Ayhan Koç

Ayhan Koç

YazarÇevirmen
9.2/10
34 Kişi
·
63
Okunma
·
5
Beğeni
·
312
Gösterim
Adı:
Ayhan Koç
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1983
1983 İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi mezunu. Bir dönem dergi ve gazete sektöründe çalıştı. Sırlıçeşme yazarın ilk romanıdır.
“Edebiyata hak ettiğinden fazla mana yükleyenlerin çağı değil bu. Gerçeğin modası geçti artık. Renkli yalanlar kumpanyasındayız!”
“Dünyanın hangi milleti, dünyanın hangi toy kuşağı, sevdikleri, hayran oldukları sanatçıların yakılışına canlı yayında şahit olmuştur? Hangi nesil vatandaşları arasında fark gözetmeyeceğine söz vermiş devletinin o çirkin, hakiki yüzünü bu denli açık şekilde görebilmiştir?”
“Kırık olmasıyla Rize çayına yakın ancak sadece bilmek, tatmak isteyenin duyumsayabileceği, ihanete uğramış bir devrimin ahı var bu çayda!”
"Hayattan çelme yemeyelim diye,hiç doğrulmadık yerden,hiç iki ayak üzerinde durmadık .Seyrettik, sadece seyrettik. Af buyurun,trene bakan öküzler gibi seyrettik hayatı. "
Şayet ölümü acıyla, ıstırap ile ilişkilendirmesek, ölüm bu kadar nazlı olmasa, milyonlarca seveni var ona nağmeler dökecek. Bundandır belki hınçları bana. Sevgili ölümlerini sakınıyorlar benden. Gideceğim diye değil, burada kalacakları için tüm tasaları.
Ayhan Koç
Sayfa 64 - İthaki Yayınları
416 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Hepimiz edebiyatın naifliğine muhtaç olmadık mı? Özlemle, tebessümle hem güzel insanların, hem küçücük kalplerin iyiliklerini manzumelerde veyahut nazımlarda görmek istedik. Bazı edebi eserleri çok sevdik; incelemelerimizde çokça kelimelerle atıfta bulunduk ya da eleştirilerde objektif olmaya çalıştık. Elbette soralım kendimize ne kadar başarılı olduk bunda? Zaten edebiyat alanı o kadar kalabalık olmaya başladı ki… Yeni yazarlarımız, yeni eserlerimiz her geçen gün daha da artmakta. Sevgili 'Ayhan Koç' da bu isimlerden birisi. Her zaman yeni dönem başarılı nitelikli edebiyatı hepimiz istiyoruz. Ve de bunun içindir aslında klişe normlardan sıyrılıp yeni edebiyata şans verme kanısındayım. Ve işte Ayhan Koç da bu yazarlarımızdan birisi. Ve ve ve 'Sırlıçeşme' adlı romanı…
Bilmem nasıl anlatsam ki bu romanı. Çok kalabalık bir eksen etrafında toplanan ve gelişen mistik bir büyülü gerçekçilik. Öyle bir eser ki, eserde hem devrimsel sancılar, hem mimari tasvirler hem tarihsel anekdotlar hem varoluş felsefesi ve daha nice mistisizm. Çok genel bir anlatım yapmak istemiyorum; ama bütün olarak bakıldığında bir Türkiye panoraması aslında.
Gizemli bir kasabada bir Sırlıçeşme ile başlayan tema, ismiyle müsemma ‘Fikret’ ve Sadık’la devam eden ve 90’lı yılların akışını ilmek ilmek hissedebileceğimiz sıcacık bir öykü.
(Ne güzel bir esersin ki sen Cumartesi Anneleri ’ne bile değinmişsin.)
Şiddetle ve ısrarla tavsiye ederim! :)))))
416 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Öyle muazzam bir kitaptı ki...Nasıl anlatsam bilmiyorum.Istanbul'un taşrasinda henüz gökdelenlere bogulmamis, kıyıda köşede kalmış Sırlıcesme 'nin öyküsünü anlatırken aslında Türkiye 'nin de fotoğrafını çekmiş yazar.Kitap yakın geçmişimizin tarihine de tanıklık ettiriyor bizi.Olaylar Sadık 'in ağzından anlatılmış.Hem o kadar kalabalık şahıs kadrosunun hikayesini akıcı bir şekilde anlatmış, hem de Sadık ve Fikret'in arasindaki dostlugun derinliğini insanin ruhuna oya gibi işliyordu . Yazarın dili çok ironik ve eğlenceliydi. Hikaye içinde hikaye, anlatı içinde anlatı vardı ve bunu yaparken durulugunu asla yitirmedi kitap.Ayrica büyülü gerçeklik,masalımsı öğeler de serpistirilmisti satırlara. Ben kitaba hayran kaldım.Bircok satırında o kadar çok şeyi sorgulatiyordu ki...Ayrıca politik girdileri çok olan bir eleştiri yumagiydi eser.Her satırından büyük keyif aldim(editörün tüm baltalamalarina rağmen),yazar ne yazsa okurum. Ödüllü de bir kitap ama medya hep aynı yazarları gündeme getirdiği için kendimiz araştırmasak ya da tesadüf etmesek bulamıyoruz bu değerli kitap ve yazarları.
200 syf.
·15 günde·Beğendi·8/10
Ayhan Koç’un İlk kitabı Sırlıçeşme romanı. Bu kitapla 2017 Everest İlk Roman ödülüne layık görüldü. İkinci kitabı Kara Havadisler Kervanı. 12 öyküden oluşuyor. Öykülere baktığımızda yazarın kurgudaki ustalığı hemen fark ediliyor. Öykülerin çoğunda kurgu çarpıcıydı. Ve genel olarak eleştirel öyküler.

İlk öykü “222. Daire”, var olmayan bir yazarı konu alıyor. Herkesin okuduğunu iddia ettiği ama kimsede tek kitabı olmayan. Kitapçılarda son kitabı biraz önce satılmış olan. Bir dostunuzdan istediğinizde bir başkasına ödünç verilmiş olan. Yani kitapları bir türlü ele geçmeyen. Bu öyküde hem bir lider eleştirisi hem de okur eleştirisi var. Tabi öyküde gerçeği fark eden. Ve peşine düşen bir karakterimiz de var. Sonrası kitapta. Yazar öykünün coğrafyasını gizli tutarak öyküyü evrensel bir boyuta taşıyabilirdi.

İkinci öykü “Muskacı Edhem Efendi”. Öykü yine eleştirel. Karakterimiz Edhem Efendi çağını aşan görüşlere sahip. Bu özelliği onu coğrafyamızda bir filozof yapacağına muskacı yapıyor. Coğrafyamızın bize bahşettiği trajikomik kaderlerden birini yaşıyor. Ama okur olarak, bizim Muskacı’nın bu kadar bilgili, ileri görüşlü olması öykünün inandırıcılığını hafiften baltalıyor diye düşündüm. Kitabı edinip öyküyü okuduğunuzda farklı düşünürseniz nedenleriyle tartışırız. Belki yanılıyorum. Hata payı bırakalım :)

“Tiranlık” öyküsü esasında güzel bir konuya değinmiş olsa da. İnandırıcılığını en zayıf bulduğum öykülerdendi. Belki öykünün uzunluğu ve anlatımın yoğunluğu sebebiyle böyle düşünmüş olabilirim.

“Gece Yarısı Ekspres’i” eleştirel bir anıydı benim için. Evet öyküden ziyade bir anıydı. Kahramanımızın çocukluğunu ve o dönem de ülke gündeminde de uzun süre yer tutmuş, öyküyle aynı ismi taşıyan filmi konu alıyor.


“Eşref Kitabevi” öykümüz özellikle yazarları eleştiriyor. Bu yüzden cesur bir öykü olduğunu düşünüyorum. Bir kitabevi düşünün, yazarlar kitap röportajları verirken, çekilecek fotoğrafların arka planındaki aksesuarı tasarlıyor. Yazarlara belki de hiç okumadıkları kitapların yer aldığı kütüphaneler tasarlıyor. Zamanla işleri kötüye giden kitabevi sahibinin gerçekleri anlatmaya kalkmasıyla kurgu şekil alıyor. Öyküde üst kurmacanın kullanılması da ayrı bir katman ve tat katmış.

“8 Mart Olayı” öyküsü büyülü gerçeklikle yazılmış enfes bir öykü. Dinin, güzellik kavramının, insanın acımasızlığının boyutlarına kadar bir çok olguyu sorgulamaya itiyor okuru. Yazarın büyülü gerçeklikle bu denli güzel bir kurgu yakalamış olması çok hoş. Favori öykülerimden biri oldu.

Diğer favori öyküm “Nisyan”. Yazarımız öykülerinde postmodernizm ve toplumsal konuları öyle güzel harmanlamış ki tadından yenmiyor. Öykünün konusu siyasi kayıplar. Konu çokça işlenmiş bir konu. Peki özel kılan ne ? Büyülü gerçeklik. Yazar bu öyküde de başaralı bir kurgu çıkarmış ortaya. Bir öyküyü unutulmaz kılacak en önemli unsurlardan biri büyülü gerçeklik benim için. Metafor ve anaforu da unutmamak lazım tabi. Öyküde kullandığı şarkı her duyduğumda tüylerimi diken diken eder. Öyküyle beraber yazarla aynı hisleri paylaşıyor olmak öykünün içine daha çabuk aldı beni. Uzun bir öyküydü. Okurun gözünü korkutuyor bazen uzun öyküler. Ama sonuna kadar merakla okudum. Bir solukta. Sanırım ömrümün sonuna kadar unutmayacağım bir kayıp öyküsü oldu.

Tanrı O’ul’un öyküsü ise gayet yaratıcı bir öyküydü. İnce ince işlenmiş ilginç bir kurguydu. Öykünün bazı kısımlarında acı bir gülümseme kaplıyor insanın yüzünü. İnanç, din, Tanrı kavramlarını sorgulatacak güzel bir kurgu.

“Son olarak Sarı Pançolu Kız” yazarımızın öykü karakterlerinden birinin yarım bıraktığı öyküden firar etmesini konu alıyor. İlham verici, akıcı, kurgusu sağlam, büyülü gerçekliğin nimetlerinden faydalanmış sürükleyici bir öykü olmuş. İşte unutamayacağım bir öykü daha.

Yazarın dili, aktarımı, üslubu okurun gönlünü fethediyor. Öykü yazmaya devam ederse, roman yazmanın alışkanlığı olan uzun cümlelerini kısaltacağını umuyorum. Çünkü kısa cümleler öyküye daha çok yakışıyor. Anlatımı rahatlatıp, akıcılığı arttırıyor. Bunun dışında bazı öykülerin anlatımında balçık kıvamında bir yoğunluk vardı. Bu da o öykülerin kısa zamanda unutulmasına sebep oluyor. Bunu birkaç okur birlikte okuyup birlikte unuttuğumuz öyküler olduğu için söylüyorum. Tek başıma edindiğim bir tecrübe değil. Yoğunluğu azaltılmış olsaydı inandırıcılığı da akılda kalıcılığı da daha yüksek olurdu. Öykü kitabı okuduğumda postmodern yazan, büyülü gerçekliğin sonsuz aktarım imkanını keşfetmiş bir yazara rastlamak beni çok mutlu ediyor. Umarım Ayhan Koç eşsiz kurgularıyla büyülü gerçekçi öyküler yazmaya devam eder.

Kaynak; https://www.ishakedebiyat.com/...arahavadislerkervani
200 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sırlıçeşme adlı romanıyla Everest Yayınları İlk Roman Ödülü'nü kazanan Ayhan Koç,bu kez bir öykü kitabıyla okuyucuyla buluştu.Sırlıçeşme'yi henüz okumadım ama Kara Havadisler Kervanı'nı çok beğendim.
Alıştığımız öykü kalıplarından çok uzak öyküler barındırıyor, Kara Havadisler Kervanı.Ayhan Koç, yarattığı öykü dünyası ile ezber bozuyor.

Kitabın ilk öyküsü olan 22.Daire adlı öyküyü okuduğunuzda anlıyorsunuz farklı bir kitapla karşı karşıya olduğunuzu.Herkesin okuduğunu iddia ettiği, fakat kitaplarının ne hikmetse hiç bulunmadığı Enver Naci Uslu efsanesine bayıldım.

Muskacı Edhem Efendi öyküsünün ana karakteri Muskacı Edhem Efendi, yanlış yerde, yanlış zamanda doğmuş çağının ilerisinde bir entelektüel.Edebi göndermelerle dolu, mizah yüklü bu öyküyü ayrı bir sevdim.

Tiranlık'ın Pürşen'i kişisel özgürlükleri ve hakları tersten okuyan hiciv dolu bir öykü.

Gece Yarısı Ekspresi, benim de çocukluğumdan izler taşıyan bir öykü.Gece Yarısı Ekspresi'nin değil ama başka bir filmin epey peşinde koşmuştum, izleyebilmek için.

Eşref Kitabevi, inanılmaz ironik.Kimse olduğu kişi değil aslında.Kitaplıklarımız bile maskelerimizden biri.

Nisyan yine öne çıkan bir öykü oldu benim için. Faili meçhullerin ( ki öyle mi?) Zühre Yıldız'ın bulanık bilinci gibi silikliği can acıtıcı.

Sarı Pançolu Kız öyküsünün, öyküsünden kaçan karakterine bayıldım.Üstkurmacanın güzel örneklerinden biriydi.

Ayhan Koç'un ironi dolu, hem düşündüren hem güldüren öykü dünyasını ıskalamayın derim.Hem tavsiye ediyorum hem de çok duyulmasın istiyorum.Kıskanıyorum yazarımı
galiba.
416 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
"Zaman zaman içinde, mekan mekan içinde. Hem büyü hem gerçek: Sırlıçeşme." Güzel bir kitap okuyacağımı biliyordum da bu kadarını tahmin etmemiştim. Bir kasabanın kurulma aşamasından itibaren çocukluğunu, gençliğini geçirdiği Sırlıçeşme'yi bizlere anlatan Sadık. Bir kitabın yazımını emaneten devralmış bir şahane yazar. Sırlıçeşme diye bir yer gerçekten var olsaydı gidip zamanın ve mekanın akışına kendinizi çok rahat kaptırıp sanki kaldığı yerden devam edebilirdiniz hayatınıza kasabada, öyle bir anlatım ki sanki "memleket nere?" sorusuna düşünmeden Sırlıçeşme cevabını verebilirsiniz. Sadık'ın en yakın dostu Fikret hakkında bir şey sorulsa ufaktan mutlaka bir bilgi olacaktır kafanızda. Sırlıçeşme hem var hem yok olan büyük bir suç ortaklığı. Yayınevinin kol kanat geremediği hatta hakkını veremediği bir kitap. İçi çil çil altın, elmas ve pırlantalarla yarışacak kadar zengin. "Kara Havadisler Kervanı" öykülerinden tanıdığımız Ayhan Koç'un ilk romanı. Başarlı yazar nasıl olurun cavabı. Bu arada kendisini ancak Ekşi Sözlük'te buldum ve yeni kitap için 2020'nin başı için tarih verdi. Mutlu oldum.
200 syf.
·3 günde·9/10
O kadar kaliteli ve ayakları yere basan öyküler okudum ki tavsiye ediyorum sizlere de. Ayhan Koç'un varlığından bile haberim olmaması beni utandırdı. İlk kitabı Sırlıçeşme'yi de okumamışım maalesef. İlk öykünün sonunda harika bir kitap okuyacağımı anladım ve aldım gardımı. Her öykü ile bir öncekine katarak giden bir yazar keşfettim. İçlerinden favori öykümü bile belirleyemiyorum. Tek bir konu, mekan, kişi, zamanda kalmayarak bizleri şölen sofrasına oturtuyor sunuculuğunu da kendisi yapıyor Ayhan Koç, sizde mest olmuş kalkıyorsunuz sofradan. Lezizdi. Koskoca sitede 2 kişi okumuş bu yazarı, çok yazık. Öykü severler okuyun pişman olmayacaksınız.
416 syf.
·10/10
Çoğu zaman çok tanınmayan ve satmayan bir yazarın kitabına önyargılı olabiliyoruz yalnız bu kitap öyle bir kitap değil.Zaten Everest ilk roman ödülü almasından belli.Gerçi editör biraz kitabın canınna okumuş ama kitabı okurken o hatalar pek etkilemiyor.Kitap çok iyi dost olan Sadık ve Hidayet adlı iki gencin etrafında olan olayları anlatıyor.Onların özelin Cumartesi Anneleri ile bir empati kuruyorsunuz.Seksenli yılların sonu ile doksanlı yıllar anlatılıyor.Çok çarpıcı ve sahici bir konu.Yıllardır bu tür haberleri gazetelerden okuyoruz fakat okuyup geçiyoruz.Ancak roman kurgu olmasına rağmen bizi derinden sarsıyor.Eğer aşk meşk suya sabuna dokunmayan kitaplardan sıkıldıysanız tam size göre.Yazarın bir makalesinden bir paragraf ile bitireyim "sonra bir akademisyen kalkmış diyor ki “ efenim türk halkındaki bu körlüğü, meseleleri çözme ve kabullenme noktasındaki bilinçsizliği anlayamıyorum” halk tabi ki aptallaşır. halkın işi gücü yok, senin bir dünya latin-grek kökenli kavram barınan makaleni mi okuyacak? halk roman ve öykülerden öğrenir meseleleri. en muhafazakâr tavır takındığı meselede bile problem kurgu yoluyla ona nakledildiği için, yani var olmayan – tehdit içermeyen karakterler yoluyla verildiği için sağduyuyla, yer yer gülerek yer yer üzülüp hemhal olarak mesajı alır. işte halk ve kuşaklar böyle böyle değişir. işte bu yüzden edebiyatta boşaltıldığını iddia ettiğim bu damar, bu departman bu denli önemli(ydi)"

Yazarın biyografisi

Adı:
Ayhan Koç
Unvan:
Yazar, Çevirmen
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1983
1983 İstanbul doğumlu. Anadolu Üniversitesi mezunu. Bir dönem dergi ve gazete sektöründe çalıştı. Sırlıçeşme yazarın ilk romanıdır.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 63 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 58 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.