Ben Doğa'yım, Evrensel Ana, tüm öğelerin hanımı, zamanın başlangıcındaki çocuk, tinsel her şeyin tek egemeni, hem ölülerin hem de ölümsüzlerin ecesi, bütün tanrılarla tanrıçaların tek belirimiyim. Bir baş eğişimle, Göklerin parlak yüksekliklerini, sağlık saçan deniz esintilerini, altımızdaki dünyanın yas dolu sessizliklerini yönetirim. Gerçi insanlar farklı görüntülerime tapınır, sayısız adla tanınırım ve övüldüğüm kuttörenler birbirinden farklıdır, ama tüm dünyada ululanan hep ben olurum.
Kalplerinizi her şeye karşı, ama en çok da kadınların gözyaşlarına karşı taşlaştırın. Bir kadının ruhu yoktur ve bu yüzden de acı çekemez. Onun gözyaşları sahtedir, aldatmacadır."
Yüksek ebeveyn beklentileri altında ezilen iyi eğitimli, entelektüel açıdan son derece donanımlı gençler, büyük umutlar ve parlak üniversite diplomalarıyla yetişkinler dünyasına adım atar, ancak tünelin sonundaki ışığın tıka basa dolu bir hazine sandığından değil, yaklaşan bir trenden geldiğini fark eder. Herkes çok iyi eğitim aldığından, kendini kanıtlama zorunluluğunun hamster çarkında acımasız rekabet hiç bitmez, sonuçta şanlı üniversite diplomalarının kolaylıkla dolgun maaşlara dönüşeceğine dair örtük güvencenin koca bir palavra olduğu ortaya çıkar. Yüksek prestijli iyi işlerin sayısı sınırlı olduğundan, çoğunluk ister istemez boşta kalır.
Evlilik öncesi cinsel ilişki artık ahlaki açıdan önemsiz sayılıyor ve yalnızca cinsel yolla bulaşan hastalıkların ve istenmeyen gebeliklerin önlenmesi bağlamında sorunsallaştırılıyor. Evlilik öncesi cinsel birleşmenin reddedilmesinin uzun süre bazı makul gerekçeleri olmuştur, çünkü güvenilir doğum kontrol yöntemlerinin ve evlilik ilişkisi dışında da çocukların ve talihsiz annelerinin asgari bakımını garantileyecek modern sosyal güvenlik ağlarının olmadığı dönemlerde, ahlaksızlık damgasının caydırıcılığı baskıcı ama bazen de yararlı bir toplumsal kontrol aracıydı. Bu durum özellikle kadınları etkiliyor, en azından yarı yarıya işin içinde olsalar da babaların rolü pek önemsenmiyordu.