Anlatılar her yerdedir, durağan bir biçime sahip olan -yani bir öykü çizgisinden ziyade tek bir duygunun hâkim olduğu- lirik şiire baktığımızda, orada da yine bir anlatı görürüz. Anlatı, tanımı gereği, bir ya da daha fazla olayı temsil eder; ancak etimolojik açıdan bakıldığında anlatının bir çeşit bilgi verme işlevi gördüğü de savunulabilir. Yani anlatı, sadece basit bir biçimde olayları yansıtmakla kalmaz, ne olabileceğini de sorgular ve bulmaya çalışır; sadece bir durumdan başka bir duruma geçişi temsil etmez, aynı zamanda onu yapılandırır ve yorumlar. Bu açıdan bakıldığında anlatı bir bireyin ya da topluluğun kaderine de ışık tutabilir. İşte bundan dolayı anlatılar edebiyatın ve kültürün her tarafını sarmalamıştır. Tecrübelerimizi düzene sokarken, ortak değerleri naklederken, geçmişle ilgili değişik yorumlar yaparken, bilgi üretirken, gerçekliği yorumlarken anlatılar hep iş başındadır. İnsanlar yaşadıkları karmaşık tecrübeleri ancak öyküler anlatmak suretiyle anlamlı modellere dönüştürürler. Öyküler, "neden" sorusunun cevabını bulmaya çalışır ve bu açıdan olayların nesnel bir temsilini değil, öznel bir biçimde yeniden yapılandırılmasını ya da yorumlanmasını sunar.
Anlatıların insanların kültüründeki önemi, mitlerden de anlaşılabilir. Yazılı kültürler, kökenlerini mitlerde, hikâye ve destanlarda ararlar."