Cumali Sever

Cumali Sever

Yazar
9.7/10
6 Kişi
·
21
Okunma
·
0
Beğeni
·
45
Gösterim
Adı:
Cumali Sever
Bir bahar günü doğdu insanların dünyasına. Hayat masal gibiydi sanki. Önce harfleri duydu, sonra hece hece konuştu. Derken koştu okula ve kitapların dünyasına kavuştu. Kollarını açmış kitapların sayfalarıyla kucaklaştı ve kitapların dünyasında buluştu aşkla, heyecanla, merakla…

‘Hangisi daha gerçekti acaba?’ diye zihninde sorular uçuştu. Hangisi daha samimi, hangisi daha kucaklayıcı? Kitapların mı yoksa insanların dünyası mı?

İnsanların dünyasına daldıkça zorlaştı hayat, kitapların dünyasına baktıkça kendisiyle ve gerçeklerle hesaplaştı, her engeli kitaplarla aştı.

Bir rüyası vardı: “Kitapların kanatlarında ve aydınlığında dünya, felaket rüyalarından uyanacak ve huzura kavuşacaktı.” Sonunda kararını verdi; “Kitapların dünyası, insanların dünyasına ışık verdikçe hayat güzelleşecekti.” O zaman gerçek dünyada, yani kitapların dünyasında kalmalıydı. Kitaplarla yaşamalı, her sorunu kitaplarla aşmalıydı. Kitaplar yaşadıkça kendisi de yaşayacak, kitaba adayacaktı kendisini.

Kendisini kitaplara adamayanların aldanacaklarını çok iyi biliyordu ve kitabın gücünü tüm yüreklilikle bütün dünyaya haykırmaya söz verdi. Bu inançla, bu gayeyle binlerce okuyucusu ile buluştu, seminerler düzenledi.

Beşinci kitabını yayına hazırlayan yazar, evli ve iki çocuk babasıdır.
Müslümanların 8. yüzyılda İspanya, Portekiz ve İtalya topraklarında kurmuş oldukları ülkenin (Endülüs) sadece bir şehri olan ''Kurtuba'' kütüphanelerinde altı yüz bin yazma eser vardı. Diğer şehirleri de düşündüğümüzde elle yazılmış kitap sayısı, milyonları geçiyordu.

1200' lü yıllarda sadece Bağdat şehrinde 40 kütüphanenin olduğunu tarihi kaynaklardan öğrenmekteyiz. Bugün şehirlerimizde kütüphanelerin sayısı ne kadar acaba?

Tarihte olduğu gibi ne zaman kitaba, kütüphanelere ve okumaya gereken önemi verirsek işte o zaman, medeniyetler ufkunda bir güneş gibi doğacağımız günün müjdecisi olacaktır.
Sevgili Canlar,
Bir ideali, bir hedefi olmayanlar, elbette ömür sermayelerini bozuk para gibi harcarlar. Onlar için gün mü bitmiş, ay mı geçmiş, yıl mı yitip gitmiş hiç umurlarında değildir. Onlar için zaman, öldürmek için vardır. Halbuki ''zaman''la yavaş yavaş ömrü, bir mum gibi eriyip tükenmekte ama haberi yok. Zamanı tüketirken kendisi tükeniyor farkında.

Unutulmamalı ki, ancak ve ancak hayali ve bir hedefi olanlar harekete geçebilir. Bilinmelidir ki hayalin de ''hayli uzun'' olanı var, ''hay'' demeden biteni var. Ne yazık ki hayatı bitmeden hayalleri bitenlerle dolu kıraathanelerimiz, kafelerimiz, sokaklarımız.
Müslümanların elinde bilim teknoloji 800 yıl sürdü. Onlar Yunanlılardan ve farklı coğrafyalardan aldıkları bilimi çok geliştirdiler. Bilim, sanat ve teknikte önder konuma geçtiler. Bir çok alanda çığır açan eserler ortaya koydular. Mesela ilk üniversite (medrese) ve ilk gözlem evi (rasathane) Müslüman bilim adamlarının çalışmalarıyla gerçekleşti.

Müslüman bilim adamlarının yazdığı kitaplar, ortaya koydukları icatlar ve tıp alanında yakaladıkları gelişmeler 10. yüzyıldan itibaren Avrupalıların ellerine geçmeye başladı. Müslümanların 711 yılında İspanya ve Portekiz topraklarını fethetmelerinden itibaren Avrupalılıar, Müslümanların elindeki gelişmiş bilim ve tekniği daha yakından görmeye başladılar.
9. yüzyılda yaşayan Müslüman bilim adamı ''Battani'' , Güneş, Ay ve gezegenlerin hareketleri üzerine araştırmalarda bulunmuştur. O, yaklaşık 1000 yıl önce, Batılıların dünyanın dönmediğini söylediği çağlarda, Güneş yılını ''365 gün, 5 saat, 46 dakika, 24 saniye'' olarak hesaplanmıştır. Bu hesap, günümüzdeki ölçümlerden sadece bir kaç dakika farklıdır. Battani'nin kitapları yıllarca Batı'da ders kitabı olarak okutulmuştur. Astronomiye ve bilime olan katkılarından dolayı Ay'da bir kratere ismi verilmiştir.
Fuat hoca kararlıydı. Eğer bir insan kararlıysa ve kararı inancıyla yoğrulmuşsa artı o karar çelikleşmiştir. Emin olun ki, kararlı olana ve nereye gideceğini bilene de bütün dünya kenara çekilerek mutlaka yol verirdi. İnsan, yeter ki ne istediğini bilsin, yeter ki istemeyi bilsin ve yeter ki pes etmemeyi bilsin.
Okumak, o kadar kutlu bir alışkanlık ki ona bağlananlar, onsuz yaşayamazlar. Çünkü gerçek kitap dostları için okumak, nefes kadar yaşam kaynağı, su kadar rahmet ve ekmek kadar kutsaldır. Bundan olsa gerek değerli dostlarım, gerçek kitap severler güzel kitaplara dört elle sarılmış ve kitaplara, gözleri gibi bakmıştır. Onlar inen ilk ayet ''oku'' emrinden ilhamla okumayı ibadet saymışlar. Bir de kitap okumaya ibadet gibi sarılmayanlar vardır. İşte onları da okudukları kitaplar sarmıyor zaten. Çabucak sıkılıyorlar okumaktan maalesef.

Elbette okunacak kitap da ilmimizi, seviyemizi, değerimizi ve azmimizi arttırmalı ki, kitap da değerli olsun ve onunla ruhumuz huzur bulsun.

Değerli canlar candan dostlarım.
Okumak; zihnimizin inşası, kalbimizin neşesi ve ruhumuzun dirilişidir. Okumaya bu ruhla bakmadıkça, kitaplara bu inançla sarılmadıkça ve ibadet aşkıyla yaklaşmadıkça okuduklarımızdan bir sonuç elde edemeyiz. Aynı zamanda okuduklarımızın bir hayrını göremeyiz. Sadece boş vakitlerimizi doldurmuş oluruz ki o kadar. Sahi, kitap bir boşluk doldurma aracı mıdır ki, boş zamanı doldursun? Hem hangi vakit, boş ki?
Hala günümüzde gelişmişliğin, bilim ve teknolojinin kaynağı Batı medeniyeti olarak biliniyor. Üzülerek ifade etmeliyim ki, kendi ülkemizin insanların çoğunluğu bile, gerçeği yansıtmayan bu köksüz bilgi kaynağına inanmaktadır. Belki de bu yüzden, asılsız ve sahte bilgilerle kirlenmiş zihinleri kastederek : ''İslam medeniyetinin büyüklüğünü kendi insanımıza anlatmak, Batılılara anlatmaktan çok daha zor demişti Fuat Sezgin hoca.
11. Yüzyılda Biruni, 27 yaşında iken 18 yaşındaki İbni Sina ile bir tartışmaya girer. Tartışmanın konusu nedir biliyor musunuz?
''Işığın hızı, ölçüsüz müdür yoksa ölçülebilir mi?
Ne müthiş bir şey değil mi?
Bu tartışmayı günümüzde bile göremezsiniz.
Fuat Sezgin
Kendimizi geleceğe hazırlamak zorundayız. Geleceğe hazırlanabilmek için, bizi ateşleyecek bir amacımız olmalı. Bu amaç doğrultusunda bizi harekete geçirecek enerjiye sahip olabilmek için de geçmişte ecdadımzın (atalarımızın) başarılarla dolu şanlı mazisini keşfetmek zorundayız. Bundan dolayı sürekli okumalı, araştırmalı ve her gün yepyeni bilgilerle kendimizi donatmalıyız. Hem böyle oldukça ve öğrendikçe daha nice yeni bilgilere karşı da merak ve heyecan hissedeceksiniz. Zaten sürekli okuyan ve öğrenme gayreti içinde olanların bilgi açlığı, hiç bitmez. Okuyamayanlar ise böyle bir açlığı hiç hissetmezler bile. Çünkü bilginin ve okumanın zevkini hiç tatmamıştır onlar.
160 syf.
Beni okutan hocamin yazmış olduğu bir kitaptı ve kitabında benim yazmış olduğum yazıya da yer vermişti . İleriye dönük hayatınızdaki yol gösterici kitaplardan biri .Özlendiniz hocam sizde
Şehrinaz Demirtaş
Şehrinaz Demirtaş Bilim Tarihine Adanan Ömür Kırk Derste Fuat Sezgin'i inceledi.
192 syf.
·10/10
Özgür olmadıktan sonra "Altın zincirlerim var." diyerek övünmek akıl karı mıdır? Günümüzün en modern, en sinsi ve en tehlikeli esareti nedir biliyor musunuz? Ellerin değil, "zihinlerin zincirlenmesi "dir.
176 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Çok samimi bir dille yazılmış olan bir kitap.Beğendim.Yazarın tanıtım kitabı şeklinde olmuş.Artık İstiklâl Marşı'nın manâsını tam olarak beynime kazıdım."Zannetme ki ecdadın asırlarca uyurdu;Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?"M.Akif ERSOY
Yılmaz Daşkıran
Yılmaz Daşkıran Bilim Tarihine Adanan Ömür Kırk Derste Fuat Sezgin'i inceledi.
192 syf.
·3 günde·8/10
Fuat sezgin hocayı tanımayanlar varsa bu kitabı hemen okumalarını tavsiye ederim. Müslümanların bilime katkısı yok diyenleri haksız çıkarmak için 50 yılı aşkın süre boyunca her gün, günde 18 saat çalışma yapmış ve müslümanların bilime katkılarını ispatlamış bir isim. Müslüman bilim insanlarının bilim'e yaptıkları katkıları göstermek için açtığı "İSLAM BİLİM VE TEKNOLOJİ TARİHİ MÜZESİ" Gülhane parkında hizmet vermektedir. Yolunuz düşerse uğramanızı tavsiye ederim. Fuat Sezgin hoca tabii ki 10 puanı hak eder ama kitabın yazarı sürekli kendi düşüncelerini fikirlerini yazdığı için ve kitabın içinde sürekli diğer kitaplarının reklamını yaptığı için 8 puan veriyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cumali Sever
Bir bahar günü doğdu insanların dünyasına. Hayat masal gibiydi sanki. Önce harfleri duydu, sonra hece hece konuştu. Derken koştu okula ve kitapların dünyasına kavuştu. Kollarını açmış kitapların sayfalarıyla kucaklaştı ve kitapların dünyasında buluştu aşkla, heyecanla, merakla…

‘Hangisi daha gerçekti acaba?’ diye zihninde sorular uçuştu. Hangisi daha samimi, hangisi daha kucaklayıcı? Kitapların mı yoksa insanların dünyası mı?

İnsanların dünyasına daldıkça zorlaştı hayat, kitapların dünyasına baktıkça kendisiyle ve gerçeklerle hesaplaştı, her engeli kitaplarla aştı.

Bir rüyası vardı: “Kitapların kanatlarında ve aydınlığında dünya, felaket rüyalarından uyanacak ve huzura kavuşacaktı.” Sonunda kararını verdi; “Kitapların dünyası, insanların dünyasına ışık verdikçe hayat güzelleşecekti.” O zaman gerçek dünyada, yani kitapların dünyasında kalmalıydı. Kitaplarla yaşamalı, her sorunu kitaplarla aşmalıydı. Kitaplar yaşadıkça kendisi de yaşayacak, kitaba adayacaktı kendisini.

Kendisini kitaplara adamayanların aldanacaklarını çok iyi biliyordu ve kitabın gücünü tüm yüreklilikle bütün dünyaya haykırmaya söz verdi. Bu inançla, bu gayeyle binlerce okuyucusu ile buluştu, seminerler düzenledi.

Beşinci kitabını yayına hazırlayan yazar, evli ve iki çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 21 okur okudu.
  • 1 okur okuyacak.