Almula Merter

Almula Merter

YazarÇevirmen
6.9/10
19 Kişi
·
83
Okunma
·
0
Beğeni
·
331
Gösterim
Adı:
Almula Merter
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Baba kız aşkı derler ya ,işte tam öyledir bizi aşkımız. Onun içindir, içinden "babam" çıkan bir koca bulmam belki de.
Almula Merter
Sayfa 66 - Mona yay.
Siz yazdığım en güzel hikayem,sahneye koyduğum en güzel eser olacaksınız benim,güzel meleklerim . Biz el ele verirsek dünyaları fethederiz sizinle biliyorum.
Bir gün Vajina Monologları adlı oyunu seyrettim ve bu oyunun Türkiye'de sergilenmesi gerektiğine karar verdim. Ertegun'e sponsor olması fikrini actigim zaman bana , "Kendim için param yok,para lâzım de, sana yardım edeyim.Ama böyle bir oyunu götürüp Turkiye'de oynatmak ve bundan para kazanabileceğini düşünmek gibi bir niyetin varsa,benden birşey bekleme,"dedi."Ve burada teptigin seyleri bir daha geri alamazsın, "diye sözlerini tamamladı.
Bir annenin kizina ilk hayat dersi:
Canım kızım, gözyaşlarını sakın tutma. Ağla,çünkü içinden ağlamak geliyorsa,gözyaşlarının dışarı çıkması gereklidir. Ağlamak zayıflık değildir. Ağlamak, insan olmaktır.
Istemedigin biriyle kibarlık olsun diye vakit geçirme. Kimseye açıklamak zorunda değilsin. "Hayır, istemiyorum,teşekkür ederim,"cümlesi yeterli olacaktır. "Hayır, "demeyi öğrenmelisin.
Düşüncelerini sakın gizleme. Sesin haksızlıklara karşı her zaman gür çıksın. Aç insanların önünde yemek yeme,yemeğini paylaş. Acıktıysan istediğini ye,iç ama tabağında yemeğini bırakma, aç çocukları unutma. Önce nefsini doyur,gözünü terbiye et.
Hiçbir şeyi başkalarını mutlu etmek için yapma,eğer sen kendini mutlu hissediyorsan yap...
Nikahtan bir gün önce, "Sabah bana mutlaka uğra,dedi Roba.Rob'da bir panik..."Neden beni çağırıyor? diye sordu. Şaka yaptım ve "Bizde adettir,kayınpeder düğünden önce damada tokat atar,dedim.
Yazık, sabahı zor etmiş. Nikâh sahidini alıp geçmiş babamın karşısına. Öyle bekliyor. Babam onun koluna bir saat takınca çok mutlu olmuş. Babacığım demiş ki,"Bu saat ayrı geçen her saniyeyi,karına kavuşacağın dakikaları göstersin sana. Ben saatsiz hiç dışarı çıkmam. Karımdan uzaktaysam,saatim bana onun beni ne kadar özlemle beklediğini anlatır.Elli yıldır bu böyledir. Işimin bitişi, beni bekleyen canım yani Cansin'im demektir. Çocuklarım demektir."
Rob'a bunları anlatmış...
96 syf.
Vajina.

Dişi organı.

Tarifsiz bir acıyla sabırsız bizleri dünyaya getirmek için açılan, hepimizin ortak vatanı.

Bazılarının hayattaki tek amacı oraya tekrar girmek olurken, vajina sahipleri olan biz kadınlar oramız yokmuş gibi yetiştiriliriz. Oraya dokunulmaz, keşfedilemez. Küçükken bakmaya bile utanırız; sanki bizim bir parçamız değilmiş, ayrı bir dünyaymış gibi. Bazı yörelerde bisiklete bile bindirilmeyiz, bozulmamak(!) için. Bazen çocuklukta bir kaza sonucu parçalanır zarımız -varlığımız bir zardan ibaretmişcesine- ölü sayılırız. Yıllar ilerler, o gün gelir çatar. Vajina kanamaya başlar, kadın oluruz -olur muyuz? Bir tokatla kendimize getiriliriz bazen. İçimizde fırtınalar koparken oraya dokunamayız; ne vajina, ne klitoris. Erkekler 31’e kadar sayarken; biz soyunurken bile bakamayız, inceleyemeyiz -ayıp çünkü-

Evleniriz. Vücudumuzun her milimi sinir uçlarıyla doluyken, utanırız. Kadınlığımızla barışamayız..Seks bir görev olur, aldatılmamak için. Vajinamızı hala sevemeyiz, daha da çok nefret ederiz acıttığı için. Dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım ışıkları kapattırırız sevişirken..Saklarız vajinamızı, indirmeyiz hiçbir yüzü oraya. Kendimiz bile bakmayız. Tiksiniriz. Pornolardaki bembeyaz, pürüzsüz, yapay vajinalara özeniriz, hiçbir zaman sahip olamayacaklarımıza.

Bu kitapta kendinizden çok şey bulacaksınız. Her şey gerçek, yaşanmış. Regl olup ne yapacağını bilemeyen -üstüne tokat yiyen- kızlar, sünnet edilen kızlar, ömrü boyunca orgazm olamamış kadınlar, tecavüze uğrayan kadınlar, kadınlığıyla barışamamış kadınlar…

İnternetteki kadın forumlarına, istatistiklere bir bakın. Kaç kadın orgazm olamıyor, kocasından soğuyor, kadınlığından nefret ediyor, erkeklerden nefret ediyor?

Bir kadın mutlu bir cinsellik yaşayamıyorsa huzursuz, agresif, sinirli oluyor. Mutsuz kadınlar da mutsuz erkekler, mutsuz çocuklar, mutsuz toplumlar demek.

Kitapta 70 küsür yaşında klitorisini yeni keşfetmiş bir kadın da var.

Kaç yaşına kadar kocamızın/sevgilimizin altına(!) plastik bebek gibi yatacağız?

Kadınlığıyla küskün, vajinasıyla küskün kadınlar bu kitabı okumakla işe başlayabilirler…
96 syf.
"Vajina" sözcüğü ile başlayalım. Sanki bir bulaşıcı hastalık adı ya da iyimser yorumla: tıbbi uygulamalarda kullanılan bir alet: "Çabuk, hemşire, bana vajinayı getir." "Vajina". "Vajina". Kaç defa tekrarladığınız fark etmiyor, asla söylemekten hoşlanacağınız bir kelimeye dönüşmüyor. Son derece aptalca, tamamen itici bir kelime. Sevişirken kullandığınızı düşünün - "sevgilim vajinama vurur musun?" — işin büyüsü anında bozulur."

Erkek cinsel organıyla ilgili her türlü konuşma rahatça yapılır üzerine espriler döndürülürken kadın cinsel organı adeta yok. Vajina kelimesini kullanan kaç insan ve daha önemlisi kaç kadın vardır? Çok değil. Kitapta da bundan bahsediliyor. Hemen her yörede farklı bir ismi var, çoğu da saçma sapan çocuksuluğu çağrıştıran isimler. Kadının cinsel organının bile cinselliği çağrıştırmasına izin verilmiyor. İnananılmaz!

Sıkıntı ismiyle kalmıyor tabii. Zevk alınmasının önüne geçmek için her türlü önlem alınıyor. Kadın zevk alırsa, mutlu olursa naparız mazallah(!) Yazar esprili bir dille bunu vurguluyor: "Vajinalar rahatı sever. Onları şımartmak gerek, zevk almalarını sağlamak gerek. Ama bunu asla yapmazlar. Bir kadının zevk almasına dayanamazlar, hele bu cinsel zevkse. Mesela, pamuklu bir külot yapsalar içine de bir vibratör yerleştirseler fena mı olur? Kadınlar gün boyunca akarlardı. Süper markette, metroda, her yerde akan mutlu vajinalar olurdu. Buna dayanamazlar tabii."

Kadın sünneti diye bir vahşet geçti bu dünya üzerinden. Hâlâ da bitmiş değil gerçi. Verdiği en küçük hasar, kadının ömür boyu seksten zevk almaktan mahrum kalması. Bunu erkek sünnetiyle kıyaslayanlar için şu bilgi var kitapta: "Aynı işlem erkeğe uygulanacak olsaydı, penisinin büyük bir bölümünün kesilmesi, hatta testislerinin ve onları çevreleyen yumuşak dokunun ve derinin de yok edilmesi gerekirdi."

Regl gibi doğal bir süreçten bile birçok kadın hasar aldı. Reglin doğal olduğunu anlatmak için ne çok çaba gösterildi. Yaşamayanın haberi yoktur tabii ama kadınlar regl olduklarını "söyleyemedikleri" için çeşitli bahaneler uydururlardı yakın bir zamana kadar. Pedler köşe bucak saklanırdı. Ergenlik döneminde okullara gelen, güya bizlere cinsel eğitim verdiğini düşünen eğitimciler ise kızların cinselliğini reglden; erkeklerinkini mastürbasyondan ibaret gördükleri için ne doğru bir cinsel egitim alabildik ne de karşı cinsin sorunlarından haberdar olabildik. Çünkü kızlarla erkekleri ayrı ayrı eğitmeye çalışırlardı, sanki beraber yaşamak zorunda ve birbirlerine muhtaç değillermiş gibi...
96 syf.
·6 günde·10/10
Vajina Monologları...

🦋 Cinsellik ve vajina hakkında, cesur bir inceleme olacaktır, bilginize...

Öncelikle incelememe başlamadan şuna değinmek istiyorum ; siz erkekler ( bir kısmınızı tenzih ederim.) istediğiniz her kitabı okuyorsunuz da, biz kadınlar niye okuyamıyoruz? Siz istediğiniz her yerde, cinsellikle ilgili konuşuyorsunuz da, biz kadınlar niye konuşamıyoruz ya da konuşmamalıyız? Yok öyle bir dünya!Bir kadın olarak, çoğunuzun söylemeye utandığı şey hakkında inceleme yazacağım. Evet, evet; " Vajina ".

Öncelikle böyle bir kitabı yazdığı için hemcinsime teşekkür ederim. Vajinanın tarihinden, yapısından, hastalıklarından ve vajina hakkında konuşamayan kadınların sesi olmuş.
Kitaptan bir alıntı ile devam etmek istiyorum. " Vajina" sözcüğü ile başlayalım. Sanki bir bulaşıcı hastalık adı ya da iyimser yorumla: tıbbi uygulamalarda kullanılan bir alet: "Çabuk, hemşire, bana vajinayı getir." "Vajina". "Vajina". Kaç defa tekrarladığınız fark etmiyor, asla söylemekten hoşlanacağınız bir kelimeye dönüşmüyor. Son derece aptalca, tamamen itici bir kelime.... "

🦋Yanlış anlamamanız adına bir düzeltme yapmak istiyorum. Ben size uluorta " Vajina " hakkında konuşun demiyorum. Dediğim şey, konuşan kişilere acayip tepkiler vermeyin. Örneğin, hamilelik ya da doğum hakkında rahatça konuşan bir milletiz. Ama vajina yahut penis hakkında bu kadar rahat değiliz. Daha adını söylediğimiz an tepkiler başlıyor (Ör; bu kız yollu ya da isteniyor vb...). Hadi size bir soru o halde. Vajina ve penis olmadan nasıl çocuk sahibi olacaksınız?!

Çok baskıcı yetiştirilen bir toplumuz. Özellikle de eskiden ve kadınlara karşı. Bir çoğunuz bana bu incelemeden dolayı tepki gösterebilirsiniz. Canınız sağ olsun. Ama ben doğru bildiğim şeyler hakkında konuşacağım ve buna Cinsellik de dahil. Ben bir kadınım ve vajinam var. Ona nasıl bakmam gerektiğini, nasıl temiz tutmam gerektiğini bilmek zorundayım. Bu siz erkekler için de geçerli. Siz de kendinize ve vücudunuza iyi bakmak zorundasınız. Bu kitap vajina ile nasıl ilgilenmemiz gerektiğini, kadın sünnetini, kadınlara yapılan eziyetler ve sadece zevk unsuru olarak görülen kadınların sesidir. O halde sessiz kalmamalıyım ve kalmamalıyız.

Kadın dediğin iffetli ve namuslu olmalıdır, diye bir tabu var. Katılıyorum ama sadece kadın mı? Hayır, erkek de namuslu ve iffetli olmalıdır. Kendine ait olmayan bir başka vücuda dokunmamalıdır. Sadece dokunmamak değil, o kişiyi hayal etmemeli ve arzulamamalıdır. Haa, bir de şu Hymen meselesi var. O sahip olmalısınız. Onu korumalısınız. Çünkü erkek el değmemiş bir kadın ister. Neden mi? Birçok erkeğe göre, bakire olmayan bir kız ya yolludur ya da kendisini aldatabilir~miş. .

Kısacası okumanızı tavsiye ederim. Bilimsel bilgiler de içeren bir eserdir. Okurken bunu da aklınızda bulundurun. İyi okumalar dilerim 🦋🤗. Kendinize ve vücudunuza iyi bakmanız dileğiyle..
96 syf.
·8/10
Vajina kelimesinden bile korkan bir toplumun içinde anatomimizi kabul ettirmeye çalışıyoruz ve gerçekten penis egemen bir dünyada iki dudak bir clitoristen ibaret olmadığımızı ispatlamakla geçiyor ömrümüz.

Her kadının okuması gereken bir kitap çünkü okurken kadınlığınızın duşta masturbasyon yapmaktan daha fazla anlam taşıdığını keşfediyorsunuz. Yani öyle ki Berlin'de hardcore ilişkiye zorlanan bir kadınla Arap Yarımadası'nda vahsice sünnet edilen bir kadın, İstanbul'da mini etek giydi diye babasının dövdüğü kızla aslında aynı ızdırabı yaşıyor: kadın olmanın dayanılmaz işkencesi...

Kadın olmak kadar büyük bir kumar yok. Ya namuslusun ya orospu, ya erkek fatmasın ya kokoş, ya feministsin ya kezban... benim ulan ben kadınım işte. İki meme bir bızır bir popo bu yani Allah böyle yaratmış ne yapalım?

Bu kitabı okuyun ey kadınlar...
96 syf.
·Puan vermedi
Emma Watson'nın kitap grubunda verdiği tavsiye ile alıp okuduğum bir kitaptır. Fakat orijinalin nedense bu Türkçe versiyonu kadar basitleştilmiş bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Feminizm hareketinin baş yapıtı gibi gözükse de kitap içeriği bunu çok yanlış anlamış demeliyim. Zira şimdi yazacağım ön sözü ile içeriğinin bir mantığı yok.

VAJİNA DEVRİMİNİ KADINLAR NE İÇİN İSTİYOR?
• Bütün ülkelerde parklarda saldırıya uğrayacağız korkusundan uzak yürüyüşe çıkabilmelerini. seksten zevk almalarını, vücutlarını sevme şansına sahip olmalarını. ülke yönetimine katılım fırsatının tanınmasını
• ABD, Doğu ve Batı Avrupa’da oyuncakla oynayacak yaştayken seks için satılmamalarını
• Swaziland’da pantolon giymelerini
• Ürdün’de rahat rahat flört edebilmelerini
• Afrika ve Asya’da sünnete zorlanmamalarını
• Suudi Arabistan’da araba kullanabilmelerini
•Afganistan’da dondurma yemelerini
• İran’da denize girebilmelerini
•Çin, Hindistan ve Kore’de doğmalarına müsaade edilmesini
• ABD, Avrupa ve Asya’da yatakta güvenle yatmalarını….

DÜNYADA VAJİNA MONOLOGLARINI OYNAYAN İLK MÜSLÜMAN ÜLKE TÜRKİYE’DİR….
244 syf.
Kitabın içindeki hikayelerin hepsi birbirinden güzel.
Aynı anda hem evlat edinerek hayatındaki boşluğu doldurmuş bir annenin hissettiği sevinci hem de aski olan babasını kaybederek yaşadığı hüznü okurken yazar ile paylaşıyorsunuz.
Ben çok beğendim ve kesinlikle herkese tavsiye ediyorum.
96 syf.
VAJİNA MONOLOGLARI
Yazar: Eve Ensler
Çevirmen: Özden Öke

Yayınevi: Miron Yayınevi

ISBN: 9789759791704
Sayfa: 143 sayfa
Basım Tarihi: 2002

Kadın OLMAK NE KADAR ZOR. Bunu ancak bu tarz kitaplar okuduğumda biraz olsun anlayabiliyorum ya da anlamaya çalışmak için caba harcanması gerektiğini düşünüyorum. Az biraz unutmaya gördüğümde sanki misk kokulu yasemin ormanlarında dertsiz tasasız Peri masallarında ki gibi yüz yıl uyuyan prensesler gibi düşünüyorum KADINLARI. Kadınları biraz daha anlamak, onlara biraz daha fazla yardımcı olmak, yaşadıkları bu kadar sorunlar içinde onları tanımak adına kadınlar tarafından yazılan kitapları faydalı buluyorum.
96 syf.
·Beğendi·9/10
Yirminci yılını dolduran Vajina Monologları’nın sıkı bir takipçisi olarak biz erkekler bu kitaptan çok şey öğrendik diye düşünürken, bu öğrendiklerimizin içinde herhalde en ilginç olanı kadınların kendi bedenlerini tanımıyor olmalarını öğrenmemizdi.
Örneğin bir kadın: Ben kırk yaşımda olmama rağmen Vajina Monologlarını izleyene kadar, orgazmın sadece erkeklere özgü bir durum olduğunu sanırdım” diyor. Bir erkekle öpüşen genç kızın hamile kalma korkusu aybaşı olana kadar sürüyor. Batılı kadınların da bizim kadınlarımızdan çok da farklı olmadıklarını öğrenmek ürkütücüydü.
1000Kitapta okuyanların değerlendirmelerini görünce, sadece izlediğim ve takip ettiğim oyunun, yazılı metnini okuyunca birçok konuyu atladığımı gördüm.
Bunlardan ilki: Monologlarının tiyatro seyircileri ve kitap okuyucuları ekseriyetle kadınlar. Oysa kadınlar vajinayı neden bir kadından öğrenme ihtiyacı hissederler? Bunu anlamış değilim.
Öyle ya, aynı organdan onlarda da var. Erkek, bir kadının penis hakkında ne düşündüğünü ilginç bulur ama bir erkeğe bir başka erkekten “Penis Monologları” dinlemek itici gelecektir. Kadınların, kendi organlarını bir kadından öğrenmesi sizce de biraz tuhaf değil mi!
Fark ettiğim ikinci konu ise beni çok tedirgin etti: Zira monologlarda, vajinasını ayna da gören bir genç kıza, kendi organı iğrenç, korkunç, itici görünüyor ve ondan utanıyordu. Bunu okuyunca, erkeklerin hiç yaşamadığı orgazm sorununun kadınlarda sıkça görülmesinin ana nedenlerinde biri de bu olmalı diye düşündüm?
Fakat yine de bir kadının vajinasını çirkin ve iğrenç bulma konusu yetiştirilme tarzıyla ilgili olsa gerek ve tüm kadınlara özgü değildir herhalde.
Zira çocukluğumun geçtiği Türkmen, Yörük obalarında buluğa erene kadar kızlarla erkekler birlikte oynar, birlikte eğlenir, dere, göl ve ırmaklarda birlikte ve çıplak çimerdik ve kimsenin her hangi bir uzvunu iğrenç, çirkin bulduğunu hissetmezdik. Fakat daha küçük yaşlarımızda, erkek çocuklar kadar olmasa da kız çocuklarının da cinsel organları her zaman örtülü olmayabilirdi. Ve şayet misafir varsa, aileden biri “çok ayıp kızım/oğlum, ört orayı derse misafir hemen, “Çocuğu utandırma, severim onun ayıbını” der, başımızı okşarlardı. Galiba bu sayede bizim yaşadığımız obalarda hiç kimse, hiçbir organını çirkin ve iğrenç bulmazdı.
Üçüncü olarak da, onca bakım ve özen isteyen, üstelikte karşı cinsin çok önem verdiği bir organını, sahibinin doğrudan değil, ayna yardımı ile görebilmesi, çok tedirgin edici geldi bana.
Vajina Monologlarından önce adeta tabu olan ve kadınlar arasında bile konuşulmayan pek çok konunun artık rahatlıkla dile getirilebiliyor olması, sadece kadınlar için değil, tüm insanlık için önemli elbette. Zira mutsuz bir kadın mutsuz erkekler, mutsuz aile, mutsuz toplum demek olsa gerek.
Burada bir parantez açıp, başta kadınlar olmak üzere herkese bir soru sormak istiyorum: Neden kadın için kötü olan sünnet erkek için iyi olsun? Hiç düşündünüz mü?
Oysa erkek, sünnet olmakla penis ucunda gereksiz bir deri parçasını kaybetmiş olmuyor. Tam aksine, “sünnet” denen o vahşi ve ilkel uygulama, pensin en hassas ve en hayati kısmını savunmasız bırakmakla birlikte aynı zamanda, küçük yaştaki çocuğa zincirleme etkileri bir ömür sürecek bir incinme, korku ve yakınlarına karşı bir güvensizlik de yaşatmaktadır.
Kadında klitoris neyse, pens başının görevi de aynı olmakla birlikte, göz için, göz kapakları ne kadar önemliyse ‘sünnet derisi’de penis için aynı öneme haizdir.
Söz konusu deri öncelikle, vajina benzeri kaygan ama birazda yağlı, kendine has kokusu ve antiseptik özelliği olan bir sıvıyı sürekli salgılamakta, öte yandan da bu deri, penis başına vajina sıcaklığına yakın bir ısı, kayganlık ve nem temin etmektedir. Sünnetten sonra bu kadar önemli özelliklerinden mahrum kalan erkek, her ilişkide vajina içine ilk girişte karşılaştığı bu ani ısı, nem, kayganlık değişiminden ötürü, çok kısa sürede uyarılmakta, tabi çoğu zaman eşini de orgazma ulaştırmadan ve kontrolsüz şekilde boşalmaktadır.
Anatomik araştırmalar göstermiştir ki, sünnet bir metreden fazla damar, arter ve kılcal damarları, 80 metreye yakın sinir uzunluğunu ve 20,000’den fazla sinir ucunu yok eder. Üst-derinin adaleleri, bezleri, mukoz tabakası yok olmuştur. Sünnet esnasında kesilen deri ve geride kalan derinin de büzülmesiyle sünnetten sonra penis boy ve hacim kaybına uğramıştır.
Bir yaratıcının varlığına inan ve düşünen gerçek bir müminin: “Gereksiz olsa, yaratıcı ne diye insana zararlı, gereksiz bir cilt parçasıyla yaratır insanı?” diye düşünmesi ve sünnet denen bu ilkel, ilkel olduğu kadar da vahşi olan bu geleneğe kaşı durması gerekmez mi?
Bu monologlardan sonra bütün dünyada kadın sünnetinde ciddi bir azalma olurken, Firavun kavminden Yahudilere, oradan Araplara, onlardan da tüm İslam âlemine geçen ama Kur-an’da yeri olmadığı halde dini bir kimliğe büründürülen bu ilkel geleneği, Bilim insanları da dâhil, Müslüman toplumunda hiç kimse soğrulmaya dahi cesaret edemiyor.
Tıbbın gelişmediği eski çağlarda bazı mikrobik hastalıkları önlemede sünnetin bazı küçük faydaları görülmüştür belki de fakat sünnetin günümüzde hiçbir haklı gerekçesi olamaz ve olmamalı.
Kaldı ki, erkek sünneti hakkında ileri sürülen gerekçelerin haklı bir tarafı olmadığının en büyük delili de, kadın sünneti olsa gerek. Zira kadın sünnetini yapan ve savunanların da mutlaka kendilerince haklı sebepleri vardı mutlaka ama bunu artık hiç kimse savunamıyor.
Son yüzyılda bedenleri üzerinde birçok tabuyu yıkan kadınların gösterdiği cesareti, erkeklerin de sünnete tepki göstermesi halinde, buna en büyük desteği, yine kadınların vereceği açıktır.
http://www.bilimislam.com/sunnetin-zararlari/
Orgazm konusunda ise kadınların kendilerini değil de erkekleri suçlamaları ve sorgulamaları, öncelikle faydasız ve maksada hizmet etmemektedir. Ereksiyon varsa erkek orgazm sorunu yaşamazken kadınlar neden yaygın olarak bu sıkıntıyı yaşarlar?
Bu sorunun cevabını doğada aradığımızda, örneğin keçi, koyun, inek, kedi, köpek, at, eşek, tavuk ve benzeri canlıların hiçbir ön hazırlık, sevişme vs olmadan çiftleşirken, bir aşımda ve birkaç saniye içinde zevkin doruklarına ulaştıklarına şahit oluruz. Bu salt üreme içgüdüsü de değildir, zira ortada inkârı mümkün olmayan bir haz alma gözlenebilmektedir.
Bu öyle bir haz ki, kızışan keçi, inek, tavuk, kedi gibi hayvanlar şayet çifteleşecek bir eş bulamazlarsa saldırgan, hırçın davranışlar sergiler, çığlık çığlığa eş arayışına girerler. Dişi katırlar ise, hiç doğurmazlar ve onlar doyumsuzdurlar.
Türkmen Yörük obalarında bu konular tabu olmadığı için, ilişkiye girme fırsatı yakalayan kadının, sevişme vs ihtiyaç duymadan, birden fazla orgazm yaşayabildiğini, pek çok kadın, bayağılığa kaçmadan, uygun lisanla anlatırdı.
Birkaç örnek vermek gerekirse, gece komşu çadırda: “Beni memnun etmeden “yorgunum” diyerek ilk akşamdan uyumana izin veremem!.. diyerek bağırıyordu kadın ki, kocası onu susturmak için de olsa, kendisiyle ilişkiye girsin.
Bir başka kadın “Geceki birleşme beni kandırmadı, birde şimdi istiyorum” diye kocasını ahırlıkta sıkıştırıyor, eşinin “Hanım öyle surat asma, bir umut olsa seni üzer miyim” dedi bana. Rahmetlinin çok üstüne varırdım, adam benimle başa çıkamazdı, acep hakkını nasıl öderim” diyerek anlatıyordu.
Burada görülen nokta: Doğadaki canlıların tümünde cinsel ilişkide belirleyici olan istisnasız dişilerdir. İlişkinin süresini de can güvenliği belirlemektedir. Şöyle ki: Bir canlının av olma ihtimali ne kadar yüksekse, ilişkinin süresi de o kadar kısadır. Örneğin köpek, yılan, sırtlan, gergedan, fillerde, oldukça uzun olan ilişki süresi, daha kolay av olabilen kanatlılar ve çift tırnaklılarda bir aşım, at, eşek gibi tek tırnaklılarda ise birkaç aşımdan ibarettir ve hiç birinde de orgazm zorluğu gözlemlenmez.
Doğadaki canlılar gibi veya onlara yakın bir hayat süren kadınların da, doğanın kendilerine bahşettiği bu hazdan mahurum kalma gibi bir lüksleri yoktur. Zira kalabalık bir ailenin bütün fertleri aynı ev, çoğunlukla da aynı odada kaldıklarından, cinsel ilişki fırsatı kolay oluşmuyor ve ilişki de kısa tutulmalıdır. Zira fırsat kaçarsa bir daha ne zaman cinsel temas fırsatı doğacağı belli değildir. Ayrıca bu kadınların sosyal medya hesapları, akşama kadar seyredebilecekleri magazin programları, saatlerce oyun oynayabilecekleri, dedikodu edebilecekleri, video izleyebilecekleri akıllı telefonları da yoktur.
Doğadaki türler gibi, ilişkinin zamanı ve zeminine de bu kadınlar karar verdiklerinden, çok önceden hazır duruma geliyor, ilişki öncesi ön sevişmeye de ihtiyaç duymuyorlardı.
Partnerimizin her ilişkide bizi bir kral veya kraliçe gibi hissettirmesi galiba biraz da bizim tutumumuza bağlıdır herhalde. Zira “Eşim gelsin, beni öpsün, sevsin, okşasın da, gönlümü edebilirse bir de ilişkiye girerim” düşüncesiyle bir şişme seks oyuncağı gibi davranarak bu isteğimize ulaşmamız biraz zor gibi. Çünkü her şeyde olduğu gibi, sekste de verdiğimizden fazlasını almak pek mümkün olmuyor.
Cinsel ilişki doğanın bize hediye ettiği hayati önemde bir haz kaynadığıdır ama neticede 161-180 yılları arasında Roma imparatoru olan Marcus Aurelius’un: “Derinin deriye sürtünmesinden başka nedir ki, iyisi mi kendinize cinsellik dışında doğada farklı hazlar bulun” diyor. Unutmamalı ki neticede seks her şey değildir. Beklentilerimiz aşırı yüksek tutup, hayal kırıklıkları yaşamanın da fazlaca bir anlamı olmasa gerek.
94 syf.
·Beğendi·10/10
2010 yılından beri aradığım kitabı 2016 yılında zor da olsa buldum ve iyi ki bulmuşum diyorum. Deneme kategorisinde beni anlattığını düşündüğüm çok hoş bir kitap

Yazarın biyografisi

Adı:
Almula Merter
Unvan:
Yazar, Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 83 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 119 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları