Christopher Bollas

Christopher Bollas

Yazar
6.3/10
6 Kişi
·
12
Okunma
·
0
Beğeni
·
27
Gösterim
Adı:
Christopher Bollas
Doğum:
Washington, ABD, 1943
Christopher Bollas (1943, Washington, DC - ) İngiliz psikanalist ve yazar. Çağdaş psikanalitik teorilerin öncülerinden biri. Kaliforniya Üniversitesi’nde aldığı eğitimden sonra kariyerine otizmli ve şizofreni hastası çocuklarla başladı. Yaşanmış olaylarla yazılı eserler arasında aykırılıklar olduğunu görerek, psikanalitik çalışmalar yapmak yerine klinik dünyaya yöneldi ve psikanaliz üzerine yoğunlaştı. Kırk yıldan fazla süredir çeşitli kliniklerde çalışmalarını sürdürmekte, deneyimlerini kitaplaştırmaktadır.
Şizofreninin başlangıcında tek bir şey -tek bir kritik etmen- hayati önem taşır; o da kişinin hayatta kalabilme ve süreci tersine çevirebilme şansının olup olmamasıdır. Kişinin yanında uzun bir zaman dilimi boyunca, belki günde birkaç kez olmak üzere, günler,
mümkünse haftalar boyu konuşabileceği birinin olması kritik bir meseledir.Maalesef ki az sayıda hastane, hastayla yoğun bir şekilde çalışabilecek bir terapist tahsis etmek suretiyle bu tür bir yaklaşımı benimseyen bakım hizmeti vermektedir. Ancak psikiyatri ve psikofarmakolojinin bu sözde "konuşma terapileri"nin itici yanı, şizofrenin, psikiyatrin ara sıra yaptığı kısa süreli ziyaretler dışında insan ilişkileri anlamında çok sık tecrit edilmiş kalması anlamını
taşımasıdır.Bu yaklaşımın trajik yanı, hastanın daha sonra şizofreniye paralel bir süreçle karşılaşıyor olmasıdır: Kökten bir hapsolma, zihin değiştiren eylemler, insanlıktan uzaklaşma ve tecrit...
Sürecin gelişiminin her durumda böyle olması şart değildir.Ancak zihnin yalnızca beyinle eşanlamlı olarak görülme eğiliminde olunan bir çağda yaşıyoruz. Aslına bakılırsa, zihinsel sorunların nörolojik müdahaleler aracılığıyla çözülebildiği fikri, radyo prog-
ramını bizzat radyoyla karıştırmak benzeri gülünç ve kategorik bir hatadır. Şizofrenik kişi için insancıl bir yol haritası çizeceksek eger, bu durumda kişinin önüne acil, yoğun ve ucu açık bir psikoterapi sunmamız gerekir.
Şizofrenlerle çalışanlar, görünürde insani dünyadan, insani olmayan çevreye geçmiş biriyle birlikteyken, şizofrenik mevcudiyet olarak tarif ettikleri şeyi yaşarlar. Bu, ürkütücü ve rahatsız edici bir his
olabilir. Şizofren kişiyi ruhsal çöküş yaşamadan önce tanıyanlar, kendilerini kişinin tuhaf bir ikizi gibi görünen varlıkla karşı karşıya bulurlar. Benliğin bölünmesine şahitlik ediyoruzdur: Eski öznenin
yok olmasıyla ortaya çıkmış, olumsuz bir dönüşümün doğurduğu psikozlu benliktir bu.
Şizofren kişinin analizinde psikanalist, hastanın mitlerine dikkatle kulak veren bir tür kültürel antropolog haline gelir. Kişinin geçmişine dair hikâyenin ve bu dünyayı dolduran karakterlerin
içinde, kişinin hem fantezi hayatına, hem de gerçek varlığına ait şifrelenmiş hatıralar vardır.
Hepimiz konusmanın hikmetini biliyoruz. Başımız sıkıştığında başka bir insandan yardım isteriz. İnsana kulak verilmesi, kaçınılmaz biçimde yeni bakış açıları üretir. Aldığımız yardım sadece söylenen sözlerde değil, aynı zamanda insanlar arasındaki ilişkinin bilinçdışı düşünmeyi teşvik eden sağaltıcı konuşma sürecinin iyileştirici niteliğindedir.Başımız sıkıştığında halden anlayacak biriyle konuşmak kritik bir olaydır.
Bunu hepimiz biliyor, hepimiz yapıyor, bunun işe yaradığının kanıtlanması için sonuç mütalaalarına ihtiyaç duymuyoruz. Ancak yine de insanın en zorlu zihinsel ve varoluşsal ikilemlerden çıkabilmesinde yardımı dokunan bu çok eski yöntem, şizofrenik
insanlar için çok sık göz ardı edilmektedir.
Kişiye, şizofreninin etkisine girdiği ilk haftalarda yoğun psikoterapi imkânı sağlanması halinde, klinik tedavi uzmanının söz konusu kişide psikozlu olmayan bir işleve geri dönüşe tanıklık etme şansı oldukça fazladır. Yoğun terapi işe yarar. Yoğun terapi özellikle şizofreni başlangıcını tersine çevirmekte etkiliyken, ergenlik çağındaki kişiler için neredeyse kaçınılmaz
bir durumdur. Anoretikler* gibi, şizofrenler de çocukluktan yetişkinliğe geçiş yapmakta sorun yaşarlar. Ancak bu süreçte benlikler bocaladığından, tam da bu nedenden ötürü, bu insanlar dönüş
yaparak hayatlarını tekrar normal düzene oturtmayı başarabilirler. Her türlü rahatsızlığa karşın son derece kırılgan olsalar da, bu geçirgen olma hali onların sağaltıcı değişimlere eşsiz biçimde açık olmalarını sağlar.
"Şizofrenler hayatla normal, sağlıklı bir ilişki kurmanın yerine, genellikle, dur durak bilmeyen bilinçli düşünceyi koyacak, var oldukları her anın anlamını çözmeye, başka insanlarla nasıl birlikte olabileceklerini ve onlara ne diyeceklerini bulmaya çalışacaklardır."
Bir yetişkinin bu pozisyona, yani evreni bir bebekmiş gibi algılama pozisyonuna dönmesi, şizofreninin dikkate değer yönlerinden biridir: Cisimler göz alıcıdır, renkler algıda belirgin şekilde ön plana çıkar; sesler cismi dünyanın çok önemli bir yönüdür, tıpkı cisimlerin hareketliliği gibi... (Bebek hareket eden cisimleri
büyülenmişçesine izleyecektir.) Ancak bir yetişkin için bu garip cisimler hiç de arkadaşça değildir. Bu cisimlerin, birbirimizi sevmemiz halinde her şeyin iyi olacağına dair öğretiye ihanet etme potansiyelleri vardır. Şizofren bizlerin sevecen, iyi niyetli ve sosyal
olarak yapıcı olduğumuz fikrini bir saadet zinciri dolandırıcılığı olarak algılar. Şizofren dünyayı farklı yaşamıştır; keşif gezisine çıkmış ve başa çıkılamaz zorluklarla karşılaşmış öncü grup misali, hemen ana kampa geri döner.
"Bu insanlar dünyayı nasıl algılıyorlardı? Bunu bir kez kavradıktan sonra atılacak ilk adım, bu görüntüyü onlara geri yansıtmak, böylece en azından, onlara, dünyaya bakış açılarını anlayan birileri olduğunu göstermekti."
"Kişinin kendisine yardım edebilmesi konusunda neler bildiğini öğrenmeye gayret et, kendi kendilerini tedavi etme tekniklerini öğrenmelerine yardımcı ol ve sonra bunun üstünde çalış."
"Ayrıca, içsel rahatsızlıklarıyla cebelleşmek yerine günlük gerçeklerden söz etmek, hastaların rahatlamalarını ve güven hissi duymalarını sağlar. Zamanla, her şeye rağmen düşüncelerini açığa vurduklarını fark ettiklerinde, başlangıçtaki paranoyak tepkiyi verebilirler ancak sonrasında, genel olarak, bunun kendilerine zarar vermeyen zihinsel bir süreç olduğunu keşfederler; aslında bu durum üretken bir niteliğe sahiptir ve destekleyici, geliştirici olabilir."
208 syf.
·Puan vermedi
Yer yer genel okuyucu kitlesine kitabı elinden bıraktıracak kadar konunun uzmanına seslenen bu kitapta şizofreni nedir sorusuna bir nebze de olsa cevap bulabilmek mümkün. Ayrıca kitaptan, sadece şizofreni ile ilgili değil günlük hayatta kullanabileceğiniz insan psikolojisine dair bilgiler de devşirebilirsiniz.
208 syf.
Çok hızlı akan bir kitap değil ve bazı bölümlerde kendini tekrar ediyormuş hissi verse de okumaya değer kıymetli bir yayın. Şizofreninin bilişsel ve davranışsal süreçlerinin nedenini açıklayan psikanalitik bir yorumlama daha önce hiç bu kadar güzel ve anlaşılır yapılmadı bence. Keyifli okumalar..
208 syf.
·14 günde·5/10
Yazarın yıllar içinde şizofreni üzerine edindiği tecrübelerini okurlar ile paylaşmaya çalıştığı bir kitap. Psikoloji öğrencilerine veya şizofreni hakkında detay bilgi edinmek isteyen okurlara önerebiliriz. Aksi halde ilgili olmayanlar için biraz ağır gelebilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Christopher Bollas
Doğum:
Washington, ABD, 1943
Christopher Bollas (1943, Washington, DC - ) İngiliz psikanalist ve yazar. Çağdaş psikanalitik teorilerin öncülerinden biri. Kaliforniya Üniversitesi’nde aldığı eğitimden sonra kariyerine otizmli ve şizofreni hastası çocuklarla başladı. Yaşanmış olaylarla yazılı eserler arasında aykırılıklar olduğunu görerek, psikanalitik çalışmalar yapmak yerine klinik dünyaya yöneldi ve psikanaliz üzerine yoğunlaştı. Kırk yıldan fazla süredir çeşitli kliniklerde çalışmalarını sürdürmekte, deneyimlerini kitaplaştırmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 12 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 12 okur okuyacak.