Atakan Hatipoğlu

Atakan Hatipoğlu

Yazar
9.0/10
1 Kişi
·
2
Okunma
·
1
Beğeni
·
39
Gösterim
Adı:
Atakan Hatipoğlu
Tam adı:
Doç. Dr. Atakan Hatipoğlu
Unvan:
Türk Yazar ve Akademisyen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
408 syf.
·Beğendi·9/10
Siyaset kitaplarının önemli bir özelliği okuru içinde yaşadığı toplumda faaliyet gösteren partilerin günlük siyasetinden uzaklaştırıp geçmişlerini ele alarak nereden nereye geldiklerini, bağlı kaldıkları ideolojik çevçevenin içinde bulunup bulunmadıklarını, rüzgâra göre yön değiştirip değiştirmediklerini tarihsel sürece atıflarda bulunarak içermeleridir. Bu bakımdan siyaset içerikli kitaplar savunulan ideolojiyle karşısındaki zihniyeti ayrı ayrı değerlendirip şu an için nerelerde durduklarını göstermesi bakımından yararlıdır. Bu değerlendirmeleri yaparken siyaset üstü bir üslubun benimsenmesi tarafsız kalabilmek için elzemdir. Böylece okur yazılanları kendi süzgecinden geçirip yorumlayacaktır. Ancak yine de yazarın bir siyasi görüşünün olabileceği ön kabulünden hareketle siyasi içerikli kitaplarda tamamen tarafsız bir tutum sergilenemeyeceği de ortadadır. Kaldı ki siyaset kitabı yayımlayan biri doğal olarak illaki siyasal bir görüşe sahiptir. Bu tür kitapları okurken okurun asıl beklentisi gerçeklerin çarpıtılmaması, yalana başvurulmamasıdır. Bilinçli bir okur siyasetçilerin söylediği yalanların kitaplarda savunulmasından hiç hoşlanmaz. Eğer bir yazar bir siyasal parti liderinin söylediklerini hiç araştırmadan benimsiyorsa, toplumsal gerçeklerle ilişkisinin olup olmadığını incelemiyorsa ve tutarlı olup olmadığı konusunda karşılaştırmalar yapmıyorsa o yazarın yazdıkları inandırıcılık konusunda eksiktir. Kaldı ki böyle kitaplar popülist bakış açısıyla yazıldıkları için zaman içinde eriyip gider, kalıcı olmaz. Oysaki bazı kitaplar popülist söylemin ötesine geçip kalıcılığı yakalar. Bu kitaplardan biri bu yazının da temelini oluşturan CHP’nin İdeolojik Dönüşümü’dür.

Kaynak Yayınları tarafından 2012’de basılan bu kitabın yazarı Adnan Menderes Üniversitesi’nde akademisyen olan Atakan Hatipoğlu. 407 sayfalık hacimli çalışma Kemalizmden Sosyal Demokrasiye alt başlığını taşıyor. Bu kitap yaklaşık dört yıllık bir çalışmanın ürünü. 2005’te bir konferansta yaptığı sunumun genişletilmiş biçimi olarak kitaplaştırılmış. Makalenin kapsamlı bir şekilde ele alınması 2008 yılını bulmuş.

CHP’nin İdeolojik Dönüşümü adından da anlaşılacağı gibi Türkiye’yi kuran parti CHP temelinden hareket ederek ideolojik olarak nereden nereye savrulduğunu kapsamlı bir şekilde ele alan bir çalışma. Kitabın kapağı da çok yerinde bir seçimle içeriğine cuk diye oturuyor. Rahmetli karikatürist Turhan Selçuk’un Cumhuriyet’te yayımlanan çiziminde bir adam cumhuriyetin mayasında olan “altı ok”u heybesine yükleyip müzeye doğru gidiyor. Bu kitap da altı okun nasıl müzelik olduğunu CHP’nin kuruluşundan günümüze kadar değişen politikaları eşliğinde gözler önüne seriyor.

Hatipoğlu kitabını iki bölüme ayırmış. İlk bölümde Kemalizm ile tarihsel kökenleriyle sosyal demokrasiyi, ikinci bölümde CHP’nin Kemalizmi bırakıp sosyal demokrasiye nasıl geçtiğini ve bu bağlamda yaşanan tartışmaları ele alıyor.

Yazarın savunduğu ve üzerinde durduğu temel sav Kemalizmin sosyal demokrasi ile uyuşmadığı, bağdaşmadığı yönünde. Bu açıdan bakıldığında Kemalistler asla sosyal demokrat, sosyal demokratlar da asla Kemalist olamaz. Ama günümüzde sosyal demokrat zihniyet CHP’yi ele geçirmiş durumda. Devrimcilikle hiçbir alakaları olmayanlar yönetim kademesinde. Aslında çok çelişkili bir durum var ortada. Ama CHP tabanının Atatürk’e karşı yaklaşımından dolayı CHP Atatürkçü çizgisinden hiç ödün vermiyormuş gibi bir izlenim veriyor. Oysa gerçekler bunun tam tersi yönünde. CHP’nin Atatürk’e karşı ilgisi sadece rozet Atatürkçülüğüne indirgendi. Altı okun CHP’nin gündeminden düşeli çok oldu. Peki nasıl bu noktaya gelindi? Atatürk’ün kurduğu parti niye Atatürk’ün çizgisinde ilerlemiyor? Neler yaşandı da Atatürk ortak bir değerken kendi partisinde bile bu kadar çok tartışılan bir lider hâline geldi? İşte bu ve benzeri soruların cevaplarını bu kitapta bulmak mümkün.

Sosyal demokrasiyle Kemalizmin uyuşmamasının sebeplerini ayrıntıları olarak açıklıyor Hatipoğlu. Öyle güçlü savlarla ve kaynaklarla karşımıza çıkıyor ki tezine tezat düşünceler ileri sürülmesi, tezinin tepetaklak edilmesi mümkün değil. Çünkü bu kitabı okumasanız dahi sosyal demokrasiyi ve Kemalizmi doğru kaynaklardan iyice öğrendiğinde arada bir tuhaflık, bir ayrılık, bir doku uyuşmazlığı olduğunu görüyorsunuz. Hatipoğlu taşın altına elini koyup yıllarca kafa patlatıp sosyal demokrasi ile Kemalizmin uyuştuğunu iddia edenlerin tezlerini birer birer çürüterek bu meseleyi kökten çözmüş ve bütün bunların hepsini bir kitapta toplayarak dergi toplu, düzgün bir eser hazırlamış.

Hatipoğlu “giriş” yazısında sosyal demokrasiyi savunan Atatürkçüler ile sosyal demokrasinin Kemalizmle çeliştiğini ileri sürenleri isim isim anlatıyor. Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy, Anıl Çeçen, Suna Kili, Algan Hacaloğlu sosyal demokrasiyi savunurken Alpaslan Işıklı, Doğu Perinçek, Arslan Kılıç sosyal demokrasi fikrinin Kemalizmle ters düştüğü görüşünde. Tabii bunlar sadece giriş bölümünde verilen isimler. Kitabın ileri sayfalarında daha pek çok isim var hangi yönde oldukları gözler önüne serilen. Söz gelimi Deniz Baykal, İsmail Cem ikilisi sosyal demokrasi yönünde ilerlerken bazı CHP’liler sosyal demokrat bir tavır değil, Kemalist bir yaklaşım sergilemekte devam ediyorlar. Çünkü her ne kadar sosyal demokratlar CHP’yi ele geçirse de CHP’de Kemalist duyarlılıklara sahip milletvekilleri de var. Ama sayıları çok az ve giderek de azalıyor. Hatipoğlu Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanlığının ilk iki yılını kısaca ele aldığı bölümde sosyal demokrat zihniyetin CHP’de varlığını koruduğunu, yeşermeye devam ettiğini ifade ediyor. Kılıçdaroğlu’nun söylemlerinden örnekler veriyor.

Hatipoğlu Batı’da ortaya çıkan sosyal demokrasinin sömürgeciliğe karşı bir eleştirisinin olmadığını anlatıyor. Buna göre sosyal demokratlar her ne kadar ezilen sınıfın yanındaymış gibi görünseler de aslında sadece kendi devletlerinde yaşayan düşük gelirli grupların ücretlerini, hayat standartlarını yükseltme peşindeler. Bu yüzden onlar kendi ülkelerindeki iktidarın az gelişmiş ülkeler üzerinde uyguladığı sömürgeci politikalarına ses çıkarmıyorlar. Çünkü kendi ülkeleri sömürgen olmalı ki daha çok kazansınlar ve bu kazançtan da halk payına düşeni alsın. Böylece ezilen halkların yanında yer alan Kemalizm ile sosyal demokrasi arasında doku uyuşmazlığı olduğuna dair bir sebep daha beliriyor.

Hatipoğlu sosyal demokratların işbaşında olan hükümetlerin emperyalist uygulamalarına ses çıkarmamasına birçok örnek veriyor. Söz gelimi Mısır lideri Abdülnasır’ın 1956’da Süveyş Kanalı’nı ulusallaştırmasına, Hindistan ve Afrika halkının bağımsızlık mücadelelerine karşı çıkıyorlar. Ayrıca Irak’ın işgali esnasında ABD’nin hoşuna gitmeyecek tek söz etmiyorlar. Yazar işin bir de Türkiye boyutunu ele alıyor: “Avrupa sosyal demokrat partileri son otuz yıl boyunca PKK terörizmini teşvik eden bir yaklaşım içinde olageldiler, ASALA’yı hiçbir zaman açıkça karşılarına almadılar, Ermeni soykırımı iddialarını desteklediler, Kürt sorununun uluslararası müdahale konusu olmasını teşvik ettiler ve Kıbrıs sorununda Rum tarafının tezlerini destekleyegeldiler.” (s. 372-373)

Atatürk’ün sosyal demokrasinin çizgisinde ilerleme gibi bir hedefinin olmadığını belirten Hatipoğlu, Atatürk sonrası CHP’nin niçin bu çizgiye doğru kaydığını da incelemiş. 1950 seçimlerinde iktidarı Demokrat Parti’ye kaptıran CHP üst üste üç defa genel seçimlerde hezimete uğruyor. Bu şaşkınlık CHP’de birçok tartışmayı alevlendiriyor. Devrimler topluma ağır mı gelmiştir? Halk niçin CHP’den bıkmıştır? Nerelerde hatalar yapılmıştır? Bu ve benzeri sorular CHP’de çok şiddetli tartışmaların yaşanmasına yol açmıştır. CHP o kadar başarısızdır ki DP’nin üzerinden silindir gibi geçen 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra yapılan 1961 seçimlerinde bile -seçmen sayısı artmasına rağmen- 1957 seçimlerinden daha az oy almıştır.

Yazara göre sosyal demokrasi kalkınmasını tamamlamış ülkelerde geçerliliği olan bir politika. Oysaki az gelişmiş ülkelerde sermaye sınıfına ihtiyaç olduğu için sosyal demokrat bir yaklaşımla ülke yönetimi başarılı sonuçlar vermez. Devletin ekonomiye müdahalesi şarttır. Sermaye birikimi olmayan bir ülkede eğer devlet bu gerçeği bildiği hâlde yine de fabrikalar kurmayı halkından beklerse yerinde sayar sadece. Ama devlet bu işe el atarsa halkın refah ve mutluluğu yükselir. Atatürk zaman içinde devletin ekonomiye müdahale etmesi gerektiğini görerek devletçiliğe yönelmiştir. Ve bu yönelişten sonra atılımlar bir bir gerçekleşmiş, Türkiye çok büyük bir sıçrama yaşamıştır. Ne var ki ülkeyi yönetenler sosyal demokrat olsaydı hiçbir ilerleme kaydedilmezdi. Çünkü sosyal demokrasi evrimci, reformcu ve parlamentaristtir. Kemalizm ise devrimcidir. İğneden ipliğe kadar her şeye muhtaç bir ülkede devrimci hamleler yapmazsanız özgürlüğünüzden, bağımsızlığınızdan ödün verirsiniz. Bu da sizi karşınıza aldığınız ülkelerin oyuncağı, kuklası konumuna düşürür.

Kemalizm çizgisinden giderek uzaklaşarak bugünlere geldik. Artık Atatürk devrimlerini savunan politikacılar parmakla sayılacak kadar azaldı. Atatürk’ün hangi konuları nasıl çözdüğü mecliste hiç dile getirilmiyor. Atatürk ikinci plana itildiği için meydan siyasal İslamcılara, sosyal demokratlara, Türkçülere ve Kürtçülere kaldı. Biri Kur’an’ı elinden, Allah’ı ve peygamberi dilinden düşürmez; öteki hem Atatürk’ün partisi içinde politika yapar hem de Batı’ya hayranlıkta rakiplerine fark atar; bir diğeri milliyetçi görünüp milliyetçiliği ayaklar altına alanlarla el birliği yapar; başka biri ülkeye kan kusturmuş terör örgütü PKK ile el ele, kol kola boy gösterdiği yetmiyormuş gibi bu gerçek malumun ilamı olmasına rağmen meclise de girer. Hatipoğlu’nun tezlerine ve düşüncelerine katılan bizler de bu ülkenin kimlere kaldığını ah vah ederek, dizlerimizi döverek seyrederiz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Atakan Hatipoğlu
Tam adı:
Doç. Dr. Atakan Hatipoğlu
Unvan:
Türk Yazar ve Akademisyen

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 2 okur okudu.
  • 2 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.