Andre Langaney

Andre Langaney

Yazar
7.4/10
25 Kişi
·
75
Okunma
·
1
Beğeni
·
387
Gösterim
Adı:
Andre Langaney
Unvan:
Fransız Akademisyen, Genetikçi ve Bilim Yazarı
Doğum:
1942
İnsan topluluklarını birbirinden ayıran yegane şey dış görünümleri... İnsanların iç yapılarını ele aldığımızda, en özel hücrelerine kadar topluluklar birbirine benziyor.
Bugün modern dünyanın nimetlerinden yararlanan ve konforlu,rahat çevrede oturan kimse elbette kendi hayat şartlarının,dedelerinin döneminden beri çok ilerlediğini düşünür.Ama,işsiz olan,ancak günü gününe yaşayan,günlük zorluklarla karşılaşan kimse ne düşünür? Onun dedelerinin zamanına özlem duyması icin yeterince neden vardır.
Botanikçilerin çalışmalarının gösterdiği gibi, başlıca hububat ve baklagiller birbirlerinden binlerce kilometre uzaklıkta evcilleştirilmişlerdir. Buğday, arpa, nohut, mercimek Yakındoğu'da... Darı ve pirinç Uzakdoğu'da, mısır ve fasulyeler Amerika'da, darı ve hintdarısı Afrika'da... Tüm bu yenilikler birbirlerinden bağımız yerlerde, milattan önce 9000'le 5000 yılları arasında gerçeklemişlerdir; bununla birlikte Afrika konusunda kronolojik belirsizlikler varlıklarını korumaya devam etmektedirler.
Medenileşmiş giysilerimiz altında, çok eski çağlardan kalan kuru bir deri saklı. İçimizdeki ilkel yaratık uyuyor. Unutmamamız gerekir ki hala tarih öncesindeyiz. Bundan çıkmayı bilmekse bize kalmış.
Bugün binlerce farklı genetik sistemi biliyoruz. Ama beyazların geni veya siyahların geni diye bir şey yok. Bütün beyazlarda ya da bütün siyahlarda bulunan ve diğerlerinde bulunmayan hiçbir gen yok. Bu, bilinen bütün genler için geçerli. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, bilimadamları, bütün topluluklardaki gen repertuvarının aynı olduğunu anladı. Avrupalılarda sık görülen bazı genler belki Doğulularda ya da Avustralyalılarda azdı ama yine de vardı. Genetik farklılıklar, insanların kafalarına, deri renklerine ya da coğrafi kökenlerine bağlantılı olarak hayal ettiğimiz kategorilere uymuyordu. Genler, insan topluluklarını birbirinden kesin çizgilerle ayrılmışçasına bölmeye imkan vermiyor.
Her halükarda görünüşe güvenmemek gerekir:Medeni insan elbiselerimizin altında ilk zamanların karanlıklarından gelen kurumuş bir deri saklanmaktadır:İlkel maymun adam içimizde uyuklamaktadır.
154 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Esas kitabın incelemesine başlamadan önce seri şeklinde okunabileceğini düşündüğüm için iki ayrı kitabı önermek istiyorum.

İlk olarak Yerkürenin En Güzel Tarihi kitabı ile başlayabilirsiniz.

Bu kitap; yıldızların, gezegenlerin, gökadaların, elementlerin kısacası tüm evrenin oluşum teorileri üzerinde duruyor. Sonrasında yerkürenin milyarlarca yıl içerisinde yaşadığı evrim sürecini; yanardağ faaliyetlerini, karaların ve okyanusların hareketlerini, atomların farklı yapılar oluşturarak yaşadıkları dönüşümleri ele alarak konuyu detaylandırıyor. Son olarak da canlılık faaliyetlerinin ortaya çıkışını evrim teorisi ile açıklıyor.

İkinci olarak seriye Dünyanın En Güzel Tarihi ile devam edebilirsiniz.

Bu kitap ise; evrenin oluşumunda daha çok big bang teorisi üzerinde duruyor. Uzaydaki parçacık dünyasına ait kavramlar ve termik reaksiyonlar üzerinden zaman zaman teknik anlatımlara başvuruyor ve teorilerin deneyleri ve matematiksel dayanakları hakkında da açıklamalar yapıyor. Haşin ateş topları olan yıldızların serüvenleri sonucunda oluşan atomların, element ve moleküllerin yolculuğu hakkında bilgiler veriyor.

Cansız varlıktan canlı varlığa geçiş konusuna, oluşan ilk canlı yapıların özellikleri ve yaşam mücadelesine, ardından da yaşanan evrim sürecine değiniyor.

Evrimsel süreç boyunca insanın ortaya çıkışı, maymundan evrilen ön insanların doğaya uyum sağlamak için ne tür davranışlar sergilediği, elde edilen iskelet buluntularının nasıl yorumlandığı ve sonuçlara ne şekilde ulaşıldığı açıklanıyor.

Ve üçüncü olarak İnsanın En Güzel Tarihi kitabı ile okuma yolculuğunuzu taçlandırabilirsiniz.

Kitabımız serinin tüm diğer kitaplarında olduğu gibi, alanında uzman üç kişi ile yapılan karşılıklı soru cevap şeklindeki diyaloglar ile hazırlanmıştır.

Teknik terimler fazla kullanılmadığı ve konular basit bir anlatımla ele alındığı için kitabın her okuyucu tarafından anlaşılması oldukça kolaydır. Ayrıca insanlık tarihi adına hiç okuma yapmayanlar için iyi bir başlangıç olabileceğini düşünüyorum.

İlk olarak Genetik Bilimci André Langaney ile yapılan diyaloglar ile başlayalım. Ona göre, insan maymundan gelir çıkarımı yerine; insan, goril ve şempanzeler tek bir atadan gelir demek daha doğrudur. İnsanın iki ayak üzerinde yürüyebilen fakat kötü tırmanıcılar olan bir türden geliyor olmasının daha doğru bir yaklaşım olduğunu savunuyor. Bunu ileri sürerken de tezini canlılar arasındaki DNA eşleşmeleri ve kromozom yapılarındaki farklılıklara dayandırıyor. Langaney'in bu ayrımlar içinde üzerinde en çok durduğu konu dildir. Ona göre insanı insan yapan ve diğer canlılardan ayıran en önemli özellik budur. Diğer canlılar kendi türleri arasında iletişim için birbirinden farklı seslenme şekilleri belirlemiş olsalar da hiç biri cümlevari değildir. Bu da insanı en gelişmiş canlı yapan önemli bir evrimsel kazanımıdır. Zira kültürlerin ortaya çıkması, gelişmesi, devirden devre aktarılması da ancak dil ile gerçekleşir. Dil olmadan kültürel mirasların birikimi eminim ki imkansızdır.

Peki ortaya çıkan bu küçük insan grupları daha sonra neler yaptı? Bu soruyu cevaplamak için de arkeoloji, biyoloji, genetik bilim, tarih, botanik gibi pek çok bilim dalına başvurmak gerekiyor. Kazılardan elde edilen bilgilere göre, insanın ilk ortaya çıktığı yer olan Doğu Afrika'dan MÖ 1,5 milyon yılına tarihlenen dönemde göç etmeye başlayan Homo Erectus'lar artık MÖ 500 bin yıllarına doğru Çin, Endonezya, Afrika, Avrupa'da görülmeye başlanmıştır. Göç sebepleri hakkında net bilgiye ulaşılamasa da iklim ve bitki koşulları, yeni kaynak arayışları, sağ kalma güdüsü gibi maddeler sıralanabiliyor. Belki de günümüzde kendi insani özelliklerimizi düşündüğümüzde en önemli dürtülerden biri olan "merak", onları dünyayı keşfe itmiş olabilir. Zaten gelişimin ilk adımı da merak değil midir?

Artık aradan epey zaman geçmiştir ve Yakındoğu'da MÖ 100 binlerde atalarımız Homo Sapiens'ler ortaya çıkmıştır. Onlar da tıpkı Erectus'lar gibi göç etmişlerdir. MÖ 67 binlerden itibaren Yeni Gine, Avusturalya, Batı Avrupa, Afrika ve Amerika'yı istila ederek geniş coğrafyalara yayılmışlardır. Elde edilen fosiller ve etkinlik izleri yetersiz olduğu için net bir yaşam kurgusu oluşturulamasa da bu grupların avcı-toplayıcı yontma taş devri insanları olduğu ortadadır. Buluntulardan yola çıkarak ortaya atılan "ölülerin ayinlerle gömülmesi" savı bana oldukça önemli geliyor. Demek ki ilk insanlar sanıldığının aksine hayatta kalma iç güdüsü ile vahşice hareket eden yaratıklar değil, topluluk halinde yaşayabilen ve hayatını belirledikleri modern düzende idame ettirebilen aklı başında canlılardı.

Zamanla genlerdeki çok ufak farklılıklar ve çevresel adaptasyonlar farklı etnik grupları meydana getirmiş ve insanoğlu bunu "ırk" olarak adlandırmıştır. Irk kavramı pek çok örnekte görüldüğü gibi insanlığa yüzyıllar boyunca türlü zararlar vermiştir. Oysa ki bilimde tek bir ırk vardır. O da "insan ırkı".

Arkeolog Jean Clottes ile devam edelim.
Sanıyorum ki sanat insan hayatındaki gelmiş geçmiş en önemli uğraşlardan biridir. Kendisinin belirttiği üzere, Homo Sapiens'ten önce bile sanatsal faaliyeti çağrıştıran bir takım bulgular elde edilmiştir fakat en önemli ve geçerli bulgulara Homo Sapiens ile birlikte, mağaralarda ulaşılmıştır. Mağara duvarlarına ve tavanlarına çizilen figürler insanlık tarihinin ilk anlarından itibaren aslında çağına göre modern bir hayatın kurulduğunu gösteriyor fikrimce. Üstelik bu çizimler, insanların hayatlarında en çok nelerle meşgul olduğunu göstererek ya da hayal dünyalarında neler tasarladıklarına dair tahminler yürütülerek tarihe de ışık tutuyor. Bu bağlamda sanat, insanlık kavramının en kıymetli ve en estetik şekillendiricisi olabilir.

Gelelim insanlık tarihindeki en önemli kavramlardan biri olan "din" olgusuna. Mağara resimlerinden yola çıkılarak bu dönemde şamanizm inancının hakim olduğu belirtilmektedir. Tarih öncesi çağlarda dahi insanlar belirli gizil güçlerin varlığına inanmakta, çeşitli ritler ile kutsal inanışlar geliştirmekte ve günlük hayatlarında bu doğaüstü güçlerden fayda ummaktaydı. O hâlde görüyoruz ki insanoğlu açıklayamadığı durumlar karşısında kendi hayal gücüne baş vurarak bir takım cevaplar üretmekte ve bu cevaplar karşısında geliştirdiği inanç sistemi ile de toplumsal yaşamlarını düzene koymaktaydı.

Şimdi de bir diğer Arkeolog Jean Guilaine'ye kulak verelim. Onun da bahsettiği üzere son buzul çağının sona ermesiyle birlikte değişen iklim koşulları yerleşik düzene geçmeyi de tetiklemiştir. MÖ 12 binlerden itibaren yerleşik düzene geçmeye başlayan topluluklar 9 binlerden itibaren tarımı keşfediyor ve hayvanları evcilleştirmeye başlıyor. Bu da mülk edinme ve hakimiyet kurma isteklerini kamçılıyor olmalı.

Zaman içinde göç eden tarım toplulukları avcı-toplayıcı grupları etkilemiş ve yerleşik köy hayatları yer yüzüne hakim olmaya başlamıştır. Elbette tarım toplulukları da geldikleri yeni bölgeleri tanıma ve farklı yetkinlikler konusunda avcı-toplayıcılardan pek çok şey öğrenmiştir. Karşılıklı kültür aktarımı sayesinde daha büyük ve güçlü topluluklar kurulmuştur fakat genele baktığımız zaman güç olarak adlandırmamız gereken şey yine "ekonomidir". Zira tarım toplulukları sahip oldukları şeyler ve edindikleri yetenekler bakımından avcı-toplayıcı gruplardan daha güçlüdür.

Başını sokacak evi ve karnını doyuracak yiyeceği olan halk artık madenleri de etraflıca işleyip değiş-tokuş sistemini geliştirmiş ve böylece toplumsal düzen, hiyerarşi ve erk kavramları güçlenmiştir. Çoğalan nüfusla birlikte hakimiyet istemi artmış, ardından da çarpışmalar ve savaşlar başlamıştır.

Son olarak şunları söyleyip incelemeyi bitirmek istiyorum. Yakın tarihe ve günümüze baktığımız zaman kendimize sormamız gereken en önemli soru bana göre "Biz nereye gidiyoruz?" olmalıdır. Her ne kadar klişe gibi gözükse de bu soru, yeryüzünü daha yaşanabilir kılmak için atılacak adımlarda farkındalık sağlayacak yegâne düşüncedir. Toplumlar arasındaki siyasi ve askeri güç dengesizlikleri, ekonomik farklılıklar, sosyal yaşam ve eğitim alanındaki uçurumlar, erki elinde bulunduranlar için tos pembe görünse de esasında bu büyük bir yanılgıdır. Doğa belli başlı kanunları olan en büyük güçtür. Dengesini sarstığımız her faaliyette bize ummadığımız bir noktadan zorluk yaşatacaktır. İnsanlık bilim, teknoloji, yaşam kalitesi alanında oldukça başarılı bir yol katetmiş olsa da verdiğimiz zararlar konusunda yapıcı olmazsak ilerde içinde bulunacağımız bir "insanlık alemi" olmayacaktır.

Bu bağlamda düşündüğümüzde görüyorum ki, İnsanlık Apaçık Bir Muammadan ibarettir.
154 syf.
·295 günde
SEN BANA ŞİMDİ MAYMUN MU DEDİN?

Evrim:
https://youtu.be/owoLn8ds0AQ

https://youtu.be/llADBLWfHkc

https://youtu.be/cTZcIt1khu0

Kültürel evrim tarihi:
Mankind
Tüfek-mikrop-çelik

https://youtu.be/q-UZF12sSb8
Şarkı girişe uyum sağladığı için münasip bulunmuştur.

SAPİENS KİTABININ MUADİLİ Mİ?
Her yazar ve her kitap elbet kendine has ve biriciktir.Konu olarak her ne kadar ikisi de insan evrimi hakkında yazılmış dahi olsa Sapiens kitabını okumamama rağmen çevremdeki arkadaşlarımdan gözlemlerime dayanarak 0 evrim bilgisiyle de okunacak bir kitap olduğunu söyleyebilirim.Ama aynı şeyi maalesef İnsanın En Güzel Tarihi'nde görememekteyiz.Önsözde her ne kadar jargon kullanmamaya özen gösterdik dese de kitabı okurken olaylara Fransız kalmamanız ve en azından terimlere aşina olmanız adına sevdiğim,istifade edeceğinizi düşündüğüm birkaç belgeseli koymak istedim.

EVRİM HAKKINDA OKURSAK DİNDEN ÇIKAR MIYIZ?
Eğer böyle bir soruya sahipseniz bir fikre karşı çıkmanız için önce o fikrin ne olduğunu bilmelisiniz.Sonra benim gibi bir insana çatarsanız 'karşısın da neyine karşısın? Antitezlerini sun hele!'der.Derim.Yaratılış hikayeleri dinlemeyi kim sevmez ki? Şayet benim gibi takıntı derecesindeyiz pamuk şeker gibi belgesel önerisi:Morgan Freeman ile İnancın Hikayesi.Sadece ilk bölümünde yaratılış hikayeleri dinleri karşılaştırmalı ele aldığı için tavsiye niteliğinde.Bana yetmez bunlar kesmedi diyenler icin ve dinle yaratılış hikayesini ele almak isteyenler için tevrat,incil,zebur okuyabileceği:kutsalkitap.org iyidir.İncelemenin devamı ise yaratılış hikayesini evrim teorisiyle birlikte ele alma üstünedir.

+biz şimdi maymundan mı geldik?
-hayır,aslında halen öyleyiz.
+manyahh mısın sen neremiz maymun şimdi?
-genler laboratuar ortamında birbirinin üstüne konarak akrabalık dereceleri bulunuyor.Ve evet halen maymunuz senin demenle.Ama sadece maymun değil evrendeki tüm canlılarla akrabayız.Yani gen dizilimi aslinda ilk atalardan cok da farklı degil.Sadece değişen çevre koşullarıyla bir grup gen kombinasyonu değiştirirken bir kısım değişmeyen çevre koşullarında kalarak gen kombinasyonu aynı kalmış.İlk grup o kadar değişmiş ki artık 2.grupla birleşemez hale gelmiş.Bu da yeni türler demek.
-deme guzummmm deme öylee şeyler!!!

+bu ilk tipler de garip bir tarafında don yok,kalkmış resim yapmış.
-aslında o dönemde genelde yapanlar şamanlardı.Bir rituel gibi..
+kımız da var mıymış? Kafa yapiyor diyorlar.

-merve koş ekmek almaya git!
+ah o ilk tohumu eken herifi bulursam,bir elime geçireyim...

Insanı diğerlerinden ayıran cümle kurmasıymış.Biraz abarttım,olsun!
154 syf.
·7/10
Kitap üç bölümden oluşuyor. Her bölümde Fransa’nın önde gelen bilim adamlarının anlattıkları var. Diyalog şeklinde geçiyor. Ana konusu insanlığın ortaya çıkışı, gelişimi, toplum, aile, medeniyet, sanatın ortaya çıkması, tarihte bulunan insanlığa ait en eski kanıtlar gibi genişçe bir açıya sahip. Hem tarih hem bilim bir arada. Tarih okumaktan genelde çekinirim ama çok severek okudum, oldukça akıcıydı. Bu seride 7 kitap daha var. İçerik olarak çok sevdim. Yavaş yavaş diğerlerini de okumaya başlarım.
154 syf.
·6 günde·7/10
İnsanın en güzel tarihi, uzun zamandır merak ettiğim serinin rastgele aldığım ilk kitabı.
Kitap 3 bölüme ayrılmış, birinci bölümde insanın nerden geldiği ve evrim konusu işlenmiş. Evrime inanmıyorum ve beni ikna da edemedi ama yeni bilgiler edindim ve evrime inananların neyi savunduğunu öğrenmiş oldum.
2. bölümde insanın sanatı (bence) keşfetmesi ve ilk sanat eserlerinin ortaya çıkışı anlatılmış ve şamanizmden bahsedilmiş. Pek ilgim olmadığından olacak en çok sıkıldığım bölümdü.
3. bölümde ise insanın mülkiyetle ve buna bağlı olarak hiyerarşi ve otoriteyle tanışması anlatılmış. Aile yapısı, din, kadının toplumdaki yeri, farklı kültürlerin bir araya gelmesi, ilk icatlar, insanın doğaya karşı savaşı, gelenekler ve o dönemdeki insanların bilgi seviyeleri gibi konular anlatılmış ki beni en çok saran bu bölüm oldu.
Ve sonsöz olarak da genel bir değerlendirme yapılmış.
Kitap genel itibariyle beklediğim gibiydi fakat daha yumuşak bir anlatımla karşılaşacağımı umuyordum.
Ancak her şey güzel giderken şu cümlelerden sonra kitaba karşı düşüncelerim ve tavrım değişti.

" Gezegenimizin bütün kültürlerinde, insanlık dışı olarak niteleyebileceğimiz davranışlar var ve bunlarla mücadele etmeniz gerekiyor. Kültür ve fark adına hırsızların ellerinin kesilmesi ve çocukların cinsel sakatlıklara yol açacak işlemlere tabi tutulmaları kabul edilemez... Hiçbir şey başkalarının küçük görülmesine izin verilmesini doğrulayamaz. Ama hiç bir şey de onların bize insanlık dışı gelen davranışlarına saygı göstermeye bizi zorlayamaz. " (Sayfa 139)

Apaçık ki bahsettiği İslamiyet ve şeri hükümler ve buna karşı saygı duymayı reddetmeleri. Öyleyse bende onların saygı duymayışlarına saygı duymuyor ve tüm kültürleri araştıran bu biliminsanlarının İslamiyeti araştırmalarını umuyorum.
154 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Yine bir İş Bankası Kültür Yayınları harikası. Daha evvel Aşkın En Güzel Tarihi ve Mutluluğun En Güzel Tarihini okumuştum. Mutluluğun En Güzel Tarihini çok beğendiğimi söyleyemem ama okuduklarım içerisinde yer alan diğer ikisini gerçekten beğendim. Serinin diğer kitaplarını da listeme ekledim hatta. Konunun uzmanlarınca ele alınıp soru cevap tarzında sıkmadan işlenişi okuyucuya keyif veriyor. Tarihsel süreçlere ilgi duyanlar zevkle okuyacaklardır.
154 syf.
·Puan vermedi
bir kaç yazarın ortak bir çalışması olan bu kitap 3 bölümden oluşur: yeryüzünün keşfi, hayal gücünün keşfi, iktidarın keşfi.
kitap soru / cevap şeklindedir.

kitapla ilgili kişisel görüşüm; sorulara verilen cevaplar yetersiz kalmaktadır ve kendilerinin de kabul ettiği bu yetersizliğin ise ileride yaşanabilecek teknolojik gelişmelerle aşılabileceğini söyleyerek geçiştirilmektedir çoğunlukla.

ancak kurgusal bir dille olayları/bulguları anlatıyor olması kitabı okumayı kolaylaştırıyor, insanın en güzel tarihini akıcı bir dille anlatıyor...
154 syf.
·Puan vermedi
İnsana özgü üç perdelik komedinin üç keşifle ortaya çıktığını söylüyor; Toprağın, hayalgücünün ve gücün keşfiyle... Bir bakıma insanın kendini doğadan ayırması ve kendine bağımlı hale getirip üzerinde güç kurma peşinde olduğunun kanıtıdır... Neolitik çağla birlikte tarım ve şehirleşmeye dayalı devrim bir bakıma insana karşı bir silaha dönüştü. İnsan yarattıklarını kölesi haline geldi. Galip gelen aynı zamanda kurban oldu.
154 syf.
·Beğendi·9/10
Homo Erectus'tan Homo Saphien'e kadar anlatan söyleşi tadında bir eser.Çok beğendim.Yazarlar Fransa'nın ve Dünyanın en önemli bilim insanlarından.Her ayrıntıyı kibirsiz bir şekilde açıklıyorlar.Beğenmediğim tek yönü kitabın ara ara tekrara düşme hissi uyandırması.

Yazarın biyografisi

Adı:
Andre Langaney
Unvan:
Fransız Akademisyen, Genetikçi ve Bilim Yazarı
Doğum:
1942

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 75 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 37 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.