Bryan Sykes

Bryan Sykes

Yazar
8.7/10
7 Kişi
·
18
Okunma
·
3
Beğeni
·
503
Gösterim
Adı:
Bryan Sykes
Unvan:
Profesör, Yazar
Doğum:
Birleşik Krallık, 9 Eylül 1947
Aşılamayı başaran spermde X kromozomu varsa bebek kız; Y kromozomu varsa bebek erkek olur. Çocuğun cinsiyetinin tayininde kadının hiçbir rolü yoktur. Kim bilir geçmişte kaç kadın bu basit gerçeği bilmek isterdi? Erkek çocuk doğurmayınca, bilerek veya bilmeyerek, ne kadar çok kadın "suçlanmıştır" kim bilir?
Bryan Sykes
Sayfa 212 - Çitlembik Yayınları
Uzun uzun anlatmaya gerek yok; benim yaşam sürem içinde, 1962 Küba Füze Krizi'yle nükleer savaşın eşiğine bir kez geldik bile ve ben bu kitabı yazarken Ortadoğu'da bir savaş devam ediyor. Ormanlar endişe verici bir hızla kesiliyor, sahiller petrolle kirleniyor ve gökten asit yağmurları yağıyor.
Geçmiş hepimizin içinde saklıdır ve bilimsel olarak, ırk diye bir şey yoktur.
Bryan Sykes
Çitlembik Yayınları
Hint-Avrupa dillerindeki Hint sözcüğü, Avrupa dilleri ile Sanskrit arasında yalnızca dilbilimcilerin kesin olarak tanımlayabildiği bir ilişkiyi belirtir. Bu ilişki, 1786 yılında
Hindistan'da İngiliz yönetiminin yargıcı olarak çalışmış olan William Jones tarafından keşfedilmiştir. Çok meraklı bir bilim insanı olan Jones, bugün karşılaştırmalı dil biliminin temeli olan dil aileleri kavramını icat eden kişidir.
Bryan Sykes
Sayfa 173 - Çitlembik Yayınları
Renfrew'a göre Hint-Avrupa dilinin kaynağı Türkiye'de Anadolu'dadır ve buradan göç eden ilk çiftçi topluluk tarafından Avrupa'ya yayılmıştır.
Bryan Sykes
Sayfa 173 - Çitlembik Yayınları
İleride bizi nelerin beklediğini kestirmek hep zordur ama ben bugün dünyanın, bırakın yüz bin yılı, bin ya da on bin yıl sonrasını bile hayal edemiyorum.
Daha sonra, değişik zamanlarda ve birbirinden bağımsız olarak, dünyanın en az dokuz farklı bölgesinde yabani mahsulleri ve hayvanları evcilleştirmeye başladılar. Evcilleştirme ilk olarak, 10 bin yıl önce Ortadoğu'da gerçekleşti ve birkaç
bin yıl içinde dünyanın diğer bölgelerinde, Hindistan, Çin, Batı Afrika ve Etiyopya, Yeni Gine, Orta Amerika ve ABD'nin doğu kısımlarında yeni tarım merkezleri oluştu.
Bryan Sykes
Sayfa 157 - Çitlembik Yayınları
Çağdaş dünyayı yaratan şey taş aletlerin şekil ve tarzındaki değişim ve incelikler
değil, bunları gölgeleyen diğer bir teknolojik devrimdir. Bu devrimin adı tarımdır. Yiyecek üretiminin düzenlenmesiyle birlikte insanın yaşamı epi topu 10 bin yıllık bir süreçte tanınamayacak kadar değişmiştir.
Bryan Sykes
Sayfa 156 - Çitlembik Yayınları
"Birey olarak bir değerimin olmadığını, sadece genlerimin önemli olduğunu mu söylüyorsun?" dediğinizi duyar gibiyim. Bir bakıma, evet, mantıklı sonuç bu.
Oxford Üniversitesi genetik profesörü Bryan Sykes kitabını akademik çalışmalarından oluşturmuş. Sykes buzullarda bulunan buz adam otzi’yi incelerken insanlarda anneden gelen bir genin hiç değişmediğini fark eder. Çalışmalarının devamında Otzi’nin bir akrabasının İngilterede olduğunu tespit eder. Hatta bu çalışmalarında Sykes kendisinin de devrimden sonra öldürülen Rus Çarı Nikolay Aleksandroviç’le akraba olduğunu keşfeder. Tamamen akademik bir kitap olduğundan başlarda verilen formüller, rakamlar sizi sıkabilir ama ilerledikçe çok değişik bilgiler edinebileceğinizi göreceksiniz. Özellikle dünyadaki bütün insanların yedi kadın soyundan geldiğini ve bu kadınların hepsini isimlendirip bundan kırk beş bin yıl önceki hayatlarını anlattığı bölüm gerçekten ilginizi çekecektir.
Profesör Bryan Sykes, kitabın ilk bölümünde mitokondriyal dna üzerinde yaptığı çalışmaları ayrıntılı fakat sade bir dille anlatıyor. İkinci bölümde ise -benim hayranlıkla okuduğum bölüm oluyor kendileri- mitokondriyal dna çalışmalarının sonunda ortaya çıkan ve günümüz Avrupa insanının soyundan geldiği 7 kadının hayat hikayelerini içeriyor. Genetiğe, insanlık tarihi ile ilgili kurgu hikayelere ilgi duyuyorsanız mutlaka okumalısınız.
• 1983’te Kary Mullis, çok ufak miktarda DNA’yı (ideal şartlarda tek bir molekül) deney tüpünde çoğaltma yöntemi keşfetmişti. (…) Genetik yapılandırma sektöründe çalışan herkes gibi, onun da işi deney tüpünde DNA kopyaları elde etmekmiş. Bu süreç, moleküllerin tek tek kopyalanmasını gerektirdiği için çok yavaş ilerliyormuş. DNA’yı uzun bir sicime benzettiğimizde, kopyalanması bir uçtan başlayıp öbür uçta biter. İkinci bir kopyalama için bu işlemi tekrarlamak gerekir. Mullis’in aklına, kopyalamaya bir uçtan başlayıp diğer uca gitmek yerine, her iki uçtan aynı anda başlayıp karşılıklı gidebilmenin mümkün olabileceği gelmiş. Böylece, bir yerine aynı anda iki kopya elde edilebilecekti. Yalnız orijinal DNA’nın kopyalanması değil, her seferinde sayıyı ikiye çıkararak, kopyaların kopyalanması imkanı da olabilecekti. Böylece her kopyalamada, kopya sayısı iki katına çıkacaktı. Örneğin altı kopyalamada bir, iki, üç, dört, beş ve altı kopya yerine, iki, dört, sekiz, onaltı, otuziki ve altmışdört kopya elde edilebilecekti. Yirmi aşama sonra ise fark daha da büyümüş olacak ve elinizde yirmi kopya yerine bir milyon kopya olacaktı. (…) Mullis’e 1993 yılında kimya Nobel’i kazandıran bu buluş, genetik biliminde devrim yaratmıştır.

• Çoğaltma yönteminin temeli, hücrelerin kullandığı sistemin DNA kopyalamaya uyarlanmasıdır. DNA yapımı için gerekli olan hammaddeler tüpe konur. DNA’nın kopyalanarak çoğalmasını sağlayan ve polimeraz adı verilen bir enzim vardır. Bu enzimin adından dolayı, DNA çoğaltma yöntemine “polimeraz zincir reaksiyonu” denir. İşte, deney tüpüne önce bu enzim konur. Sonra, enzimi yönlendirmek için birkaç tane kısa DNA parçacığı eklenir. En sonunda da, çoğaltmak istenen DNA molekülleri ile birlikte, yeni DNA moleküllerini oluşturacak hammaddeler olan nükleotit bazlar ve süreci hızlandırmak için magnezyum gibi bazı kimyasallar katılır.
Oxford Üniversitesi’nde İnsan Genetiği profesörü olan yazar, genetik konusundaki temel bilgileri ve tarihsel gelişmeleri yeri geldikçe metne yedirerek, mitokondriyal DNA (mtDNA) konusundaki kendi araştırmalarını, elde ettiği bulguları ve bunlara dayanarak yaptığı yorumları derlemiş. Ama ne zaman? 2001 yılında.

Sykes, Avrupalıların mtDNA’ları üzerinde yaptığı incelemeler sonucunda, dizilimleri 7 gruba ayırabileceğini görmüş ve her bir grubu birer kabile olarak düşünüp, ortak annelerine yani “kabile anneleri”ne birer ad vermiş: Ursula, Xenia, Helena, Velda, Tara, Katrine, Jasmine.

Kitap 23 bölümden oluşuyor. 15 ilâ 21.bölümlerde, söz konusu 7 kabile annesinin yaşamlarından BÜTÜNÜYLE KURGUSAL kesitler var. Bilimsel bilgi yüklemesine alışık olmayan okurun, konuya ilgisini pekiştirebilecek olması açısından kabul edilebilir olsa da, ben yüzeysel olarak göz gezdirip geçtim bu kurgusal öyküleri.

Kitabın 11.bölümünde yazar şöyle diyor: “mtDNA’nın, insanlığın geçmiş tarihinin derinliklerine inebilmemize yardımcı olan özelliklerinden biri, rekombinasyon sürecinden geçmediği için taşıdığı bilginin yıllar boyu aynı kalmasıdır. Benim mitokondrim ile ninelerimin mitokondrileri arasındaki tek fark, geçen binlerce yıl boyu oluşan mutasyonlardır. mtDNA da rekombinasyon sürecinden geçseydi, hepimizin bir sürü soyağacı olurdu. O zaman, mitokondriyal genetiğin içerdiği tüm varsayımlar anlamsızlaşırdı.”

Yani Sykes, mtDNA’nın insanda kesin olarak sadece anneden geçtiğini, hücrelerde hepsi birbirinin aynı olan mtDNA’ların birbirleri ile bir şekilde parça alışverişi yapsalar bile sonuçta özdeş olduklarından “rekombinasyon” diye bir durumun söz konusu olmadığını vurguluyor ve ekliyor: Şayet öyle bir şey olsaydı, mtDNA aracılığıyla yapılan çalışmaların tümü asılsızlaşırdı.

Kitap ülkemizde 2007 yılında basılmış olmasına karşın, doludizgin ilerleyen ve her gün onlarca yeni keşfin yapıldığı genetik alanındaki son duruma dayalı hiçbir güncelleme notu eklenmemiş. Ben 2018 yılı itibariyle Google’a durumu sorduğumda, ilk olarak 2002 yılında Kopenhag’da bulunan Rigshospitalet Üniversite Hastanesi’nden Marianne Schwartz ve John Vissing tarafından yapılan bir çalışma dikkatimi çekti: 28 yaşındaki bir hastanın kaslarında bulunan mtDNA dizilimlerinin çoğunun babasının ve amcasının dizilimleri ile uyumlu olduğu, öte yandan kan, saç kökü ve fibroblast dokularında bulunan mtDNA dizilimlerinin annesininki ile uyumlu olduğu belirlenmişti. Bilimciler, çok ender de olsa, babadan mtDNA geçişinin gerçekleşebildiği sonucuna varmıştı.

Sonra Wikipedia’nın “Paternal mtDNA transmission” başlıklı makalesini inceledim. Son 17 yılda, anlaşılan literatür epey zenginleşmiş ve babadan mtDNA geçişi, dolayısıyla rekombinasyon yolu ile mtDNA değişimi artık olanaksız görülmekten çıkmış. Yine de bunun enderliğinden ötürü, mtDNA’ya dayalı çalışmaların pek çoğunun büsbütün geçersizleşmediği de belirtilmiş. Yani rekombinasyonun olabilirliğinin olması, Sykes için korktuğu kadar vahim bir durum oluşturmayabilir, anladığım kadarıyla. Zaten sanıyorum biyoloji söz konusu olduğunda, istisnası olmayan kaide çok az (yaşam bir yolunu buluyor); fiziğin tam tersine.

Kitabın 46. sayfasında geçen, Watson ile Crick’in DNA’nın yapısını çözmek için x-ışınları ile bazı deneyler yaptıklarının doğru olmadığına dikkat çeken bir eleştiri okudum ayrıca. Kitabı okurken bunu irdelememişim ama belleğimi harekete geçirdiğimde, ben de eleştiride söz edildiği gibi, Watson&Crick’in Rosalind Franklin’in deneysel sonuçlarından yararlandığını okuduğumu anımsadım.

Ayrıca, kitapta Sykes’ın çeşitli anlaşmazlıklar yaşadığını belirttiği meslektaşı Erika Hagelberg, kitap hakkında bir inceleme yazmış. Önemli bilimsel gelişmeleri anlaşılabilir bir dille anlatmakla birlikte, müşteri hedefli olduğu belli olan bir kitap olduğunu, Sykes’ın ticari DNA analiz şirketi Oxford Ancestors için iyi bir reklam aracı görevi göreceğini söylemiş. Şuradan okunabilir:
https://www.researchgate.net/...ven_Daughters_of_Eve

Sonuç olarak, bizim ülkemizde şu anda en çok gereksinim duyulan şeylerden birinin “bilime ilgiyi artırmak” olduğunu düşündüğüm için kitabın okunmasını önerebilirim. Çünkü akıcı ve sürükleyici bir dille yazılmış; okurun konuya ilgi duymasını sağlayabilir. Biz toplumun geneli olarak belli bir bilimsel ilgi, sonrasında bilimsel okuma ve dolayısıyla bilimsel altyapı edindikten sonradır ki, popüler bilim kitaplarını gerçekten eleştirebilmeye ve aralarında adamakıllı eleme yapmaya başlayabileceğiz. Ancak ondan sonradır ki, yayınevleri de seneler önce çıkmış kitapları ülkemizde basarken nelere dikkat etmeleri gerektiğini keşfedecektir.
Herkesin anlayabilecegi sadelikte yazilmiş, akıcı ve bilgilendirici bir kitaptı.Ben elde olmayan sebeplerden kitabi bitirememistim. Uzun bi aradan sonra bin kitap sayesimde tekrar aklima geldi.Şu an satın alip baştan okuyacam sanırım:)

Yazarın biyografisi

Adı:
Bryan Sykes
Unvan:
Profesör, Yazar
Doğum:
Birleşik Krallık, 9 Eylül 1947

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 18 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 47 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.