ruh evinin mültecisi,
üzerinde başkalarının ona biçtiği bir deri,
kendisinin sanıyor.
ve içeriden kuruyor,
en yumuşak kumaşlarla da sarsa kendini,
en göz alıcı boyaları da sürse,
göz kapaklarından derileri dökülüyor,
gözünün feri sönüyor,
içindeki kanama,
sedefli ojelerin renkleriyle durulmuyor,
kendin olmamanın,
kalbine sormamanın sakatlığı,
parlak ışıklarla, rujla, rimelle, şarapla, tapular ya da arabalarla, yanında var gibi duran ama aslında olmayan bir kocayla doymuyor...