Birant Esinoğlu

Birant Esinoğlu

Yazar
7.2/10
9 Kişi
·
17
Okunma
·
1
Beğeni
·
194
Gösterim
Adı:
Birant Esinoğlu
Unvan:
Yazar
Efsaneler insanın varolan gerçekliğini aşkın bir alanda yeniden kurarlar. Onlar, ait olduğu halkın (aslında o aşamadaki insanlığın) ekonomik, sosyal ve psikolojik gerçekliğini yansıtmakla kalmaz, varlık içindeki birliğin duygusal sezişini de yansıtırlar. Komünal varlığın manevi birliği, dilsel aktarımı, gelenekleri, anayasası ve dinidirler. Efsaneler, aynı zamanda insanoğlunun çocukluğu, kendinden sonraki ideolojilerin, dinlerin vb.nin ilk örneğidirler.
Kentin kuruluşu mutlaka kent kurucusunu kahraman seçen bir efsaneye bağlanır. Böylece ana kentin doğaüstü tanrısının yanında insan temelli, kimliği belirli bir kent tanrısı daha yaratılmış olur.
Kişiler yavaşça sivrilmişlerdir, ama tanrısal yücelik katına kadarda gelmemişlerdir. Bu yüzden başlangıçta Herodot'un da şaşarak
belirttiği gibi Allahların adları bile yoktur.
Her ne kadar evrende büyük imparatorluklar, yaşamda ticaretin
yarattığı belirsizlik ve kadercilik insanlığı hızla tek tanrı fikrine itiyor olsa da bu uygarlıklarda ki din sınıfları çok güçlü olduklarından bu yeni ve soyut fikrin uzun ömürlü olmasına izin vermiyorlardı.
Agadeli (Akad) kral Sargon su yolcu fakir bir ailenin çocuğu iken kral yetiştirilen bir soylu ailenin çocuğu haline koymuştur. Bu Sargon'un ağzından şöyle anlatılır:

"Ben Sargon'um, güçlü kral, Agade Monarkı" "Annem düşük bir soydan, babamı bilmedim, babamın kardeşi dağda yaşardı ve benim şehrim Azupiranu Fırat kıyılarındadır.
Düşük soydan annem gebe kaldı ve beni gizlice doğurdu, beni hasır bir sepete yerleştirdi, katranla mühürledi ve ırmağa bıraktı fakat ırmak beni yutmadı. Beni ırmak yetiştirdi ve beni Akku'ya sulamacıya taşıdı. O beni ırmaktan aldı, oğlu olarak büyüttü, beni bahçıvan yaptı. Ve ben bahçıvan iken Tanrıça Iştar beni sevdi. Sonra ben krallığı yönettim" (Aktaran J.Campbell Batı Mitolojisi sf. 66)

Bu hikaye size de tanıdık gelmiyor mu?
Kutsal tarihin Yakup oğlu Yusuf’a yakıştırdığı serüven: Hiksoslar denilen Semit barbarlarının Mısır Uygarlığını kapsayışlarıdır. Sümer Tufanında kayığına oğulları ile her cins canlıyı bindirip kurtaran Nuh, başı sıkışınca "Balığın karnına" atlayıp canını kurtaran Yunus, Kent tanrılarına satır attığı iddiasıyla büyük (Sınıflar savaşı kadar yakıcı) ateşin ortasına atıldığı halde
bastığı yerde ateşi bahçe edip söndüren İbrahim.. hep Irak Antika
uygarlıklarında İlkel Komünist kişiliğini henüz yitirmemiş Semit Uluları- Kahramanlarıdır.
Tanrıların Dünyanın heryerinde önce kadın olduğunun tanrıça ağzından I.S.150'de Tanrıça Isis'in şu seslenişi "Tanrı sözü" kadar kesinlikte geçmişin gerçeğini gözler önüne serer;
"Ben herşeyin doğa anası, sahibesi ve tüm öğelerin yöneticisiyim,
dünyaların ilk soyu, kutsal güçlerin başı, cehennemdeki her şeyin ecesi, cennette yaşayanların özü, bütün tanrı ve tanrıçaların tek başına ve tek biçimde açıklayıcısıyım. Benim isteğimle gökyüzünün gezegenlerin, denizlerin tüm rüzgârları ve cehennemin ağlanası sessizliği düzenlenir. Benim adım, benim kutsallığım, tüm dünyada, çeşit çeşit biçimde, türlü
geleneklerde ve birçok ad altında sevilmektedir. İnsanların ilki olan Frigler bana ana tanrıça Pessinus dediler. Kendi topraklarından çıkmış olan Atinalılar Cecropian Minerva, denizle sarılmış Kıbrıslılar Pahian Venüs, ok taşıyan Giritliler Dictynian Diana, üç dil konuşan Sicilyalılar melun Proserpine, Elevsisliler eski tanrıçaları Ceres, bazıları Juna, ötekiler Bellona, başkaları Hecate, başkaları Rammnusie ve güneşin ilk ışınları ile aydınlanan doğuda oturan her iki türdeki Etiyopyalılarla her tür eski kuramda mükemmel olan ve düzenli törenlerle bana tapınan Mısırlılar bana gerçek adımla Kraliçe Isis dediler." (Apuleius, aktaran J.Campbell Batı Mitolojisi)
Yeri gelmişken belirtmek gerekirse bu konuda iki zıt süreç yaşanmıştır: Birincisi cinsellikle dinselliğin birbirine karışarak ilerlediği aşağı barbarlığa kadarki, her bakımdan hür dönem. İkincisi orta barbarlıkta erkeğin üstünlüğü ile başlayıp modern çağa kadar gelen dinselliğin, cinselliğin bastırıldığı ve şiddetle yasaklandığı yerde ve bastırıldığı ölçüde ilerlediği zorbalık ideolojisi olarak dinsel dönem.
160 syf.
·22 günde·8/10 puan
dinlerin bir ihtiyaç olarak doğduğunu biliriz. aslında komün insan birlikteliklerin medeniyet e geçtiklerinde tanıştıkları ve gelişimlerin sürekliliğine katkı sağlayan ve birlikteliklerini güçlendiren bir unsur olmuştur. çok eski çağlarda bilgi nin çok değerli olduğu ve ona ulaşabilmenin sadece dini örgütlenmeler içinde mümkün olduğu görülür. aslında dinler insanın gelişiminde çok büyük katkı sağlamıştır. şimdi?
160 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10 puan
Kitap, kurban efsanesi içinde maddi ve entelektüel süreci en başından itibaren özetliyor. Yaratılış efsanesinde, elde edilen bilgileri bir mitos çözümlemesinde dönüştürüyor. Tufan efsanesi içinde de kısmen aynı tezleri küçük örneklerle tekrarlayıp efsane çözümlemesini bitiriyor.
Kitapta, bunların ötesinde, "Din nedir? Tektanrılı dinlere nasıl varılmıştır? Bu yanıyla Tanrı kimdir-nedir? Kurban olayının kaynağında ve binlerce yıldır uygulanışının altında hangi nedenleri aramak gerekir? Tufan olmuş mudur? Sebepleri nelerdir? vb. yüzlerce sorunun yanıtları aranmaktadır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Birant Esinoğlu
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 17 okur okudu.
  • 10 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.