Belma Bulut

Belma Bulut

Çevirmen
0.0/10
0 Kişi
·
0
Okunma
·
0
Beğeni
·
2
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
312 syf.
·7 günde·3/10
Neredeyse bütün yorumlarımda olduğu gibi yine aynı cümleyle başlayacağım yoruma: Tam bir dehşet ve hayal kırıklığı olan bir kitabın yorumuyla daha merhabalar.

Tatlı Tesadüf "chicklit" türünü çok sevdiğim ve arka kapağı bana güzel bir örneğini vadettiği için merak ettiğim bir kitaptı. Şu sıralar ciddi bir okuyamama halinde olduğum için iyi gelmesini umarak başladım ve başlarda gerçekten iyi geldi ama sonra, ciddi anlamda bozdu. Öyle böyle değil. Önünü alamadık.

Öncelikle şunu söyleyebilirim ki kitap türünün hakkını çoğu yönden veriyor. Esas konu aşk değil kadın karakterin hayatı, düşünceleri, mesleği... Dili inanılmaz basit değil ve akıcı bir kitap. Tüm bunların yanında yazar epeyce araştırma yaparak karakterlerin mesleğinin ve yaşadığı yerin hakkını vermiş kitapta. Gidip ziyaret etmek isteseniz, kitap eminim işinize yarar ya da okurken bahsi geçen yemekleri yapmak isteseniz tarifini bulmak imkansız değil.

Bu yönleriyle sevdiğim ve galiba okuyamama halinden çıkacağım diye düşündüğüm bir kitap oldu. Her şey kitabın aşk yönünü görene kadar böyle devam etti.

Mekan ve yemekler hakkında ne kadar güzel yazmışsa aşk kısmını o kadar batırmış yazar. Hayatımda hiçbir kitapta bir çiftin birbirine bu kadar hissiz aşık olduğunu görmedim. Daha doğrusu, benim için ortada bir aşk yok. Yazar aşık olduklarını iddia ediyor daha çok.

Erkek karakteri anlatış şekli burada yazamayacağım kadar korkunç betimlemelerle başlıyor. Okurken şöyle düşündüm: Bir insanda önce bunu mu fark ederiz? Bu kişiler yetişkin, otuzlu yaşlarda, aklı başında ve karakter sahibi kişiler değil miydi? Yoksa bir wattpad mafya okulunda falan mıyız? En normal örneklerden birini vermem gerekirse erkek karakterin saçları ve kasları var. İnanabiliyor musunuz? Duyar duymaz içinizde bir aşk falan hissettiniz, değil mi? Şimdi çok şaşıracaksınız, hazır olun! Kadın karakterin de saçları var, gözleri kahverengi ve esas bomba geliyor: Kadın vanilya kokuyor. İnsan aniden gözlerinden kalp çıkacak diye korkmuyor değil.

Bu şekilde başlayan arkadaşlık, çok zorlama sahneler ve klişe replikler içinde nasıl olduysa aşka dönüştü. Çift arasında zerre, kitaba uygun söylemem gerekirse bir tutam bile, kimya yoktu benim için. Sürekli yazarın kafama sokmaya çalıştığı şeyler vardı sadece. Ondan hoşlandı, etkilendi, aşık oldu, onsuz yaşayamaz. Ama bunu hissettim mi? Hayır. Son satıra kadar bir kez bile hissetmedim bunu.

Gelelim spoiler olabilecek bir detaya. Bu komple kitaptan nefret etme sebebim. Böyle bir aşağılamayı kabul etmek benim için çok zor. Ve bu kısma ait yazılan her şey öyle zorlama, öyle tahmin edilebilir, öyle bariz olmuş ki yazmasa da olurmuş diye düşünüyorum. Sırf kitaba entrika sokmak için eklenmiş, korkunç bir detay.

Karakterlerden biri, diğerine önemli bir konu hakkında yalan söylüyor. Hadi bu mümkün, hadi yalan söylesin, eyvallah. Ama bunun nasıl korkunç bir sonucu olduğunu öğrenince her şeyi anlatıp özür dilemek yerine, başka yalanlar söyleyerek saklanıyor, kadını telaşa sokuyor, kendinden uzaklaştırıyor falan. Tamam, hadi bu da olsun derken onsuz yaşayamam diye düşünüp bencilce hatasını gizlemeye karar veriyor. Yalan söyleye söyleye diğer yalanı unuttururum, bu onun üzülmemesi için aldığım bir karar, sonuçta gerçeği söylersem yıkılacak vs. diye diye kadını düpedüz aptal konumuna getiriyor. Bu esnada sevgilisi olarak hayatına geri dönüyor. Onca yalanı söyleyip saklanan bendim sanki!

Tam diyorum bugün söyler, yarın söyler ama yok. Adam kadını aptal yerine koymakta kararlı. Hatta hadsizliğin zirvesine oynayıp bir de evlenme teklif etmeyi düşünüyor. Hayatını ve hayallerini mahvedecek şeyler yaptım, bunun sonucunu gördüğüm halde seni parmağımda çevirdim, yalancı pisliğin ve bencil herifin tekiyim ama sonuçta onu seviyorum, o da beni seviyor. Eh, evlenelim o zaman!

Güven, saygı, ahlak falan... Aman canım ne gerek var. Biz birbirimizi seviyoruz, tamam mı? Her şey onun iyiliği için.

Sonunda olay ortaya çıkınca kadının birkaç ay sinirim geçsin, affederim moduna girmesi de ayrı bir olay. Sorun affetmek değil seni zeki şey, sorun seni yüzlerce yalanla oyalarken sevgilin olan bir adama güvenip güvenememek... Neyin kafasını yaşıyorsun, bir bilsem?

Anlayacağınız kocaman bir hüsran! Tavsiye etmiyor, etmiyor, etmiyorum.