Şarap yapımında aşamalardan en yorucu olanı üzümlerin toplandıktan sonra saplarından ayrılması ve tanelerin patlatılması kısmıdır. Şimdilerde bu zorluk teknolojinin ürettiği makineler yardımıyla büyük ölçüde giderilmiş olmasına rağmen yine de yoğun çaba gösterilmesi gereken kısmı budur. Makine yardımı olmadan üretildiği yıllarda işler insan gücü ile yapılıyordu. Antik zamandan beri üzüm ezme işlemi mermer veya kaya küvetler içinde yapılagelmiştir. Üzümler bu küvetlere doldurulduktan sonra üzerine çıkan kişiler tarafından çiğnenerek üzüm taneleri patlatılır. Kas gücü daha fazla olan erkekler üzüm toplama ve taşıma işleri yaparken üzümü ezme işleri genel olarak bayanlar tarafından yapılması olağandır. Bunun yanında; bazı yörelerde de ürün bereketli olsun diye yeni doğum yapmış kadınlara üzümlerin ezdirilmesi geleneği vardır.*
Ancak; şarap üretiminde iş bölümü yapılıp kas gücü yüksek erkeklere hasat ve taşıma işlerinin, bayanlara ise ayakla ezme işlerinin düşmesi ile tam olarak açıklanmadığı gibi hamile ve yeni doğum yapmış kadınların fermantasyon işlemi sırasında devreye sokulması “Bakire” olgusu ile ironi oluşturdu.
Neyse; bu “Bakire Kızlar” konusunu biraz daha irdeleyelim.
Bilindiği gibi İsa, ” Beni ekmek ve şarapla anın, ekmek benim sizler için feda ettiğim bedenimdir, şarap da akan kanımdır.” dediği için Hristiyanlıkta şarap kutsaldır ve kiliseler şarap yapımında önemli bir yere sahiptir. Bağcılığın ve şarapçılığın gelişmesinde önemli katkıları olmuştur. Türkiye’de bile halen “Papaz Karası” üzümü Trakya’nın önemli üzüm çeşitleri arasındadır. Aya Yorgi Kilisesinin bal mumu mühürlü “Papaz Şarabı” aranan bir şaraptır. Manastırlarda yapılan şarapların üzümlerinin ezilmesinde ise doğal olarak “Bakire” Rahibeler görev almıştır.
Günümüzde bile bu yöntemler, yani; ayaklarla