Baha Avşar

Baha Avşar

Çevirmen
8.3/10
34 Kişi
·
Okunma
·
0
Beğeni
·
12
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
548 syf.
·25 günde·7/10
Savaş ve Barış'ı okumak kadar değerlendirmek de önemlidir. Yani akan ırmak kadar, haznemize düşen miktar da önemlidir ve bu miktarı ölçmek gerekir. Tolstoy, bu ırmağı oluştururken işaretlediği damlalar bize düşer mi, düşmez mi bilmiyor! Ama düştü varsaymak istiyorum...

"Savaş ve Barış" bana göre bir arayıştır, varlık arayışı. Tolstoy kendi hayatından yola çıkarak, yaşanmışlıklarının perdesine varlık manasını yerleştiriyor. Tabii ki bu soyutluk yanında bir de somut olan taraf var, bu somutluk, konuyu da oluşturan savaştır.

Tolstoy, 1812 Napolyon savaşlarına da katılmış emekli bir yarbayın oğludur. Kendisi de 4 yıl subaylık yapmış. Ancak savaşa ve şiddete olan nefretinden dolayı ordudan ayrılmıştır. Ordudan ayrılıp çiftliğine döndükten sonra "Savaş ve Barış" ı yazmak için düşünmeye başlar ve nihayetinde 1863 yılında romanı yazmaya başlar.

Anlaşıldığı kadarıyla Tolstoy farklı bir eser ortaya koymak ister. Ancak düşünceleri de net değildir. Kendisi de bu durumu şöyle ifade etmektedir. "Herkesin yazdığı dille yazmamaktan korkuyordum, yazdıklarımın herhangi bir biçime girmeyeceğinden, ne roman ne kısa roman, ne poem (şiirsel metin, destan) ne tarih olmayacağından korkuyordum, 1812 yılının önemli kişilerini tasvir etme zorunluluğunun beni gerçeğin değil, tarihsel belgelerin idaresine sokacağından korkuyordum ve bütün bu korkularla zaman ilerliyor, çalışmamsa olduğu yerde duruyordu, ben de ondan uzaklaşmaya başlıyordum. Şimdi, uzun zaman acı çektikten sonra, bütün bu korkulardan uzaklaşmaya ve bütün bunlardan ne çıkacağından kaygılanmadan ne söylemem gerekiyorsa onu yazmaya ve eserimi herhangi bir sınıfa sokmamaya karar verdim." ve bu karardan sonra ortaya bu eser çıkıyor. Tabii bu arayış kendini her aşamada göstermeye devam eder ki, kitabın ismi de birkaç kez değişir: İlk olarak "Bİn Sekiz Yüz Beş" sonra "İyi Biten Her Şey İyidir" ve son olarak da, "Savaş ve Barış" oluyor... eser 1869 yılında yayımlanır...


Kitap iki farklı kulvarda ve birbirine paralel şekilde ilerliyor. Birinci kulvar savaş, ikincisi ise Rus burjuva sınıfının kendi aralarında oluşturdukları düzen. Bir tarafta savaşın kaçınılmaz etkileri; askerin savaşa bakışı, komutanın zafer planları, ölüm hissi, aile bireylerinin kayıp acıları, değişen ve değiştirilen hayatlar... diğer taraftan aşk, entrika ve dünyanın şirin yüzü "para" sevgisi ve zevk üzerine kurulmuş hayatlar....ve sonunda bu iki kulvarın tek noktada birleşmesi... Savaş kısmı öyle bir yansıtılmış ki, gerçekten o onları izliyor hissine kapılıyorsunuz. Yani hayal ürününden ziyade yaşanmışlıkları görüyorsunuz. Savaşa katılan askerlerin muharebe anındaki psikolojilerini hep merak ederdim, o konunun burada irdelendiğini gördüm. Savaş bölümü de iki aşamadan oluşuyor birinci aşaması Rusların, Fransa topraklarına ilerleyişi ikinci aşaması ise Napolyon önderliğindeki Fransızların Rus topraklarına saldırısı.

Çanakkale savaşında da, Anzaklar ve Türk askerleri arasında yaşananlar, savaş isteyen kesim ile savaşan kesimin hep ayrı olduğunu anlıyoruz. Birileri oturur bir yerde planlar yapar ve insanlar birbirini öldürmeye başlar bunun adına da savaş denir. Savaş nerede olursa olsun hep acı getirmiştir. İşte Tolstoy da bunları sorgulamıştır.


Buraya kadar olan, savaşın somut tarafıydı. Bir de arayış kısmındaki soyut tarafı var ki, bu kısımda yaşamının kendisi Savaştır zaten. Ruhumuz hep bir mücadele içindedir ve bu ölüme kadar devam edecektir yani Barış ancak ölümle gerçekleşir. Savaştaki bir karakterin gökyüzüyle yalnız kalıp, artık dünyanın sesini duymadığında hissettiği o sakinlik hali barışın işaretiydi. Eğer yaşamak savaş, ölmek barış ise varlığımızın anlamı nedir? Neden bir savaşa doğuyoruz. Yani bir Yaratıcı varsa, bu yaratıcı bizi bu savaşın ortasına atmış ve Barışın da ancak kendisine ulaşmakla mümkün olabileceğini göstermiş. Savaşa karşı olmak ve savaşa doğmak, evet, çetin durumlar bunlar. Belki de bundandır, Tolstoy, Savaş ve Barıştan sonra bunalıma girer. Varlık arayışını Hristiyanlık dini ekseninde sürdürür ama anlaşılan o ki orada da istediğini bulamaz. Artık huzur içinde Barışı yani ölümü karşılayacağı bir yer ararken, bir tren istasyonunda ölür...

Biz de hep yarını ararız ama o yarın hiç olmayacak, bizi yarına bağlayan geceden gideriz...
1808 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Evet bir kitap daha bitti güzel bir kitaptı savaşın acıları entrikalar umutlar hayaller hırslar aşklar aldatmalar hepsi bu kitapta var daha fazlası da var :) güzel okunması keyifli bir kitaptı okuyan herkese keyifli ve mutlu okumalar dilerim :)
Rusya'da ki tüm insanların isminin yazılı olduğu bu eseri okurken kim kimin nesiydi unutmamak için bir liste bile yapmıştım. Kitabın yarısına kadar güç bela gelmiş ve ileriye gidip gidemeyeceğimi düşünürken, Tolstoy abimiz öyle bir yerde öyle bir bomba patlatıyor ki kitabın geri kalan kısmı büyük bir zevke dönüşüyor.
Hayatı boyunca Napolyon Bonapart gibi büyük ve güçlü bir insan olma hayali kuran genç Rus subayı, günün birinde savaş meydanında Napolyon Bonapart' la karşı karşıya gelir ve savaşı kaybeder. Savaş meydanında gözlerini açtığında kendinini hayranı olduğu adamın ayakları altında bulur.
Ancak tam bu anda, genç subay bu zamana kadar hiç fark etmediği bir şeyi fark eder. (Önce nasıl olur da bu zamana kadar gözünün önünde ki bu güzelliği göremediğine, daha sonra da kaybedilmiş bir savaşın ardından düşmanın ayaklarının altındayken bunları düşünebilmesine şaşırır.)
Ayaklarıyla üzerine basmakta olan Napolyon Bonapart' ın arkasında, tüm ihtişamıyla duran gökyüzünü ''o an'' fark eder.
Ve artık korkmuyordur...
548 syf.
·5/10
Kitap isminden anlaşılacağı üzere Savaş ve Barıştan bahsetmesini beklemiştim. Ancak beklentilerimin çok altında kaldı kitap. Kitapların arka kapağında küçük bir tanıtımda gerçekten Savaş ve Barıştan anlatılıyordu ancak kitabı okumaya başladığımda 600 sayfalık kitabın sadece 100 sayfasında savaş ve Barıştan bahsedilmiş. Genellikle prens ve prenseslerin arasında ki aşk olayları ve saray hayatı anlatılmış. Belki de savaş ve barış prens ve prenseslerin arasında ki yaşanan olaylar olabilir. Bana gore kitap okunmasa da olur. Pek birşey kaybetmezsiniz.
548 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Ortaokulda ya da lisede alıp okuduğum ama anlamadığım ve o zamanlar okuduğum kitabı yarım bırakmama huyum olduğu için bitirdiğim kitap. O yaşlarda biraz da acemilikle araştırmadan kitap aldığım için bana kattığı tek şey yazarını unutmayacak olmam olabilir.