Cesar Vallejo

Cesar Vallejo

Yazar
7.0/10
1 Kişi
·
2
Okunma
·
3
Beğeni
·
321
Gösterim
Adı:
Cesar Vallejo
Unvan:
Yazar, Şair
Doğum:
16 Mart 1892
Ölüm:
Paris, Fransa, 15 Nisan 1938
İspanyol ve Yerli kökenli dindar bir ailenin 11. çocuğu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşta yerlilerin uğradığı haksızlıklara tanık oldu; yüksulluğu ve açlığı tanıdı. 1913 ile 1917 arasında Trujillo Ulusal Üniversitesi'nde edebiyat öğrenimi gördü. Daha öğrencilik yıllarında öncü edebiyat çevreleriyle ilişki kuran Vallejo 1916'da La Reforma dergisinde düzenli olarak şiir yayımlamaya başladı.[1] Gene bu dönemde El romanticismo en la poesía castellana (yayımlanışı 1954; Kara Haberciler) Parnasçılığın ve modernismo akımının öğelerini birleştirmeye çalıştı.

1918'de yayımlanan şiir kitabı Los heraldos negros'ta insanoğlunun çektiği acılar ve ölüm karşısındaki sıkıntılarını dile getirdi.[2] 1920'de, Yerlilerle ilgili siyasi olaylara karışınca yaklaşık üç ay kadar hapiste kaldı. Bu deneyim, annesinin ölümünden duyduğu acıyı daha da derinleştirdi ve bütün yaşamı boyunca etkisini sürdürecek ruhsal bir çöküntüye yol açtı. Escalas melografiadas (1922; Müzikte Gamlar) adlı öykü kitabı ile Trilce'deki (1922) karmaşık şiirlerinin çoğunun tohumları hapisteyken atıldı. Tipografik fantezileri ile alabildiğine serbest bırakılmış sözdizimiyle boş ve düşman bir dünyada şairin şaşkınlığını dile getiren Trilce, türetilmiş sözcükleri, günlük konuşma dilini, baskı tekniğindeki yenilikleri ve çarpıcı imgeleri kaynaştırmasıyla gelenekten tümüyle kopuşun habercisiydi.

Vallejo Yerli yaşamıyla ilgili kısa bir psikolojik roman olan Fabula salvaje'yi (1923; Yabanıl Öykü) yazdıktan sonra bir daha ülkesine dönmemek üzere Paris'e gitti. Yerli kökenli olduğu için dıştan biri gibi algılanmakla birlikte Pierre Reverdy, Vicente Huidobro, Juan Larrea, Juan Gris ve Antonin Artaud gibi avant-garde (öncü) sanatçılarla ilişki kurmayı başardı. Peru Komünist Partisi'nin kurucusu ve dostu José Carlos Mariátegui'nin kurduğu Amauta adlı dergide makaleler yayımlayarak Peru'yla ilişkisini sürdürdü.

Vallejo Variedades'te (1927) yayımladığı "Contra el secreto profesional" (Meslek Sırlarına Karşı) adlı makalesinde şiir dilinin kesin, açık ve geleneksel kalıplardan kurtulması gerektiğini savundu. Ayrıca edebiyatın kitlelerin davasına hizmet etmesi gerektiğine inanıyordu. Öteden beri Marksizme duyduğu yakınlık 1928 ve 1929'da Sovyetler Birliği'ne yaptığı geziler sınucunda bağlılığa dönüştü. 1928'de Paris'e dönüşünde faşist eğilimleri bulunduğunu düşündüğünü Amerikan Halkçı Devrimci İttifakı'ndan (APRA) ayrıldı. 1931'de Komünist Parti'ye girdi.[3]

Siyasi etkinlikleri nedeniyle 1930'da Paris'ten çıkarılınca Madrid'e gitti. Orada, Marksist yaklaşımını açıklamak amacıyla yazdığı Rusia en 1931 (1931'de Rusya) geniş ilgi topladı. Ardından Peru toplumuna özgü tipik karakterler arasındaki etkileşimlerden yola çıkarak sınıf bilinci ile siyasi ideoloji arasındaki ilişkiyi sergilemeye çalıştığı El tungsteno (1931; Tungsten) adlı romanı kaleme aldı. 1932'de Paris'e döndü ve gerçeküstücülerin toplumsal düzeni yazılarıyla değiştirmeyi amaçlayan daha militan gruplarını destekledi. Daha iyi bir geleceğe olan umudunu dile getirdiği Poemas humanos'taki (1939; İnsan Şiirleri) şiirlerinin çoğunu siyasl görüşlerini yeni baştan incelediği bu dönemde yazdı. İç Savaş sırasında iki kez İspanya'ya gitti ve insanın yabancılaştığı paramparça bir evrendeki kıyameti işleyen şiirler yazdı. 1940 yılında yayımlanan España, aparta de mí este cáliz'de İspanya İç Savaşı'nın vahşetini ve insanlar arası dayanışma üzerine temellenecek yeni bir yaşama olan inancını kaleme aldı.

1930'larda yazdığı şiirlerin çoğu ölümünden sonra yayımlandı. Roman ve öyküleri Novelas y cuentos completos'ta (1970; Toplu Roman ve Öyküler), şiirleri ise Georgette Vallejo'nun yaşamöyküsü notlarıyla birlikte Obra poética completa'da (1974; Toplu Şiirler) yayımlandı.
Paris'te öleceğim boşanan yağmurlarla,
anısını şimdiden yaşadığım bir günde.
Paris'te öleceğim - bu da koymuyor bana -
belki de bugün gibi, bir güz perşembesinde.
Bir perşembe olacak, çünkü bugün, perşembe,
yazarken bu dizeleri durmadan sızlıyor kolum,
ve hiçbir gün, geçtiğim yollarında yaşamın,
yalnızlığı içimde bugün gibi duymadım.
César Vallejo öldü, dayak yiye yiye herkesten,
oysa kimseyi de incitmemişti:
koca sopalarla vurdular,
kalın urganlarla dövdüler;
tanığı perşembeler, kollarında kemikler,
yalnızlık, yağmurlar, yollar....
İnsanı çocuklara bölen öfke,
çocuğu eşit kuşlara bölen,
kuşu, küçük yumurtalara;
yoksulun öfkesi
bir zeytin taşır iki üzüme karşı.

Ağacı yapraklara bölen öfke,
yaprağı, eşit olmayan tomurcuklara bölen,
tomurcuğu, görünmez gözeneklere;
yoksulun öfkesi
iki ırmak taşır bir çok denize karşı.

İyiyi kuşkulara bölen öfke,
kuşkuyu, benzer kavislere bölen,
kavisi, umulmayan mezarlara;
yoksulun öfkesi
bir çelik taşır iki hançere karşı.

Canı bedenlere bölen öfke,
bedeni, benzersiz organlara bölen,
organı, sekiz düşünceye;
yoksulun öfkesi
bir yanardağ ateşi taşır iki kratere karşı.
Kötülüğe inan, kötüye değil;
bardağa inan, asla liköre değil;
cesede inan, insana değil
ve yalnız kendine, yalnız kendine, yalnız kendine.
Çoğuna inan, içinden birine değil;
vadiye inan, akan suya değil;
paçalara inan, bacaklara değil
ve yalnız kendine, yalnız kendine, yalnız kendine.
Pencereye inan, kapıya değil;
anneye inan, ama dokuz aya değil;
kadere inan, iyi zara değil,
ve yalnız kendine, yalnız kendine, yalnız kendine.
Dürbüne inan, göze değil;
merdivene inan, asla basamağa değil;
kanatlara inan, kuşa değil
ve yalnız kendine, yalnız kendine, yalnız kendine.
Kitle

sona ermişti savaş,
asker ölmüştü, bir adam geldi yanına,
"seviyorum seni; ölme!" dedi.
ama asker dirilmedi.

iki kişi geldi sonra, yalvardılar:
"bırakma bizi! yürekli ol! n'olur diril!"
ama asker dirilmedi.

yirmi kişi, yüz kişi, ben, beş yüz bin kişi,
bağırarak geldiler: "bunca sevgimiz var ölüme karşı!"
ama asker dirilmedi.

milyonlar toplandı başına,
hep birden konuştular: "gitme kardeş, gitme!"
ama asker dirilmedi.

sonra bütün insanları yeryüzünün
koştu yanına; kederle baktı onlara asker,
doğruldu ağır ağır,
kucakladı ilk adamı, yürüdü gitti...
kara taş ak taş üstüne

paris'te öleceğim boşanan yağmurlarla,
anısını şimdiden yaşadığım bir günde.
paris'te öleceğim - bu da koymuyor bana -
belki de bugün gibi, bir güz perşembesinde.

bir perşembe olacak, çünkü bugün, perşembe,
yazarken bu dizeleri durmadan sızlıyor kolum,
ve hiçbir gün, geçtiğim yollarında yaşamın,
yalnızlığı içimde bugün gibi duymadım.

césar vallejo öldü, dayak yiye yiye herkesten,
oysa kimseyi de incitmemişti:
koca sopalarla vurdular,

kalın urganlarla dövdüler;
tanığı perşembeler, kollarında kemikler,
yalnızlık, yağmurlar, yollar...
Agape

kimse gelmedi bugün bana sorular sormaya;
kimse bir şey istemedi benden bu ikindi.

bir tek mezarlık çiçeği görmedim
bütün o neşeli fener alayında.
affet beni, tanrım: ne kadar az öldüm!

herkes, herkes geçip gidiyor bu ikindi
sorular sormadan bana, beni sormadan.

bilmiyorum ne unuttular, ellerimde
kalan bu fenalık yabancı bir nesne gibi.

kapıya çıkıp,
bağırmak istiyorum herkese:
aradığınız biri varsa, işte burada!

bütün ikindilerinde hayatımın,
anlatamam ne kapılar kapandı yüzüme,
ve ruhum yabancı bir şeyle doldu.

kimse gelmedi bugün;
ve çok az öldüm bu ikindi.
umuttan söz etmek istiyorum

bu acıyı cesar vallejo olarak çekmiyorum. şu anda ne sanatçı, ne bir insan, hatta ne de bir canlı varlık olarak acı çekmiyorum. bu acıyı bir katolik, bir muhammedî yahut dinsiz olarak çekmiyorum.

yalnızca acı çekiyorum bugün. adım cesar vallejo olmasaydı da çekecektim bu acıyı. sanatçı olmasaydım, aynı acıyı duyacaktım yine. insan da olmasaydım, hatta canlı varlık ta, böylesine çekecektim bu acıyı. katolik te olmasam, tanrı-tanımaz da olmasam, muhammedî de olmasam yine acı içinde olacaktım. bugün en dipten başlayarak acı çekiyorum. yalnızca acı çekiyorum bugün.

açıklamasız bir acı içindeyim şu anda. öyle derin ki acım bir sebebe bağlanamaz, bir sebebe de bağlanamaz. sebep ne olsun ki? ona sebep olabilecek önemdeki şey nerede? hiçbir şey sebebi değil, hiçbir şey ona sebep olacak güçte değil. bu acıdan doğan şey ne işe yarar.

benim acım bir tuhaf kuşların kuzey ve güney rüzgârlarından döllenip saldıkları tarafsız yumurtalardandır. sevdiğim kız ölseydi, acım çektiğim acı olmakta devam ederdi. boynumu kesselerdi usturayla, ben yine şimdi duyduğum acıyı duyardım. bu hayatta değil bir başka hayatta olsaydım çekeceğim bundan başka bir acı olmazdı. bugün en yücelerden başlayarak acı çekiyorum. yalnızca acı çekiyorum bugün.

açların acısına bakıyorum da benimkinden nasıl da uzakta görüyorum onu. açlıktan ölecek olsam, bir ot olsun biterdi mezarımda. aynı şey âşıklar için de öyledir. âşığın kanı, hangi kaynaktan ve ne yöne aktığı belli olmayan benim kanım yanında nedir ki?

şimdiye dek evrendeki her şeyin kaçınılmaz olarak baba-oğul bağlantısı içinde olduğunu düşünürdüm. oysa bugün işte bakın ne babadır benim acım ne oğul. batan gün olmaya tümseği yok, fazlasıyla sinesi var doğan gün olmak için ve loş bir yere konacak olsa hiç ışık salmayacak, aydınlık bir yere koysan gölgesi olmaz. bugün acı çekiyorum, olsun ne olacaksa. bugün acı çekiyorum yalnızca.
gökyüzü ve toz

kimin mavi bir giysisi yok ki dolabında?
kim yapmaz ki kahvaltı, binmez ki tramvaya,
yok ki ağzında tükenmez cıgarası, cüzdanında tasası?
ben doğmuşum bir kez, başka bir şey değil!
ben doğmuşum bir kez, başka bir şey değil!

kim yazmaz ki arasıra bir beti?
kim ki kafasında birşey olmasın
ve ölmesin alışkanlıktan, ağlıya ağlıya notasız?
ben tek ve yalnız doğmuşum bir kez!
ben tek ve yalnız doğmuşum bir kez!

kim adlanmaz ki carlos ya da falan falan diye?
kim der ki kediye başka türlü kedi kedi diye?
ah, ben tek ve yalnız doğmuşum bir kez, başka bir şey değil!
ah, ben tek ve yalnız doğmuşum bir kez, başka bir şey değil!
insanları çocuklara bölen öfke

insanı çocuklara bölen öfke,
çocuğu eşit kuşlara bölen,
kuşu, küçük yumurtalara;
yoksulun öfkesi
bir zeytin taşır iki üzüme karşı.

ağacı yapraklara bölen öfke,
yaprağı, eşit olmayan tomurcuklara bölen,
tomurcuğu, görünmez gözeneklere;
yoksulun öfkesi
iki ırmak taşır bir çok denize karşı.

iyiyi kuşkulara bölen öfke,
kuşkuyu, benzer kavislere bölen,
kavisi, umulmayan mezarlara;
yoksulun öfkesi
bir çelik taşır iki hançere karşı.

canı bedenlere bölen öfke,
bedeni, benzersiz organlara bölen,
organı, sekiz düşünceye;
yoksulun öfkesi
bir yanardağ ateşi taşır iki kratere karşı.
kötülüğe inan, kötüye değil

kötülüğe inan, kötüye değil;
bardağa inan, asla liköre değil;
cesede inan, insana değil
ve yalnız kendine, yalnız kendine, yalnız kendine.

çoğuna inan, içinden birine değil;
vadiye inan, akan suya değil;
paçalara inan, bacaklara değil
ve yalnız kendine, yalnız kendine, yalnız kendine.

pencereye inan, kapıya değil;
anneye inan, ama dokuz aya değil;
kadere inan, iyi zara değil,
ve yalnız kendine, yalnız kendine, yalnız kendine.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cesar Vallejo
Unvan:
Yazar, Şair
Doğum:
16 Mart 1892
Ölüm:
Paris, Fransa, 15 Nisan 1938
İspanyol ve Yerli kökenli dindar bir ailenin 11. çocuğu olarak dünyaya geldi. Küçük yaşta yerlilerin uğradığı haksızlıklara tanık oldu; yüksulluğu ve açlığı tanıdı. 1913 ile 1917 arasında Trujillo Ulusal Üniversitesi'nde edebiyat öğrenimi gördü. Daha öğrencilik yıllarında öncü edebiyat çevreleriyle ilişki kuran Vallejo 1916'da La Reforma dergisinde düzenli olarak şiir yayımlamaya başladı.[1] Gene bu dönemde El romanticismo en la poesía castellana (yayımlanışı 1954; Kara Haberciler) Parnasçılığın ve modernismo akımının öğelerini birleştirmeye çalıştı.

1918'de yayımlanan şiir kitabı Los heraldos negros'ta insanoğlunun çektiği acılar ve ölüm karşısındaki sıkıntılarını dile getirdi.[2] 1920'de, Yerlilerle ilgili siyasi olaylara karışınca yaklaşık üç ay kadar hapiste kaldı. Bu deneyim, annesinin ölümünden duyduğu acıyı daha da derinleştirdi ve bütün yaşamı boyunca etkisini sürdürecek ruhsal bir çöküntüye yol açtı. Escalas melografiadas (1922; Müzikte Gamlar) adlı öykü kitabı ile Trilce'deki (1922) karmaşık şiirlerinin çoğunun tohumları hapisteyken atıldı. Tipografik fantezileri ile alabildiğine serbest bırakılmış sözdizimiyle boş ve düşman bir dünyada şairin şaşkınlığını dile getiren Trilce, türetilmiş sözcükleri, günlük konuşma dilini, baskı tekniğindeki yenilikleri ve çarpıcı imgeleri kaynaştırmasıyla gelenekten tümüyle kopuşun habercisiydi.

Vallejo Yerli yaşamıyla ilgili kısa bir psikolojik roman olan Fabula salvaje'yi (1923; Yabanıl Öykü) yazdıktan sonra bir daha ülkesine dönmemek üzere Paris'e gitti. Yerli kökenli olduğu için dıştan biri gibi algılanmakla birlikte Pierre Reverdy, Vicente Huidobro, Juan Larrea, Juan Gris ve Antonin Artaud gibi avant-garde (öncü) sanatçılarla ilişki kurmayı başardı. Peru Komünist Partisi'nin kurucusu ve dostu José Carlos Mariátegui'nin kurduğu Amauta adlı dergide makaleler yayımlayarak Peru'yla ilişkisini sürdürdü.

Vallejo Variedades'te (1927) yayımladığı "Contra el secreto profesional" (Meslek Sırlarına Karşı) adlı makalesinde şiir dilinin kesin, açık ve geleneksel kalıplardan kurtulması gerektiğini savundu. Ayrıca edebiyatın kitlelerin davasına hizmet etmesi gerektiğine inanıyordu. Öteden beri Marksizme duyduğu yakınlık 1928 ve 1929'da Sovyetler Birliği'ne yaptığı geziler sınucunda bağlılığa dönüştü. 1928'de Paris'e dönüşünde faşist eğilimleri bulunduğunu düşündüğünü Amerikan Halkçı Devrimci İttifakı'ndan (APRA) ayrıldı. 1931'de Komünist Parti'ye girdi.[3]

Siyasi etkinlikleri nedeniyle 1930'da Paris'ten çıkarılınca Madrid'e gitti. Orada, Marksist yaklaşımını açıklamak amacıyla yazdığı Rusia en 1931 (1931'de Rusya) geniş ilgi topladı. Ardından Peru toplumuna özgü tipik karakterler arasındaki etkileşimlerden yola çıkarak sınıf bilinci ile siyasi ideoloji arasındaki ilişkiyi sergilemeye çalıştığı El tungsteno (1931; Tungsten) adlı romanı kaleme aldı. 1932'de Paris'e döndü ve gerçeküstücülerin toplumsal düzeni yazılarıyla değiştirmeyi amaçlayan daha militan gruplarını destekledi. Daha iyi bir geleceğe olan umudunu dile getirdiği Poemas humanos'taki (1939; İnsan Şiirleri) şiirlerinin çoğunu siyasl görüşlerini yeni baştan incelediği bu dönemde yazdı. İç Savaş sırasında iki kez İspanya'ya gitti ve insanın yabancılaştığı paramparça bir evrendeki kıyameti işleyen şiirler yazdı. 1940 yılında yayımlanan España, aparta de mí este cáliz'de İspanya İç Savaşı'nın vahşetini ve insanlar arası dayanışma üzerine temellenecek yeni bir yaşama olan inancını kaleme aldı.

1930'larda yazdığı şiirlerin çoğu ölümünden sonra yayımlandı. Roman ve öyküleri Novelas y cuentos completos'ta (1970; Toplu Roman ve Öyküler), şiirleri ise Georgette Vallejo'nun yaşamöyküsü notlarıyla birlikte Obra poética completa'da (1974; Toplu Şiirler) yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 3 okur beğendi.
  • 2 okur okudu.
  • 3 okur okuyacak.