Ali T. Görgü

Ali T. Görgü

Çevirmen
7.2/10
36 Kişi
·
95
Okunma
·
0
Beğeni
·
10
Gösterim
Adı:
Ali T. Görgü
Ali T. Görgü: Ankara Üniversitesi DTCF Dilbilim Bölümü’nden mezun oldu. Türkçenin Eğitimi ve Öğretimi alanında yüksek lisans yaptı. Avusturya devletinin bursuyla araştırmalarını bir süre Avusturya’da sürdürdü. Bazı dergilerde öyküleri, incelemeleri yayımlandı. Bilkent Üniversitesi, İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
120 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
#35626739 nolu Gılgamış Destanı incelemesinde Sümerlerden az da olsa bahsetmiştik. Şimdi ise biraz daha derine inip Sümerlerin Türkler ile alakasını ilişkilendirmeye çalışalım. Bunun en basit ve okur kısmından bakacak olursak Dede Korkut Hikâyeleri ve Gılgamış Destanı’ndaki benzerlikten söz etmemiz mümkündür. Ayrıca yine işi yazı ve dil olarak ele alacaksak Sümerlerin dili ile Türklerin dili arasındaki benzerliklerinde epey çok olduğunu vurgulamak gerekebilir. Mümkün olabilir mi? Neden olmasın… Bu yakınlık sadece dil akrabalığı değil, kan akrabalığından da gelmesi gayet mümkün gözükmektedir.

“Adamin” Sümerlerde geçen bir atışma türüdür. Bizdeki karşılığına bakarsak eğer Âşık Edebiyatı’nda gördüğümüz atışma/yarışma sazlı söz edebiyatını örnek gösterebiliriz. Bizim edebiyatımızda atışan “Âşıklar” olurken Sümerlerde ise “Krallardır.” Kitap içerisinde ise çokça geçmektedir. Bizde kaybeden çekilir sazından olur Sümerlerde ise şehrin anahtarını teslim eder gibi bir manası vardır.

Anzud Kuşu Sümer Mitolojisinde geçen ve bazı Sümer kabartmalarında gözüken bir kuştur. Doğruluğu tabi ki de tartışma konusu olmaktadır. Lakin Sümer kabartmalarına baktığımız zaman aklın ve hayalin dahi tasavvur edemeyeceği kabartmalarla karşılaşmaktayız. Özellikle takipçisi olduğum Şanlıurfa ilinde bulunan Göbekli Tepe arkeoloji çalışmalarında da benzer özellikler görülmektedir. Keza en ilginci ise bana göre kabart timsah figürleridir. Yine o bölgede asla olmayacak bir vahşi hayvan türüdür. En yakın kısmı Nil’dir ve Göbekli Tepe ile en az 2000 kilometre mesafesi vardır. Görmeden hayal etmek, hele ki o devirlerde imkânsız olduğu kadar da şaşırtıcı gelmektedir.

Kitap birbiriyle bağlantılı dört bölümden oluşmaktadır. Sümerlilerin bir kenti olan Uruk Kralı Enmerkar’ın – Güneşin Oğlu - Aratta Krallarıyla olan münakaşalarını konu etmektedir. Bulunan kil tabletlerin tasviri ve Sümerce aslından güzelce çevirisi ise okunabilirliği arttırmaktadır. Eksik ve okunmayacak durumda olan tabletler kaynaklara başvurularak, parantezler dâhilinde açıklanmaya çalışılmıştır. Genel olarak başarılı bulduğum bir çeviri olmuştur.

Destanların okunabilirliğinden ziyadesi onların aslında dinlenebilir olmasıdır. Bu sebeple içeriğe baktığınız zaman yavan bir kurgulama/hikâyeleme okuyabilirsiniz. Lakin en eski yapıtlar olduğunu aklınızdan çıkarmamanız gerekmektedir. Bundan dolayı işin bu kısmında bir okuyucu değil de bir dinleyici olarak ele alırsanız, muhtemelen kazanacağınız güzel bir hikâyeleme ile karşılaşabilirsiniz.

Birinci bölüm Uruk Kralı’nın Aratta kralına ulak göndermesi ve isteklerinin yerine getirilmesini içeriyor. Bölümde geçen betimlemeler okurda tebessüm ettirecek kalitededir. Özellikle “adamin” ile savaşsız sorun çözmeleri ise o devre göre gerçekten harika bir durum. Gılgamış Destanı’nda geçen “Anzu Kuşu” yine bir Sümer Mitolojisi olan Sümer Kral Destanlarında da geçmektedir.

İkinci bölümde yine Uruk Kralı Enmerkar ile Ensuhkesdana’nın “adamin” oyunu yer almaktadır. Bu sefer işe büyücülerde dâhil olmaktadır. Birinci bölüme göre kısadır, lakin aynı okunabilirliği devam ettirmektedir.

Üçüncü bölümde savaşa giden kralın yedi askerinden biri olan Lugalbanda sefer sırasında rahatsızlanır ve kardeşleri onu bir dağ mağarasına bırakırlar. Lugalbanda’nın Kutsal Güneş tanrısına ve diğer tanrılara yakarışlarıyla hastalıktan kurtulmak ister, devamında ise Lugalbanda ile tanrıların aralarında geçen diyaloglar damgasını vurur.

Dördüncü bölüm kitabı okumama sebep olan bölümdü. Burada Lugalbanda ve Anzud Kuşu arasındaki diyaloglar yazılmıştır. Anzud kuşunun tarifini merak ettiğim için, özellikle burayı merak ediyordum. Keza beklediğim gibi bir tarifle karşılaştım.

Genel olarak ilkyazım yapıtları olmasına rağmen, eğlenceli bir dille yazılmış, bol mitoloji içeren, bir dünya tanrı barındıran güzel bir eserdi. Özellikle hoşuma giden sadece çıplak doğa ile yapılan betimlemeler ise gerçekten hoş bir okuma heyecanı yarattı.

“Ey Ulak, Aratta kralına de ki;
[Arattalıları şehirden] kovarsam ağacından edinmiş kuş gibi kalırlar,
Yuvasından kaçırtılmış kuş gibi olurlar,
Adi bir mal gibi üzerlerine fiyat biçersem,
[Şehri] yerle bir edip toz duman içerisinde bırakırsam,
Enki'nin bir şehri lanetlediği zaman gibi,
Bütünüyle yok ederim orayı, yok ederim.” Sayfa 7

“Hangi tahılı yiyeceğini şaşırmış eşek gibi dolanıyordu...” Sayfa 17

…gibi sayısız betimleme ile karşılaşmanız mümkündür.

Sözün özü; benim için türünde normal, ancak keyifli bir kitaptı. Kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.
104 syf.
·1 günde·6/10
Evrenin, dünyanın, kozmik bölgelerin ve insanın yaratılışı, ardından da tüm bunları yaratan Bâbil tanrısı Marduk'un diğer tanrılar tarafından zikredilişini içeren bu destan Marduk'un Tiamatla olan mücadelesini anlatır. Marduk düşmanını yendikten sonra büyük tanrılara verdiği sözleri tutarak onları yüceltmek için ihtişamlı tapınaklar yapar. Tanrılar ise onu yer yüzünün kralı yapar.
104 syf.
·Beğendi·7/10
Girişte yer adları, kozmik bölgeler, Tanrı, Tanrıça, doğaüstü varlıkların sözlüğü yer alıyor. Sonrasında destanda geçen yer - kavim haritası ve birinci tabletin ön ve arka yüzünün gösterildiği fotoğraflar yer alıyor. (Yale Babil Koleksiyonu'ndan yayınlanma izni alınmış)
Bu kısımlar destan hakkında bilgi edinmemize yardımcı olması açısından faydalı bir giriş olmuş.
▪ Enuma Eliş Babillilerin baş tanrıları Marduk'u yüceltmek için Amuri ve eski Sümer-Akkad kavram ve metinlerden yararlanarak yazdıkları kapsayıcı bir dini metin ve bir mittir.
▪Enuma Eliş metni yedi tabletten oluşuyor. Genel olarak evrenin, tanrıların yaratılışı, tanrılar arası savaş, insanların yaratılışı, Babil kentinin kurulması gibi konuları işliyor.


- Spoi içerir -
İlk tablet evrenin yaratılışı, Tanrıların yaratılışı ve sayılar arttıkça aralarında çatışmaların başlaması, Tiāmat'ın güçlü bir canavar ordusu kurmasını anlatıyor. İkinci ve üçüncü tabletlerde Marduk düşmanlarından intikam alması karşılığında Tanrılardan kaderi kendisinin tayin etmesi ve evrenin hakimiyetinin kendisine verilmesi sözünü alıyor. Dördüncü tablettte tanrıların savaşını ( Marduk X Tiāmat - Kingu), ve Marduk'un düşmanlarını yenmesini sonrasında Marduk'un evreni yeniden yaratmasını konu alıyor. Beşinci tablette Marduk'un Tanrılara yaşam alanları ve görevlerini tayin etmesi, yıldızları yaratması, yılı oluşturup on iki aya bölmesi, bir ejder olarak betimlenen Tiāmat'ın parçalarından gökyüzü, yeryüzü, dağları ve gözlerinden Fırat ve Dicle'yi yaratması, Babil kentinin kurulup tanrıların Marduk'u kral olarak kabul etmeleri anlatılıyor. Altıncı tablette Marduk'un isyancı Kingu'nun kanından insanları yaratması ve son tablette de tanrıların Marduk'a 50 değişik ad vererek övgülerini dile getirmesi ve bunların insanlar arasında unutulmaması, okunması talimatıyla sona eriyor.
104 syf.
·Beğendi·10/10
Dünyanın oluşumunun mitolojik bir bakış açısıyla gayet güzel bir açıklaması tanrılar ve savaşımı ve dünyaya insanların gelmesi mitolojiye ilgileri olan arkadaşlar okuyabilir..Benim hoşuma gitti...
104 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kitap da ilk önce Selim Adalı – A. Turan Görgü’nün yazmış olduğu sunuş bölümünde Mezopotamya kültürü, Sümerce ve Asurca dillerinden bilgiler vermektedir. Daha sonra bu mitolojinin özeti şeklinde bilgi verilmiştir. Yedi tabletten oluşmaktadır. Altıncı tablette insanın yaratılışı anlatılmaktadır. Maddeler şeklinde yazılmış, bazı kısımlar, maddeler okunamadığı için tabletlerde çevrilememiştir.
Babil’in yaratılış mitosunu bize sunan bu eser de tanrıların doğuşunu, savaşlarını, kadın tanrıçanın hem sessizliğini ve öfkesini hem de sevgisini görüyoruz ya da ben bunu görmek istedim. Bu mitosta asıl önemli olan Babil’in yaratılışıyken, en baştan sona devam etmektedir. Tiamat’ın Marduk ile savaşını, Marduk’un ilk başta korkmasına rağmen devam etmesini ve savaşı kazanmasını görüyoruz. Daha sonra Marduk’un tanrıların işlerini yapması için isyancı tanrı Kingu’nun kanından, parçalarından insanı yaratmasını anlatıyor. Aynı zamanda Tiamat’ın cesedinden dünyayı, evreni yaratması anlatılmış. Kutsal bir metin. Evreni ve insanın yaratılış mitosunu görüyoruz.
Tanrılar Marduk’a gelirler ve onun için şanlı bir tapınak yapmak istediklerini söylerler. Buna çok sevinen Marduk onlara Babil’i inşa edin. İstediğiniz bu der ve tanrılar Babil’de Esagil’i yaratır ve Marduk’un varlığının merkezi haline gelir. Bu kısımlarda Marduk’u övmüşler ve onu yüceltmişlerdir. Marduk’un elli adını çağırdılar, insanoğlu Marduk’u hiç unutmadı. Büyükleri (yaşlıları) daima onun adını anmaya devam eder ve çocuklarına anlatırlar.
Bu mitosu okuduğumda Babil’in özel olduğu hissi içime işledi. Diğer tanrıların Marduk için Babil’i yaratmak istemeleri ve Marduk’un buna çok sevinmesi.. Bir tanrı bile kendisi için sunulanlardan fazlasıyla mutlu olması. Babil’i özel kılan şeyin onun tanrı için var edilişi. Kentin güzelliğine, tarih boyunca önemine cevap sanki. Kitap mitoloji sever için, efsanelerden ve destanlardan etkilenenlerin, merak edenlerin severek ve çok kısa sürede okuyacağı bir eser.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali T. Görgü
Ali T. Görgü: Ankara Üniversitesi DTCF Dilbilim Bölümü’nden mezun oldu. Türkçenin Eğitimi ve Öğretimi alanında yüksek lisans yaptı. Avusturya devletinin bursuyla araştırmalarını bir süre Avusturya’da sürdürdü. Bazı dergilerde öyküleri, incelemeleri yayımlandı. Bilkent Üniversitesi, İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 95 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 51 okur okuyacak.