David Bohm

Özel Görelilik Kuramı yazarı
Yazar
7.5/10
8 Kişi
55
Okunma
29
Beğeni
5,4bin
Görüntülenme

Hakkında

Teorik fizik, felsefe ve nöropsikoloji alanlarına katkıda bulunmuş bir kuantum mekaniği fizikçisidir. Bohm 1917'de ABD'nin Pennsylvania eyaletinde doğdu. Kaliforniya Üniversitesi'nde Robert Oppenheimer'in yanında fizik çalıştı. 1950 yılında yazdığı "Kuantum Teorisi" (Quantum Theory) isimli kitabı alanında bir klasik olarak kabul edilir. Çoğunluk tarafından kabul edilen kuantum fiziği yorumundan ayrılarak kuantum mekaniğine kendi yorumunu getirmiştir. Parçalardan ziyade bütüne önem veren bu görüşünü "Modern Fizikte Nedensellik ve Şans" (Causality and Chance in Modern Physics), "Bütünlük ve Saklı Düzen" (Wholeness and the Implicate Order), "Bölünmemiş Evren: Kuantum Teorisinin Ontolojik Bir Yorumu" (The Undivided Universe: An ontological interpretation of quantum theory) gibi kitaplarında detaylandırmıştır. Jiddu Krishnamurti ile birçok söyleşide bulunmuştur. 1992 yılında 74 yaşında Londra'da kalp krizi yüzünden ölmüştür.
Tam adı:
Dr. David Joseph Bohm
Ünvan:
Yazar
Doğum:
Wilkes-Barre, ABD, 20 Aralık 1917
Ölüm:
Londra, Birleşik Krallık, 27 Ekim 1992

Okurlar

29 okur beğendi.
55 okur okudu.
5 okur okuyor.
226 okur okuyacak.
2 okur yarım bıraktı.

Okur demografisi

Kadın% 43.1
Erkek% 56.9
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
Reklam

Alıntılar

Tümünü Gör
D: Gerçeklik hiçbir şeydir, bir şey değildir. Ama şimdi bu şeyin görülebileceği bir çeşit boşluk, hiçlik olması gerektiğini söylüyoruz. Çünkü görmek hakikattir, hakikat de bir şey değildir, hiçliktir.
DAVID BOHM: Geçtiğimiz gün sevgiyi ilişki içinde bir hareket olarak tartışıyorduk ama bu ilk başta gerçeklik alanıymış gibi görünürdü, ilişki o alanda olduğu için. KRISHNAMURTI: Evet, şimdi de o alandadır. Ama hiçlik tamamen farklı bir şeydir. Bundaki ilişkim zamanda ki, değişimdeki, bir aracı başka bir araca dönüştürmede ki bir harekettir. Bu ilişkinin bütünlüğünü gördüğümde, algılayan ve algılananın bir olduğunu, algılayanın olmadığını, sadece algılananın olduğunu gerçekten algıladığımda, bu o alanın bütünlüğünün sonudur. Sonra da sorarım: "Hepsi sonlandığında ilişki nedir?" Şöyle der, "Önce şunu yap, sonra cevap vereceğim." O Everest'e tırmanmıştır, bense tırmanmadım. Bana o tirmanışın güzelliğini anlatabilir ama ben hâlâ o vadideyimdir. Onun gördüğü manzaraya sahip olmanın hasretini duyarım. Arzu bu yöndedir. O anlatımdan doğan bir arzu, oraya çıkma eyleminin kendisinden değil. Tırmanmaya gittiğimde arzum yoktur, tırmanışta arzu yoktur. Ama onun anlattığı şeyleri elde etmeye çalışmakta arzu vardır.
Reklam
Reklam