Colin Wilson

Colin Wilson

YazarÇizer
7.8/10
6 Kişi
·
13
Okunma
·
6
Beğeni
·
239
Gösterim
Adı:
Colin Wilson
Unvan:
Yazar
Doğum:
Leicester, Birleşik Krallık, 26 Haziran 1931
Ölüm:
St Austell, Birleşik Krallık, 5 Aralık 2013
Colin Henry Wilson, İngiltere'deki Leicester'de doğdu ve büyüdü. 16 yaşında okulu bıraktı, fabrikalarda ve çeşitli mesleklerde çalıştı ve boş zamanlarında okudu. Wilson 24 yaşındayken Gollancz, sosyal edebi ve kültürel figürlerin seminal çalışmalarında sosyal 'dışarının' rolünü inceleyen The Outsider (1956) 'ı yayınladı. Bunlar arasında Albert Camus, Jean-Paul Sartre, Ernest Hemingway, Hermann Hesse, Fyodor Dostoyevski, William James, T. E. Lawrence, Vaslav Nijinsky ve Vincent Van Gogh ve Wilson, çalışmalarındaki Sosyal yabancılaşma algısını ele alıyor. Kitap en iyi satıcıydı ve Britanya'da varoluşçuluğu yaygınlaştırdı. Kritik övgü olsa da, kısa ömürlü oldu ve Wilson kısa sürede çok eleştirildi.

Wilson, The Outsider'ın insan psikolojisinin, tepe deneyimleri ve bilincin darlığı gibi olumlu yönlerine odaklanmasından sonra çalışır. İnsancıl psikolog Abraham Maslow'a hayranlık duydu ve ona karşılık verdi. Wilson Uykuya Karşı Savaş'ı yazdı: Gurdjieff Felsefesi, GI Gurdjieff'in hayatı, çalışması ve felsefesi ve 1980'de Yunan-Ermeni mistiklerine erişilebilir bir giriş. Varoluşçuların mağlubiyet ya da mide bulantısı üzerine odaklanmasının sadece bir gerçekliğin kısmi temsili ve bunu kabul etmek için belirli bir neden yoktur. Wilson, normal, gündelik bilincin, “göz kırpması” olarak bastığını ve gerçekle ilgili gerçekleri bize gösterdiği gibi kabul edilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu göz kamaştırıcı, hayret içinde, ya da büyük olayların akışına tamamen kapılmamızı ve dolayısıyla harekete geçmememizi engelleyen bazı evrimsel avantajlara sahiptir. Bununla birlikte, düzgün yaşamak için bu günlük bilincin ötesinde daha fazlasına erişmemiz gerekir. Wilson, neşe ve anlamlılık konusundaki en üst düzey deneyimlerimizin, öfke deneyimlerimiz kadar gerçek olduğuna ve bu anlarda daha tam olarak yaşadığımıza göre, daha gerçek olduklarına inanmaktadır. Bu deneyimler konsantrasyon, dikkat, rahatlama ve belirli çalışma türleri ile aşılanabilir.
“Herkesin hayatı kendine giden bir yoldur. Şimdiye dek hiç kimse kendini tamamen gerçekleştirememiştir.”
Colin Wilson
Sayfa 79 - Notos Kitap
“Hayat ne için var? Ölmek için mi? Kendimi hemen öldüreyim diye mi? Korkarım ki hayır. Ölüm gelene kadar beklemek için mi? Bu beni daha da korkutuyor. O zaman yaşamalıyım. Fakat ne için? Ölmek için mi! İşte bu döngüden kaçamıyorum. “
''Varoluşçuluk için en ilkel zemini sağlayan da kişinin inançlarının yazgısıyla hiçbir alakasının olmamasıdır.''
Colin Wilson
Sayfa 154 - Notos Kitap
439 syf.
·9/10
Colin Wilson bildiğim kadarıyla sadece iki kitabı Türkçeye çevrilmiş oldukça üretken bir yazardır. Çok yönlüdür ve farklı alanlarda yazılmış kapsamlı eserleri vardır. Ben daha önce onun "Ölüm Sonrası" isimli kitabını okumuş ve kitabı oldukça başarılı bulmuştum. "Yabancı" isimli bu kitabını da gerçekten çok beğendim. Wilson bu eserinde yabancı karakterini çoğu kendisi de birer yabancı olan sanatçı, yazar ve düşünürlerin fikirlerinden yola çıkarak tanımlamaya, onu her yönüyle ortaya koymaya çalışıyor. Peki kimdir yabancı? Bana göre kitapta da yer alan ve oldukça hoşuma giden kısa bir tanımla çok derin ve çok fazla gören kişidir yabancı. İste bu yüzden yalnızdır ve kalabalıklar arasında bir yabancıdır. Ama bu yabancının tek tanımı değildir. Kitapta ünlü şahsiyetlerin fikirleri analiz edilerek yabancı ile ilgili kimi zaman birbiriyle örtüşen kimi zaman ise çelisen tanımlar elde edilmiş. Ben de kendimce bir takım tanımlara ulaştım, bunları kısaca aktarmak istiyorum. Şimdi kitapta yabancının izini sürelim ve onun nasıl biri olduğunu anlamaya çalışalım.

Henri Barbusse'ün Cehennem romanında adı hiç geçmeyen kahraman yabancının en temel özelliğini şöyle dile getirir: "Çok derin ve çok fazla görüyorum." (Sy.26) Yabancı çok derin ve çok fazla gören kişidir.

Ünlü bilimkurgu yazarı H.G. Wells tam da yabancıya ait olabilecek tezini şöyle ortaya koyar: "Zaten hiçbir zaman hiçbir yere gitmiyorduk -herhangi bir hareketin hiç yoktan daha iyi olduguna inanarak buraya kadar kendi yanılsamalarımızla sürüklendik. Halbuki hakikat bunun tam tersidir, nihai cevap hareketin bitmesidir." (Sy. 35) Yabancı yanılsamadan uyanmak isteyen kişidir.

Sartre'nin yabancısı Roquentin düşünmekten bıkmıştır. Devamlı bir bıkkınlık ve bulantı hissi içindedir. Şöyle der: "Muazzam büyüklükte, sıkıcı bir düşünce miskin miskin önümde uzanıyordu. Ne olduğunu açıkça göremiyordum ama o kadar bıktırıcıydı ki bakamıyordum."(Sy.39) Yabancı sürekli bir bıkkınlık ve bulantı hissi içinde yaşayan kişidir.

Camus'ün yabancısı her şeye kayıtsızdır. Duygularını yitirmiş gibidir. Yabancı romanındaki kahraman Mersault annesinin ölümü dolayısıyla cenazeye katılmak için patronundan izin isterken şöyle der: "Özür dilerim efendim ama anlarsınız ya, kabahat benim değil." (Sy.46)Yabancı duygusuz, hayata karşı kayıtsız olan kişidir.

Kendisi de bir yabancı olan Hemingway "Ölülerin Doğa Tarihi"nde "Çoğu insan hayvan gibi ölüyor, insan gibi değil" der. (Sy.58) Hümanizmin insanlıkla ilgili iyimser düşüncelerine sırtını döner ve karşı çıkar. Yabancı hümanizme karşı çıkan kişidir.

Oyun yazarı Harley Granville Barker'ın "Hayat Kaynağı" isimli oyununun kahramanı Strowde şöyle der: "Bir şey yap, herhangi bir şey, ne olduğu farketmez...Tekerlek döndüğü sürece, bir şey olduğu sürece her şey yolunda."(Sy.63-64) Yabancı herhangi bir amacı olmayan kişidir.

Hesse bir romantiktir. Ona göre asıl mesele kendini gerçekleştirmektir. Demian romanında Sinclair şöyle der: "Herkesin hayatı kendine giden bir yoldur. Şimdiye dek hiç kimse kendini tamamen gerçekleştirememiştir. Kimi isteksizce, kimi daha az gayretle kimi de elinden geldiğince ancak kendi peşinde koşturmuştur. Herkes kendi doğum kalıntılarını, çamurunu ve yumurta kabuklarını sonuna dek içinde taşır."(Sy.79) Yabancı kendini gerçekleştirmek isteyen kişidir.

Arapları Türklere karşi örgütleyip isyan hareketi başlatan Arabistanlı Lawrence bu kitapta yabancı karakterine örnek olarak ele alınmış. "Bilgeligin Yedi Sütunu" isimli kitabında Lawrence şöyle diyor: "İnsan birlik değil, çokluktur. Ama bir şeyi yapmaya değer görmesi için insanın yekpare olması gerekir. Bölünmüş krallık birleşmelidir. Batı medeniyetinin geliştirip yücelttiği kişilik tasavvurundaki yanılsama içsel bölünmeyi arttırmaktadır."(Sy.117-118) Yabancı içsel bütünlük arayışındaki kişidir.

Bir diğer yabancı olan ünlü ressam Van Gogh'un hayatı incelendiğinde dikkat çeken şey Van Gogh'un hayatı boyunca aklı bir kenara bırakıp hep duygularıyla hareket etmesidir. Bunda diger insanlara göre daha çok hissetmesinin önemli rolü vardır. Yabancı çok hisseden kişidir.

Ünlü Rus dansçı Nijinski sahnedeyken dansıyla insanları büyülerdi. Hamisi büyük organizatör Dyagilev ile arası bozulup sahneye cıkamaz hale geldiginde akıl sağlığını yitirmeye başladı. Aklı kendisine düşman olarak görmeye başladı. Nijinski günlüğüne şöyle yazmıştır: "Aklın ölümünü istiyorum. Aklını öldürürsem karım delirmeyecektir. Akıl aptallıktır, bilgelik ise Tanrı." (Sy.135) Yabancı aklın düşmanı olan kişidir.

Ünlü psikolog William James "Dinsel Deneyimin Çeşitleri" isimli kitabında bir akşam iliklerine kadar hissettiği ve benim de birçok kere büyük bir sarsıntıyla geçirdiğim varoluşsal korkuyu şöyle anlatıyor: "Felsefi bir kötümserlik ve geleceğe dair genel bir ruhsal bunalım içindeyken bir akşam alacakaranlıkta giyinme odasına gitmiştim... Hiçbir uyarı olmadan sanki birdenbire karanlıktan çıkmış gibi kendi varlığıma dair müthiş bir korku çöktü üzerime. O anda, akıl hastanesinde gördüğüm, siyah saçlı, yeşilimsi tenli, bütün gün oturup kara gözlerini oynatmaktan başka hiçbir şey yapmayan, hepten insanlıktan çıkmış, gerçek anlamda geri zekalı ve ... hastası bir gencin görüntüsü geldi aklıma. Bu imgeyle duyduğum korku etkileşime girdi. O şeklin benim aslım olduğunu hissettim...İçimde ona karşı öyle bir korku ve aramızdaki farkın yalnızca geçici olduğuna dair öyle bir algı oluştu ki, sanki göğsümde şimdiye kadar kaskatı olan bir şey darmadağın oldu ve titreyen bir korku kütlesine dönüştüm." (Sy.152) Yabancı varoluşsal korkuları olan kişidir.

Ünlü filozof Nietzsche hakikat arayışı yolundaki büyük çabasını delilik boyutuna kadar sürdürmüş bir kişiydi. Bu arayış onu kalabalıktan ayırmış ve yalnızlığa mahkum etmişti. Ama o bu yalnızlığından dolayı bir büyüklük duyuyor ve kalabalığı ünlü eseri "Böyle Buyurdu Zerdüşt"te Zerdüşt'ün ağzından şu sözlerle eleştiriyordu."Arayışa koyulan yoldan çıkar. Yalnızlığın her türlüsü günahtır. Böyle der sürü."(Sy.192) Yabancı hakikat arayışı içindeki yalnız kişidir.

Tolstoy da tıpkı Sartre'nin kahramanı Roquentin gibi bulantı atakları geçirir: "Beş yıl önce tuhaf bir şey olmaya başladı. Kafam bulanıyor ve hayatın beni adeta hapsettiği hissine kapılıyordum; nasıl yaşamam, ne yapmam gerektiğini bilemiyordum...Kafamın bulandığı anlar giderek artmaya başladı." (Sy.202) Tolstoy da Roquentin gibi kendinden nefret eder ama onun aksine kendi benliğinden kurtulmak için dine yönelir. Yabancı kendi benliğinden arınmak isteyen kişidir.

Dostoyevski zor bir hayat yaşamıştır. Kendisi daha üniversite öğrencisiyken babası öldürülmüş, Rus çarına karşı kurulan bir komploya adı karışmış, idam edilecekken son anda affedilip Sibirya'ya hapse gönderilmiştir. Orada suçlularla tanışmış, onları yakindan tanıma fırsatı bulmuştur. Dostoyevski eserlerinde sıklıkla günaha düşmüş karakterlerin kurtuluşu konusunu işler. Buna en büyük örnek olarak Suç ve Ceza'nın kahramanı Raskolnikov verilebilir. Sanki kurtuluşa, aydınlığa ulaşmak için önce günaha, karanlığa girmek gerek der gibidir yazar. Kahramanları bir çarkın dişlisi olmadıklarını, insan olduklarını ispat etmek isterler. Yabancı bir çarkın dişlisi olmak istemeyen kişidir.

George Fox quaker mezhebinin kurucusudur. Ateşli bir kişilige sahiptir. Kilisenin bozulmasına karşı çıkmış, kiliseye ve din adamlarına sert eleştirilerde bulunmuştur. Birçok kez bu yüzden dayak yemis, kırbaclanmıştır. Ama yavaş yavaş insanları etrafında toplamayı başarmıştır. Yabancı toplumdaki bozulmayı eleştiren kişidir.

William Blake kalabalıktan farklı bir dünya görüşüne ve inanca sahip bir şairdir. O dahilerin şöhrete ihtiyaç duymadıgına, insanın yalnız doğup yalnız öldüğüne inanıyordu. Ona göre insan kendisi dışında hiçbir şeyden emin olamaz. Şiirinde bu düşüncesini şöyle ifade eder: Ne başkasını kendi gibi sever/ Ne başkasına öyle hürmet eder/İmkansızdır düşüncenin bilmesi/Kendinden büyük başka bir eder. (Sy.297) Yabancı yalnız olduğunun farkında olan kişidir.

Ramakrishna Hindu bir mistiktir. Sürekli evrenle bir bütün olduğunu hissettiği cezbe halleri geçirir.O her şeyin bir olduguna, her yolun insanı tanrıya götürdüğüne inanır. Yabancı çokluktaki birliği gören kişidir.

Gürciyev bir spiritüalistti. İnsanları aydınlanmaya ulaştıracağını iddia ettiği bir sistem gelistirmistir. İnsanın iradesini zorlu fiziksel egzersizler ile sınırına kadar zorlayıp onda kendine dair farkındalık olusturmak istiyordu. Bu farkındalık sayesinde insanı içinde olduğu otomatizimden kurtarmayı hedefliyordu. Gürciyev şöyle yazar: "Uyanmak insanın hiçliğini fark etmesidir, yani kişinin mutlak mekanikligini, mutlak caresizliğini fark etmesidir."(Sy.352) Yabancı otomatizimden kurtulmak isteyen kişidir.

Sair Hulme de tıpkı Gürciyev gibi insanın özgür olmadığını düşünüyordu. Bu görüşünü şöyle ifade etmiştir: "İnsanın özgürlüğü çok abartılıyor. Bazı nadir durumlarda özgür olduğumuza hem dinim hem de metafizikten aldığım görüşler beni ikna ediyor. Ancak adet gereği özgürlük olarak tanımladığımız bircok eylem gerçekte otomatiktir." (Sy. 363) Yabancı özgür olmadığının farkında olan kişidir.

Ulaştığım tüm bu tanımlardan sonra kitapla ilgili görüşlerimi belirtmek isterim. Kitap dokuz bölümden oluşuyor. Sonsöz ve notlarla beraber uzunluğu 439 sayfayı buluyor. Kitapta eserlerden yapılan birçok alıntıya yer verilmiş. Bu yazarların düşüncesini kavramamızi kolaylaştıriyor. Ama her kişi için eşit oranda yer ayrılmamıs. Kimileri için bir iki sayfa kimileri içinse yirmi otuz sayfa yer ayrılmış. Ben eseri oldukça bilgilendirici buldum. Kolay okunuyor ve oldukca akıcı. Konuyu ilgi cekici bulanlara tavsiye ederim.
424 syf.
·8/10
400 küsür sayfalık oldukça uzun ve doyurucu bir kitap. Müthiş bir çalışmanın ürünü olan bu kitabın alanında yazılmış en iyi kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Paranormal olaylara ilgi duyanların ilgisini çekecektir.
342 syf.
·Puan vermedi
Kitapta Mısır ve Meksika'daki bazı piramitlerin düşünülenden çok daha önce inşa edilmiş olması gerektiğini ortaya koyan teorilerden yola çıkan yazar bizim o dönem itibariyle ilkel diye adlandırabileceğimiz toplulukların bu eşsiz yapıları inşa edecek teknoloji ve bilgiyi bir zamanlar Atlantis kıtasında varolmuş ve son derece gelişmiş bir medeniyetten miras almış olup olamayacağı sorusunun cevabını aramış. Yazar bu sorunun cevabını ararken görüşleri akademik çevrelerdeki otoritelerin görüşleri ile uyuşmadığı için sıra dışı kabul edilmiş ve görmezden gelinmiş ya da ciddiye alınmamış bilim adamlarının konuya yaklaşımlarını gözler önüne sermiş. Kitap oldukça teknik bilgi içeriyor ve okuması oldukça sabır gerektiriyor. Kitabın büyük ve ciddi bir çalışmanın ürünü olduğu hemen anlaşılıyor. Kitapla ilgileniyorsanız kitabın bildiğim kadarıyla yeni baskısının olmadığını ama kitabı sahafçılarda bulabileceğinizi belirtmek isterim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Colin Wilson
Unvan:
Yazar
Doğum:
Leicester, Birleşik Krallık, 26 Haziran 1931
Ölüm:
St Austell, Birleşik Krallık, 5 Aralık 2013
Colin Henry Wilson, İngiltere'deki Leicester'de doğdu ve büyüdü. 16 yaşında okulu bıraktı, fabrikalarda ve çeşitli mesleklerde çalıştı ve boş zamanlarında okudu. Wilson 24 yaşındayken Gollancz, sosyal edebi ve kültürel figürlerin seminal çalışmalarında sosyal 'dışarının' rolünü inceleyen The Outsider (1956) 'ı yayınladı. Bunlar arasında Albert Camus, Jean-Paul Sartre, Ernest Hemingway, Hermann Hesse, Fyodor Dostoyevski, William James, T. E. Lawrence, Vaslav Nijinsky ve Vincent Van Gogh ve Wilson, çalışmalarındaki Sosyal yabancılaşma algısını ele alıyor. Kitap en iyi satıcıydı ve Britanya'da varoluşçuluğu yaygınlaştırdı. Kritik övgü olsa da, kısa ömürlü oldu ve Wilson kısa sürede çok eleştirildi.

Wilson, The Outsider'ın insan psikolojisinin, tepe deneyimleri ve bilincin darlığı gibi olumlu yönlerine odaklanmasından sonra çalışır. İnsancıl psikolog Abraham Maslow'a hayranlık duydu ve ona karşılık verdi. Wilson Uykuya Karşı Savaş'ı yazdı: Gurdjieff Felsefesi, GI Gurdjieff'in hayatı, çalışması ve felsefesi ve 1980'de Yunan-Ermeni mistiklerine erişilebilir bir giriş. Varoluşçuların mağlubiyet ya da mide bulantısı üzerine odaklanmasının sadece bir gerçekliğin kısmi temsili ve bunu kabul etmek için belirli bir neden yoktur. Wilson, normal, gündelik bilincin, “göz kırpması” olarak bastığını ve gerçekle ilgili gerçekleri bize gösterdiği gibi kabul edilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu göz kamaştırıcı, hayret içinde, ya da büyük olayların akışına tamamen kapılmamızı ve dolayısıyla harekete geçmememizi engelleyen bazı evrimsel avantajlara sahiptir. Bununla birlikte, düzgün yaşamak için bu günlük bilincin ötesinde daha fazlasına erişmemiz gerekir. Wilson, neşe ve anlamlılık konusundaki en üst düzey deneyimlerimizin, öfke deneyimlerimiz kadar gerçek olduğuna ve bu anlarda daha tam olarak yaşadığımıza göre, daha gerçek olduklarına inanmaktadır. Bu deneyimler konsantrasyon, dikkat, rahatlama ve belirli çalışma türleri ile aşılanabilir.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 13 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 45 okur okuyacak.