağaçlar da mantarlar üremeye başlar ya da diğer ağaçların daha fazla güneş ışığı alması gerekirse ‘’gençleştirme’’ adı altında kesip yeni ağaçlara yer açmalıyız ki orman gençleşsin ve bir bütün olarak yaşamaya devam etsin. Bu kocaman bir YALAN. Çünkü ormanlar kendi başlarına bir eko sistem. Ormanları tek tek ağaçlardan oluşan bir sistem olarak görmek hastalıklı bir bakış açısı. Orman, ormandır. Tek başına bir eko sistemdir. O nedenle hangi ağacına ne zaman, ne kadar güneş ışığı gerektiğine ya da bünyesini saran bir hastalıkla nasıl mücadele edeceğine kendisi karar verebilir. Bize bu konu da hiç ihtiyacı yok. Yeter ki biz kendimizi üstün yaratıklar olarak görmekten vazgeçip ormanın işine karışmayalım. Bizlere ormanların gençleştirilmesi yalanının söylenmesinin tek bir sebebi var. Kapitalizm. Çünkü insanoğluna barınmak için kereste, ısınmak için odun gerekli. Bu nedenle ağaçların eceli ile ölmelerine izin vermiyor ve kendi ellerimizle iklim değişikliklerine sebep oluyoruz. Kapitalizmin gereğidir. Pazarlanabilir her ne varsa pazarlanabilir. Bunun ormanlar olması, ya da pazarladığımız ürünün eko sisteme zarar vermesi bu gerçeği değiştirmez.
Üstelik bu gençleştirme işini, medeniyetin sembolü olarak gördüğümüz ve vazgeçemediğimiz bana göre dünyanın sonunu getirecek olan TEKNOLOJİ ile yapmaktayız. O kocaman, ürkütücü makinalar ağaçları gençleştirmek adı altında, orman zemininde dolaştıkça, ağacın çevresinde ki çürümüş yaprakları, küçük akarları, ağaçların biz insanoğlundan yüzyıllar önce kurduğu ve haberleşmesini sağlayan internet ağını (mantar ağlarını) yok ediyoruz. Böylece haberleşemeyen ağaçlar, yağmurun geleceğini, böcek istilalarını hatta belki mevsim değişikliklerini bile öğrenemeyip yaşam fonksiyonlarını kaybediyor.
Bizlere bilimsel doğrular olarak aktarılan bir çok şeyin kapitalizmin bir oyunu olduğunu zamanla anlıyoruz. Bunun en tipik örneği de son zamanlarda ses bulan ‘’Kolesterol’’ gerçeği. İlaç sektörünün bir tuzağımı yoksa kolesterol masum mu tartışmalarının sürdüğü gibi ormanlar da benzer sebeplerle tartışılmaya devam ediyor. Şöyle ki ormanlar Maslow’ un ihtiyaçlar hiyerarşisinde ki en önemli iki basamağını sağlamakta biz insanoğluna. Nedir bu iki basamak. Fizyolojik ihtiyaçlar (açlık, susuzluk, vb.) ve güvenlik (barınma, ısınma vb.) ihtiyacıdır. Bu iki ihtiyacın büyük bölümü de ormanlardan sağlanıyor maalesef. Hal böyle olunca ormanların sessiz çığlıklarını uzun yıllar boyunca duymamız pek mümkün görünmüyor.
Ağaçların acıyı hissedebildiğini, hafızaları olduğunu ve ebeveyn ağaçların çocuklarıyla birlikte yaşadığını öğrenmemiz gerekiyor artık. Onları sanki sıradan bir işmiş gibi devasa makinelerle kesip hayatlarını altüst etmeye yaktığımız odunlarla karbon salınımını arttırıp küresel ısınmayı artırmaya hakkımız yok. Ormanların kıyımı başladığından (Endüstri Devrimi ile) petrol, gaz ve kömürü ısınma amaçlı kullandığımızdan beri, ormanların yüzyıllardır depoladığı karbon rezervlerini havaya saçıyor, sera gazlarını arttırıyor, böylece küresel ısınmaya sebep oluyoruz..
Ormanları korumak için alınan tedbirleri, hemen her yıl dünyanın belli ülkelerinde yapılan uluslararası ormancılık ile ilgili sempozyumları, ormancılık ile ilgili kursları, eğitim seminerlerini incelediğimizde ormanlarla ilgili alınan önlemlerin hepsinin ‘’ormanlar için’’ değil ‘’insanlar için’’ olduğunu görüyoruz. Ağaçları ne zaman kesmeliyiz ki odun üretimini arttırabilelim. Ormanları estetik hale nasıl getirmeliyiz ki rahat ve korkusuzca dolaşıp orman havası alabilelim. Ormanlarda yaşayan memelilerden, kuşlardan ve balıklardan, yemeklerimizin daha lezzetli olması için defne yaprağı, çam fıstığı, kekik, tohum, ot, mantar ve benzerlerinden nasıl daha fazla üretebilelim. Sabah kahvaltıların olmazsa olmazı olarak bizlere öğretilen balın üretimini nasıl arttıralım bunun için arıcılığı nasıl geliştirelim? Peki daha sağlam, daha güvenli, daha yüksek evlerde oturmak için kum, çakıl, taş üretimi konusunda ormanlardan nasıl yararlanabiliriz? Savaş tedbirleri de almamız gerekli değil mi? Savunma için de ormanları korumalıyız öylemi? Bu önlemlerin hiç biri ormanların yararına değil.
Zavallı insanoğlu. Kendini dünyanın efendisi olarak gördüğü sürece, zarar verdiği eko sistemde ilk kendinin yok olacağı gerçeğini nasıl görmemezlikten gelebiliyor. Karbon salınımının sonumuz olacağı gerçeği ile yüzleşmek zorundayız ve bunu sağlamak için bizlere öğretilen bazı alışkanlıklarımızdan vazgeçmemiz ya da en azından tüketimlerimizi azaltmamız gerekmekte. Bireysel olarak ta yapabileceğimiz bir çok şey var. Neler mi yapabiliriz.
- Gardroplarımızı küçültelim. Giyim sektörü tonlarca tatlı suya mal oluyor. Az giysi az karbon salınımı
- İnşaat sektörüne milyarlarca lira vermeyelim. Keşke şehirlerimizi kerpiç evlerle inşa edebilsek.
- Daha az et yiyelim. Çünkü inekler ve koyunlar oldukça fazla miktarda metan gazı salınımına sebep oluyor. Et yeme oranı arttıkça karbon salınımı da artıyor. Hatta genel yiyecek tüketiminde de cimri davranalım. Çünkü ne erkeğin kalbine giden yol midesinden geçiyor, ne de can boğazdan geliyor.
- Bulduğumuz her fırsatta mangal yakmayalım. Hele de direkt toprağın üstünde hiç yakmayalım. Zaten yeterince kötü hava soluyoruz. Mangal olmadan da yaşamak mümkün.
- Ampul yakmaktan vazgeçelim. Ene azından enerji tasarruflu olanları kullanalım.
- Ve belediyeleri alternatif yollar yapmıyor diye değil, toplu taşımayı özendirici tedbirler almadığı ve bisiklet yolları yapmadığı için eleştirelim.
Daha az odun kullanarak daha fazla ısınma sağlanabilir mi? Roket sobalar bu nedenle tasarlanmış. Şu an ki yaşamlarımıza ne kadar uygun bu sobalar tartışılır ama, en azından bu konuda çabalayanların olması bile güzel.
http://permacultureturkey.org/roket-soba/
Ağaçlar ile ilgili bu çalışmalar aslında yolun çok başında. Milyarlarca yıldır doğaya köklerini salan bu heybetli canlılar sadece 150 yıldır bilim olarak incelenmekte. O nedenle ne yüzde yüz doğruluğundan emin olabiliriz ne de ağaçların konuşabilmesini şarlatanlık olarak değerlendirebiliriz.
Hollywood filmlerinde işlenen bazı konular şaşırtıcı bir şekilde bizlere geleceğin dünyasından doğru bilgiler sunuyorlar. 50 yıl önce çekilen Uzay Yolu dizisinde gördüğümüz otomatik kapıları şaşkınlıkla izlerken, o zamanlar hayal ürünü gibi gelen oysa bugün benzin istasyonlarının tuvaletlerinde dahi o kapıların kullanıldığı gerçeğini nasıl görmezlikten gelebiliriz. O nedenle, Oz Büyücüsü ya da Avatar filminde izlediğimiz konuşan ağaçlar belki de geleceğin habercisidir kim bilir? Belki de ağaçlar konuşuyor bizlere gerçekleri anlatıyordur.
Hep doğayı korumaktan söz ediyoruz. Oysa doğayı korumamız değil O’ na dokunmamamız gerekiyor. O kendi ekosistemini kuruyor ve koruyor bizim desteğimize ihtiyacı yok...
272 syf.
·6 günde·9/10
Bu kitabı okuduktan sonra iddia ediyorum ki ağaçlara bakış açınız tamamen değişecek :)
Ağaçların olağanüstü varlıklar olduğunu bu kitap ile daha çok anladım . Kitap çok fazla Bilgi içerdiği için , öğrenmeyi sevenler için keyifli olacaktır. Ben yine çizecek pek çok şey buldum ve hatta Notlar dahi aldım . İlgimi çeken noktaları paylaşmak istiyorum;

-Türdeş ağaçlar kök sistemleri ile birbirlerine bağlıdır ve rakipleri uğruna birbirlerini besler . Konum ve şartlarına göre kimin neye ihtiyacı varsa zayıf ve güçlü yönlerini aralarında paylaşırlar.( şekeri fazla olan şeker verir, fakir olan destek alır.)
-Ağaçlar koku kullanarak kendilerini ifade ederler. Kendisinin yapraklarını yiyen hayvan için zehirli madde pompalar ve rüzgar aracılığı ile bunu diğer türdeş bitkilere haber olarak gönderir
-Ormanlar birlikte aşırı sıcak ve soğuğu hafifleten ekosistemi oluşturabilir, bol miktarda su depolayabilir ve nem üretebilir.
-“beslenme yılı” kayın ve meşelerin tohum saçtıkları yılı anlatan eski bir deyiştir.Bu yılda yaban domuzlarının doğum oranları 3 katına çıkmaktadır. Çünkü takip eden kış zamanı yeterince yemek bulabilirler.
-Bir avuç orman toprağında, dünyadaki insan sayısından fazla yaratık mevcuttur.
-Ağaçlar öldükten sonra dahi sisteme hizmet etmeye devam eder. Oyukları hayvanlar için yuva vazifesi görür ve kalıntıları toprağa karışarak humusa dönüşür .

Bunun gibi daha pek çok ilginç bilgiye sahip olmak için bu kitabı okumalısınız..
Ayrıca kitabın içinde bahsedilen ağaçların resimleri de mevcut ..

Keyifli okumalar :)
416 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Kara mizah dolu bir ilk roman. Yazar Daniel Cole alışılmışın dışına çıkarak yazdığı bu sıradışı romanında son sayfasına kadar temposunu koruyor...

Karakterler iyi analiz edilmiş. Kurgu ise son sayfasına kadar gizemini koruyor. Ara ara şüpheliler hakkında çelişkiye yer verilsede sonu tahmin edilebilirliğin dışında...

Kitabın konusu ilk sayfadan okuru içine alıyor. İngiltere'de süren bir davanın, adliyedeki jüri üyelerinin suçsuz bulduğu bir mahkuma, davranılmayacak şekilde tepki veren Dedektif William Fawkes'in bu olaydan sonra, etkisini yıllar sonra tekrar deneyimlemek ve yüzleşmek zorunda kalacağını tahmin ederek ekibi ile çalışmalarını sürdürmektedir...

Dedektif William yani Wolf bulunan bir ceset ile geçmişinin karanlık mahzenlerinde tekrar koşmak zorunda olduğunun farkındadır. Basının "Kukla" adını taktığı ceset işlenen tüm cinayetlerden farklı bir türe sahiptir. Bu cesette altı kurbanın farklı uzuvları birleştirilip, dedektifleri çok zor bir sürecin içine çekmektedir. Dedektif Wolf ve ekibinin bulunan cesetteki parçaların kimlere ait olduğunu araştırmaya başlamalarının ardından, katilin yolladığı listede Dedektif Wolf'un adını görmeleri ile araştırmalarına hız vererek katile biran önce ulaşmak için tüm güçlerini kullanmaya başlarlar...

Dedektif Wolf'un eski eşi Andrea ise bu olayları taşımaması gerek bir noktaya taşımakta geç kalmaz. Hırsları ve hedeflerine ulaşmak için önüne çıkacak engelleri aşmak için tüm olanaklarını kullanmaktan geri kalmamaya azimlidir...

Katil ise tüm dedektiflerden bir adım öndedir. Zekasını kullanarak yapacağı eylemleri tarihi ile dedektiflere bildirmiş olsa da onları her seferinde gafil avlamayı başarır...

Dedektif Wolf ise ekibine yeni katılan çaylak Edmunds'un bulduğu ip uçları ile karanlık yollarda yürümesine hız vermeye başlar...

Heyecanın düşmediği gerilim dolu bu eseri, polisiye seven herkese tavsiye ederim...
272 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Okurken adeta ormanda gezinmiş hissi veren bir kitap. Bilimsel terimlere az yer vermesindeki sebep her insana hitap etmek isteyişi sanırım. Bu kitabı okuduktan sonra bahçeme bir ağaç daha dikesim geldi.
272 syf.
·Beğendi·10/10
Uzun zamandır yediğim besin değeri en yüksek öğün oldu ^.^

Nasıl beslendiğimi ifade etmek isterim,
Samimi ama rahatsız etmeyen bir dil, bilimsel olarak kanıtlanmış ve hala üzerinde çalışılan veriler, yazarın kendi deneyimleri, fikirleri ve duyguları, aynı konuyla ilgili yazarın başka insanlarla teması ve bunları objektif olarak değerlendirmesi
beni gerçekten tatmin etti.

Ağaçlar, konumuz ağaçlar.

Aslında ne kadar az konu edindiğimiz, fikir sahibi olduğumuz ağaçlar.
Hassas kalpli okuyucu arkadaşlarım kesinlikle kaçırmamalı.

Kitap bittikten sonra ağaçları çok daha farklı ve bilgi sahibi olarak göreceksiniz.

Sık sık Belgrad Ormanına koşuya giderim.
Kitap bittikten sonra ilk ormana girişim bambaşka olmuştu, bu keyfi hepinizin yaşamasını dilerim.

Ütopyamda okullarda okutulması gereken kitap.
408 syf.
·3 günde·9/10
50 genç insan... Her biri müzik endüstrisinin bir parçası(ya da kurbanı)... Hepsine ait en çarpıcı ortak nokta 27 yaşında ölmeleri... İşte karşınızda 27'ler Kulübü...

Göz önünde olan sadece altısıydı... (Hatta en son hayatını kaybeden Winehouse en çok ses getirendi) Bu altı kişinin hayatları ve ölüme giden süreçleriyle ilgili yazılmış geniş çaplı bir araştırma kitabı olarak yorumlayabilirim bu kitabı. Öznel yargılardan uzak, mistik olmaya çalışmadan, gerçek bilgiler, belgeler ve yakın çevrenin görüşleriyle oluşturulmuş sarsıcı bir eser. Yazarın bu kitabı yazarken harcadığı emeğe büyük saygı duydum.

Rock Müzik tarihini çok iyi bilen biri için, bu kitap fazla katkı sağlamayabilir belki ancak benim için oldukça etkileyici bir kitaptı. Biyografileri okumayı zaten çok severim. Bu kitap benim çok içinde bulunmadığım bir dünyayı yansıttığı için ilgimi kaybetmeden okumamı sağladı.

Kitabın altı kahramanını yaşadıkları dönemin ve o dönem içinde bulundukları müzik piyasasının koşulları çerçevesinde anlamaya çalıştım. Bazen onlar için çok üzüldüm. Beri yandan da, IQ olarak bu kadar zeki olmalarına karşın vasat seviyede zekaya sahip birinin yapmayacağı hataları nasıl yaptıklarına anlam veremedim. Hayatlarını bozuk para gibi harcamalarına öfkelendim.
Bazen annelik içgüdüm ağır bastı öyle okudum, bazen sadece şarkılarını ve yaptıkları müziğe hayranlık duyan dinleyicileri gibi hissetmeye zorladım kendimi. Kısacası oldukça karışık bir kafa ve hislerle bitirdim kitabı.
Çocuğuma okutmak ister miyim ileride? Kesinlikle evet...

Keşke o altı kişi de yaşasaydı ve her biri kendi otobiyografilerini yazabilseydi...
Aileleri onların ölümünden sonra ihya olmuş. İşin en ironik tarafı, hepsinin malum sona gidişinde, ailevi probleminin kopuk aile ortamlarının etkisinin çok büyük olmasıdır. "Ben yiyemedim sen ye" durumu olmuş, oldukça yazık olmuş beni en çok üzen taraflardan biri de buydu...

Kitabı okurken "keşke her şey başka türlü olsaymış" dediğim çok oldu. Olabilir miydi? Bilemiyorum..
Her ölüm erkendir ama bazıları daha erkendir bence...

Kitabı okurken hissettiğim duygulardan en ağır basan duygum sanıyorum acıma ve üzüntü...Her birini birer altın yumurtlayan tavuk olarak gören müzik piyasasının ağır abilerine çok öfkelendim. Kullanıldıkları ve buna hayır diyemedikleri için üzerlerindeki baskıya katlanmak adına kendilerini çeşit çeşit bağımlılığın kollarında avutan hepsine hem kızdım hem acıdım... Yanlarında bulunan kişilerin onları çekip kurtaramayışlarına hatta sanki ölümlerinden bile kar sağlamaya çalışmalarına sinir oldum.
Söylenecek tek şey var: Artık umuyorum ki her biri huzura ermiştir.

Bence bu kitap her kitaplıkta bulunmalı ama en çok müziğe gönül vermiş olan, vermeye niyetli olan, her birini gözünde ikon yapan gençlerin okuması gerektiğini düşünüyorum.
Keyifli okumalar diyemeyeceğim zira rahatsız edici bir kitap
Ama mutlaka okuyun derim...
272 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Bu kitap bana farlı bir felsefe kazandırdı yaşamıma. Kitap da her ağacın farklı bir karakter olması öyle güzel yansıtılmış ki farklı bir aleme yaşam adımı atmış gibi oldum.Onların bir aile ortamı olması ,ormandaki aynı türde ki ağaçların şehirdeki yaşayanlarına şehir çocukları demesi .Bunların öksüz bir çocuk gibi büyümesini anadan uzak bir yaşam söylemi etkiledi.Bu kitabı okuyacak kişinin alacağı kitabın yeri ister kütüphane ister bir kitaplık arasından alındığında, aynı türden kitaplar arasından seçildiğine hayal ederek almak okurken anlayacağınız üzere kayın ağacı sabrı ile okumanız, aceleci ağaçlar altında sabırla büyümek aceleci ağaçlar arasında yer alan huş ağacının ona kin tutması onu kamçılaması ona rağmen inatla büyüyüp zafer kazanması....artık baktığım her ağacın bir adı bir karakteri var hayatımda.
272 syf.
·Puan vermedi
“Ancak ağaçları anlayabilen bir insan onları koruyabilir”. Bu kitabı okuduktan sonra özelde ağaçlara genelde tüm doğaya bakışım değişti, zaman zaman fazlaca tekrarlar olsa da çok öğretici, ilginç bir kitap, doğa dostlarına şiddetle tavsiye #peterwohlleben #ağaçlarıngizliyaşamı
416 syf.
·8 günde·Beğendi·7/10
Ve "Kukla" kitabım bitti.
Gizem, heyecan, cinayet ve polis teşkilatının soluk soluğa hikayesi :) katili nefes gibi yakınızda hissediyorsunuz....

Hikayemiz bir cesedin bulunması ile başlar. Ancak bu öyle sıradan bir ceset değildir. Altı Kurbana ait tek ceset... Kurbanların vücutlarının farklı bölgeleri kesilerek tek bir ceset haline gelecek şekilde birbirine dikilmiştir...
Basın bu olaya "Kukla" adını verir ve Polis teşkilatından bu vaka ile görevlendirilen Dedektifler araştırmalarına başlarlar.

Ancak inanılmaz zeki bir katil ile uğraşıyorlardır ve işleri gerçekten çok zor...

Katilimiz Kukla dan bir gün bir liste ulaşır ellerine ve 6 kişinin isimleri, ölecekleri günler ve saatleri bile belirtilmiştir. Üstelik bu listenin 6. kişisi ise Dedektifimiz William Fawkes dir.

Ve soluk soluğa bir mücadele başlar. Katilimiz hep bir adım öndedir... Araştırmalar derinleştikçe sırlar ve geçmişin yüzü ortaya çıkacaktır.
Zekice işlenmiş bir kurgu, heyecan dolu bir hikaye.. Final ters köşe oldu :)
Polisiye severlere tavsiye ediyorum.
416 syf.
·Beğendi·8/10
Çok beğenerek okudum. Hatta karakterlerin çoğundan şüphelendim ve sonunda ters köşe oldum. Temposu düşmeyen, ve her kurbanın kurtulup kurtulmayacağını merak ederek ilerledim çünkü listenin sonunda Dedektifin kendisi vardı. Polisiye gerilim sevenlere mutlaka tavsiye ediyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Sinan Çulhaoğlu

Yazar istatistikleri

  • 198 okur okudu.
  • 27 okur okuyor.
  • 312 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.