Kaybedilen şey, aile yadigarı bir küpe olabileceği gibi, bir umut, bir ülkü, bir dostluk, bir vatan, bir sevgili, hatta bir eski kendilik de olabilir. Yazar Annie Dillard'ın "Tinker Vadisindeki Gezgin" adlı eserinde ifade ettiği gibi kayıp, yaşamın bedelidir: "Kaldığın sürece ödenmesi gereken olağanüstü kira!"
Ölüm, sadece geçmişi değil, o kişiyle birlikte planlanan tüm geleceği de sonlandırır. O kişiyle yaşanacak yeni anıların imkansızlığı, somut bir geleceğin kaybıdır. Her yas kişiye özel olduğunu ve ruhsal yaralarımızın iyileşmesinin farklılıklar göstereceğini biliyoruz .Özellikle ani kayıplarda ve ölümünün kötü bir şekilde olduğu durumlarda kabullenmenin daha da zor olduğunu vurguluyor . Şok etkisi, keder,kabullenme ve acının evreleri...Kitap bu doğrultuda perspektif bakış açıları sunuyor.
İlk başta zihin, acı gerçeğin karşısına bir kalkan koyar; ölümün o somut varlığını inkar eder, kabul etmemek için çılgınca oyunlar oynar ve en derin isyanı haykırır.
Fakat o kalkan düştüğünde, hatıralar bir sel gibi boşalır. O son günler, o yarım kalmış sözler, paylaşılan en mutlu ve en hüzünlü anlar... Her şey, gözümüzün önünden akan kesintisiz bir film şeridine dönüşür. Ve o film şeridinin her karesi, vicdanımızı tırmalayan keskin "keşke" sesleriyle yankılanır.
Ne söylesek eksik kalır; ölüm, tüm ret edişlerimize rağmen, hepimizin en sarsılmaz ve tek gerçeğidir.
Yas, geçmişin sürekli gözden geçirilmesi ve kaçınılmaz yalnızlıkla yüzleşilmesi nedeniyle son derece yorucu ve güçten düşürücüdür. Yine de keder, kaybettiğimizle aramızdaki elle tutulur son bağ olduğu için bazen tuhaf bir teselli sunar.
Bu kitaptaki örnekler, yası çözümlemek için duyguları açığa çıkarmanın önemini vurgulamaktadır."Kayıptan Sonra Yaşam"ı okumak, yas sürecinin tüm evrelerine dair derin bir